Selam millet ben geldim.. neaaaaber..:XD bu bölüm fazlaca şiddet içerir ona göre okuyun..:D paylaştığım müziklerle okuyabilirsiniz.. bölüm sonu görüşürüz..
*********
Başta anlayamadı. Anlaması çok zaman aldı. Belki bu yüzden bu haldeydi. Kadere inanmazdı Devrim. İnsan kendi kaderini kendi yazardı ona göre. Bir insan doğruyu ve yanlışı kendi seçebiliyorsa eğer başına geleceklerden de yakınmamalıydı onun nazarında. Yaptıklarından ya da yapmadıklarından zira kişi kendi sorumluydu yaşadıklarından.
Kaderim buymuş kelimesinden bu yüzden nefret ederdi. Sana seçenekler sunuluyorsa hayatta, yapacağın her işin doğru ya da yanlış olduğunu algılayabilecek kapasitedeysen, başına gelenler de kişinin sebep olduğu sorunların sonucuydu. Bir başka şeye bahane üretmek acınası bir çırpınıştan başka bir şey değildi ona göre.
Demir kendisi gibi değildi ama. Kaderciydi o. Kadere inanırdı. Belki inançlarıyla belki memleketinden ötürü bilmiyordu Devrim. Acımasızlık konusu ise apayrı bir durumdu. Biri dışardan baksa, hak edeni cezalandırırken Devrim'i bir şeytan, Demir'i ise bir aziz sayabilirdi. Demir için aziz demek ne denli doğru kalırdı bilinmez. Zira Devrim gibi olmasa da onunda kendine özgü taktikleri vardı. İnanç taşıyanlar Devrim'in nazarında birini cezalandırırken daha korkutucu olabiliyorlardı. Bunu tanrı adına yaptıklarını söylerken bile gözlerinde şeytanın kıvılcımlarının göründüğüne bahse girerdi Devrim.
Bu sebeple günümüz inananlarının ne kadar ya da neye inandıkları tartışılırdı ona göre.
Arabayı sağa çektiğinde önce Demir çıktı dışarı. Etrafına bakarken küçük bir meltem bile esmedi. Neredeyse çorak bir araziyi andırıyordu durdukları yer. Cehennem kadar sıcaktı. Sol tarafında ise bir depo duruyordu. Deponun önünde takım elbiseli iki adam vardı. Demir'i gördüklerinde Devrim de dışarı çıktı.
Devrim ve Demir onlara yaklaşırken ikisi de önünü ilikledi.
"İçerdeler abi." Dedi uzun boylusu. İçeri girerken tek kelime etmedi gençler. Depoya girdiklerinde Demir varillerden birine yaslanırken bir dal sigara yaktı. Devrim ise usul usul yaklaşıyordu. Karşılarında iki adam, bir kadın vardı. Adamlar yüzleri gözleri yedikleri dayaktan kan içinde kalmıştı. Bir iki adım daha yaklaşırken öndeki hiç durmadan küfrediyordu. O her küfrettiğin de ağzındaki birikmiş kanlar çenesinden akıyordu. Diğer sıska adam dua ederken gözlerini açmıyordu. Kadınsa köşede dizlerini kendine çekmiş elleriyle başını kapatıyordu. Devrim tepesinde dikilirken bir ölüm meleği gibiydi neredeyse.
"Hanginizdi?" Diye sordu. "On milyonluk malı hanginiz sakladı?"
"Abi allah belamı versin ben..."
O sözünü bitiremeden devam etti Devrim:"Şimdi söyleyen olursa bu işi temize çekeriz. Yok biz söylemeyeceğiz derseniz..." Derken eğildi. "Üçünüzü de öldürmem. Ama siz andım olsun ölmek için bana yalvarırsınız. " Derken arka cebinden bir neşter çıkardı. " Hadi bir oyun oynayalım. Zeka oyunu." Derken gülümsedi. Öyle ki yıkıcıydı. "Siz hiç organ nakli duydunuz mu? Ya da anestezi kullanmadan yapılan ameliyatlar? "
kadın ağlarken başını kaldırdı. "Abi inan olsun yok bizde para mara. Kimdedir bilmeyiz,"
"Ne demek para yok? Şu beş para etmez kalbinin fiyatını öğrenmek ister misin?" Diye sorarken neşteri uzattı kadına. "SİZ BANA BENİM PARAMI VERMEZSENİZ BEN SİZDEN KESE KESE ALIRIM LAN." Diye bağırınca birden irkildiler.
"Abi yapma yalvarırım abi nolur yapma, vallaha billaha yok bizde inan olsun yok abi. Çocuklarıma bağışla beni kulun köpeğin olurum." Diyerek bir adım geri çekildi dua eden.
"Heeee," Dedi neşteri uzatarak . " Doğru. Sizin akrabalarınız, eşiniz, dostunuz, çocuklarınız da var. Güzel." Derken neşeyle gülümsediğinde dişleri göründü. "Bak DEMİR. Boşuna telaş etmişiz. Bizim paranın on katını çıkarırım bu kalleşlerden. Parça parça keser satarım bunları ben. Bu soysuzun yalnızca kalbi bile iki milyon." Derken ayağıyla çenesine vurduğunda küfreden geriye düştü. Diğerleri korkuyla bağırarak hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. "Ben sizi uyutmam. Uyutmadan kese kese önce gözlerinizi, kornealarınızı alırım. Sonra böbreklerinize geçeriz. Kendi bağırsaklarınızı göstermeden öldürmem."
"Sizin ben a.q yavşak köpekler. Ananızı bacınızı sülalenizi si..." Derken sonunda ortadakinin başını tuttu Devrim. Çenesini sıkıca tutup ağzını açtı. Elindeki neşterle o bağırırken yavaş yavaş çeke çeke kesip kopardı dilini. Gözlerinde deli pırıltılar vardı. Beyaz gömleği, pantolonu adamın ağzından çıkan kanlarla kızıla boyanmıştı. Devrim'in o haline bakarken sigarasının izmaritini ayağıyla ezdi Demir.
"Parayı kimin aldığını sizi parça parça etmeden söyleyin de bu iş uzamasın. Bak çoluğunuz çocuğunuz varmış. İşin içinde yalnız benim hakkım yok. Devrim bana benzemez. Yani yaptıklarınızın sonucu sadece sizinle bitmez. Ucu sevdiklerinize de dokunur. Onların kaderini de lekelemeyin."
Dili kesilen adam acıyla bağırırken kıvranmayı sürdürdüğünde Devrim neşterini adamın üzerine sildi.
"Uğur." Diye bağırınca elinde bir kutu tutan adam hızla Devrim'İn yanına geldi ve hastane kutusunu andıran bir kutuyu önüne bıraktı. Devrim onu açarken içinde çeşitli ameliyat malzemeleri görünüyordu. Dilini kestiği adama baktı. "Organlardan birini ziyan ettirdin." Dedi dişlerinin arasından.
"Devrim." Dedi Demir bir adım atarken.
"Bundan sonrasında biraz kan görebilirsin Demir. Miden kaldırırsa bak." Dışarı çıkan uğur adında ki adam iki kutu daha getirdi. "Ben bi kere söylerim." Dedi dilini kestiği adamı yatırıp gömleğini açarken diğerleri korku dolu gözlerle ona bakıyorlardı. Neşteri batırmadan karnının üst tarafına tentirdiyota benzer sıvı döktüğü bir pamuğu keseceği tarafa sürdü. Yatan adam kocaman açtığı gözlerle dehşetle bakarken Devrim'in yüzünde hiçbir mimik oynamıyordu. Yavaşça neşteri pamuğu sürdüğü yere batırdığında adam acıdan kıvrandı. Bacaklarını sabit tutmak için kendi bacağını bacaklarının üstüne bastırdı.
"Kamil Koçer." Diye bağırdı dehşetle kadın. Devrim neşteri yarılamıştı duymuyordu kadını. "Yapma abi yapma nolur, Kamil Koçer aldı parayı evinin ahırında tutuyor abi. Yemin ederim o aldı."
Adam bağırmaya devam ederken kendi kanında boğulmak üzereydi. Böbreğini tuttuğunda Devrim gülümsedi.
"Devrim tamam." Dedi Demir ama duymuyordu onu diğeri. "Tamam bırak."
Böbreği çıkardığında dehşetle bağırtılar arasında kutulardan birine koymak üzereyken, bir el silah sesi duydu. Çıkan ses adeta inletti Depoyu. Devrim elinin altında ki adama baktığında kaşlarını çatarak başını çevirip Demir'e baktı. Elinin altında ki adamı alnından vurmuştu Demir.
"Napıyorsun lan sen?" Diye bağırdı Devrim.
"Asıl sen napıyorsun lan? " Diyerek yanına geldi ve kolundan tutup kaldırdı onu. "Manyak mısın oğlum sen? Öğrendik işte yerini ne diye devam ediyorsun hala... Canavar mı olucan başımıza."
Hızla kolunu kendine çektiğinde gözlerinde deli pırıltılar hakimdi. Neşteri kaldırırken Devrim kanlı eliyle.
"Çalamaz kimse benden, benim olan hiçbir şeyi değil çalmak bunu düşünemez bile. Kese kese satacağım hepsini. Kese kese sokacağım hepsinin kafasına."
Demir kocaman açtığı gözlerle bakarken öfkeyle elinde ki silahla önce diğer adamı ardından kadını vurunca, hırsla bağırıp ittirdi onu Devrim.
"Napıyorsun lan sen?" Diye deli bakışların ardından nefes nefese bakarken: "DEMİR..." Diye hırladı. "Vallaha diyorum. Bak and olsun kardeşim olmasan bu yaptığını yanına bırakmazdım."
"Napıcaktın lan?" Diye öfkeyle bakarken boğazını tuttu: "HA. NAPICAKTIN SÖYLE?"
"DEMİR..." Diye bağırdığında Devrim hızla kendini geriye itti. Öfkeden kudurmuş bir köpek gibi görünüyordu. "İşime sokma burnunu. İyi kötü yok oğlum bende. Doğru yanlış yok. Ben ne istersem onu yaparım. Hem neyin hesabını kime soracan ki sen? İyi bir şey mi yapıyoruz ki? Sattığımız şey uyuşturucu değil mi lan? Bunun hakkı hukuku mu olur. Ha ben onlardan kese kese organlarını almışım, ha sen onun gibi binlercesini zehirlemişsin. Ne farkımız var oğlum birbirimizden. Canavarız zaten biz. Değil miyiz?"
"Salak salak konuşup benim asabımı bozma." Diyerek kapıdan çıkarken adamlara cesetleri yok etmelerini söyledi Demir. Hiçbir şey olmamış gibi arabaya gidip otururken kemerini bağladı. Devrim, usulca depodan çıkarken adamlar korkuyla yanından geçecekleri sırada birini işaret etti.
"Sen"dedi. "Çıkar üstündekileri."
"A-abi bendekiler..." Derken bakışlarını görünce başka bir şey diyemedi. Önce ceketini sonra gömleğini soyarken baştan aşağı süzdü onu Devrim. Zayıf ince bir bedeni vardı. Gömleğinin iliklerini de tamamen soyunca çıkardı. Kendisini süzdüğünü görünce pantolonunun kemerine uzanamadı. Sonra titreyen parmaklarıyla açmaya çalışırken.
"Bırak." Dedi. "Olmaz bunlar bana." Başını çevirip hızla önünden geçerken arabaya yürüdü.
Normal değildi Devrim. Bunu ailesi dahil, herkes biliyordu. Acı hissetmiyordu. Merhamet taşımıyordu yüreğinde. Onun çizgileri yoktu. Vurulduğundan beri çizgileri kalmamıştı. Ne istiyorsa onu yapmıştı Devrim. Canı ne isterse onu. Bir konuda haklıydı. Yaptıkları yasa dışıydı. Doğru iyi insanlar değillerdi. Ama kötüyü bile oynayanların duracakları bazı noktalar vardı. Belki ahiret korkusundan dı bu. Belki pişmanlıktan. Bilinmez. Lakin Devrim'in yoktu. Onu gerçekte ne korkutur hala bilmiyordu Demir.
Kapıyı açıp yan koltuğa oturdu Devrim. Derin bir nefes alırken camı açtı.
"Şu herifin evine gidiyor muyuz?"
"Onu ben halledeceğim." Dedi Demir. O vakit kısa bir kahkaha attı Devrim.
"Niyeymiş o? Canavarlaşacağımdan mı korktun? Yoksa insan canına değer mi biçiyorsun?"
"Bu yüzden mi cerrah oldun?" Diye sordu birden. Sessizce yüzüne baktı Diğeri. Devam etti: "İnsanları daha iyi nasıl kesebileceğini öğrenmek için mi? Yoksa düşmanlarının yada kurbanlarının organlarıyla kendi krallığını kurmak için mi? Zevk aldığını gördüm Devrim. İçer de gözlerinde Zevk pırıltıları vardı. Adam öldürmenin bile kuralları var. Fazlası bizi insanlıktan çıkarır."
Dinlerken bir kere daha güldü Devrim. : "İnsanlık ha. İnsanlık. Tabi ya." Derken yüzüne baktı. "Ölmedi mi insanlık?" Diye sordu. "Ben arta kalanlarıyla para kazanıyorum. Biraz eğleniyorsam ne olmuş? Biz zaten böyle hayatta kalmıyor muyuz? Ufak tefek cinayetlerden, büyük korkunç cinayetlere kadar. Hepimiz, en masumumuz bile birilerini öldürmüyor mu? Bunu düzeni korurken bile yapıyoruz. Bunu adalet getirirken bile yapıyor iyi dediklerimiz. Birini toplumdan dışlamakta cinayettir. İftira atmakta cinayettir. Kendi insanlığını öldürmekte cinayettir. Ya da Kendi ahlakını. İçerde o adamı keserken benim zevk aldığımı gördün ya, insanlar bunları yaparken de zevk alıyor. Onlar kan dökmüyor diye mi canavar sayılmıyorlar?"
"Bu saydıklarınla senin yaptıkların benzer şeyler değil."
"Ah. Tabi." Derken isterik bir gülümseme ile başını çevirip camdan baktı Devrim.
Araçta yeni bir gömlek ve pantolon vardı. Üzerini değiştirdikten sonra bir saatlik sessizliğin ardından Halfeti'ye gelmişlerdi. Aracı Haydar abinin mekanının yanına çektiğinde Devrim'e baktı.
"Arkadaşlarının yanına git. Ellerini de yıka." Dedi yüzüne bakmadan. "Akşam sizi almaya gelirim."
Devrim tek kelime etmeden dışarı çıktığında Demir'e bakmadı. Ara sokaktan geçince terasa oturmuş etrafı inceleyen Güven'i gördü.
"Orada havalar nasıl?" Diye sorunca önce etrafa baktı Güven sonra Devrim'i fark etti. Oturduğu şark köşesinde dizlerinin üzerinde adımlayarak başa geldi.
"İyi valla, aşağıda havalar nasıl?" Diye gülümserken "Nerede kaldınız be abi, kök saldık valla." Dediğinde, gülümsemeye devam ediyordu Devrim. "Geldim aslan parçası. Enes nerede?"
"Tuvalete gitti abi. O da gitti. Bi başıma kaldım gurbet elde."
"Senin canına kurban. Az daha bekle hele birazdan geliriz." Diyerek içeri girdi. Kurumuş kanlı elini ceketinin altında saklıyordu. Haydar abiye başıyla selam verip lavaboya girdi.
Enes ellerini yıkarken yanında ki pisuvardan bir adam çıktı, Enes'e bakarken ellerini yıkadığında fark etmedi o. Eliyle ensesini ıslatırken aynadan gördüğünde Devrim'i irkildi Enes.
Devrim'in yanından geçerken adam onun heybetli görünüşünün yanında bakışlarını gördüğünde hızla dışarı çıktı. Devrim ceketini omuzuna atarken Enes'e sürtünerek yanda ki musluğa geçtiğinde, diğeri kaşlarını çattı.
"Ne yapıyorsun?"
"Fark ettin mi?" Diye sorduğunda yüzüne bakmadı.
"Kocaman yerde sürtünerek geçiyorsun? Bak Devrim..."
"Yanında seni gözleriyle soyan adamlara karşı da bu kadar hassas olsan keşke."
"Ne?" Derken bir kere daha çattı kaşlarını.
Derin bir nefes alırken ofladı Devrim.
"Yok bir şey" diye mırıldanırken ellerini yıkamaya koyulduğunda, ellerine bakmamıştı Enes, o anda öfkeliydi. Sıkıntılı bir ifadeyle başını çevirip, bir kere daha sabun sıktı eline.
"Nereye gittiniz? Yoktunuz kaç saat?"
"İşimiz vardı."
Başını çevirirken birden boynu dikkatini çekti: "Hey. Ne oldu sana bi yerini mi kestin." Diyerek endişeyle bakarken ona, başını çevirip yüzüne baktı Devrim.
"Benim kanım değil." Dedi.
"Kimin kanı?" Derken gözlerini kocaman açtı. "Kavga mı ettin biriyle?" Birşey söylemedi Devrim ama bakışlarını da kaçırmadı. Enes biraz yaklaşıp Devrim'in boynuna uzatacakken elini hızla bileğini yakaladı Devrim ve kendine çekti onu.
"Ne yapıyorsun dur boynuna bakacağım."
"Bakma." Dedi Devrim. "Bu kirli halime bakma. Sen benim en temiz mabedimsin uzun zamandır. Kire pasa uzatma elini."
Başını sallarken alt dudağını ısırdı Enes. Birden elini çekip lavaboya dayadı ve derin bir nefes alırken gözlerini kapatıp başını sağa eğdi.
"Bak Devrim, seninle bazı şeyleri konuşmamızın vakti geldi. Bu gerçekten artık sıkıntılı bir durum olmaya başladı anladın mı? Sınırı geçtik geçicez. O gün... Yani o gece..." Diye konuşurken birden bir çift kolun kendisini mengene gibi sardığını fark edince irkildi. Sırtı göğsüne gelirken kolları kendisini kapana sıkıştırmıştı. "DEVRİM..." Dedi birden panikle.
"Benimse düşünebildiğim tek şey o gece..." Diye mırıldanırken başını boynuna gömdü. Enes bir süre kurtulmaya çalışsa da yapamadı ve sonunda başını çevirip neredeyse ağlayacak bir ifadeyle nefes almaya çalışırken, Devrim, başını kaldırmadan keskin gözleriyle baktı aynadan Enes'in aksine. Belirgin dolgun dudakları ne zaman ağlayacak gibi olsa kızarırdı. Öyle güzeldi ki, onun ifadesi biraz daha delirtiyordu kendisini. "Benim tek düşündüğüm sensin."
"Devrim. Yapma dedim. Yapma sen Evleneceksi..."
"Sikerim lan evliliğini. Benden kıymetli değil kimse..."
"Sana ne oldu?" Diye sayıklarken göğsü sıkıntıyla inip kalktığında kızarmış yaşlı gözlerini Devrim'in kızgın çehresine çevirdi. Aynadan bakarken ona ne yapacağını bilemedi Enes. "Ne oldu sana Devrim? Sen hep bencil herifin tekiydin doğru. Hep kendini düşünürdün ama bu defa başka. Ne oldu dedim?"
"Sana ne oldu?" Diye sordu. "Önceden olsa yüzüme bakardın? Neyim var anlardın benim? Asıl sana ne oldu Enes onu söyle. O geceden beri bir kez olsun dikkatle bakmadın bana. Yıllarca bakmadın. Kalktım geldim memlekete, dalga geçer gibi geldin. Hala bakmıyorsun. Boğuluyorum görmüyorsun." Derken biraz daha sıkarak onu kendine bastırırken canı yandı Enes'in.
"Sana iyi gelmeyecekse evlenme." Dedi sonunda Enes bu sefer başını çevirip yüzüne baktı. "Yakma elin kızını da. Ama bahane de üretme Devrim. Senle ben olmaz anla. Evlensen de, evlenmesen de senle ben olmaz. O gece bir daha tekrarlanmayacak."
Yüzüne bakarken öfkelendi Devrim. Hızla kollarından sıyırıp boğazını tuttu: "Benle inatlaşma." Dedi. "Benim adım Devrim Yeşil Dağer. İsteyip de alamadığım hiç bir şey olmadı benim."
"Ben. Senin malın değilim." Derken zar zor. Hızla yüzünü tutup kendisine çekti Devrim.
"Daha iyisisin..." Diyerek öptü onu. Hızlı ve sert bir öpücüktü bu. "Eğer kaçmaya çalışırsan Enes, benle inatlaşırsan, sana ihtiyacım olduğu halde bana bir kere daha yüz çevirirsen yakarım bütün gemileri. Cehennemin dibine de gitsen bulurum seni. Dört kitap üzerine yemin olsun, and olsun çökerim hayatına."
Konuşmasına fırsat vermeden bir kere daha öptü onu.
Yorum ve beğenilerinizi eksik etmeyin efenim.. gelecek bölüm görüşürüz.. Okur kalın
Gidelim Kızıl:P