İçeriğe geç

ZEHİRLİ SARMAŞIK

Bölüm 36 · 9 dk okuma

ZEHİRLİ SARMAŞIK

Bölüm 36

36.Bölüm – Vazgeçiş

36.Bölüm – Vazgeçiş

Geçmiş – Antep Baykara Konağı

Adem, konağın ağır havasında odasına kapanmış, duvarlardaki desenlere anlamsızca bakıyordu. Her şey o kadar anlamsızdı ki... İçinde kopan fırtınalar, dışarıdan bakıldığında kaskatı duran yüzüne yansımıyordu. Elinde sıkıca tuttuğu, kenarları hafif yıpranmış bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta, Rojda’nın masum ve ışıl ışıl bakan gözleri onu bir mıknatıs gibi kendisine çekiyordu. Parmakları, kadının yüzünü sanki ona dokunur gibi narin bir şekilde okşadı. Ama sonra aniden, öfkeyle masaya vurdu elini.

“Bu böyle olmamalıydı! Annem... Annem bunu bana nasıl yapar?! Beni nasıl sevdiğim ile sınar .?” diye homurdandı.

Kendi sesi odada yankılanırken, başını ellerinin arasına aldı. Ne kadar güçlü bir adam gibi görünse de, o an Adem yalnızca annesi tarafından köşeye sıkıştırılmış bir çocuk gibi hissediyordu. Kalbi kırılmış, sevdiği kadına ulaşamayacak olmanın çaresizliğiyle dolup taşıyordu.

Annesi Zümrüt Hanım’ın ağırlığı, her zaman bir gölge gibi hayatının üzerindeydi. Adem hiçbir zaman Zümrüt Hanım’a karşı koyabilen biri olmamıştı. Ama bu sefer bambaşkaydı. Bu sefer söz konusu olan şey, Rojda’ydı. Sevdiği, uğruna dünyaları yıkabileceği kadındı. Onun kokusu hâlâ Adem’in hafızasında tazeydi. Saçlarının rüzgârda savruluşunu, gülüşündeki sıcaklığı düşündükçe nefesi kesiliyordu.

Ama annesi... Zümrüt Hanım, her zamanki gibi başka planlar yapmıştı. Adem’in hayatı üzerinde bir kukla oynatıcısı gibi ipleri elinde tutuyordu.

.....

Adem, odasında öfke içinde düşünceler arasında savrulurken, Zümrüt Hanım planlarını çoktan hayata geçirmişti. Rojda’nın Mardin’deki evine gönderilmek üzere bir veda mektubu yazdırmıştı. Tabii ki bu mektubu Adem yazmamıştı; Zümrüt Hanım’ın adamlarından biri, onun el yazısını taklit ederek yazmıştı.

Mektupta şöyle yazıyordu:

Adem’in Rojda’ya Veda Mektubu

"Rojda,"

Bu mektubu okuduğunda içinde büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağını biliyorum. Ama gerçekleri daha fazla saklayarak seni kandırmaya devam edemem. Bunca zaman, sana dair hislerimin aslında ne kadar yüzeysel olduğunu kendi içimde sorguladım ve artık seninle dürüstçe yüzleşmek zorundayım.

Seni sevdim mi? Belki. Ama bu sevgi ne kadar derin, ne kadar gerçekti, işte bunu artık kendime bile itiraf edemem. Hayatımda birçok şey bir oyundu ve maalesef bu oyunun bir parçası da sendin. Sana dair hislerim bir hevesin ötesine geçmedi. Güzeldin, ilginçtin, o an için farklıydın. Ama hayatın bana yüklediği sorumluluklar, gerçekler ve öncelikler, seni bu hayatın içinde bir yere koyamayacağımı her zaman yüzüme vurdu.

Açık konuşmam gerekirse, seninle geçirdiğim zamanlar, benim için yalnızca bir kaçıştı. Ailemin üzerimdeki baskısından, hayatın sert gerçeklerinden, bir süreliğine uzaklaşmak için seni kullandım. Ve evet, "kullandım" diyorum çünkü başka bir şekilde tarif edemem. Seni sevdiğimi düşündüğüm zamanlarda bile içimde hep bir boşluk vardı. Seninle bir gelecek hayal edemedim, hayal etmeyi bile istemedim.

Zümrüt Hanım bu ilişkiyi hiçbir zaman onaylamadı. Ve açık olmak gerekirse, haklıydı. Sen benim dünyama hiçbir zaman ait olmadın, olamazdın da. Benim yaşadığım hayat, senin hayal ettiğin gibi masum aşklar üzerine kurulu değil. Bizim gerçeklerimiz, senin hayallerinle çatışıyor. Bu yüzden, seni daha fazla oyalamadan yollarımızı ayırmanın zamanı geldi.

Sana bunu bizzat söylemek yerine mektupla anlatmayı seçmem, belki de biraz zayıflığım. Ama gözlerinin içine bakarak bu kadar ağır bir gerçeği söylemek istemedim. Daha doğrusu, senin bu gerçekle yüzleşirken bana bir şeyler söylemeni istemedim. Çünkü senin bu ilişkinin gerçekliğine inancını görmek beni daha da küçültecekti.

Rojda, hayatına devam et. Ama beni hayatında bir dönüm noktası, bir kayıp ya da bir yara olarak görme. Çünkü ben hiçbir zaman senin gerçek mutluluğun olabilecek bir adam olmadım.

Hoşça kal,

“Adem BAYKARA "

Rojda mektubu okuduğunda elleri titriyordu. Satırlardaki acımasızlık, ruhunu delip geçmişti. Adem’in onun için bir kaçış olduğunu, onu yalnızca kullanıp kenara attığını öğrenmek, hayatının en büyük yıkımıydı. Gözleri satırları takip ederken nefes almakta zorlandı. Her kelime, onu biraz daha küçülttü, biraz daha değersiz hissettirdi.

Mektubun sonunda, dudakları titrerken sadece şu cümleyi mırıldandı:

“Ben senin için yalnızca bir oyundum demek… Yalnızca bir eğlence…”

Gözlerinden akan yaşlar mektubun mürekkebini hafifçe dağıtmıştı. Yüreği acıyla yanarken elleri kağıdı buruşturdu ve mektubu yere fırlattı. O an, içinde bir yemin belirdi: "Bu ihaneti unutmayacağım, Adem. Senin bu soğukluğunu, bu yüzsüzlüğünü asla unutmayacağım."

Ama o anda bilmediği bir gerçek vardı: Adem, bu kelimeleri yazarken aslında kendine de acıyordu. Mektup, Zümrüt Hanım’ın baskısıyla kaleme alınmıştı ve Adem’in yüreğinde saklanan gerçek aşkın, ne annesine ne de hayata karşı koymaya gücü yetmişti.

Bu mektup, Rojda’ya ulaştığında genç kadının dünyası başına yıkılmıştı. O mektubu okurken dökülen gözyaşları, Adem’e olan sonsuz sevgisinin bir kanıtıydı. Ama Adem, olanlardan habersizdi. Onun için Rojda hâlâ sevgisiydi, geleceğiydi, hayata dair sahip olduğu tek mutluluktu.

İstemeden Gelen Evlilik

Zümrüt Hanım, oğlunu Karacabey ailesinin küçük kızı Zehra ile evlendirme planını kusursuz bir şekilde ilerletiyordu. Bu evlilik, Baykara ailesinin gücünü artıracak ve her iki aileye de prestij kazandıracaktı. Adem’in ne hissettiği, Zümrüt Hanım için hiçbir şey ifade etmiyordu.

Birkaç hafta sonra, aileler arasında küçük bir isteme töreni düzenlendi. Tören sırasında Adem, kendini bir yabancı gibi hissediyordu. Büyük salona adım attığında, etrafındaki herkes neşe içinde birbirleriyle sohbet ediyordu. Ama Adem’in dünyası, Rojda’nın hayaliyle doluydu.

Karacabey ailesinin kızı Zehra, o sırada gözlerini Adem’den alamıyordu. Henüz 19 yaşında olan Zehra, genç ve hayat dolu bir kızdı. Adem’i ilk gördüğünde, kalbinin yerinden çıkacakmış gibi attığını hissetti. Onun kendisiyle evlenmek üzere olduğunu düşünmek bile, Zehra’nın içini mutlulukla dolduruyordu.

Zehra’nın gözleri heyecanla parlıyordu. Annesinin koluna hafifçe dokunarak fısıldadı:

“Anne, Adem Bey ne kadar yakışıklı, değil mi? Onunla evleneceğime inanamıyorum!”

Annesi gülümsedi ve fısıldayarak cevap verdi:

“Evet kızım, Adem Bey çok saygıdeğer bir beyefendi. Seni çok mutlu edecek.”

Ama Zehra, Adem’in kendisine bir kez bile dönüp bakmadığını fark ettiğinde, yüzünde bir gölge belirdi. İçinde tuhaf bir his oluştu. Adem’in gözlerinde bir yabancılık, bir uzaklık vardı. Sanki burada bulunmak istemiyor gibiydi.

Yüzüklerin Takılması

İstemeden sonra yüzükler takılmaya başlandı. Zehra’nın elleri heyecandan titriyordu. Parmaklarına yüzüğü takarken gözleri Adem’e kaydı. Ama Adem’in yüzünde ne bir mutluluk ifadesi vardı, ne de bir heyecan. Gözleri uzaklara dalmıştı. Sanki başka bir dünyadaydı.

Adem, yüzük parmağına takıldığında bir zincire vurulmuş gibi hissetti. Bu yüzük, onun için sevdiği kadına olan bağının son bulduğunu simgeliyordu. Parmaklarını sıkarak içinden, “Bu bir hata... Bu evlilik, benim hayatımı elimden alıyor,” diye düşündü.

Kutlama sona erdiğinde, herkes salondaki neşeli kalabalığın bir parçasıydı. Zehra’nın ailesi mutluluktan uçuyor, Zümrüt Hanım zafer dolu bakışlarla oğluna gülümsüyordu. Ama Adem, orada değil gibiydi.

.....

Adem, odasına çekildiğinde yüzüğünü çıkarıp masanın üzerine koydu. Rojda’nın resmini eline alıp uzun uzun baktı. Resimdeki yüz, ona hem huzur hem de acı veriyordu.

“Ben seni seviyorum, Rojda,” diye mırıldandı. “Ama artık elimden bir şey gelmiyor. Annem her şeyi mahvetti. Senin yaşaman için benim senden vazgeçmem lazım . Özür dilerim rojda .”

Adem, hayatının tamamen kontrolünden çıktığını hissediyordu. Bir tarafta Rojda’ya olan sevgisi, diğer tarafta annesinin baskısı... Bu savaşın galibi çoktan belli olmuştu.” senin için senden bile vazgeçerim . “

Zehra, o gece odasına çekildiğinde aynanın karşısında durup yüzüğüne baktı. Gözleri dolmuştu. Nişan günü hayalini kurduğu mutluluk, Adem’in soğuk bakışlarıyla yerle bir olmuştu.

Kendi kendine fısıldadı:

“Adem Bey, beni neden istemiyor? Neden bu kadar uzak?”

Ama Zehra, Adem’in kalbinin çok uzaklarda, başka bir kadında olduğunu bilmiyordu. O gece, Baykara ailesi için yeni bir dönemin başlangıcıydı. Ancak bu başlangıç, Adem ve Zehra için farklı yolların çatışmasından ibaretti.

...

Görkemli Antep Düğünü

Antep usulüne göre, düğün muhteşem bir ihtişamla gerçekleşiyordu. Altın kemerler, nakit paralar adeta yağmur gibi yağıyordu. Gelin ve damat tarafı arasında cömertlik yarışı başlamış, konukların gözlerini kamaştıran bir şölen düzenlenmişti. Davul zurna eşliğinde gelin alayı köy köy gezdirilmiş, herkes bu düğünün dillere destan olacağını konuşuyordu. Gelin Zehra’nın üzerindeki gelinlik ise Zümrüt Hanım’ın özel isteğiyle, usta bir terziye dikilmişti.

Zümrüt Hanım, gururla gelinliği izlerken kendinden emin bir sesle, “Şanımıza layık bir düğün tabii ki şanımıza layık bir gelinlikle olur. Gelinime özel diktirmesem olmazdı,” dedi. Herkes Zümrüt Hanım’ın gücüne ve soyadının kudretine bir kez daha tanık oluyordu.

Zehra, başını eğerek mahcup bir ifadeyle teşekkür etti:

“Teşekkür ederim, Zümrüt Hanım teyze.”

Ama Zümrüt Hanım onu hemen düzeltti:

“Anne de bana, kızım. Sen artık benim oğlumun biricik, güzel mi güzel karısısın. Oğlumun çocuklarının annesisin. Bu düğün de, bu gelinlik de sana feda olsun.”

Zehra, mutlulukla başını sallayarak tekrar eğildi. Bu sözler, onun için bir övgü değil, bir taç gibiydi. Ancak, o an tüm bu ihtişamlı düğünün arkasında kimsenin görmediği bir fırtına kopuyordu. Damat odasında, bu evlilikle ilgili düşüncelerini alkol ve sigarayla boğmaya çalışıyordu.

...

Adem, odasında bir köşeye çökmüş, elindeki sigarayı ağır ağır tüttürüyordu. Masanın üzerindeki yarısı içilmiş bir şişe alkol, durumunun ne kadar kötü olduğunu açıkça gösteriyordu. Dışarıdaki eğlencenin, coşkunun sesi içeriye ulaşsa da, Adem için bu sesler yalnızca daha büyük bir sıkıntının habercisiydi.

Tam o sırada, Zümrüt Hanım kapıyı açıp içeri girdi. Oğlunun halini görünce bir an durakladı, ama hemen ardından kendine geldi. Yüzündeki soğukkanlı ifadeyi hiç kaybetmeden seslendi:

“Adem!”

Adem, annesine dönüp bakmadı bile. Bir nefes daha sigara çekip alkol şişesini tekrar kafasına dikti.

Zümrüt Hanım, oğlunun bu durumuna rağmen sert bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

“Kafanda ne geçiyor bilmiyorum, ama sakın bir aptallık etmeye kalkışma. Bu gece Zehra’yı koynuna alıp karın edeceksin!”

Bu sözleri duyan Adem, elindeki şişeyi masaya sertçe bırakarak yerinden kalktı. Gözleri kıpkırmızı, ifadesi ise hem kederli hem öfkeliydi. Annesine doğru yürüdü, sesi odada yankılandı:

“Evlen dedin, evlendim anne! Daha ne istiyorsun ha? Daha neyin peşindesin?”

Zümrüt Hanım, hiç tereddüt etmeden yanıtladı:

“Torun!”

Bu sözle Adem, acı acı kahkaha atmaya başladı. Geri geri yürüyüp koltuğa oturdu ve bir süre kahkahaları odayı doldurdu. Ama bu kahkahaların ardında derin bir acı vardı. Alaycı bir tonla konuştu:

“Torun ha! Tabii, her şey senin için bir proje, değil mi? İstediğini elde etmek için kurduğun başka bir plan!”

Zümrüt Hanım’ın ifadesi ciddileşti, sesi keskinleşti:

“Bana torun vereceksin, Adem! Zehra’yı bu gece karın edeceksin. Sevmen ya da sevmemen umurumda bile değil!”

Adem, annesinin bu umursamazlığına daha fazla dayanamayıp ayağa kalktı. Elleriyle saçlarını karıştırdı, öfkesi iyice artmıştı:

“Her seferinde kötülüğünün çıtasını biraz daha yukarı koymayı başarıyorsun, anne. Bravo sana! Evlen dedin, evlendim. Şimdi de çocuk yap diyorsun. Peki ya Zehra? O kızcağızı hiç mi düşünmüyorsun? Onun bir kalbi olduğunu, duyguları olduğunu hiç mi umursamıyorsun?”

Zümrüt Hanım, oğlunun gözlerinin içine bakarak kendinden emin bir şekilde yanıtladı:

“Neden düşüneyim ki? O artık bir Baykara. Daha ne ister? Bizim soyadımızı taşıyor, bizim servetimizin ortağı. Benim için yeterli!”

Adem, başını iki yana sallayarak acı acı gülümsedi. Koltuğa geri oturdu, gözlerini yere dikip bir süre sustu. Ardından, boğuk bir sesle konuştu:

“Tamam anne. Bu gece Zehra’yı koynuma alacağım. Söylediğin her şeyi yapacağım. Ama bil ki…”

Adem, elini göğsüne koyarak devam etti:

“Burası hep onunla olacak. Kalbim, bir tek Rojda ile olacak. Onun adını unutmamı bekleme benden. Onun anısını silmemi isteme.”

Zümrüt Hanım, oğlunun bu sözlerine aldırmadan keskin bir şekilde yanıt verdi:

“Sen kalbinle değil, aklınla hareket edeceksin. O kızın hayalini bir kenara bırak, Adem. Bugünden sonra senin tek sorumluluğun bu soyadını devam ettirmek.”

Adem, elleriyle yüzünü ovuşturdu, bir an sessizce düşündü. Ardından bir sigara daha yaktı ve içini çekerek mırıldandı:

“Bu kadar acımasız olmayı nasıl başarıyorsun, anne?”

Zümrüt Hanım, hiç aldırmadan odadan çıkarken son bir kez dönüp baktı:

“Ben bir Baykara’yım, oğlum. Bizim ailemizde duygulara yer yoktur.”

Adem, yalnız kaldığında, derin bir nefes aldı ve sigarasını küllüğe bastırdı. O gece, Zehra’ya dokunacaktı belki, ama kalbi hâlâ ve daima Rojda için çarpacaktı.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Aslında her ne kadar çocukları Adem'in yüzüne veya Rojdanın yüzüne annelerinin öldüğünü düşünselerde Adem baştan Zehra'nın da bir kalbinin olduğunu anlamış tüm her şeye sevdiği için katlanmış her şeyin suçlusu ne Adem ne Rojda Ne de Savaş her şeyin suçlusu aslında Zümrüt Hanım cidden üzüldüm Ademe..