İçeriğe geç

Zehr-i Sermest

Bölüm 7 · 11 dk okuma

Zehr-i Sermest

Bölüm 7

KORKULAR

Selam millet ben geldim..:D

bölüm sonu görüşürüz, Kızıl kaçar..:XP

********

*******

İnsan çocukken iki korkuya sahiptir. Yükseklik korkusu ve yüksek ses korkusu. Bu korkular zamanla yaşayarak evrilir ve daha farklı korkulara dönüşürdü. Yine de temelinde olan bu iki korku diğerleriyle harmanlanırdı.

Peki insanlardan korkmaya ne vakit başlanırdı? İlk korktuğunuz insan kimdi? Bu sorunun cevabı bazen ebeveyn olarak, bazen mahallede ki bir abi ya da kavga ettiğiniz bir kız olarak değişebilirdi. Ancak mutlak korku adrenalini körükler ve sürekli evrilirdi. Düşünemez olurdunuz. Tıpkı Enes gibi. O da düşünemiyordu. Uyuyamıyordu. Korku damarlarında ince ince gezinirken ne yapacağını bilemez bir hali vardı. Devrim'in kendisine bakışını bir türlü unutamıyordu. Oyuncağını kaybetmiş ve geri isteyen bir çocuk gibiydi. İçince çok normal davranmadığını biliyordu lakin kendini kaybetmiş gibi de değildi. Sadece farklı birine dönüşüyordu. Tanımadığı. Yabancı birine. Olur da şimdi gitse, dediği gibi gelir miydi gerçekten?

Yok. Hayır. Blörf yapıyordu. Tamam gözü karaydı ama o kadar taşaklı olamazdı. Evlilikti bu çocuk oyuncağı değildi.

"Sana diyorum." Dedi Güven.

"He,?" Derken başını çevirdi.

"Oğlum uçtun gittin yine ya. Sende mi aşık oldun?" Diyerek ekmeğiyle yumurtasından koca bir parçayı ağzına attığında, neredeyse kaşlarını çatacaktı Enes.

"Günaydın."

Devrim'in Kahvaltı masasına yaklaştığını hissediyordu. Herkes masadaydı. Gelmeyen birkaç kişiden biri de oydu ve nihayet gelebilmişti.

Enes, Güven'e eğilerek:

"Gevşek gevşek konuşma lan." Diye azarlayınca, diğeri gülmeye devam etti.

"Doğru. Bir yıla bir damat kafi. Dimi Demir abi." Diye söylenirken Demir de gülümsedi.

"Annem inmedi mi?" Diye sorduğunda Devrim,

"Biraz rahatsızmış sonra yiyeceğini söyledi" Dedi Demir.

Başını sallarken karşıya baktı:"Ne oluyor?" Diye sorarken Enes'in karşısında ki sandalyeye oturdu.

"Enes pek bir dalgın bu sabah, geceden beri sallanıp duruyor. Evleneceğin çok dokundu herhalde." Diye boş boğazlık yaparken bile keyfi yerindeydi Güven'İn, onun bu beş yaşında çocuk hallerine alışık olsa da Enes, şuanda ensesine bir tane patlatmamak için kendini zor tutuyordu. Gülümsedi Devrim.

"Bende uyuyamadım." Dedi çayını alırken. Bir an belli belirsiz Devrim'e baktı ama tekrar tabağına döndü Enes.

"Sen neden uyumadın?" Diye sordu Demir başını çevirirken.

"Heyecan mı yaptın damat bey?" Derken tek kaşını kaldırdı Güven.

"Yok değil." Diyerek çayından bir yudum aldığında, sofradakiler ona baktılar, bir tek Enes bakmadı yüzüne.

"Canını ne sıktı canımın parçası?" Dedi teyzesi solundan, sabahtan beri Enes ve Güven'i soru yağmuruna tutmuştu.

Derin bir nefes aldı Devrim. Tek kaşını kaldırırken başını sallayarak sağa eğdi. "Sivriler teyzem. Sivriler okudu canımı."

"Meraklanma, bugün onlar döker kanı yarın sen." Diyerek gülümsedi kadın ama tuhaf bir soğukluk taşıyordu sözleri.

Sessizdi Devrim. Bakışlarını sabitlemiş boş boş bakıyordu.

"Ha" Dedi tekrar. "Bugün gelin tarafı gelecek. Bir yere kaybolma sakın. "

Kendine gelmiş gibi başını kaldırıp :"Bugün işim var." Dedi birden.

"Ne işiymiş bu? Halit ağa gelecek. Bundan daha önemli ne işin olur?"

"İşim var dedim teyze." Derken ifadesi sertleşti. "Akşam geç kalmam."

Kadının canı sıkılmış gibi tek kaşını kaldırarak: "Demir sen..." Diyecekken,

"Demir de gelecek." Diyerek teyzesinin sözlerini ağzına tıktı. Demir tek kaşını kaldırırken yüzüne baktı ama ifadesiz bir suratla devam etti Devrim. "Ya da isterse gelmesin, o zaman erken gelebileceğimin garantisini veremem."

Öfkeyle:"Nasıl biliyorsan öyle yap." Dedi kadın ve birden masadan kalktı. Güven ve Enes şaşkın bir ifadeyle öylece kaldılar. Ortam biranda gerilip soğumuştu. Devrim ise yemeğine başlarken kimseye bakmadı.

Devrim'in insanları umursamayan bir yapısı olduğunu biliyordu Enes ama bu biraz fazla değil miydi? Bazen oldukça korkutucu oluyordu ve yapısı buna zaten müsaitti. Ekstra bir şey yapması bile gerekmiyordu.

"Bu kadar Mühim olan işiniz nedir Devrim bey? Zatıaliniz söylese de bizde bilsek." Dedi gönderme yaparken ağabisi. Başını kaldırıp kısa bir an Demir'e baktı kardeşi:

"Arkadaşlarımı gezdireceğim." Dediğinde sıra dışı hiç bir şey söylememiş gibi rahattı ama karşılarında ki gençlerin ağızları açıkta kaldı.

"Yok artık." Dedi Enes şaşkın bir halde. "Biz senin işlerini aksatmaya gelmedik oğlum. Hazırlık yapman gerek senin. Hem çarşıya ineceğiz biz zaten."

"Aynen kanka böyle bir şey yapma sakın, bizi vuracak gibi bakıyorlar." Diye mırıldandı Güven.

"Kahvaltınız bitti mi?" Dedi Devrim hiç duymamış gibi. Demir ters ters baksa da konuşmadı. "İyi. Hazırlanın ben arabada bekliyorum."

Bir şey söylemeden kalkarken o, şaşkın bir vaziyette arkasından baka kaldılar, kızgın bir ifadeyle boş boş bakarken Enes ne diyeceğini bilemedi. Resmen emrivaki yapıyordu ve niyetini hiç sevmemişti. Etrafındakilerin bakışları da hissizleşerek donuklaştığında, daha fazla masada oturamayacağını anladı ve birden kalkarak Devrim'İn peşinden gitti. Bahçe kapısının çıkışında arabanın önünde durmuş sigara yakacakken Devrim, hızla kolundan tutup kendine çekti onu Enes.

"Ne yapıyorsun sen?" Dedi öfkeli bir tonda.

Biran yüzüne baktı ama sonra umursamaz bi ifadeyle elini siper edip sigarasını yakarak İçine derin bir nefes alıp verdi ve gözlerini kısarak bakışlarını tekrar yüzüne çevirdi.

"Hazır mısın?"

"Devrim dedim." Dedi dişlerinin arasından. "Dalgamı geçiyorsun? Akşam misafirlerin gelecek senin derdin gezmek mi lan? Hem sen sigaraya ne zaman başladın?"

"Gezdiriyorum işte seni, teşekkür etmen gerek hiç kıymet bilmiyorsun." Derken sigarasını dudaklarının arasına sıkıştırdığında, hızla sigarayı alıp attı Enes ve ters ters yüzüne baktı Devrim.

"Kendini yeteri kadar zehirledin bence ve yeterince saçmaladın abi. İçeri gir ve ailene sorun çıkarma."

"Yoksa..." Dedi tek kaşını kaldırırken.

"Devrim yapma. Beni zor durumda bırakma lan. Ne beni, ne kendini. Resmen iş bozucu gibi görünüyoruz millete, buraya bizi gezdir diye gelmedik."

"Ben istemeden kimse hiçbir şeyi sorgulayamaz rahat ol sen. Arabaya bin." Diyerek kapıyı açtı.

"Devrim." Diyerek kapatmak istese de yapamayınca Enes. Onun kolundan tutup kendine çekti Devrim.

"Ya şimdi güzel güzel binersin. Yada andolsun zorla bindirir götürürüm seni buradan." Kalbi korkuyla atarken biran nefes alamadı Enes.

Kocaman gözlerle:"Delirmişsin sen." Dedi onun keskin gözlerine bakarken. Biran duraksayıp hızla arabaya binerken jeepin kapısını kapatarak şoför koltuğuna geçti Devrim. Kemerini takarken dikiz aynasını Enes'i görecek şekilde ayarladı. O arkadan ters ters yüzüne bakarken Devrim tek kelime etmedi. Sadece usul usul yüzünü izledi. Kaşlarını çatarken: "İnsanlar arkandan konuşacak, ailen mahcup olacak..." Dedi son bir diretmeyle Enes.

"Şu hayatta hakkında konuşulmasından daha kötü ne var biliyor musun?" Diye sordu Devrim. "Hakkında hiç konuşulmaması." Dedi. "Senden hiç bahsedilmemesi, sen yokmuşsun gibi, bir hayaletmişsin gibi... İhtiyacın olan birinin dilinden adının duyulmaması ne demek bilir misin? Yaşadın mı hiç Enes?"

Öylece kaldı Enes. Ne söylese bilemediği bir anda hızla arabanın kapısı açıldı ve Güven pat diye arabaya attı kendini, çok geçmeden Demir de arabaya binince hızla yola koyuldular.

"Devrim'in emrivakisinin kusuruna bakmayın." Dedi Demir. Bu duruma alışık bir hal içinde.

"Devrim okulda da böyleydi Demir abi, demek ki ergenlik sonrası sendromu değil bu." Diye gülümserken Güven, Devrim de gülümsedi:"Atlatamayanlar oluyormuş." Diyerek konuşurken cık cıkladı.

Gülümsemeye devam ederken Enes'İn düşmüş yüzüne baktı Güven:"Siz küstünüz mü yine?" Diye sorduğunda, dik oturdu Enes.

"Yo, nereden çıktı şimdi bu."

"Ne bileyim, bugün birbirinize selam bile vermediniz. Atışmıyorsunuz da."

"Onu siz gelmeden yaptık" Dedi Devrim. "Yolda giderken araya engel olmasın dedik. Hem o istese de küsemez bana zaten." Derken göz kırptığında, Enes neredeyse göz devirecekti.

"Niye küsemezmiş tek dayanağı sen misin?" Diye sorarken Demir, başını arkaya çevirip Enes'e bakarak gülümsedi.

"Tabi benim." Dedi çekinmeden diğeri.

"Ya evet gün ışığım. Devrim yokken nasıl yaşamışım hala bilmiyorum. Mucize."

"Bak demiştim." Diye gülümsediğinde o. Demir de güneş gözlüklerini takarak yaslandı. "Nereye gidiyoruz?"

"Rumkaleye."

"Kanka. Yoksa bekarlığa veda partisini erkene mi aldın?" Diye sorarken Güven.

"Sen iste kardeşim." Dedi Devrim.

"Ayıp olur yengeye kardeşim." Diye üstüne bastırdığında Enes. Onun ters bakışlarına gülümsedi Diğeri.

"Merak etme. Ellerim sevdiğime değer ancak." Dediğinde, Güven den uzun bir onay aldı Devrim. Enes başını çevirmekle yetindi. Bu kendisini hem kızdırmış, hem de rahatsız etmişti. Sebebini bilmiyordu. Kendisine söylememişti ya. Birden gece söyledikleri geldi aklına ve göğsüne bir sancı oturdu. İçi acıyordu. Ne ara bu hale gelmişlerdi? Ne ara içine bu kadar dert etmişti Devrim. Üzülmüyor değildi. Düşündükçe içi yanıyordu. Sözleri korkutuyordu. Ne yapacağını bilememek bu olsa gerekti. Uzanıp teyibi açtığında Devrim, Sezen Aksu'nun şarkısı yankılandı arabada.

Yürüyoruz ateşe hep bir heves

Dönülür mü başa bembeyaz

Sineye çekilen yangınlardan

Bir avuç kül, biraz alaz

Sineye çekilen yangınlardan

Bir avuç kül, biraz alaz

Derin bir nefes aldı Enes, gözlerini kaparken dudaklarını yaladı. Düşünmek istemiyordu ancak bu müzik hiç yardımcı olmuyordu. Zira bu dün geceyi hatırlatıyordu. Dün gece Devrim'in söylediği şarkıydı.

Halimiz darmaduman

Sırrını gel çöz

Sönmeyiz de ah inceden

Tüter oluruz köz.

O vakit açtı gözlerini, Devrim'in kendisini izlediğini fark ettiğinde irkildi. Bu kaçamak bakışlardan kurtulmak istiyordu. Biri fark ederse ne derdi? Ne yapardı bilmiyordu? Lakin bu adamın korkusu yoktu. Görmüyordu Devrim, Onun yerine de korkuyordu Enes. Onun içinde utanıyordu. Gözlerini kapatıp geriye yaslandı. Gidene kadar hiç bir şey duymak istemiyordu.

Yaklaşık bir saat içinde Fırat'ın Kadim bekçisi Rum kaleye gelmişlerdi. Bu yarım ada anlatılanlardan daha güzel görünüyordu. Güven biranda çocuk gibi makinesine sarılarak heyecanla dışarı atladığında gülümsedi Demir.

"Yerinde Duramıyor." Diye mırıldanırken arkalarından bağırdı Güven.

"Abi burası efsane ya. Durmasanıza hadi."

Enes gülümserken Devrim yanına geldi. Demir gözlüklerini takarak usul usul ilerlediğinde hızla kendileri için hazırlatılmış teknelere binerek kaleye doğru yol aldılar. Güven su sarnıçlarına bakarken fotoğraf çekmek için biraz daha eğildiğinde ayağı kaydı ama o an Demir hızla yakasından kavradı. Enes, korku dolu bir ifadeyle kızarak yanına gelirken:

"Oğlum rahat dur, eşek cennetine gidecektin az kalsın. Ödümü kopardın lan." Diye söylendiğinde o kocaman gülümsedi.

"Abi acayip bir manzara çektim..." Diye makineye baktığında şaşkın bakışlar üzerindeydi. Birden hoşnutsuz bir ifadeyle hayıflandı. "Yaa, " Deyip kızgın bir bakış attı Demir'e: "Fotoğraf oynamış ya. Flu olmuş." Dediğinde o, tek kaşını kaldırdı Demir:

"Tutmasaydım sen flu olacaktın. Şükret fotoğraf olmuş." Diyerek gülümsedi. Güven hırsla tekrar fotoğraf çekmeye daldığında, diğerleri etrafa bakıyordu. "Siz devam edin. Ben başındayım." Deyince Demir, mırıldandı Güven.

"Ayıp ettin şimdi abi çocuk muyuz biz."

Enes gözlerini devirirken diğer tarafa yürümeye başladı. Burası için medeniyetlerin beşiği derken az söylemişlerdi. Sahi memleketin her karışı böyle güzeldi. Her birinin atmosferi güzeldi. Fakat buranın tuhaf bir melankolik havası vardı. İlerde ki kuyuya gözleri takıldı Enes'İn.

"Bir zamanlar Rum Kale Beyi'nin Nergis adında bir oğlu varmış." Dedi arkasında ki tanıdık ses: "Rum Kalesi'ndeki sekiz metrelik kuyuda sürekli kendini seyreden Nergis, kendi yansımasına her bakışında görüntüsünü daha çok beğenir olmuş. Günlerden bir gün yine kendini seyretmek için suya eğildiğinde Fırat'ın soğuk sularında kaybolmuş."

Başını çevirdiğinde Devrim'e baktı Enes. Yüzünü izlerken Devrim, konuşmadı diğeri. Ardından gözlerini kaçırdı. Bir iki adım daha gelip tam arkasına geçti Devrim ve omuzuna kadar eğilerek kulağına fısıldadı: "Nergis'in tam kaybolduğu noktada, o güne dek kimselerin görmediği güzellikte bir çiçek açmış..." Dedi. "Ve adına da nergis demişler."

Devrim'in sıcak nefesi ensesine vururken gözlerini kıstı Enes. Başını biraz kaldırıp kısacık mesafeyi kapatırken Devrim, saçlarının arasına sürtündü burnu ve ondan derin bir nefes alırken, titreyerek hızla başını çevirdi Enes.

"Anladım evet güzel hikâye." Diyerek yüzüne bakmadan yanından geçmek istedi ama kolundan tuttu Devrim.

"Ne zamandır merak ediyordum." Dedi. "Artık biliyorum. Gözlerin. Gözlerin tıpkı o nergise benziyor."

Onu izlerken daha fazla yaklaşmasına izin vermeden dişlerini sıkarken mırıldandı Enes: "Yapma..." Dedi ve hızla bakışlarını kaçırıp giderken öylece bekledi Devrim. Gözleri usul usul bıraktığı boşluğu izledi. Kanının kaynadığını hissediyordu ama vücudunda bir ağırlık vardı. Gözlerine keskin bir bakış yerleştiğinde telefonun sesini ancak duyabildi.

Başını çevirdiğinde Güven, Enes yanına gelmişti. "Kanka Devrim'i kim çıldırttı?" Diye sorunca, başını çevirdi Enes. Devrim telefonla konuşurken öyle korkutucu görünüyordu ki, biri karşısına çıksa ortadan ikiye bölebilirmiş gibiydi. Demir onu gördüğünde yanağının içini kemirdi ve boş gözlerle yüzüne baktı.

"Karaya çıkalım." Diye mırıldanırken, diğerleri de emre uyup feribota geçtiler. Demir, Devrim'le konuşurken bu kez o da sinirli görünüyordu. Sebebinin ne olduğunu anlayamadı Enes, tartışmanın yolunu bulamayan iki kardeş de çok geçmeden uzun adımlarla feribota bindiler. Kimsenin yüzüne bakmadı Devrim lakin şuan patlamaya hazır bir barut gibi görünüyordu. Sormak istedi Enes fakat ne diyeceğini bilemedi. Demir'e baktı ama o da öyleydi.

Çok geçmeden indiklerinde Halfeti ye geçmişlerdi. Demir ve Devrim araca binmeden Demir gençlere döndü.

"Bizim küçük bir işimiz çıktı. Burada Haydar abi'nin mekanı var. Oraya gidelim. Biz gelene kadar siz de dinlenir etrafı dolaşırsınız."

Rica, istek yada soru değildi bu. Bu ton, emirdi.

"Bir şey mi oldu Demir abi, Devrim neden o kadar sinirli?" Diye sordu Güven.

"Sorun yok. önemli değil."

"Önemli." Diye ısrar etti Enes: "Devrim ne zaman o kadar sinirlense olaylar hiç de iyiye gitmiyor. Yardım edebileceğimiz bir şey var mı?" Diye sorarken ciddiydi.

"Meraklanacağınız bir durum yok. Hem yanında ben varım. Aptalca bir şey yapmasına izin verir miyim? Hadi gelin." Derken tekrar bakmadı onlara ama endişeliydi Enes. Biranda kaşlarını çatarak Devrim'in penceresine geldi.

"Devrim. Ne oldu?" Dedi. Ama şuanda o, şaşırtıcı biçimde sakin görünüyordu. Başını çevirip boş boş Enes'e baktı.

"Küçük bir işimiz var. Akşam geliriz."

"Beni çıldırtma Devrim. Belli bir şey olmuş, söylesene oğlum ne oldu? Geleyim." Dedi meraklı gözlerle.

Yüzüne bakarken küçük bir tebessüm etti Devrim. Kızgın gözlerle yüzüne bakan Enes'e eğildi: "Geldin zaten. Bu şehre, benim şehrime, bana."

Nefes alışlarının zorlaştığını hissettiğinde hızla nefes alıp vermeye başladı Enes. Bağırıp vurmak istiyordu ona. Dudaklarını açıp kapatırken ne diyeceğini bilemedi. "Devrim." Diye tısladı birden: "Bunu bir adama söyleyeceğim aklımın ucundan geçmezdi ama bil. Benden sana ne yar, ne eş olur. At kafandan anladın mı? Benden sana ancak arkadaş olur. Yapma. Onu da kaybetme." Dedi sonunda.

Kaşlarını çattı önce Devrim ve: "Ben kaybetmem." Dedi hiç beklemeden.

Ardından bağırırken Güven, dişlerini sıkarak hızla elleriyle kendini arabadan itti Enes. Ters ters bakarken yürümeye devam etti. İnsanlar değişebilir miydi sahiden? Kim bilir belki kişinin içinde ki o kimsenin bilmediği benlik dışarı çıktığında değiştiği sanılırdı. O benliği görememiş miydi Enes? Bu korkutucu değil de neydi? Bu tehlikeli değil miydi? Öyleydi. Bu yabancı his sahiden tehlikeliydi...

Yorum ve beğenilerinizi eksik etmeyin efenim, gelecek bölüm görüşürüz..;)

Gidelim Kızıl..:P

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.