İçeriğe geç

Zekanın Savaşı

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Zekanın Savaşı

Bölüm 3

3. Bölüm: Şapkacı

♪ fable - a now

※※※

Nihayet şehre varmıştı.

Her şey daha dün bıraktığı gibi aynıydı, hiçbir şey değişmemişti. Bazı mağazalar iyi planlanmış pazarlamama taktikleri sebebiyle tıklım tıklım doluyken bazıları da sinek avlıyor, yanından geçtiği araçlar sanki aynı günü bin defa yaşamış gibi bıkkın insanlar tarafından sürülüyor, kimi çocuklar uyku mahmuru ebeveynlerinin elinden tutmuş okula giderken kimileri de ebeveynlerinin aksine oldukça cıvıl cıvıl hoplaya zıplaya ilerliyordu. Ancak herkeste eşi benzeri görülmemiş bir telaş hâkimdi.

Aylin aracın içinin normalden daha sıcak olduğunu hissedip camı açtı ve içeriye hiç değişmeyen o soğuk havayla birlikte dışarının bitmek bilmeyen gürültüsü de doluştu. İç çekti. Gerçekten de çok sıkılmıştı. Araba sürmekten hiç hazzetmiyordu. Üstüne üstlük trafik de kilitlenmiş, öndeki arabalar gram ilerlemiyordu. Bıkkınlıkla direksiyona işaret parmağının tırnağı ile belli bir ritimde vurmaya başladı, giderek daha da hızlı vurdu. Tam bu sırada trafiğin bu durumunu fırsat bilen bir baba-kız arabasının önünden karşıya geçti. Küçük kız belli ki yeni okuma yazma öğreniyordu ve gördüğü bütün dükkanların tabelalarını babasına işaret edip bir şeyler söylüyor, hoplaya zıplaya ilerliyor ve çok mutlu gözüküyordu. Aylin kızın bu haline gülümsedi ama gülümsemesi buruktu. Kız okuma yazma öğrendikten sonra bu kadar da mutlu olamayacaktı bir daha. Çünkü hükümet okuma yazmayı ve belli birkaç temel bilgiyi öğrenmiş çocukları ailelerinden alıyor ve kendi “Doğru Amaç ve Sosyal Gelecek Okulları”nda eğitiyordu. Çocuklar o okulda ne yaşadıysa o renkli kişiliklerini kaybediyor, tek bir fabrikadan çıkmış eşyalarmışçasına kendi öz benliklerini yitiriyor ve bir daha da aileleri ile görüşmüyordu. Çünkü artık aileleri yalnızca hükümet oluyor, bağlılıklarını yalnızca hükümete sunuyorlardı.

Tüm bunları toplumun iyiliği için olduğunu söylese de gerçek aslında çok farklıydı. Hükümet, ülkeler arası çıkabilecek bir savaş için kendine yıllar sonra meyvesini verecek bir ordu oluşturuyor, üretiyordu.

Ancak hükümetin bu sistemini kıran bazı insanlar da elbette vardı. Onlardan biri de Aylin’di. Ailesinin serveti onu D.A.S.G.O’ya gitmekten kurtarmıştı. Bunun için ebeveynlerine ne kadar teşekkür etse azdı. Lâkin Aylin dışında hükümetin okuluna gitmemiş kimse yoktu. Sistemi kıranlar yalnızca çelik gibi iradeye ve mükemmel bir otokontrole sahipti ve bu sayede korunmuştu. Zihinlerini işgal etmeye çalışan tüm düşüncelerden olabildiğince uzak durmayı başarmış ve dünyanın aslında herkesin düşündüğünün aksine insanlığın yanında olmadığını öğrenmişlerdi. Tabii tüm bu farkındalık onları her özgür ve aklı selim insanın yapacağı gibi bir şeyleri değiştirmek için çaba sarf etmeye itmişti. İşte bundan dolayı oluşmuştu aslında Süveyda ve Vaveyla. Birbirlerine karşı olmalarının sebebiyse Süveydanın tıpkı mevcut hükümet gibi ancak yalnızca kendilerinin başında olduğu bir hükümet istemesiydi. Vaveylaysa tüm bu düzeni değiştirmek istiyordu. Kişileri değil, tüm sistemi.

Her şey hükümetten doğmuş, gelişmiş ve olgunlaşmıştı ve iki teşkilatta aslında hükümetin içinden çıkmıştı.

Trafik yeniden çözüldü ve Aylin Vaveylaya yaklaştığından çevrede boş bir otopark arayışına girdi. Fakat baktığı üç otopark da ağzına kadar doluydu. Çünkü bugün “Doğruluk Tiyatrosu ve Adalet Operası”nın ve “Vazıh Bayramı”nın ilk günüydü. Bayram bu gece, burada, başkentte başlıyor ve birbirini takip eden yedi gece boyunca da devam ediyordu. İlk gece bayramın başladığını bildiren boru üflenip etkinlikler başladıktan sonraki altı gündüz vaktinde tiyatro ve opera düzenleniyordu. Bayramın son gecesinde de eğer hükümete karşı gelen biri varsa hükümet binasının önünde halka açık bir şekilde idam ediliyor, yoksa hükümet lideri yetimhanelerdeki daha okuma yazma öğretilmemiş, D.A.S.G.O’ya gönderilmemiş, bir çocuğu özel olarak himayesi altına alıyordu. Bunu halka bir iyilik göstergesi olarak lanse etmeyi başarabilmişti ve Aylin bunu anlayamıyordu. Nasıl olur da insanlar gerçeği göremezdi? Nasıl olur da bu kadar kör olurlardı? Milyonlarca çocuğun çarptırılmış yobaz düşüncelere gömülmesine, inanmasına gözlerinin önünde nasıl izin verebiliyor ve içlerinden birinin tüm bağnaz düşüncelerin özellikle merkezi olmasına müsaade edebiliyorlardı?

Sakin kalmaya ve boş bir otopark bulmak için odaklanmaya çalıştı. Ancak bayramın ilk günü olmasından dolayı her yer tıka basa insan kaynıyor, telaşla koşuşturuyorlardı.

Aylin zor da olsa bir park yeri bulmayı başardı ve on dakikalık yürümeden sonra dikkat çekmeyecek bir yerde durdu. Önce araba sürerken indirdiği pelerininin kapüşonunu başına geçirdi, sonra da üzerine fötr şapkasını taktı ve köşeyi dönüp Vaveylanın merkez üssünün altında bulunduğu markete girdi. Burası beyaz ve koyu yeşil renkler ile döşenmiş, rafları kımızı renklerde olan her köşe başında bulabileceğiniz dükkanlara benziyordu. Fakat sadece benziyordu. Onlar gibi değildi. Normal bir market gibi sivillere satış yapsa da Vaveylaya gelir sağlıyor, yüzlerce metre altındaki Vaveylayı gizliyordu.

Aylin kendinden emin adımlarla müşterilerin arasından sıyrılıp depoya girdi. İçeride boyanma ihtiyacı duyulmamış gri beton duvarlar, bir asansör ve raflara dizilmeyi bekleyen çeşit çeşit renkli paketleri olan yiyecek ve içecekler vardı. Ürünlerin kolilerinden asansöre giden bir yol oluşturulmuştu.

Aylin yoldan geçip asansöre bindi ve asansördeki ekrana içeri girebilmek için olan şifreyi “43085**22*14780*97853*243568*0*09876” girdi, kurşun geçirmez çelikten kapılar kapandığında asansör aşağı indi.

Kapılar geri açıldığında tamamen siyahın tonlarında dekore edilmiş duvarları camdan olan bir sürü oda görüş alanına girdi. Ancak yalnızca sadece iki oda camdan değil, betondandı. Bunlardan biri Başkan’ın kendisine özel olan ve Aylin’in pek meymenetsiz bulduğu ofisi, diğeri de neredeyse asansörün dibinde bulunan ve kimlikleri belli olmasın diye maske ve ses değiştirme cihazlarını taktıkları tek kamerasız odaydı.

Aylin çabucak maske taktıkları odaya gitti. İçeride yalnızca gri, kurşun geçirmez ve az bir şeyin sığabileceği büyüklükte, her birinin üzerinde üyelerinin lâkaplarının yanında şifre girmek için paneller olan gri dolaplar vardı.

Aylin üzerinde Şapkacı yazan dolabı bulup açtı. Burada herkesin lâkabını Başkan vermişti kendisininki dışında. Çünkü Aylin’e adını halk ve düşman olduğu hükümet takmıştı. Öldürdüğü insanların başına yüzlerini kapatacak şekilde siyah bir fötr şapka, iki ellerini birleştirip karınlarının üzerine de canlı ancak solmaya yüz tutmuş bir gül bırakıyordu. İşte bu yüzden Aylin halkın ilgisini diğer herkese göre daha çok çekmiş ve Şapkacı olarak anılmaya başlanmıştı.

Gülün de şapkanın da onun için anlamı büyüktü.

Aylin, Şapkacı ile mükemmel bir düzen kurmuştu. Tek bir hareketi, tek bir davranışı her şeyin başına geçmesi için yeterliydi. Ama o, merkezden doğmuş sistemi yine merkezden çökertmek istiyordu.

※※※

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.