35.Bölüm :Kaybedilen Duygular
Milena’nın yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Onun yere düşerkenki görüntüsü, beynime kazınan bir darbe gibiydi. “Milena!” diye bağırarak koştum, bedenim kontrolsüzce hareket ediyordu. O an, her şeyi unuttum: geçmişi, öfkeyi, Derin’i… Sadece Milena vardı.
Onun başı hafifçe yana düşerken gözleri kapanmıştı. Elimi hemen boynuna götürdüm, nabzını kontrol ettim. “Milena! Aç gözlerini, lütfen! Bana bunu yapma!” Sözlerim çaresizlikle doluydu. Parmaklarımın titrediğini hissediyordum. Nefes alışları kesik ve zayıftı. İçimde, tarif edilemez bir korku kabarıyordu.
Bütün gücümle onu kollarımın arasına aldım, vücudu hafifti, sanki rüzgârda savrulacak bir yaprak gibiydi. “Kimse kıpırdamasın!” diye bağırdım. Sesim, içimdeki panik ve öfkeyle yankılandı. “Birisi hemen doktor getirsin!” Emirlerimin arasına bir çaresizlik gizlenmişti; korkuyordum, her zamankinden daha çok.
Gizem ve diğerleri etrafımda şaşkın ve korku dolu bakışlarla donup kalmıştı. Yüzlerine bakmaya bile tahammül edemedim. “Doktor nerede? Hemen!” diye bir kez daha haykırdım. Kollarımın arasında yatarken Milena’nın yüzüne baktım. “Sen gidecek biri değilsin, Milena. Ben izin vermem. Senin gitmene izin vermem!” dedim, alçak bir sesle, daha çok kendime konuşur gibi.
Adımlarım beni hızlıca odasına taşıdı. Yatağa uzattım onu, vücudu hareketsizdi. Yüzümü, onun ellerine yasladım. Ellerinin soğukluğu, içimdeki korkuyu daha da büyütüyordu. Gözlerimde ki korkuyu saklamak için başımı hafifçe eğdim. “Ne olur gitme…” diye fısıldadım, neredeyse duyulmayacak kadar sessiz bir şekilde.
Birden kapıdan Gizem’in sesi geldi: “Doktor geliyor, az kaldı!” dedi. O an, içimdeki öfke ve korkunun birleşimiyle bir kez daha bağırdım: “Daha hızlı olmalarını söyle! O ölürse hepiniz öleceksiniz!” Sözlerimle odadaki hava ağırlaştı.
Başımı tekrar Milena’ya çevirdim. Yüzündeki çizgilere baktım; o nefret dolu anları hatırladım, bana meydan okuyuşunu, gücünü. Şimdi ise bu kadar savunmasızdı, bu kadar güçsüz. “Bu sen değilsin Milena. Sen güçlü birisin. Bana bile dayanmış birisin. Bu şekilde beni bırakmana izin vermem.”
Parmaklarımı hafifçe yüzünde gezdirdim, alnındaki saçları geriye doğru düzelttim. “Benim için mi böyle oldun? Sana yaptıklarım mı seni bu hale getirdi?” diye kendi kendime sordum. Cevap alamayacağımı bilmek, canımı daha da acıtıyordu.
Doktor içeri girdiğinde nefes aldım, ama içimdeki korku hâlâ geçmemişti. Milena’nın bir şeyler fısıldamasını, beni tekrar o yeşil gözleriyle suçlamasını istiyordum. Bana nefretiyle bakan o gözleri bir daha göremezsem, ne yaparım bilmiyordum.
“Onu kurtarın,” dedim, neredeyse yalvarırcasına. “Her ne gerekirse yapın, ama onu kurtarın.”
Doktor Milena’yı kontrol ederken, bir kenara çekildim ama gözlerimi bir an bile üzerinden ayırmadım. O an fark ettim ki, Milena benim için sadece bir ‘intikam meselesi’ değildi. O, bundan daha fazlası olmuş gibiydi .Kalbim olduğunu hatırlatmıştı bana , en son annem için acı çekmiştim o gün ki ben ile şuan ki ben asla bir değildi . Çocukken yaşadıklarım beni acımasız bir adama dönüştürmüştü . Milenadan gözlerimi bir an olsun ayırmıyordum . Onu kaybetme düşüncesi, boğazımı sıkan bir ip gibiydi.
‘milena lütfen iyi ol . ’
&&&&&&&&&
Doktor işini bitirip reçeteyi ellerime uzattığında, içimdeki gerilim bir nebze hafifler gibi oldu. Milena’nın nefesi düzene girmiş, yüzüne hafif bir renk gelmişti. Ama hâlâ o anın şokundaydım. Onu yerde bilinçsiz yatarken görmek, sanki yıllar öncesine, annemin bedenini o ipte gördüğüm güne geri götürmüştü. O günü, o çaresizlik hissini bir kez daha yaşamış gibiydim.
Doktor “ milena hanım ,ilaçlarını yanından ayırmaması gerekiyor savaş bey . Her zaman bu kadar şanslı olamayabiliriz . “ dedi .
“Ne demek o doktor karım normal bir bayılma geçirmedi mi .?”
doktor başını iki yana sallayıp .” karınızın astım hastası olduğundan haberiniz var öyle değil mi ?” dedi şaşkın şakın .
Milena nın astımı olduğunu bilmiyordum ilacını hiç görmemiştim . Doktor “ savaş bey , bu tarz hastalıklar hayati risk taşır . Bundan sonra daha dikkatli olması gerekiyor .” dedi .
Elimdeki reçeteye bakarak başımı salladım . Doktor odadan çıktıktan sonra milena nın yanına gittim .
Elimle alnını kontrol ettim, hâlâ hafif bir soğukluk vardı. Kahkülleri alnına yapışmıştı. Parmaklarımı saçlarının arasında gezdirdim. “Milena,” diye fısıldadım, ama tabii ki cevap vermedi. Bu kırılgan hâli, içimde tarifsiz bir koruma hissi uyandırmıştı. Ben, Savaş Baykara, düşmanımın kızı için endişeleniyordum. Bu düşünce bile garip geliyordu. Ama Milena... Onu böyle görmek bir şeyleri tetikliyordu.
Tam o anda kapı hızla açıldı. İçeri adeta fırtına gibi Derin girdi. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu, yüzünde öfke ve hayal kırıklığı vardı.
“O kadın nerede abi?!” diye bağırdı. Sesi bütün odada yankılandı. Bir an ne dediğini anlamadım. Gözleri Milena’yı yatakta görünce daha da öfkelenmişti. “Öldüreceğim onu! Onun yüzünden annem o hâlde!” diye haykırdı ve Milena’ya doğru bir adım attı.
Anında harekete geçtim, bedenimi Milena’nın önüne siper ettim. Ellerimle Derin’i durdurdum. “Derin! Kendine gel!” dedim, sesimdeki sertlik odadaki havayı bir anda değiştirdi.
“Bırak beni abi! O kadının annesi annemi delirtti! Hepimizin hayatını mahvetti! Şimdi burada yatıp numara mı yapıyor?!” diye bağırdı, kolunu çekmeye çalışıyordu.
Derin’i bileğimden tutup sıkıca geri ittirdim. “Derin, bir daha Milena’ya böyle bir şey söylemeye kalkarsan seni asla affetmem. Duydun mu beni?”
Ama o, söylediklerimi duymuyormuş gibi davranıyordu. Öfkesi gözlerini kör etmişti. “Affetmezsen ne olur abi? Ben haklıyım! Annem bu hâle bu kadın yüzünden geldi! Sen nasıl hâlâ onun yanında olabilirsin?”
“Milena’nın bununla bir ilgisi yok, Derin. Kendi öfkeni başkasına yüklemekten vazgeç!” dedim, sesimdeki ton daha da sertleşmişti.
Ama Derin geri adım atmadı. “O kadın burada kalamaz! Onu burada istemiyorum! Ya o gider, ya ben!” dedi ve gözlerini kısarak meydan okuyan bir şekilde yüzüme baktı.
O an sabrımın son noktasına geldiğini hissettim. Derin benim kardeşimdi, canımdı. Ama bu tavrı daha fazla tolere edemezdim. “Derin, seni uyarıyorum. Bu odadan çık ve sakinleş. Yoksa bu öfkenin sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın.”
“Sen beni tehdit mi ediyorsun abi? Ben senin kardeşinim! Ama bu kadın... Bu kadın ne abi? O kim?!”
Gözlerimi onun gözlerine diktim. “Milena, benim karım derin ! O artık bir baykara .! Ona zarar vermeye kalkan kim olursa olsun, karşısında beni bulur. Kardeşim de olsan fark etmez.”
Derin bir adım geri attı ama öfkesi geçmemişti. “Sana inanamıyorum. Gerçekten inanamıyorum abi. Annem seni bu kadın için dediklerini duysa kağırından ölürdü . Biz yıllarca annesiz kaldık . Acımızı kendi içimizde yaşadık , kan kustuk kızılcık şerbeti içtik de bir gün bile acımızı göstermedik . !! şimdi gelmiş burda o bir baykara diyorsun . O hala o kadının kızı !. İsterse karın olsun ne fark eder ?!” dedi, sesi ağlamaklıydı ama hâlâ sertti.
Tam o anda kapı tekrar açıldı ve Gizem içeri girdi. Derin’in sesini dışarıdan duymuş olmalıydı. Yüzünde hem endişe hem de sinir vardı. Gözleri bir anlık Milena’nın yüzüne kaydı, sonra hemen Derin’e döndü.
“Ne yapıyorsun Derin? Sen burada Milena’yı suçlayıp bağırırken o hâlâ nefes almakta zorlanıyor! Biraz insanlık öğren!” dedi, sesi soğuk ve alaycıydı.
Derin ona dönüp sert bir şekilde baktı. “Sen karışma Gizem. Bu aile meselesi.”
Ama Gizem geri adım atmadı. “Hayır, bu insanlık meselesi. Milena burada yatıyor ve sen onu suçlamaktan başka bir şey yapmıyorsun. Annene ne olduysa, bunun sorumlusu o değil. Bunu artık anlaman gerekiyor.”
“Anlamam gereken bir şey yok! Her şey onun yüzünden başladı. Annem onun annesi yüzünden delirdi!” diye bağırdı Derin, ama sesi artık daha çaresiz çıkıyordu.
Gizem bir adım ileri atıldı, gözleri Derin’inkine meydan okurcasına dikildi. “Annene ne olduğunu gerçekten bilmiyorum . Ama kendi acını başkasına yansıtman hiçbir şeyi değiştirmez, Derin. Bu yaptığın, annenin hatırasına da saygısızlık.”
Derin’in yüzünde bir an tereddüt belirdi. Ama bu sadece bir saniye sürdü. Tekrar dönüp bana baktı. “O kadın burada olduğu sürece hiçbir şey düzelmeyecek abi. Hiçbir şey...” dedi ve hışımla odadan çıktı.
Odanın kapısı çarparken derin bir nefes aldım. Gizem bir an sessiz kaldı, sonra Milena’ya baktı. “Astımı olduğunu bilmiyordum. Daha kötü olabilirdi...” dedi.
Başımı salladım. “Biliyorum. Daha kötü olabilirdi. Ama bundan sonra onun için her şeyi yapacağım. Derin’in söyledikleri önemli değil. Milena burada kalacak. Ne pahasına olursa olsun.”
Gizem bir süre sessiz kaldı, sonra hafifçe gülümsedi. “İlk kez bu kadar kesin konuştuğunuzu görüyorum. Milena için düne kadar nefret ettiğinizi biliyorum .” gizem bir adım daha yaklaştı . Sessiz bir sesle “savaş bey , milena burada yatıyorsa sizin ve ailenizin suçu . siz milenayı korumasanız bile ben varım . O kimsesiz değil . annesi ya da babası olmadığını düşünebilirsiniz . Ve haklısınız abbas amca geri kafalı ama ben değilim . Milenayı serbest bırakın lütfen . Ben onu alıp götürebilirim sonrada sessiz sakin bu evliliği bitirirsiniz .” dedi
Cevap vermedim. Milena’nın solgun yüzüne baktım. İçimdeki fırtınalar hâlâ dinmemişti.” Gizem hanım , karım ile aramada olan sizi ilgilendirmiyor . O bşr baykara ve onun yeri burası . “ dedim
gizem dediklerimden memnun olamamıştı .” Umarım karınızı kardeşinizin azabından koruyabilecek kadar güçlüsünüzdür savaş Baykara ..! “ Gizem odadan çıkarken benim gözlerim tekrar yatakta yatan milenaya kaydı . Şuan ne yapacağımı bilmiyordum bir yandan derin diğer yandan milena.. tek bir şeyden emindim: Derin bu saatten sonra rahat durmayacaktı ...
&&&&&&&
Derin’in Gözünden –
Odayı terk ederken nefesim hızlanmıştı, ama içimdeki öfke hâlâ dinmemişti. Koridora çıktığımda karşımdaki aile üyelerim şaşkın ve endişeli gözlerle bana bakıyordu. Büyükannem dışında herkes oradaydı. Onun nerede olduğunu bilmiyordum, ama yaşlı haliyle bu tartışmalara dahil olmaması daha iyiydi. Bu kadar karmaşık ve kirli bir durumun içinde olmamalıydı.
Yüzlerine baktım. Kimsenin bir şey söylemediğini görünce daha da sinirlendim. Ama bir kişi vardı ki diğerlerinden farklıydı: yengem Hilal. O, bana ne bir şaşkınlık ne de bir endişe ile bakıyordu. Yüzünde sadece her şeyi bilen ama sessiz kalan birinin ifadesi vardı. O biliyordu. Her şeyi... Ama tek kelime etmemişti. Muhtemelen abim ona söylememesi için baskı yapmıştı. Ama bu saatten sonra hiç kimseye güvenmeyecektim.
Öfkem içimde kabarıp büyürken artık kendime hâkim olamıyordum. Sert bir adım attım ve sesim koridorda yankılanarak patladı:
“Ne bakıyorsunuz ha?! Her şeyi öğrenmeyeceğimi mi sandınız?! Ah, doğru ya, ben malım, değil mi?!”
Herkesin yüzünde bir şaşkınlık belirirken, Hilal ifadesiz durmaya devam etti. Onun sakinliği beni delirtmeye yetiyordu.
“Ama bu saatten sonra gerçek Derin kim, onu göreceksiniz! Eğer adım Derin’se, o içerde yatan sürtüğün kızı bu evden gitmeden asla nefretimi bitirmeyeceğim!”
Sesim titrerken söylediğim her kelime içimdeki kini daha da büyütüyordu. Sözcüklerimle birlikte geçmişin acısı zihnime hücum etti, ama şu an durup düşünemezdim. Bu öfkenin içimdeki her şeyi yakmasına izin verecektim.
Amcam Mahir nihayet sessizliği bozdu. “Kızım, ne diyorsun sen? Bu hâlin ne? Bir sakin ol, önce anlat...” dedi, yüzünde anlamayan bir ifade vardı.
Elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken ona dönüp bağırdım:
“Yengem anlatsın, amca! En iyi bilen o, çünkü!”
Bu sözlerimden sonra herkesin gözleri Hilal’e çevrildi. Ama ben başka bir şey söylemeden hızla odama yöneldim.
.......
Odamın kapısını sertçe çarptım ve yere çömeldim. Yüreğimde kocaman bir yangın vardı, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Ellerimi yere vurarak ağlamaya başladım. Annemin o hâlini görmek, o gün... her şey zihnimde yeniden canlanıyordu.
Babam evi terk ettikten sonra annem kendine gelememişti. O gün de annem sessizdi. Sessizlik... O lanet sessizlik. Annemin bedenini o ipte gördüğümde, hayatımın en büyük travmasını yaşamıştım. İpi kesip annemi yere yatırdığımızda abim yanımdaydı. Yüzündeki çaresizliği asla unutamıyorum. Bana, “Güçlü olmalıyız, Derin,” demişti. Ama nasıl güçlü olabilirdim? Babam o kadının peşinden gitmişti. Annem dayanamayarak canına kıymıştı. Ve şimdi, o kadının kızı bizim evimizdeydi!
Gözyaşlarım daha da hızlanırken içimdeki öfke büyüdü. “Nasıl yaparsın bunu, abi? Nasıl o kadının kızını koruyabilirsin?!” diye fısıldadım.
Kapı tıklatıldığında cevap vermedim. Ama kapı açıldı ve içeri Hilal girdi. Yüzü sakin ama düşünceliydi. Yavaş adımlarla bana doğru yaklaştı ve gözlerimin içine baktı.
“Derin,” dedi yumuşak bir sesle, “Sakinleşmen gerek. Bu şekilde kendine zarar veriyorsun.”
Başımı kaldırıp ona bakarak, sesim titrese de sert bir şekilde cevap verdim:
“Sen de çık git buradan! Sen de onlar gibisin. Her şeyi bildin, ama bana söylemedin!”
Hilal biraz duraksadı, sonra bana yaklaşıp karşıma çömeldi. Ellerini dizlerine koydu ve ses tonunu biraz daha alçalttı:
“Bunu sana anlatmadığım için öfkelisin. Haklısın, Derin. Ama senin tarafında olduğumu unutma.”
Bu sözleri duyduğumda şaşırdım. Gözlerimdeki yaşları elimle sildim ve ona şüpheyle baktım. “Ne demek istiyorsun?”
Hilal gözlerimin içine baktı ve ciddi bir tonla konuştu:
“Derin, Milena’yı sevmediğimi biliyorsun. Onu buradan göndermek istiyorsan, birlikte çalışabiliriz.”
Bu sözler karşısında nefesim kesildi. Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne demek istiyorsun? Neden bunu yapıyorsun?”
Hilal hafifçe gülümsedi. “Çünkü bu evin düzeni onun yüzünden bozuldu. Savaş, onun yüzünden herkese sırtını döndü. Ama birlikte hareket edersek, onun buradan gitmesini sağlayabiliriz.”
Bu teklif karşısında bir an duraksadım.
“ tek nedenin bu mu ?” dedim .
Hilal “ O sürtük savaşın aklına girdiği gibi barışımın da aklını çelmeye çalışıyor . Annesi ne ki oda o olsun .” yengem yüzündeki donuk ifadeyi bozarak gülümsedi ama bu gülümseme yapacaklarının fragmanı gibiydi .” o kızdan kurtulacağız derin . Hem aile huzurumuz için hem de savaş ve barış için . “
İçimdeki öfke hâlâ alev alev yanıyordu. Ama Hilal’in teklifini duyduğumda, kinimle birleşen bir fırsat gördüm. Milena’nın bu evde daha fazla kalmasına izin vermeyecektim. “Tamam,” dedim alçak bir sesle. “Ama bu işte beni yarı yolda bırakırsan, seni de yakarım, Hilal.”
Hilal gülümsedi ve ayağa kalktı. “Birbirimize güvenmeliyiz, Derin. Bu işi birlikte başaracağız. O kız buradan gitmeden bana da huzur yok ! Göreceksin ağlayarak bu evi terk edecekler o çok bilm,ş kuzeni ile .” dedi ve odadan çıktı.
Onun ardından odada bir başıma kaldım. Gözlerim hâlâ yaşlıydı, ama içimdeki nefret, artık bir planla birleşmişti. Milena bu evde olduğu sürece huzur yoktu, ama artık bunun sonunu getirecektim.
Saatler sonra ...
Derin yatağının kenarında oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Yengesi Hilal’in söyledikleri yankılanıyordu . Abisi bile onu o kız için azarlamıştı .
Bu düşünce kalbine bir bıçak gibi saplanmıştı, ama buna rağmen vazgeçemiyordu. Diğer yandan Yüreği Levent’in adını fısıldamaktan yorulmuyordu. Telefonunu eline aldı, rehberine girdi ve "Levent" ismini buldu. Parmağı arama tuşunun üzerinde bir an duraksadı. Ama daha fazla dayanamadı. Derin, korku ve umut arasında kaybolmuş bir şekilde Levent’i aradı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Levent’in sesi duyuldu:
Levent: “Alo, Derin? Bir şey mi oldu?”
Derin: (Hafif titrek bir sesle) “Levent… rahatsız mı ettim?”
Levent: “Bu saatte mi? Yok, hayır. Ama sesin garip geliyor. İyi misin?”
Derin: (Duraksayarak) “Ben... konuşmamız lazım. Önemli.”
Levent: “Ne oldu? Bir sorun mu var? Konakta mı bir şey oldu?”
Derin: “Hayır, hayır… yalı ile ilgisi yok. Sadece… seni görmeden ya da konuşmadan duramıyorum, Levent.”
Levent derin bir nefes aldı. Derin’in bu tarz konuşmaları ara sıra yaptığını biliyordu, ama her defasında ona hissettiklerini belli etmemesi için mesafesini koruyordu.
Levent: “Derin, bak… beni korkutuyorsun. Açık konuş, ne istiyorsun?”
Derin: (Ciddi bir şekilde) “Seni istiyorum, Levent. Hep seni istedim. Çocukluğumdan beri. Bunu anlamıyor musun?”
Levent: (Sesi sertleşerek) “Derin, yine başlama. Kaç kere konuştuk bunu? Biz kardeş gibiyiz. Seni seviyorum ama bu başka bir şey. Senin istediğin şey… mümkün değil.”
Derin: (Kırılgan bir şekilde) “Ben kardeşin değilim! Bunu bana söyleme, Levent. Kalbim sana bu kadar bağlıyken nasıl kardeşin olabilirim? Gözlerime bakıp bunu nasıl söyleyebilirsin?”
Levent: (Sabırsızca) “Çünkü gerçek bu, Derin! Ben seni hep kardeşim gibi gördüm. Seni hiçbir zaman o gözle görmedim ve göremem de.”
Derin: (Hıçkırıklarla) “Neden, Levent? Neden? Ben neyim? Eksik olan ne? Neden bir kez olsun bana kalbinde bir şans vermiyorsun?”
Levent: (Daha sakin ama kesin bir tonda) “Senin eksik bir şeyin yok, Derin. Ama benim kalbim şu an kimseye açık değil. Bu sensin ya da başkası… fark etmez. Kendine işkence etmeyi bırak. Benim kalbim, duygularım... kimseye ait değil ve olmayacak da.”
Derin: (Israrla) “Ama ben seni seviyorum, Levent! Seni yıllardır bekledim, yıllardır seni sevmekten başka bir şey yapmadım. Başkasını sevmedim, sevemedim!”
Levent: (Daha sert) “Ama ben seni sevmedim, Derin! Ve sevemem! Bu gerçeği kabullen artık. Kendini de beni de daha fazla yorma.”
Derin: (Titrek bir sesle) “Sana kalbimi açtım, Levent. Sana içimdekileri anlattım, ama sen… Sen kalbimi kırmaktan başka bir şey yapmadın.”
Levent: (Biraz yumuşayarak) “Derin, seni üzmek istemem. Ama gerçek bu. Seni üzmektense yalan söylemek istemiyorum. Lütfen… hayatına devam et. Kendini benim üzerimden harcama.”
Derin: (Ağlayarak) “Levent… ben sensiz nasıl devam ederim? Söylesene, nasıl?”
Levent: (Sesi üzgün ama kararlı) “Zamanla. Tıpkı herkes gibi. Ama benimle olmayacak, Derin. Bunu ne kadar erken anlarsan, senin için o kadar iyi olur.”
Levent, konuşmayı daha fazla uzatmamak için derin bir nefes aldı ve sessizlikte boğulmamak adına ekledi:
Levent: “Şimdi kapatmam lazım. İyi geceler, Derin. Kendine iyi bak.”
Derin, telefonu elinden düşürdüğünde gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Kalbi paramparça olmuştu. Sevgisinin reddedilmesi, her kelimeyle bir hançer gibi saplanmıştı ruhuna. Yatağının kenarına oturdu ve sessizce ağlamaya devam etti. O gece, Levent’in kalbinde hiçbir zaman bir yer bulamayacağını kesin olarak anlamıştı. Ama bunu yüreği kabul etmiyordu ne olursa olsun levent ile olmalıydı .
Telefonun kapanmasının ardından Derin’in tüm bedeni titremeye başladı. Levent’in soğuk, net sözleri kulaklarında yankılanıyordu. Gözleri dolmuştu, nefesi düzensizdi. Elindeki telefonu sımsıkı tuttu, ama dayanamadı; tüm öfkesiyle yere çarptı. Telefonun sert bir şekilde parçalanmasıyla çıkan ses odada yankılanırken, Derin’in içindeki tüm acı dışarı dökülmeye başladı.
“Niye? Neden beni böyle görüyorsun, Levent? Neden?” diye haykırdı.
Odayı dolduran sessizliğe karşı ağlayarak isyan ediyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülüyor, hıçkırıkları nefesini kesiyordu. Kendini yere bıraktı, dizlerini göğsüne çekerek titredi. İçindeki acıyı kelimelere dökmek istiyor, ama söyledikleri sadece kendisine yankılanıyordu.
“Sen benim her şeyimsin... Ama benim için hiçbir şey olduğunu söyleyip duruyorsun. Neden Levent? Benim sevgim yetmez mi? Neden beni kardeşin gibi görüyorsun? Neden hep sınırların arkasında duruyorsun?”
Levent’in gözündeki yerini biliyordu. Bir arkadaşın küçük kız kardeşi. Korunması gereken, asla sınırların dışına çıkamayacak biri... Ama Derin’in kalbi o sınırları çoktan aşmıştı. Levent’in her gülümseyişinde, her bakışında onun hayaliyle yaşıyordu.
Ayağa kalktı, dengesiz adımlarla makyaj masasının yanına gitti. Elleri titreyerek çekmeceyi açtı. İçerideki ilaç kutularına uzandı. Gözleri donuktu, parmaklarıyla bir kutuyu sımsıkı tutarak ağzından bir fısıltı döküldü:
“Hiç değilse bu acıyı biraz dindirebilir...”
Kutuya uzandı, birkaç hapı avucuna döktü. Elleri titreyerek ağzına götürdü. Hapları yutarken gözlerinden yaşlar hızla akmaya devam ediyordu. Boğazından bir inleme yükseldi, sanki haplarla birlikte içindeki acıyı da yutmaya çalışıyordu. Yine de biliyordu, bu geçici bir sessizlikti. Bu haplar onu iyileştirmeyecekti, sadece hissettiği boşluğu bir süreliğine susturacaktı.
Aynaya baktı, yansımasına nefretle baktı. Dudakları titrerken sesindeki kırılganlık daha da belirginleşti.
“Sen hep kardeşim diyorsun, değil mi, Levent? Hep o sınırı koyuyorsun. Ama bilmiyorsun... benim için hiçbir sınır yok. Kalbimdeki seni silemiyorum. Seni sevmekten vazgeçemiyorum.”
Kendi kendine konuşuyordu, ama sanki Levent karşısındaymış gibi. Sözlerini duyurmak istiyordu. İçindeki acıyı ona göstermek, onu hissettirmek istiyordu. Ellerini aynanın kenarına dayadı, ayakta durmakta zorlanıyordu.
“Ben senin kardeşin değilim, Levent. Bunu anla artık! Seni seviyorum. Hep seni sevdim… sen beni kardeşin gibi görürken, ben seni her şeyim bildim.”
Derin’in sesi kesildi, aynada gördüğü yansımasına bir kez daha baktı. Kendini tanıyamıyordu. Gözleri kızarmış, saçları darmadağınık, yüzünde ise koca bir keder vardı. Artık ne yapacağını bilmiyordu. Makyaj masasındaki eşyaları tek tek yere savurdu. Çekmeceyi hızla çekti, içindeki diğer ilaç kutularına bakarken titreyen elleriyle başka bir kutuyu açtı. Ama tam o sırada yere bir şey düştü. Küçük bir zarftı bu.
Zarf, Levent’in Derin için bir zamanlar yazdığı küçük bir not içeriyordu. Ama not, bir sevda itirafından çok, ağabeyin küçük kardeşine olan bir tavsiyesi gibiydi:
“Derin, güçlü ol. Hayat seni ne kadar zorlasa da içindeki ışığı asla kaybetme. Çünkü senin ışığın, bu karanlık dünyada bir yıldız gibi parlıyor.”
Derin, bu satırları okurken daha da hıçkırarak ağlamaya başladı. Levent’in sevgisini hissediyordu, ama bu sevgi asla onun istediği türden bir sevgi değildi. Levent onu bir yıldız gibi görüyordu, ama asla bir kadın gibi değil. Asla bir sevgili gibi değil.
Titreyen parmaklarıyla notu katladı ve masaya koydu. Gözleri bir kez daha aynaya kaydı. Levent’in gözlerinde hiç ışıldamayan o sevgi, onun kalbinde her gün bir ateş gibi yanıyordu. Ama artık biliyordu: Levent, onun için asla değişmeyecekti.
Yine de içinden geçen son fısıltı aynıydı:
“Senden vazgeçemem. Asla vazgeçmeyeceğim.”
Derin, yerdeki hap kutularına bakarak ellerini sıktı. Acısını haplarla dindirmeye çalışsa da, kalbindeki boşluğu hiçbir şeyin dolduramayacağını biliyordu. Ve o boşluk, her geçen gün daha da büyüyordu.
Ayyy ! Bölüm sizce nasıldı ? Yorumlara ..
sizce kim haklı ?
Bu hikayenin sonunda kim kazanacak ?
BU BÖLÜME YORUM FAZLA GELİRSE DİĞER BÖLÜM AKŞAM'A ATABİLİRİM .😚
-Bölüm sonu -





