İçeriğe geç

Zekanın Savaşı

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Zekanın Savaşı

Bölüm 4

4. Bölüm: Savaş Surunu Üfledi

※※※

Girdiği beton duvarlı odadan çıkarken dolabından aldığı beyaz bir maske takılıydı yüzünde. Adımlarını seri ve kendinden emin atıyor, yanından geçen herkesin bir kez dönüp kendisine bakmasını sağlıyordu. Başı dik, omuzları geride, alayla karışık sert bakışları göz ucuyla baktığı herkesi delip geçiyordu. İstediği kimliğe bürünmüştü nihayet. Nefretten doğan bir kişilikti onunkisi.

Asansörün kapıları açıldığı anda tüm gözler kendisine dönmüş, koridordaki herkesin kafası karışmış, tek bir soru peyda olmuştu zihinlerinde. Daha dün buradayken neden tekrar gelmişti Şapkacı? Yoksa kimilerinin endişeyle karışık korkusu kimilerininse iple çektiği an gelmiş, Şapkacı'nın Başkan'ın saltanatına son verme vakti gelip çatmış mıydı? Hayır ama yılan bakışlı Şapkacı sinsiydi, tıpkı yılan gibi. O hiçbir zaman doğrudan saldırmazdı, avının ayağına gelmesini bekler ve arkasını döndüğü anda sürekli belinde taşıdığı gümüş işlemeli hançerini çıkartarak öldürürdü, çıkmazdı karşısına. Ölümüne savaşmana izin vermezdi ya önümden çekil ya da öl derdi düşmanının boynuna bir hançer dayarken. O zaman neden gelmişti, son vermeyecekse Başkan'ın saltanatına? İşte herkesin aklına takılan kör düğüm buradaydı.

Aylin baktığı insanların gözlerinden anlıyordu zihinlerinde ustalıkla örülü birbirlerine bağlı yumakların karıştığını, dolandığını. Aldırmadı, attığı her adımının koridorda yankı yapmasına izin verdi. İzin verdi tekrar, gücünü görmesi için herkese. Soğuk, buz gibi zemine attığı yankılanan her adım bir uyarıydı, önünden çekilmelerini söyleyen bir bildiriydi.

Adımları onu danışmaya götürürken herkesin gözünün ucuyla da olsa kendisine baktığını hissediyordu ve bu keyif veriyordu. İnsanlara kendini görünür kılmak iyi hissettiriyordu ona sessizlikte gizlenmenin aksine.

"Neden çağrıldım?" diye sordu danışmadaki uzun boylu, kıvırcık saçlı, gri maskesinin göz yuvarlarından gözlerinin maviliği görünen kadına. Geldiği andan bu zamana dek endişeli olan, Başkan'ın saltanatına son vereceğini düşünenlerin içine su serpmişti Şapkacı'nın ağzından çıkan bu iki kelime. Ama aksini isteyenlerin yüzünde tekrardan sessiz bir matem peyda oldu aynı anda.

Danışman bakışlarını Şapkacıdan çekip bilgisayarına döndü ve birkaç şeye tıkladıktan sonra "Gizli, Başkan’dan öğrenmen gerek. Kendisi şu an odasında müsait." dedi. Danışman bakışlarını sert ve yenilmezmiş gibi tutmaya çalışıyordu lâkin herkes biliyordu ki Başkan bile Şapkacı’nın yıkılmazlığı karşısında okyanustaki bir su damlasından ibaretti. Aylin gerçek bu olmasa bile herkesi böyle olduğuna inandırmıştı ve gerçeği elinde bir kâğıt parçası gibi bükmüştü.

Aylin anladığını belli etmek için başını aşağı yukarı hafifçe salladı ve Vaveyladaki ikinci betondan odaya, Başkan’ın ofisine, doğru ilerledi. Artık insanların odağının kendisinde olmadığını, herkesin işleri ile uğraşmaya başladığını gördü. Ondan bekledikleri tek şey Başkan'ı tahtından indirip indirmeyeceğiydi ve yapmadığını da görünce tüm ilgileri ani tutuşan bir kıvılcımın sönmesi gibi yok olmuştu. Ancak kimse bilmiyordu ki Aylin zaten hiçbir zaman yapabilecek dahi olsa Başkan’ın konumuna dokunmayacaktı. Çünkü Başkan olmasına gerek yoktu Vaveylayı kontrol edebilmesi için. O zaten her bir saniye içten içe fethediyordu burayı.

Betondan odanın önüne geldiğinde kapıyı tıklattı, tahta kapıdan tok bir seda çıktı ve hemen ardından "Gelin" diyen bir ses odanın içerisinden duyulunca kapıyı açıp içeri girdi. Aylin'in Başkan'a doğru düzgün bir saygısı yoktu lâkin dikkatleri olabildiğince üstüne çekmemek için elinden geldiğince saygı göstermeye çalışıyordu.

Başkan her zamanki gibi gri masasının arkasındaki siyah koltuğuna oturmuş, elindeki dosyaları inceliyordu. Şapkacı'nın geldiğini görünce elindeki evrakları bırakıp başını Aylin ile göz kontağı kuracak şekilde kaldırdı ve "Hızlı geldin." dedi sanki kendisi insanı şoka sokacak bir mesaj iletmemiş gibi. Normalde Aylin’i çağırdığında mutlaka yer, zaman ve ne yapacağını bildiren uzun bir dosya gönderirlerdi. Ama bugün... Yalnızca yazdıkları tek şey “Gel”di. Haliyle meraklanmakta ve olabildiğince hızlı gelmekte gayet haklı olmalıydı.

“Çağırdınız, ben de geldim.” Odadaki gerilim elle tutulur haldeydi.

Başkan Aylin’e eliyle masasının önündeki karşılıklı iki koltuktan birine oturması için işaret etti. "Biliyorum."

Aylin bir koltuğa, bir de Başkan’a baktı ve gösterdiği yere oturdu. "Açıkçası ne için geldiğimi merak ediyorum, hele de daha geçen gün yeni bir görevi tamamlamışken."

Ancak Başkan sanki Şapkacı'yı duymuyormuş gibi sorusunu cevaplamadan çağrı düğmesine bastı. "Tüm Kuzgunlar odama gelsin." Anonsu o konuşmaya başladığı anda tüm Vaveylada yankı yaptı. Böylece herkes ofiste bir şeylerin döndüğünü ya da döneceğini anladı tıpkı Aylin gibi. Çünkü herkes Şapkacı’nın diğer Kuzgunlar’dan hoşlanmadığını biliyordu. Önemli bir şey olmasa Başkan tüm Kuzgunlar’ı bir araya getirmezdi ve bunu daha önce hiç yapmamıştı.

Başkan elini düğmeden çekip tekrar Aylin’e baktı. "Birazdan öğrenirsin." Aylin bir anlığına Başkan'ın simsiyah maskesinin ardındaki siyah gözlerinde bir ışığın parladığını gördü. Ya da sadece o öyle gördüğünü sandı. Anlamamıştı lâkin kendisini iyi bir şeyin beklemediğini karın beyaz olduğunu kesin olarak bildiği gibi biliyordu.

Birkaç dakika sonra içeri diğer üç Kuzgun girdi. Nota, Anlaşma ve Kılıç. Hepsinin yüzünde tıpkı Aylin'deki gibi beyaz maskeler vardı fakat maskenin arkasındaki gözleri ve yaşanmışlıkları farklıydı. Nota'nın karanlık bir okyanusu andıran mavinin bir tonu, Anlaşma'nın nahoş bir bal renginde ve Kılıç'ın bir adım sonrasını göremeyeceğin yoğun sis renginde gözleri vardı. Ama tek bir ortak noktada birleşiyorlardı. Üçü de Şapkacı’dan hazzetmiyordu.

İçeriye girdiklerinde Şapkacı’yı görmeleri bir anda gözlerine öfkenin yerleşmesine sebep oldu ve Nota dayanamayıp konuşmayı başlattı. “Neden çağrıldık?” Şapkacı’dan en çok o hoşlanmıyordu. Gerçi bu duygusunun tek yönlü olduğunu söylemek de zordu. Aylin de oldu olası en çok ondan nefret ediyordu. Her gördüğünde en azından dudağını patlatmamak için zor duruyordu.

Başkan sakince ayağa kalkıp masasının yanındaki tüm şehrin üç boyutlu bir şekilde tahtadan yapılmış birebir kopyasının olduğu haritanın arkasına geçti.

"Çünkü beraber bir göreve gideceksiniz." Bunu o kadar sakince ve olağan bir şeymiş gibi söylemişti ki Aylin kaşlarını çatmaktan kendini alamadı. Fakat maskeye şükürler olsun ki kimse bunu görmemişti. "Ne yani bu hainle beraber bir göreve mi gideceğiz?" diye çıkıştı Nota. Eh, Aylin de pek taraftarı olmamıştı bunun. Ancak ne olursa olsun Nota’nın söylediği Şapkacı'ya bir hakaretti ve bu Aylin için affedilemezdi. Kesinlikle saygısızlığa tahammülü yoktu.

Çabucak ayaklanıp Nota’nın karşısında dikildi. "Emin ol, seninle karşı safta savaşmayı çok isterdim." Sesi ürkütücü derecede kendinden emin ve mesafeli çıkmıştı. Oysa yalnızca fısıldamıştı ve bu bile odadaki havayı oldukça germişti.

Başkan gerilimi sonlandırmak için yapmacık bir öksürükle daha fazla gergin diyalog yaşanmadan çabucak araya girdi. "Sizden tartışmanızı değil, Zemheri'yi yok etmenizi istiyorum." Sözleri jilet gibi ütülenmiş takım elbisesi kadar keskin hatlara sahipti. Ne yapmalarını söyleyen oldukça net bir buyruktu. "Şimdi tartışmaya bir son verip beni dinleyin. Süveyda kendi lehine kullanabileceği önemli bir silahı temin etmek için bu gece harekete geçecek ve silahı en az yirmi Girift ve Zemheri koruyacak." Birkaç adımda ayakta duran dört Kuzgun’un yanına geldi. "Bu işi başarın, savaş bitmiş olacak." Başkan kesinlikle insanlarla nasıl konuşulacağını çok iyi biliyordu, sözleri duyan herkesi ikna edebilecek, inandırabilecek nitelikteydi ve onlar da herkes gibi inandı.

Tüm Kuzgunlar birbirlerine baktı, gözler kısa bir süreliğine de olsa kesişti. Ve o kısacık anda Vaveylanın amacına ulaşması, yaşadıkları bu dünyanın daha iyi bir yer olması için aralarında sessiz bir ateşkes ilan edildi. İmzalar mürekkebe gerek duyulmadan artık neredeyse yozlaşmış zihinlerine kazındı. Savaş bitmek için, Süveydanın askerlerini -Giriftleri- yok etmek için insanların ruhlarını çarpıtan ve asıl savaşın şimdi başladığını haber veren sur üflendi.

Her şey geri yazılmak için kapandı, her şey var olmak için tekrar silindi.

※※※

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.