Dünyada iki çeşit acı vardır,
Biri seni incitir,
Diğeri seni değiştirir.
🍷🍷🍷

Zehir 0,4 - VİLLA 2
09.11.2022
İnsanlar her zaman, memnun olmadığı durumları veya kişileri değiştirmeye çalışırlar. Bu hataya ben de düştüm. Önce bu dünyayı değiştirmeyi düşündüm sonra bir kişiyi ve en sonunda değişen ben oldum. Çünkü gerçeklik, sırf sen inanmayı bıraktığın için değişmediği gibi, insanlarda sırf sen inandığın için değişmezmiş, bunu öğrendim.
İdrak edemediğim olaylar, anlamlandıramadığım durumlar oldu. Beş yaşındaki bir çok çocuğu kucaklayan sıcak eller olurken beni kucaklayan sıcak kandı. Annemin kızıl saçları güneşim, babamın esmer teni gölgem, abimin mavi gözleri ise hem denizim hem gökyüzümdü. Onlardan bana kalan tek bir fotoğraf bile yoktu, anılarımla zihnimde asla unutulmayacak albümümü oluşturmak zorunda kalmıştım. Beş yaşım, benim tüm ömrümdü.
"Neredesin? Bir sorun mu var? Geç kaldın!"
Kulaklığımdan gelen ses ile tekrar arkama bakma ihtiyacı hissettim. Görünürde ne bir ses ne de bir görüntü vardı. Arkam sağlamdı ama henüz daha on dakika ya geçmiş ya geçmemişti. Paketi çalmıştım, ne kadar kolay olduğunu düşünsem de asla kolay değildi. Korkum, kalbime zincirini çoktan vurmuştu ve asla nefes aldırmıyordu. Tıkanmak üzereydim, gözlerim buğulanmıştı. Soluklarım, sanki daha çok oksijen ister gibi sıklaştı, aldığım nefes bana yetmiyordu. Yüzüme taktığım maskeyi çene altıma çekerek daha iyi nefes almak adına bir adım atmıştım.
"İyiyim."
Tek diyebileceğim kelime buydu. Sormak istediğim bir sürü şey vardı ama tek bir nefesim bile boşa harcanamayacak kadar nadirdi. Neyse ki ormandan çıkmama az bir yol kalmıştı. Ana yol uzaktaydı, yolu az buçuk görebiliyordum.
Çantam, bana inat rahat vermiyor ve devamlı omzundan düşüyordu. Düzeltmek için iki elimle kulplarından tutup biraz çekiştirdim ve yerimde hopladım.
Soluklanmam lazımdı, acil bir şekilde soluklanmam lazımdı. Kendimi biliyordum, ben asla bu kadarlık bir koşuyla yorulmazdım. Onca yıl eğitimi 10 dakika koşup yorulmak için almamıştım. Beni yoran asıl şey stres ve korkuydu. Korkudan ve gerilimden nefesimi düzenli kullanamıyordum.
"Hadi! Az kaldı!"
Dizlerim beni taşıyamayacak seviyeye geldiğini anladığım an yere kapaklanmam bir oldu. Ellerimi sımsıkı toprağa bastırırken göğsüm sık sık şişip iniyordu. Ne kadar nefes alırsam alayım asla yetmiyordu. Derin derin soluklandım, K10 içindeki bir kurye asla pes etmezdi o nedenle bir dakikamı bile almayacak kadar yerde kaldıktan sonra hızla toparlandım. Beni takip ediyorlardı biliyordum.
Çünkü bu inat, sadece benim için değil Tilki içinde geçerliydi. Hemen pes etmiş olma ihtimali çok düşüktü, peşimdeydi biliyordum ama ne duyabiliyor ne de hissedebiliyordum.
"Gölge, motoru çalıştır! Geldiğim gibi tüyeceğiz son sürat!"
Yerden kalktıktan sonra derin bir nefes daha alarak eskisinden daha süratli bir şekilde koşmaya başladım. Ben dümdüz koşarken bir motor sesi kulaklarımı doldurdu, bu Gölge olmalı ki; motor sesine doğru, doğuya yöneldim. Ağaçlar yüksek boylu olsa da aşağıda kalan bir kaç dal kolumu çizmiş, yüzümde bazı hasarlara neden olmuştu ama acı hissetmiyordum.
Her yer zifiri karanlıktı, sadece karambole koşuyor ve görebildiğim kadarıyla yolumu seçebiliyordum. Göremediğim kadarı ise şuan olduğu gibi bir taşa takılıp düşmeme sebebiyet veriyordu.
Ağzımdan ufak bir inilti kaçtı. "Ah! S*ktir!"
Bu Gölge'nin endişelendirmek için yeterli bir tınıydı. "Ne oldu! Elis ne oldu?!"
Az önce hiçbir şey hissetmediğime kanaat getirmiştim ama yanılgıya düşmem sadece saniyelerimi almıştı. Hızla yerden kalktım. "Sorun yok! düştüm! İsim kullanma geri zekalı."
İçimden kendime ve bu yaşadığım duruma küfrederek koşarken o anda bir motor sesi daha gelmeye başladı. Çok uzaklardan gelen bu ses Tilki'ye aitti, biliyordum. Refleksle kafamı diğer motor sesine çevirdim ve ağacın bir dalına çarpmam uzun sürmedi.
"Hay, s*keyim! GÖLGE NERDESİN?"
Hızla yola çıkarken hızımı alamamış ve asfaltta biraz kaymıştım. Anında durumu toparlayarak gözlerimle saniyelik etrafı taradım.
"Buradayım! Koş, koş!" Gözlerim hızla arka tarafımda kalan Gölge'ye döndü ve ters tarafa koştuğum için geriye dönmek zorunda kaldım. Benim koşmama gerek bile kalmadan Gölge çoktan dibime girmiş ve hatta durmamış ve sürmeye devam ediyordu. Motor hala hareket halindeyken arkasına zıpladım ve elindeki kaskı alarak kafama geçirdim.
Arkamızdaki motor daha da hızlanmış olmalı ki; sesi gittikçe yaklaşıyordu. Biz evet hızlıydık hem de son derece hızlıydık ama bu motor nasıl bu kadar yaklaşabilmişti bize? Bize ulaşabilmesi için, villanın önündeki yoldan çevre yoluna çıkmaları ve daha sonra ise ana yola bağlanmaları lazımdı. Bu da, motorun sesini duyduğum andan itibaren en az 5 dakika sürerdi.
"Gölge daha hızlı! Yaklaştılar!" Gölge durumu henüz yeni idrak edebilmiş olmalı ki, bir anda gazı sonuna kadar köklerken motorun, verilen gaz yüzünden önü hafifçe yukarı kalktı.
Çığlığım içime kaçmıştı, pür dikkat sadece arkamdaki yola bakıyordum. Ön tarafı tamamı ile Gölge'ye bırakmıştım. Motor hala ortalıkta gözükmezken yaklaşan sesle içimde fırtınalar kopmaya başladı. Neredeydiler?
O anda başka bir motor sesi daha ilişti kulaklarıma, çok uzaklardan. Birinci motorun aksine daha uzaktaydı bu nedenle önceliğim hala birinci motordaydı.
Gölge ne kadar hızlı giderse gitsin fark açılmıyor aksine kapanıyordu. Hemen dibimizde olmasa da yakınlarda bir yerdeydi. Şanslıydık ki, arabada değil motordaydık ve manevra yapma şansımız tehlike ile eşdeğer şekilde çok daha yüksekti. Yine aynı şekilde şansızdık ki; Tilki'de motorla gelmişti! Kârlı mı zararlı mı çözemedim.
Bu şekilde devam ederek asla kurtulamazdık, en son durağımızı biliyorlardı ve bu bizim için dezavantajdı. KULE'nin ana yuvasına ulaşana kadar çoktan paçayı ele verirdik.
Önce sakin bir nefes çektim içime daha sonra dikkatle arkamızdaki motorun sesini takip ettim. Gözlerim yavaşça büyürken Gölge'nin omzuna vurdum defalarca. Nerede olduklarını çözmüştüm.
"Sağa çek hemen. HEMEN SAĞA ÇEK GÖLGE!"
"Lan ne oldu yine, ne oldu! Aklını mı sıyırdın!"
Anlamıyordu işte.
"ORMANDALAR APTAL, ORMANDALAR!"
Gölge frene, motoru sarsmayacak şekilde bastı. Bir kaç saniye de hız, atlayabileceğim şekilde azaldı ve anında motordan atladım.
Çabuk bir hareketle çantamdan, yedek halatı çıkarttım. Bir ucunu Gölge'ye verirken, arkasındaki ağaca bağlaması için işaret ettim. İpin diğer ucunu ise, benim arkamdaki ağaca bağladım. Bu bir riskti, şans çok az olsa bile her şekilde zaten yakalanacaktık. Bu nedenle pişman olmaktansa ani bir kararla denemeyi seçtim.
Ses ormandan geliyordu, o sakin diye düşündüğüm Tilki'nin bu kadar deli olduğunu bilseydim eğer biraz daha dikkatli olabilirdim. Herif resmen zifiri karanlıkta, ormana motorla dalmış ve K9 köpekleri gibi izimi sürmüştü.
Gölge halatı sıkıca bağladığına kanaat getirmiş olmalı ki motoru çoktan çalıştırmış ve beni beklemeye başlamıştı. Son bir düğüm daha attım ve koşarak motora ilerledim.
Amaç belliydi, motorun halata takılmasını sağlayacaktık. Şimdi, bir güzel oturup izlemek isterdim ama paketi riske atamazdım. Bir an önce KULE'nin ana binasına paketi götürmem gerekiyordu.
Sesin geldiği yer belliydi, ormandan geliyordu ve Tilki önümüze çıkmak için ormanı çapraz bir şekilde geçiyordu. Tahmini olarak tam bu açıdan yola girecekti. Kesinlikle kafayı yemişti!
Bir suça karıştım, daha doğrusu bu suç tam olarak bendim. İlk ihtimal halata takılır ve muhtemelen bu kadar hız yapan bir motorcuya göre ölürdü. İkinci ihtimal ise halata takılmaz ve zaten bir kaç saniyelik olan fark kapanır ve biz ölürdük.
Demiştim, bu iş tehlikeliydi. Belki silah kullanmak yasaktı ama bir insanı sadece silahla da öldürmezdin zaten, bunun farklı farklı yolları vardı. Silahın yasak olmasının sebebi, hile sayıldığı içindi. Bıçak kullanabilirdin, gaz bombası, ses bombası... Her aleti ve edevatı kullanabilirdin ama silah yasaktı. 10 saniye çoktan dolmuştu, çabuk hareketlerle motora doğru ilerledim.
Gölge çoktan motoru çalıştırmış ve gazı köklemişti. Motor hızla ileri atılırken bir kaç saniye geçmişti ki kalbimdeki heyecan ve ölüm korkusu o bir kaç saniye içinde son buldu. Görev bu kadardı, artık bu aksiyonlu gece bitmişti. Karanlığın içinde güneşim açmıştı, bana zindan olan orman artık benim için gölge yapıyordu. Tuttuğum nefesler, kendini gün yüzüne gösteriyor ve yavaşça ağzımdan kaçıyordu.
Derin bir nefes vererek hüzünlü bakışlarımı arkama bıraktım, bir idamı daha kendi ellerimle gerçekleştirdim. Verdiğim nefesler asla huzurlu değildi ama beni rahatlatmıştı.
Gördüm, Tilki'nin ölüm anını, gerçekleştirdiğim infazı, gözümü kırpmadan izledim.
Tilki son sürat ana yola çıkmayı planlarken, bağladığım halata takıldı. Motor 2 tur takla attı, yana devrildi. Hızından hiçbir şey kaybetmeden yolun karşısındaki ormana sürüklendi ve ağaca çarparak patladı.
Kalbim siyahla kaplandı, aslında ölen bendim.
"Öldü mü?" Gölge'nin sorusunu es geçmek zorunda kaldım çünkü gözlerimin önünde bir dram yaşanıyordu. Akrep'in motoru göründü önce, daha sonra kulaklarıma ani bir fren sesi doldu. Akrep, ani fren yüzünden kontrolü kaybederek yerde sürüklendi ama hiç taviz vermeden hızla ayağı kalktı ve koşarak ormana girdi.
Ben birinin hayatını çalmıştım. Ben birinin dostunu çalmıştım ve belki de şu hayatta ki tek ailesini bile çalmış olabilirdim. Gözlerimi yavaşça kapatırken önüme döndüm.
Bu an, muhtemelen diğer anılarım gibi gözümde defalarca canlanacak ve vicdanımı eşeleyecekti. Ben ise, görmezden gelebilmek için kendime savaş açacaktım.
"Gölge, bitti artık yavaşla."
Bu cümle ağır bir cümleydi, söylerken bile bir kaç kere tıkanmıştım. Ben ne kadar rol yapsam da, bu dünyaya alışamamıştım, zaten bu dünyanın beni kabullenmeye de niyeti yoktu.
Bizim içinde bulunduğumuz dünya, diğer insanların dünyası kadar hoş değildi. Bu dünyaya kaos hakimdi ve biz geceleri yaşardık ama ben güneşi çoktan özlemiştim.
Gölge hızını yavaşça düşürdü. Hafif hafif vücuduma çarpan rüzgar bana asla huzurlu gelmiyordu. Sanki rüzgar değil de buzdan iğneler gibiydi, vücuduma acımasızca batıyordu.
"Sonunda bitti ve her ne olursa olsun kazanan biziz."
Bu sözüyle Gölge'ye katıldım. "Evet, biz her zaman kazananız."
Üzülmenin bir alemi yoktu, şartlar bunu gerektiriyordu. Sonuçta, Tilki'de ölüm ihtimalini bilerek bu işe girmişti. Eğer ben yapmasaydım o yapacaktı çünkü asla pes etmezdim. Ya beni öldürürdü ya da paketi bana bırakırdı, ki ikimizde biliyoruz asla paketi bana bırakmayacağını.
"Sence birinciliğe yerleştin mi?"
Görmese de omuz silktim. "12 puan vereceklerse gerçekten, Akrep'i geçmişimdir."
"Tahtı ben devraldım diyorsun yani?"
"Taht onda kalabilir ama tahtın onda kalması zirvede benim olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Taç benim kafamda."
Rüzgarın ve motorun sesine rağmen Gölge'nin kıkırdadığını duymuştum. "Birinci hedefi sorun yaşamadan hallettin."
Kollarımı beline daha sıkı sardığımda konuşmasına devam etti. "Sana boşuna Viper (engerek) demiyoruz, zeki ve kurnaz."
Zeki ve kurnaz mı? İltifatına aynı cümleyle karşılık verdim. "Sana boşuna Gölge demiyoruz, zeki ve kurnaz."
"Hah! Şuna bakın şuna, benim lafımı bana çarpıtıyor. Ama şunu bil küçük yılan, senin aklından geçenler emin ol bir gölge'nin bile aklından geçmez."
Kafamı sırtına doğru yerleştirirken, gözlerim yanımızdan geçip hızla kaybolan ağaçlara çevrildi. Üstümden sıyrılan stres ve korku, yerini yorgunluğa bırakmıştı. Gölge'ye cevap vermedim ve ağaçları izlemeye devam ettim.
Etrafı aydınlatan tek şey motorun farlarıydı. Sessiz ve karanlık, huzur aslında bu olmalıydı ama kafamın içindeki gürültüden dolayı rahatsızdım, bana öyle şeyler fısıldıyorlardı ki, kendimi zapt edemiyordum.
Yol boyunca gözlerim ağır ağır kapanmış, kulağım kasktan dolayı derin bir sessizliğe gömülmüştü.
Bugün ölüme bir adım daha yaklaşmıştım. Akrep'in dostunu öldürmek demek, kendini yakmak demekti. Forum'da denk geldiğim bir kaç konuşma arasında, okuduğuma göre görüp görebileceğim en korkunç insanlardan biriydi. Asla kendi ortağı dışında kimseyle konuşmaz ve merhamet duygusundan son derece yoksun olan bu adam, taktığı bir kişiye de bela olurdu. Denk gelmişliğim bile vardı.
Bugün, bu kazaya sebep olmaktan bir tık pişman olmuştum, nedeni ise beni ölüme bir adım daha yaklaştırmasıydı. Gerçi, o halatları çekmeseydim zaten ölmüş bile olabilirdim. Ben, sadece kendi hayatımı kurtardım.
Yarım saatlik bir yolculuğun ardından nihayet çeper kısımlardaki evler gözükmeye başlamıştı, merkeze ise on dakikalık bir mesafe kalmıştı. Görev bitmişti ama resmi olarak hala bitmemişti, puanlarım ben paketi teslim edene kadar girilmeyecekti.
İster bireysel katıl ister grup katıl ikimize de aynı puan yazılacaktı. Görevlere grup olarak katılsak da ben her zaman tek giderdim, Gölge ise bana yakın bir konumda arkamı kollar veya bana bilgi aktarırdı.
Bu sefer tek katıldım ama yine de iki kişiliktik. Bir stratejiydi ve evet, adaletli değildi. Burada da zaten adaletten eser yoktu. Herkes kendi adalet anlayışını ortaya koyuyor ve ufak tefek yasalar dışında kendi kurallarıyla çalıp oynuyordu.
Bana soracak olursanız, bende dahil hiçbir kuryenin adaletten bahsetmemesi lazımdı. Çünkü bizim adaletimiz kusurluydu, sevgisiz adalet gerçek adalet olamazdı. Affetmekten yoksun kişilerin karanlıktan hiçbir farkı yoktu ve adalet kesinlikle aydınlık olmak zorundaydı.
"Sence Akrep uslu duracak mı yoksa peşine mi düşecek?"
Kafamı, Gölge'nin omzundan yavaşça kaldırdım ve ensesine baktım. "Uslu duracağını sanmıyorum." Sol tarafına doğru baktı, zannımca bana bakmak istemişti ama kask bunu engelledi, ki bana bakması tehlikeliydi.
"Depo güvenli, orada kal ve bir süre ortalıkta gözükme, en azından diğer görev başlayana kadar."
Kafamı olumlu anlamda salladım ama onun göremeyeceği aklıma gelince "Ben de öyle yapmayı planlıyorum. O herif, manyak!" dedim.
"Neden öyle diyorsun? Daha önce hiç karşılaşmadık ki?"
Uzun bir soluk bıraktım. Bütün olayı baştan sona anlatacak kadar enerjim yoktu o yüzden direk tek cümleyle bitirmek istedim. "Benim orada olduğumu başından beri biliyordu, tüm hareketlerimi de aynı şekilde ama hiçbir şey söylemedi."
Gölge bir anlık şaşkınlıkla direksiyonu boşa bıraktı ama sonra anında topladı. "NE DİYORSUN?!"
Kafasını bir süre devamlı sağına çevirip dursa da bana bakmayı başaramadı ve pes ederek önüne bakmaya devam etti. Endişelenmişti, bunu biliyordum.
"Görevi bırakıp kaçman lazımdı! Çok tehlikeliydi, amacın ne ESİ-" derken bir anda sustu. Tam olarak ismimi söylemek üzereydi ve bu kırmızı alarm demekti.
Kulenin en önemli yasağı; asla kendini açığa çıkartma, kim olursa olsun.
Gölge'yi yatıştırmak adına konuşmaya ben devam ettim. "Biliyorum çok ama çok saçma! Biliyorum ama yine de onun karışmayacağını ve köşede sadece bekleyeceğini anladım. Bilmiyorum, nasıl anlatacağımı hiç bilmiyorum. O yüzden lütfen soru sorma."
"Ona güvendin mi?"
Anında reddettim. "Hayır, kesinlikle hayır! Bu güven değil, tavırlarından anladım, bilmiyorum dedim ya Gölge! Bu konuyu kapatalım."
Gölge sadece kafasını sallamakla yetindi ve tekrar konuşmadı. Sessiz bir yolculuktan sonra, KULE'nin devasa binasının önünde durduk.
Normal insanlar için bir güvenlik şirketiydi ve gerçekten göz boyamak için bu işle de uğraşıyor, bazı önemli kişilerin para karşılığı güvenliklerini sağlıyorlardı. Bu konuda, bu ülkede KULE'den başka saygın bir şirket yoktu, haliyle bunu fırsata dönüştürerek ek bir gelir elde ettiler.
Gölge motoru park ettikten sonra kaskları çıkarmadan şirketin girişine doğru ilerledik. Çok fazla kamera olduğundan dolayı, riske girmektense kask ile teslim yapmak daha mantıklıydı.
Amorf bir yapıda olan şirket binası, ünlü mimar Zaha Hadid'in yaptığı binalar gibiydi. Gösterişsiz ve sade görünse bile, görüntüsüyle anında göze çarpıyordu. Belirli bir kutu veya dikdörtgen değildi aksine bir şekli yoktu.
Döner kapıdan içeri girince fotoğrafsız ama içerisinde çip takılı olan kartları gişeden okuttuk ve ana binaya girdik. Tuhaf karşılanmamıştık çünkü üst düzey önemli korumaların, yüzlerini göstermesi de yasaktı. Kuryelerin yüzlerini sadece yöneticiler ve bizi eğiten eğitimciler biliyordu veya kendi yüzünü göstermek isteyenler de diğer kuryelere bunu gösterme hakkı vardı ama bu zamana kadar yüzünü gösteren yoktu.
Zaten kim kendini açık etmek isterdi ki?
Postayı teslim etmek için asansörle üçüncü kata çıktık. Burası ara kattı ve sadece kuryelerin girmesine izin vardı. Asansörden indiğimiz anda bizi Baykuş karşıladı.
"Teslimat?" diyerek elini uzattı. Hızlıca çantamdan zarfı aldım ve Baykuş'a uzattım. Elimdeki belgeyi alırken hafifçe kafasını eğdi ve onay verdiğini belli eder bir şekilde salladı.
KULE'nin diğer en önemli yasası, Baykuşlar ile konuşmanın yasak olmasıydı. Asla onlarla konuşamaz ve yanlarında 5 dakikadan fazla duramazdık. Üstlerinde ses kaydı almak için cihazlar ve gövdelerinde bizi çeken kameralar vardı. Onlar burada tutsak gibi yaşayan ama asla şikayet etmeyen kuklalardı. Bizim gibi..
Artık görev resmi olarak bitmişti. Puanlar şuan güncelleniyor ve ben artık zirveye oturuyor olmalıydım.
Gölge'yle beraber yavaşça arkamızı döndük ve tekrar asansörle aşağı indik. Teslimat gerçekleşmişti ve artık savaş alanında değildik.
Güvenlik birimlerine ilerlerken bütün gözler bizim üzerimizdeydi, kasktan dolayı tuhaf gözükmesek bile yine de fazlasıyla dikkat çekiyorduk. Benim yolum buraya kadardı, anlık bir fikir değişimiyle ve kendimi güvence altına almak maksadıyla KULE'nin otelinde kalmaya karar vermiştim.
KULE, sıralamada K10 listesine fazlasıyla ayrıcalık tanımaktaydı. Bu listede yer edinen herkes diğer kuryelerden farklı olarak çok önemli ayrıcalıklara sahipti. İstedikleri gibi dolaşabilir, özgürce yaşayabilirlerdi. İsterlerse otelde kalabilir veya kendi evlerine sahip olabilirlerdi.
Ana bina, yan parseldeki otele bir koridor ile bağlanıyordu. Otel ise, bu binanın aksine çok daha büyük ve katlıydı. Bu otelde ya kuryeler ya da müşteriler kalabiliyordu ve aynı zamanda hayali üst düzey güvenlikler...
Gölge'ye dönerek " Ben otelde kalacağım, sen gidebilirs-" derken sözüm kesildi. Gölge gözlerini kocaman açmış bir süre sonra ise kaşlarını çatmıştı. Elindeki telefonda her ne gördüyse onu hem şaşırtmış hem de kızdırmıştı. Meraklanarak ben de bakmak için kafamı telefona doğru eğdim ama tam göremediğim için "Neye bakıyorsun?" diye sordum.
"Akrep, foruma mesaj atmış."
Gölge gibi benim de kaşlarım çatıldı ve alık alık yüzüne baktım. Bu şaşırılacak bir şeydi çünkü Akrep, asla bu zamana kadar foruma hiçbir şey yazmamıştı ve hatta foruma son girme tarihi bile 4 ay önceydi. Sıralamalar tamamen güncellendiği zaman...
Diğer kuryeler, onun için hiçbir zaman ne rakip ne de başka bir şey olmuştu. Kısacası hem onları küçümsüyor hem de hiç kafasına bile takmıyordu. Diğer kuryelerin Akrep hakkında konuşmalarına bir çok defa şahit olmuştum.
Normal bir zamanda asla merak etmezdim ama bugün olanlardan sonra kalbimde bir ağırlık oluşmaya başladı. Telefonu bir çırpıda Gölge'nin elinden aldım.
O kadar telaşlıydım ki; kalbim hızla atmaya başladı, avuç içlerim şimdiden terlemiş beni yine kor bir ateş sarmalamıştı. Titrek ellerimle telefonu düzgünce tutmaya çalıştım ve kendime yaklaştırdım.
Gözlerim kısılmaya ve kararmaya başladı. Yazdığı mesajı bir kez daha okudum. Yanlış algıladığımı sanarak Gölge'ye doğru döndüm ve gözlerinin içine bakmaya başladım. "Lütfen yanlış gördüğümü söyle, lütfen."
O mesaj benim için bir tehdit mesajıydı, bana karşı açık açık iletilmemişti ama ben anlamıştım.
Akrep: Cehennemden önceki son
duraktasın, dikkat et.
Belayı başıma takmış ve kendi ayaklarımla yaş tahtaya çoktan basmıştım.
***
Bölüm sonu, umarım beğenerek okumuşsunuzdur 🌹
Vote vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen 💓 keyifli günler diyorum