Seeelüüü Millet eevvet yine ben, bakın gecikmeden geliyorum.. ilk fotoğraf Enes, En altta ki fotoğrafta ki Devrim,,,
seviliyorsunuz öpüldünüz..:XD
*******
*****
Bir pencereden bakmak gibiydi anılarda gezinmek. Hem değiştirmek istediğiniz hatalarınızla örülü, hem uzanmak istediğiniz mutluluklarla sarılı. Bir dileğiniz olsa hangisini dilerdiniz peki? Aynı mutlu anlarınıza ulaşmayı mı yoksa hatalarınıza müdahale etmeyi mi? Geçmişi değiştirdiğinizde bugün ki siz olur muydunuz peki? Ya yaşanmışlar yaşanmak zorunda olanlar ise, ya zamana müdahale etmek değil, ondan ders çıkarmak gerekliyse. Yine de ne yapılırdı? İnsan hangi dileği seçerdi?
Bir dilek seçmiş miydi Enes? Belki bir dilek hakkı vardı. Belki o dileği gerçekleştirmek için gelmişti. Bilmiyordu. Lakin bildiği bir şey vardı. Devrim'in sahiden mutlu olmasını istiyordu. Geçmişe sünger çekebilirlerdi. Nasılsa değişmeyecek bir an için bir ömrü yıpratmanın anlamı var mıydı?
Akşam vakti konağın bahçesine koca bir masa hazırlamışlardı. Devrim arkadaşlarını en iyi şeklide ağırlamayı istediği belliydi. Belki bir kuş sütü eksikti. Güven'in o mutlu yüzü görülmeye değerdi doğrusu.
"Niye çekiniyorsun sen?" Diye sordu bir ses yanına otururken. Başını çevirdiğinden Enes Devrim'in gülümseyen yüzüne baktı.
"Yok ne münasebet..." Diyerek gülümserken yanında ki su bardağını alıp bir dikişte içti.
"Yine aynı şeyi yapıyorsun." Derken gülümsemesini sürdürdü Devrim.
"Neymiş o?"
"Saklanmak için başka şeylerle uğraşıyormuş gibi yapıyorsun. Sorulardan kaçmak için gözlerini kaçırıyorsun."
"Sana öyle geliyor damat bey." Derken gülümseyerek Devrim'im yüzüne baktığında, diğeri başını sallayarak rakı bardağına uzandı.
Etrafa bakarken Enes, gözü sürekli beli silahlı adamlara kayıyordu. Devrim'in bu lüks evi, Meksikalı uyuşturucu baronlarının evini andırıyordu resmen. Onun sahiden varlıklı bir aileye sahip olduğunu fark etmişti ama burası başka bir şeydi. Üniversiteye giderken İstanbul bebek de bir loft dairede yaşıyordu. Fiyatı dudaklarını uçuklatabileceğinden sormaya gerek duymamıştı. Bunları nasıl kazandıklarını sormaya dili varmıyordu. Zaten onu da ilgilendirmezdi.
"Rahatla biraz." Dedi Devrim. Fakat yüzünde herhangi bir ifade görünmedi.
"Rahatsız olduğumu düşündüren nedir? Rahatsız değilim ki. Bak, çalan şarkıya eşlik edeceğim birazdan. Az daha kafayı bulmam lazım."
"Hmm. Şarkı demişken.." Dedi kendi kendine ve Güven'e baktı. "Güven. Bize bir şarkı söyle..." Dedi kısık gözleriyle, muhtemelen çakır keyf olmuştu.
"Ayıpsın damat bey de rahatsızlık vermeyeyim."
"Vermezsin..." Derken gülümsediğinde bir sessizlik oldu. Masadakiler Güven'e bakarken kadınlar kendi aralarında gülüşüyorlardı.
Güven masadan kalkmadan kocaman gülümsedi. "Damat bey öyle istiyorsa, bizde onun en sevdiği şarkılardan birini söyleriz." Dedi. Devrim gülümseyen yüzüyle başını indirip kaldırdı.
"Vazgeçtim gözlerinden
Vazgeçtim sözlerinden, Bir ah de yeter..."
Güven şarkıya başladığında masada ki sessizlik arttı. Aynı sessizlikte onu dinlerken Enes, onun ensesine baktı Devrim. Sarı saçlarının uçları boynuna dek ters üçgenle kesilmiş, tam kapamamıştı ensesini. Bir insanın boynu bu kadar narin görünebilir miydi?
"Sessizce, kimsesizce
Gönderdim dudaklarımı
Öpme al yeter..."
Bir titreme hissettiğinde Enes ensesini tutup başını çevirdi. Devrim'in yüzü oldukça yakınındaydı şimdi. Tek kaşını kaldırırken ona baktı. Ama diğeri yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle Enes'e bakıyordu.
"Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim, bilmez yüreğini
Ah bu koku, bu ten bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak, zamanıdır şimdi..."
"Sen gülümser miydin?" Dedi Enes çarpık bir gülümsemeyle.
"Bugün böyle..." Dedi kısık bir sesle. Yüzüne bakarken Enes'in gülümsemesi soldu. Derin bir nefes alırken Güven'e döndü tekrar. Ne zamandır yüzüne bakmak bu kadar zor gelmeye başlamıştı?
Hayır kendine gelmeliydi. Kendine gel Enes. O her zaman ki Devrim'di işte.
"Vazgeçtim, gözlerinden
Vazgeçtim, sözlerinden"
Devrim de sessizce arkasında eşlik ederken Güven'e, kollarını birbiri içine atarak yaslandı Enes. Ne zamandı? İlk kez ne vakit bu şarkıyı sevdiğini öğrenmişlerdi? Ah evet. Devrim'in gizli gizli arabasında dinlediğini hatırlıyordu. Kendisine kimi hatırlattığını sormamıştı hiç. Ama dinlerken uzaklara daldığını hatırlıyordu. Şuan da yaptığı gibi. Yüzüne bakmasa da sessizliğinden anlamıştı bunu.
"Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce
Gönderdim dudaklarımı
Öpme al yeter..."
Son cümleleri öyle içten söylemişti ki, dönüp bakamadı ona. Güven şarkıyı bitirdiğinde masadakiler gülümseyerek on bakmaya başladılar. Devrim küçük bir gülümseme ile başını tekrar eğip kaldırırken elinde ki rakı bardağını ona doğru kaldırıp dikti. Güven'in ortama ayak uydurmasına gülümserken Enes, başını çevirip Devrim'e baktı.
"Kim o?" Dedi birden. Devrim tek kaşını kaldırırken bardak dudaklarında baygın gözlerle Enes'e baktı.
"Kim, kim?"
"Şarkıda ki kadın?"
Bekledi ve bir dikişte rakıyı içip gözlerini kapatıp açarken gülümsemeye çalıştı.
"Anlamadım..." Diye mırıldandı.
Sarhoştu ve onu konuşturabileceğini düşündü Enes. Hazır herkes kendi dünyasında eğlenirken ona doğru eğildi. Bu gece öğrenecekti.
"Sana bu şarkıyı sevdiren kadın? Evleneceğin kız o mu yoksa?"
Öylece baktı Devrim. Konuşmadı ama yüzünü izledi. Enes'in merakı geçmemişti. Tek kaşını kaldırırken gülümsedi. "Ne oldu? Başka biriyse de söyleyebilirsin. Korkma sır saklama da iyiyimdir."
İfadesiz bir halde yüzüne bakarken Devrim, Enes'in gülümsemesi soldu. Kızdırmış mıydı onu?
"Affedersin." Dedi. "Hassas bir konu muydu?" Bekledi. Tekrar gülümsedi. "Hadi ama Devrim, seni aşık bir adam olarak hiç düşünememiştim zaten. Laf olsun diye sordum oğlum. Dilini yutmanı beklememiştim. Sen bana her şeyi anlatırsın zaten. Benden iyi sırdaşın mı var senin?" Derken ayağa kalktı. "Bekle" Dediğinde başı döndü. "Ah, Tamam biran dünya döndü ama iyiyim. Sanırım biraz kaçırdım bende." Derken küçük bir kahkaha attı. "Ama sana aldığım hediyeyi görünce çok sevineceksin. Bekle." Dedi tekrar.
"Ne hediyesi?" Dedi Devrim şaşkın bir ifadeyle.
"Evlilik hediyen." Derken sırıtarak merdivenlerden çıktı. Demir onları izlerken, Devrim'in ifadesiz yüzüne baktı. Güven etrafına bakarken Enes'i aradı ama göremeyince Devrim'e döndü.
"Bizimki nerede kanka?" Diye sorduğunda o, çok sonra cevap verdi Güven'e ama yüzüne bakmadı Devrim zira somurtuyordu.
"Gelecek şimdi." Derken doldurduğu bardaktan bir kere daha içti.
Enes kendisi için hazırlanmış odayı nihayet bulabilmişti. Bu misafir odasının içinde banyosu da mevcuttu. Ortada ki valizin başına giderek içinden Devrim için aldığı hediyeyi çıkardı. Bakarken sırıttı. Başı döndüğünde midesi bulandı hızla banyoya yöneldi. Yüzüne bir iki defa soğuk suyu çarptığında aynadan kendisine baktı. Derin bir nefes alırken tutundu. Su iyi gelmişti. O sırada kapısının çalındığını duyduğunda başını çevirdi. Eliyle lavaboyu tutarken seslendi.
"Geliyorum şimdi."
Bir kere daha döndü. Elini ıslatıp yüzünü bir kez daha soğuk suyla çarptı ve elini boynuna sürerken arkasında Devrim'i gördü. O anda dikilip arkasına baktı.
"Devrim. Ne oldu?"
O hala sessizdi.
"Aldım hediyeni getiriyorum." Dedi gülümserken. Bekledi. Gülümsemesi solarken:"Bişey mi oldu?" Diye sordu sessiz bir ifadeyle: "Bişey mi istiyorsun ben geliyorum şimdi." Dese de o hala sessizdi. Bir adım atarken elinin birini yumruk yaparak göğsüne vurdu Devrim ve gözlerine baktı:
"Halimiz darmaduman
Sırrını gel çöz
Sönmeyiz de ah inceden
Tüter oluruz köz.."
Onu dinlerken ne olduğunu anlayamadı Enes.
"Bu neydi peki edebiyatçı? Bu şarkı kime aitti? Kimi anlatıyor çözdün mü? Bilebildin mi?" Diye sorarken önünde durdu.
"Devrim." Derken bekledi. "İyi misin sen?"
"Bilmem." Diyerek yaklaştı ve eğilip bir nefes aldı ondan.
"Devrim." Diye panikle çekilecekken diğeri kolundan tutup geçmesini engellediğinde gözlerini kocaman açtı Enes. "Devrim dedim. Ne yapıyorsun?"
"Bilmiyorum." Dedi tekrar. Bekledi ve yüzüne baktı: "Niye geldin bilmiyorum. Niye geldim bilmiyorum. Ama canım sıkılıyor. Canım çok sıkılıyor Enes." Derken kolunu biraz daha sıktı.
"T-tamam sakin ol. Ne oldu anlat bana."
"Anlatırsam geçecek mi?" Derken isterik bir gülümseme attı.
"Devrim canım yanıyor." Diyerek hızla kapıya yöneldiği sırada Enes,
"Benimde."
Deyip aynı hızla belini kavrayarak arkasına geçip ona sarıldı Devrim. Başını boynuna gömerken onu sıkıca sabitlemişti. Enes gözlerini kocaman açarak hızlı hızlı nefes alıp verirken kurtulmaya çalıştığı sırada başını arkaya çevirerek Devrim'e bakmaya çalıştı.
"Devrim bırak. Bırak biri gelecek şimdi." Diyerek çırpınmaya çalışsa da Devrim onu iyice kollarının arasında sıkıştırmıştı. Öyle ki, Enes neredeyse kaybolmuştu ellerinin arasında. Kımıl dayamamak onu korkuturken Devrim'in sıcak nefesinin ensesine çarpıyor oluşu tüylerini diken diken etmeye yetmişti. Kalbi bir davul sesi gibi korkuyla atmaya başlamıştı.
"Biliyor musun kimse için üzülmedim ben." Dedi usulca kulağına fısıldayarak Devrim: "Kimseye bir gram yardım etmedim diye hayıflanmadım. Canım bile acımadı ölenin ardından. Niye ölmüş, nasıl ölmüş umurumda olmadı hiç. Ben hiç bir şey yapmasam da istemesem de beni severlerdi zaten. Saygı duyarlardı. Benle tartışmaya girmek şöyle dursun, yanımdan geçerken bile iki kere bakarlardı. Hala öyle. Hala öyle ama bende bir tuhaflık var. Mesela ilk defa birine acıyorum. İlk defa birinden nefret ediyorum. İlk defa biri karşılıksız yardım etti birine de ona saygı duyuldu diye merak içindeyim. İlk kez kendi kanımdan olmayanlarla aynı sofrayı paylaşıyorum uzun zamandır. Aynı lokmayı paylaşıyorum biriyle. Ve ben ilk kez biriyle birlikte olduktan sonra onu unutamıyorum."
Enes'in titreyen bedenini biraz daha bastırırken kendine, başını boynuna gömdüğünde diğeri şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. Ve devam etti Devrim:
"Bişey mi oldu diye sordun ya? Üç yıl önce bir şey oldu Enes. Üç yıl önce ben sana dokundum ve şimdi geri alamıyorum."
"Konuşmayacağız dedik." Derken Enes neredeyse ağlayacaktı. "Hatırlamayacaktık. Hatırlamayacaktın. O lanet geceden bir tek anı bile hatırlamak istemi..."
"KOLAY MI?" Diye bağırırken onun sözünü kesip hızla kendisine çevirerek kollarından tuttu Devrim ve yüzüne eğildi: "Kolay mı lan? Sana kolaymış ama. Bak, hediye bile getirmişsin. Hediye mi getirdin gerçekten? Evlilik hediyesi öyle mi? Bunca yıldan sonra şaka yapar gibi.. " Dediğinde tiksinecekti neredeyse. "Sen böyle davranırken, sen hiç bir şey olmamış gibi gülüp eğlenirken yalnız benim hatırlıyor olmam adil değil. Sen değil anladın mı, benim unutmam lazım. Bunu benim yapmam lazım. Bana olmaması lazımdı..." Derken daha fazla konuşamadı. Enes gözlerini kaparken sırtını duvara yasladı, oradan çıkmak istiyordu. Dişlerini sıkarken başını çevirdiğinde, Devrim alnını ve burnu boynuna dayadı.
"Bırak beni." Derken dişlerinin arasından öfkeden titriyordu Enes.
"Yapamıyorum..." Dediğinde dişlerini sıktı Devrim. "Yapamıyorum lan yapamadım. Senden sonra kimlerle seviştiğimi unuttum. Rüya sandım her seferinde. Her seferinde senin hayal olmadığını görmek bir duvar gibi çarptı yüzüme. Sen bana her baktığında, bana her dokunduğunda sanki bütün bunları ben kendim yaşamışım da yalnızca ben sarsılmışım gibi öfkeyle doldum. Öyle korkunçtu ki kaçtım geldim Antep'e." Derken Enes'in boynundan derin bir nefes aldığında titredi diğeri. O anda bir inleme duydu Devrim. Enes ellerini yumruk yapmış dudaklarını ısırırken ağlamaya başlamıştı. Bacaklarında derman kalmadığında duvardan kayarak yere otururken Devrim de onunla birlikte diz çöktü.
"Devrim bırak beni..." Diye hıçkırırken o biraz daha sokuldu Devrim ona.
"Çıldıracak gibiydim Enes. En nihayetinde annemin bulduğu bir kızla evlenmeye karar verdim. Belki, belki böyle yaparsam ben. Gelmezdim. Görmezdim seni. Niye söylemedim sana ha! Evleneceğimi sana neden söylemedim öyle mi?" Derken çenesinden tutup yaşlı gözlerine baktı. "Kolay olmadığından söylememişimdir. Seni görürsem eğer..." Diyerek dudaklarına eğilirken
"Deevriimm..." Diye dişlerinin arasından tıslayarak sarsıldı Enes. Parmaklarından kurtulurken elleriyle Devrim'in yüzünü sıkıca tuttu ve deliye dönmüş gözleriyle ona baktı. "Bana bak. Ne yapıyorsun sen? Ne yapıyorsun ha? Evlenicen lan, evlenicen sen. Kaç günün kalmış şurda, bencillikte sınırın olsun Devrim. Kolay mıydı bana? O geceyi unutmak, sana her baktığımda utancımdan yerin dibine girmemek kolay mı? Şimdi bile sen her söylediğinde içimde bir ateş. Bir cehennem. Nasıl yanıyor biliyor musun? Sen böyle her konuştuğunda ben nasıl düşüyorum biliyor musun? Napıcaksın şimdi? Beni mi öpeceksin Devrim? Nişanlını benimle mi aldatacaksın? Bana bak. Bana bak oğlum Enes'im ben. Hani uğruma kavgalara karıştığın, hani uğruna dayak yediğim. Hani kan bağsız kardeş saydığımız..."
"KES..." Diye bağırdığında Devrim, Enes'in ellerini yüzünden çekti. "Ne kardeşi lan? Kardeş falan değilim senle ben." Derken yakasından tutarak kendine bastırırken öpeceği sırada başını çevirdi Enes.
"Devrim bırak dedim. GİDERİM." Diye bağırırken biran durdu diğeri. İkisi de hızla nefes alıp verirken başını çevirip yüzüne bakmak istedi Enes. "Bize bu kadar kötü geliyorsa giderim Devrim. Belki de en iyisi gitmemdir. Sarhoş ya da değilsin ama belli ki bu sözlerinden sonra biz eski biz olamayacağız. "
Biran nefes alamadığını hissetti Devrim. Hayatında ilk kez böyle bir tehdit in kendisini sarstığını fark etti. Ve bu buz kesmesine yetti.
"Sen... Ne dedin?"
"Bırak, gideyim."
"Gitmek..." Derken kaşlarını kaldırıp çatmak istedi ama biraz daha sardı onu. "Nereye?"
"Devrim yapma nefes alamıyorum."
"Bende..." Derken sertçe çenesini kaldırıp dudaklarına kapandı. Enes kapana kısıldığı yerden bir adım kımıldayamıyordu. Devrim'in kollarında iyice kaybolmuştu. Devrim yıllar sonra ilk kez bir ırmaktan kana kana su içiyormuş gibiydi. Hakkı varmış gibi o dudaklarda hırsından ve özleminden parçalayacakmışcasına sert ama tadını hatırlatmak ister gibi yumuşak dokunuşlar bırakıyordu. Öfkeliydi Enes'e, onu kendisiyle tehdit etmek ne demekti? Hayır Devrim'i ondan başkası tehdit edemezdi zaten ki bunu yapan Enes bile olsa buna müsaade etmezdi. Alt dudağını emerken dilini içine itip damağına dokunduğunda inlememek için kendini zor tuttu Enes. Bir ateş vardı uzak durmaları gereken ama o ateşe tekrar uzanmış gibiydiler. Çıldıracak gibiydi Enes. Nefesi kesiliyordu. Elleriyle uzanıp Devrim'in kolunu tuttu sıkıca bir bacağını kırmış duvara yaslanırken o, Devrim bacaklarının arasında hiç kımıldamıyordu.
Ne kadar sürenin geçtiğini hatırlamadığı bir zamanın sonunda Devrim dudaklarından ayrılırken derin bir nefes alabilmişti Enes, başını kaldırıp hızlı hızlı nefes almaya çalışırken Devrim çenesini dudaklarının arasına aldı.
Bir süre sonra parmaklarıyla çenesini tutup başını eğerken önce kızarmış dudaklarına ardından gözlerine baktı Devrim.
"Beni bir daha sakın kendinle tehdit etme. Duydun mu?" dedi keskin bir dille. "Gitmek mi istiyorsun, git. Ama peşine düşerim Enes, bu kapıdan çıktığın an, düğünü derneği siler atar düşerim peşine. Ne sen durdurabilirsin o vakit beni, ne o koca kalabalık. Madem geldin, o zaman kalacaksın. Yavaş yavaş sağlayacaksın seni unutmamı, düğün gecesine kadar benimle kalacaksın yoksa and olsun ikimizi de yakarım."
Hızla nefes alıp verirken kızarmış gözleriyle öylece ona bakıyordu Enes. Bu o gece ki adamdı. Bu o gece sevişirken gördüğü soğuk, ürkütücü, yabancı olandı. Ne yapsa vazgeçecek gibi durmuyordu. Öylesine değişmiş görünüyordu ki, bu titretmişti kendisini.
*****
Yorum ve beğenilerinizi unutmayın Efenim, gelecek bölüm görüşürüz..:)

