
※※※
Başkan’ın Vaveyla ve Süveyda arasındaki savaşın sona ermesinin bu göreve bağlı olduğunu söylemesinden sonra tüm Kuzgunlar aralarındaki kişisel sorunları bir kenara atmış ve planlarını oluşturmak için ofisteki tüm şehrin olduğu minyatür haritada kafa kafaya verip saatlerce düşünmüşlerdi. Arada bir Başkan ofisinden çıkıyor ve daha çok dosya ve evrakla geri dönüyordu. Bunlara rağmen kendilerini yüzde yüz zafere götürecek bir plan bulamamıştı daha kimse. Şapkacı dışında. Planlar onun için olası geleceğin üzerindeki teorilerdi ve kusursuz olamazdı. Boşluklar, her bir bireyin inisiyatifine bırakılması gereken delikler ve kişinin becerisine bağlı tümsekler olmalıydı. Bu yüzden onların aksine hiçbir zaman olamayacak kusursuz bir plan bulmak yerine insanları kendilerine sezdirmeden yönlendirebileceği bir plan bulmuştu.
Şapkacı bir savaşın içine girmişti ama yandaşlarına güvenmiyordu. Onlara siper olmak için önlerine geçtiği anda arkasından vuracak kadar kurnaz ama önceliklerinin duyguları olacak kadar da aptal olduklarını pekâlâ biliyordu. Bu yüzden kendi planını körü körüne anlatmayacak kadar bilinci yerindeydi.
Diğer Kuzgunlar’ın planlarının nasıl olması gerektiği hakkındaki tartışmalarını dinlerken sessizce oturup arkasına yaslandığı koltuktan kalktı, haritanın önüne geldi. “Verir misin?” Kılıç’ın elindeki uzun ince çubuğu işaret etti. Kılıç başını sallayarak çubuğu Aylin’e uzatıp masadan birkaç adım geri çekildi. Aylin Kılıç’ın bu hareketine başıyla teşekkür edip planını sakince ve bazı noktalarını atlayarak tüm Kuzgunlar’a ve Başkan’a anlattı. Planı basitti, karşı tarafın ihtimal veremeyeceği kadar basit. Ama işe yarar.
Aylin’in anlatması bittiğinde herkes bu plana hemfikir oldu ve yalnızca yarım saat sonra planın üzerine yapılan eklemelerle her şey tamamlandı. “Şimdi gidip biraz dinlenin, akşam saat yedide gecikmeden burada olmanızı bekliyorum.” Başkan’ın sesinde keskin ve buranın yöneticisinin kim olduğunu hatırlatan bir otorite seziliyordu. Aylin anladığını belli etmek adına hafifçe kafasını salladı ve başı dik bir şekilde odadan çıktı, arkasından da diğer Kuzgunlar geldi.
Saatin akşam yedi olmasına daha dokuz saat vardı. Aylin’ in eve gidip düşünmesi, doğru düzgün bir yemek yemesi, planını tekrar gözden geçirip hazırlanması gerekiyordu ki yol gidiş geliş toplamda dört saatini alacaktı ve tüm bunları yapabilmesi için beş saati kalacaktı. Ama her şeyden önce yapması gereken bir şey vardı. Kargalar’dan biriyle konuşmalıydı.
Görüşmesi gereken Karga’yı bulmak için aşağı kata inen merdivenlere yönelmişti ki arkasından birinin kolunu tutmasıyla olduğu yerde kaldı. Kimin onu tuttuğunu, buna cüret ettiğini, görebilmek için arkasına döndüğünde Nota’nın sert ve uyarıcı bakışlarıyla kesişti gözleri. “Sakın plana ters bir şey yapma, gözüm üzerinde.” Gözlerinden ve sesinden ölüm akıyordu Nota’nın. Ama Şapkacı’nın gözlerinde ölümden fazlası vardı şimdi. Saf, katıksız bir öfke ve onu yerin binlerce metre altına gömebilecekmiş gibi etrafa nefret ve uyarı saçan bakışları Nota’nın karanlık bir okyanusu andıran mavi gözlerine kilitlenmişti. Temastan hazzetmezdi. Yıllarca yalnız yaşamış birinden de daha azı beklenemezdi zaten.
“Sakın, bana dokunmaya cüret etme.” Sesinde insanı dehşete düşürecek tehlikeli bir dinginlik vardı bakışlarının aksine. Büyük tufanlardan önce olan sakinliğe bürünmüştü. Her yeri yutan, bir tek kendisi kalana dek önüne geleni yerle bir eden tufan.
Nota’nın hâlâ kolunu tutan eline bakıp diğer elinin tersiyle iterek kolunu kurtardı. Nota da kendisinin sınırları zorladığını biliyordu bu yüzden Aylin’in elini tutup küstahça indirmesine ses etmeden ama özür de dilemeden Şapkacı’nın merdivenlerden aşağı inmesine göz yumdu.
Nota Şapkacı’nın varlığına dahi tahammül edemiyorken onun sürekli ego dolu gözlerine bakmaya katlanamıyor, onu olduğu yere gömmemek için iradesinin sınırlarını zorluyordu. “O sinir bozucu yeşil gözlerini oyup kendisini de yerin binlerce kat altına gömesim geliyor.” diyerek nefes verdi.
“Sen de biliyorsun ki yaptığın saçma bir hareketten fazlası değildi.” Yanında sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi duran Anlaşma her zamanki gibi olaya objektif bakıyordu. Bazen Anlaşma’nın Şapkacı’nın tarafında olup olmadığını bile düşünmüyor değildi Nota lakin böyle bir şeyin olması olanaksızdı. Tam ağzını açıp kendini savunacakken Kılıç sözünü kesti. “Şimdi tartışmanın sırası değil, Başkan bizimle tekrardan bir plan kuracak. Şapkacı olmadan. Kargalar isyan çıkarmadan onu Vaveyladan atmak için.”
Kılıç’ın bu son söylediği Nota’nın yüzünü güldürmeye yetmişti bile. Anlaşma’nın yüzündeyse hiçbir şey okunmuyor sadece bunun Vaveylaya ne gibi bir soruna mâl olacağını ya da bir soruna yol açıp açmayacağını ölçmeye çalışıyor gibiydi.
Nota’nın anında değişen duyguları sesine de yansımış, bir bülbül gibi şakıyordu. “Ne duruyoruz o zaman?” Nota mutluluk ve yarı küstahlıkla Başkan’ın beton duvarlı ofisinin kapısını tıklattı ve birkaç saniye sonra mat siyah renkteki kapının ardından gelen boğuk sesi duydu. “Girin.” Kapıyı açıp içeri girerken aklında binlerce Şapkacı’yı Vaveyladan atma ya da öldürme planı geçiyordu bile. Ama o çoktan en iyisini seçmiş, Başkan’a nasıl anlatacağını düşünme aşamasına gelmişti.
Sonunda, ne zamandır beklediği an gelip çatmıştı. Şapkacı Üç Gölge’nin elinde ölecekti. Başkan buna izin verecek, otoritesini her geçen saniye sarsan Şapkacı’nın yok oluşunu keyifle izleyecekti.
Diğer Kuzgunlar konuşa dursun Aylin çoktan merdivenleri inmiş, görüşmesi gereken Karga’yı -Dolunay’ı- bulmuş, Vaveylanın kamera olmayan iki odasından birine, maske ve ses değiştirme cihazı taktıkları odanın arka tarafına, odaya girenlerin göremeyeceği, dolapların arkasındaki boşluğa çağırmış ve şu an ofisteki Kılıç, Nota, Anlaşma ve Başkan’ın kendisini ortadan kaldırmak için yaptıkları planı birkaç dakika önce ofisteyken oturduğu koltuğun arasına görünmeyecek şekilde sıkıştırdığı fındık büyüklüğündeki telsiz sayesinde duyuyorlardı. Her şeyi. Kendisini yok etmek için kurmaya uğraştıkları planı yaparken ki anlaşmazlıklarını...
İkisi de tüm plan kurulana kadar sessizce dinlediler kulaklarına takılı kulaklıkla. En sonunda “Duydun?” dedi Aylin. Konuşulanlardan pek etkilenmiş durmuyordu sesi. Dahası bunu bekliyormuş gibiydi. “Onlara inanmaman gerektiğini zaten biliyordun şimdi eminsin. Diğerlerini de ikna et, sana inanacaklardır. Ancak her şeyden önemlisi ne olursa olsun nereden duyarsanız duyun öldüğüme inanmayın.”
Dolunay gri maskesinin takılı olduğu başını onaylar biçimde sallarken Aylin bir anlık durup birazdan söyleyeceklerinin kulağa nasıl geleceklerini kafasında tarttı. “Yakalandığımı, Süveydaya esir düştüğümü söyleyecekler, özellikle buna... Buna inanmayın. Ortadan kaybolduğumda güç toplayıp Vaveylayı Başkan’ın ellerinden almaya çalışacağım. O zamana dek isyanlar çıkarın, olabildiğince Vaveylayı kontrolünüz altında tutun. Şimdi gitmem gerek, Başkan ve diğer Kuzgunlar birazdan ofisten çıkar, buralarda dolandığımı görmemeliler.” Tam gidecekken durdu, Dolunay’ın aklından geçenleri anlamış gibi “Ve ayrıca hayır, Başkan’ı hiçbir zaman doğrudan yenecek kadar bana inanan Karga toplayamadım. Ayrıca biliyorsun ben asla açıkça saldırmam, arkadan vururum. Şu an da Başkan’a ve kendilerine Üç Gölge diyen Kuzgun müsveddelerine aynı şeyi yapacağım.”
Dolunay neden Şapkacı’nın doğrudan Başkan’a saldırmadığını ve bir sürü plan yaptığını başta anlamamıştı. Lakin şimdi zihninde her şey yerine oturmuştu. Şapkacı’ya aklındaki soru işaretlerini giderdiği için teşekkür etti. Bu teşekkür yaptığı her şey içindi. Çünkü Vaveylanın Şapkacı’ya ihtiyacı vardı ve belki de o olmasa her şey birbirine girer, düğümlere bölünürdü.
Dolunay’ın teşekkürü ile Aylin Kuzgunlar’ın kendilerine çok güvendiğini bir kez daha fark etti. Bir teşekkürü bile kendileri dışındakilere çok görüyorlardı. Bu yüzden onları kendilerine olan güvenlerinden vuracaktı. Şapkacı’yı yenecek kadar iyi olduklarını düşündürecekti onlara.
Teşekkür üzerine başıyla karşısındaki Karga’yı selamladı, dolabın arkasından çıkıp Vaveylanın asansörüne bindi. Yüzünde, asla durduramadığı bir gülümseme vardı ve bunun nedeni kimsenin daha neler yapabileceğini bilememesindendi. Kendisi de bilmiyordu çünkü.
Demek kendisini ortadan kaldırıp Kargalar’ın kontrolünü ellerine almayı planlıyorlardı. Ne yani kendisini bu kadar önemli bir göreve Başkan’ın atayacağını ve bu görevi diğer üç Kuzgun’un onunla barış içinde yapacağına inanmasını mı bekliyorlardı? Aylin kahkaha attı. Hayır, kesinlikle sandıkları kadar aptal değildi ve bunu onlara gösterecekti. Kendi planıyla.
Bu zamana kadar yaptığı hiçbir planı bu kadar mükemmel olmamıştı. Daha önce hiçbir planı mükemmeli geçememişti. Ama şimdi... Mükemmelliği ayaklarının altında eziyordu.
※※※