27.Bölüm – Sessiz Savaşlar
Milena, sabahın ilk ışıklarında gözlerini açtığında başında dönüp duran düşüncelerden kurtulamıyordu. Geceyi zor geçmiş, yalnızlık ve hayal kırıklığı içinde uyumaya çalışmıştı. Savaş’ın sevgilisiyle olan ilişkisi aklından çıkmıyor, yüreğindeki yük her geçen an ağırlaşıyordu. Kafasındaki sorulara cevap bulmaya çalışırken yatağında doğruldu, elleriyle yüzünü ovuşturdu ve derin bir nefes aldı. Yeni bir gün başlamıştı, ama onun için her şey daha yeni başlıyordu.
Kalkıp aynanın karşısına geçti. Aynadaki yansımasına baktığında tanımadığı bir kadın gördü; yorgun, üzgün ama hala ayakta durmayı başaran biri. O sırada kapı hafifçe tıklatıldı.
"Gel," dedi Milena, sesi yorgun ama sakin.
İçeri giren, güler yüzüyle büyükannesi Kudret’ti. Elinde bir tepside süt vardı. Milena onun sıcak bakışlarında bir nebze huzur buldu.
"Ben de aşağıda seni bekliyordum . Gelmeyince dedim canım gelinime sıcak süt getireyim . Dünde iyi görünmüyordun ,şimdi nasılsın ?" dedi Kudret, tepsiyi sehpanın üzerine koyarak.
Milena hafifçe gülümsedi. "Teşekkür ederim. Aslında kalkacaktım ama... biraz geç oldu ayrıca süt için teşekkür ederim kudret hanım ." kudret hanım kaşlarını çatarak “ Bana büyükanne de . Bende senin büyükannen sayılırım . Sen benim savaşımın eşisin , Allaha dua ederdim senin gibi Gönlüde kendisi de güzel bir gelin, savaşım ile evlensin diye . Allah dualarımı duydu seni bize gönderdi . “
milena büyükannenin sıcak ve samimi sözlerine sadece gülümsedi . “ Teşekkür ederim büyükanne . Savaşın sizin gibi büyükannesi olduğu için çok şanslı .” m
Kudret, Milena’nın yüzüne dikkatlice baktı. "Milena, benim güzel kızım, bir derdin mi var? Gözlerin her şeyi anlatıyor."
Milena bir an cevap veremedi. Yüreğindeki acıyı paylaşmak istiyor ama doğru kelimeleri bulamıyordu.
"Büyükanne..." dedi sessizce, sesi titriyordu. "Bu ev... çok farklı. Burada herkesin bir maskesi var gibi hissediyorum."
Kudret başını salladı, Milena’nın elini tuttu. "Haklısın. Bu evde dürüstlük nadir bulunan bir erdemdir. Ama senin gibi temiz bir kalp her şeyin üstesinden gelir. Unutma, Milena, sen güçlüsün. Ve senin yanındayım."
Milena’nın gözleri doldu, ama ağlamadı. Kendini toparlaması gerektiğini biliyordu.
"Teşekkür ederim, büyükanne. Bu çok şey ifade ediyor," dedi, Kudret’e minnetle bakarak.
Kudret Milena’yı nazikçe öptü ve odadan çıktı. Milena derin bir nefes aldı, sütü eline aldı . Milena bardağı ağzına götürünce Ablası aklına gelmişti . Onu bu zamana kadar ablası dışında kimse düşünmezdi . Büyükannenin bu samimi ve sıcak haraketli yüreğinde içince bir sızı oluşturmuştu .milena bardağı elinden bırakıp etrafına baktı . Hayatı kısa sürede ne kadar değişmişti, oysa her şey ne kadar umut dolu başlamıştı. Ama şimdi umutlarının yerini hayal kırıklıkları almıştı.
Milena bir karar verdi. Aşağı inecek ve bu evde güçlü olduğunu gösterecekti. Kimsenin onu kırmasına izin vermeyecekti. Gelinliğiyle yaşadığı hayal kırıklığından sıyrılmalı ve bu oyunda kendi yolunu bulmalıydı.
Milena aşağıya indiğinde tüm gözler ona çevrildi. Kahvaltı masasında Kudret, Zümrüt, Hilal ve diğer aile üyeleri oturuyordu. Masaya doğru ilerlerken omuzlarını dik tutmaya çalıştı.
"Ah, Milena, sonunda katıldın," dedi Hilal, alaycı bir tonla. "Sanırım dün gece çok yorulmuş olmalısın."
Milena, Hilal’e doğrudan bakarak sakin bir şekilde cevap verdi. "Düğün gecesi yorulmak doğal değil mi?"
Hilal, Milena’nın cesur tepkisi karşısında şaşırdı ama bir şey söylemedi.
Kudret araya girerek, "Hadi bakalım, herkes kahvaltısını yapsın. Milena zaten gelmiş, daha fazla konuşmaya gerek yok," dedi.
Milena yerini aldı ve sofradaki sessizlik içinde kahvaltısını yapmaya başladı. Zümrüt ve Hilal’in ona karşı sert bakışlarını hissetse de umursamadı. Savaş’ın yokluğu masadaki gerilimi daha da artırıyordu.
Derin bir nefes aldı ve içinden geçirdi: "Bundan sonra kendi ayaklarımın üzerinde duracağım. Kimsenin beni kullanmasına izin vermeyeceğim."
...
-Milena’nın Sessiz İsyanı -
Kahvaltı boyunca masadaki konuşmalar dalgalanarak devam etti, ama Milena’nın aklı tamamen başka yerdeydi. Ne Zümrüt’ün sert bakışları ne de Hilal’in alaycı sözleri onun dikkatini dağıtabiliyordu. Gözlerini arada bir masada oturan Narin’e kaydırıyordu. Savaş’ın konuşamayan küçük kız kardeşi Narin... Onun sessizliği, Milena’nın içinde derin bir merak ve biraz da hüzün uyandırmıştı.
Kudret, Narin’in önüne bir dilim ekmek koyarken, yumuşak bir sesle konuştu. "Narin, kızım, biraz daha yesen. Çok zayıfladın."
Narin başını hafifçe salladı, ama Milena onun gözlerindeki karanlık bulutları fark etmişti. Onun da bu evin yükü altında ezildiğini anlamak zor değildi.
Hilal, kahvesini yudumlarken Milena’ya döndü. "Bu arada, Milena, dün gece odanda savaşı göremedim . Umarım yorgunluktan kocanı umursamazlık etmiyorsunuzdur milena . "
Bu sözlerdeki ima, masadaki herkesin dikkatini çekmişti. Hilal’in iğneleyici tonu, Zümrüt’ün sert bakışlarıyla birleşince ortam iyice gerilmişti.
Milena yüzünde hafif bir gülümsemeyle cevap verdi. "Yorgunluk sadece bedenle ilgili değildir. Bazı yükler, insanı ruhen daha çok yorar."
Bu sözler, masada bir anlık bir sessizlik yarattı. Kudret, Milena’nın zekasına hayran kalmış gibi ona destek verici bir bakış attı.
Hilal, bu cevaba aldırmadan Zümrüt’e döndü. "Sanırım Milena bu eve alışmaya başlıyor. Ama buradaki kurallar biraz serttir. Değil mi, Zümrüt Anne ?"
Zümrüt soğuk bir şekilde Milena’ya baktı. "Bu evde herkes yerini bilmek zorundadır. Özellikle yeni gelenler..."
Milena, bu üstü kapalı tehdidin kendisine yönelik olduğunu biliyordu, ama aldırmadı. Kendini daha fazla ezdirmemek için cesurca cevap verdi. "Bu evdeki herkes, birbirine destek olursa kurallara ihtiyaç kalmaz. Ben yerimi biliyorum, Zümrüt Hanım. Ama benim de sınırlarım var."
Kudret gülümseyerek araya girdi. "Ah, Milena, işte benim gelinim! Dik durmayı bilen kadınlara her zaman hayran olmuşumdur." dedi keyifle .
Milena’nın kendine olan güveni Hilal’i daha da sinirlendirdi. Ama Zümrüt, Hilal’i susturmak için kaşlarını çatarak ona baktı.
Milena kahvaltısını bitirdiğinde, Narin’in yanına yaklaştı. Sessizce masadan kalkmaya hazırlanan genç kıza hafifçe dokundu. "Narin, bugün birlikte biraz vakit geçirebilir miyiz?"
Narin şaşkın bir ifadeyle Milena’ya baktı, sonra başını hafifçe sallayarak onay verdi.
Milena’nın bu davranışı, masadakiler üzerinde bir etki yaratmıştı. Kudret memnuniyetle gülümserken, Hilal ve Zümrüt birbirlerine kısa bir bakış attılar.
Milena, Narin’le birlikte yemek salonundan çıkarken, kendi kendine düşündü: "Bu evde kötülüğün arasında iyilik bulmak zor. Ama Narin’in gözlerindeki sessiz çığlığı duymazdan gelemem. Belki onunla bir bağ kurabilirim." diye düşündü .
&&&&
Savaş, o sırada odasında Milena’nın kahvaltı masasında olduğunu öğrenmiş, ama buna pek aldırış etmemişti. Onun için Milena, geçmişten gelen bir hesabı kapatma aracıydı. Ama içindeki rahatsızlık, Beril’in bile dağıtamadığı bir ağırlık bırakmıştı.
Milena’nın evdeki herkese rağmen cesurca dik durmaya çalışması, Savaş’ın beklediği bir şey değildi. Onu kırmak, zayıflatmak istiyordu, ama her seferinde Milena’nın daha da güçleniyor gibi görünmesi, onun sinirlerini daha çok bozuyordu.
Savaş düşüncelerine hakim olmaya çalıştı. Milena’nın direnişi hoşuna gidiyordu, ama bu hoşlanma bir zaaf mıydı?
Kendi kendine mırıldandı: "Bu oyun daha yeni başlıyor, Milena. Ama unutma, kazanan hep ben olurum."
&&&&
Milena, Narin’le birlikte evin arka bahçesine doğru yürürken etrafı dikkatlice inceledi. Kudret’in zarif bir şekilde döşettiği, çiçeklerle süslü bu bahçe, evin diğer soğuk ve kasvetli atmosferine tezat oluşturuyordu. Narin sessizdi, ama Milena onunla konuşmanın bir yolunu bulmaya kararlıydı.
"Narin, bu bahçeyi çok seviyor olmalısın," diye söze başladı Milena, yumuşak bir sesle.
Narin, hafifçe başını salladı, ama gözlerini yere indirdi. Onun bu çekingen tavrı Milena’nın içini acıttı. Konuşamamanın ne kadar büyük bir yük olduğunu hayal etmeye çalıştı.
Milena, bahçedeki bir bankta oturarak yanına oturması için Narin’e işaret etti. "Biliyor musun," dedi, "ben de bazen kelimelerle anlatamadığım duygular hissederim. Özellikle bu evde... Bazı şeyleri sadece içinde saklamak zorunda kalırsın."
Narin, Milena’ya bir anlık bir bakış attı, sanki söylediklerini anladığını belirtmek ister gibi. Sonra yanındaki çiçeklerden birine dokundu.
"Benimle bu çiçekler kadar güzel bir şey paylaşır mısın?" diye sordu Milena. "Belki bir işaret, belki bir resim… Ne istersen."
Narin, çantasından küçük bir not defteri çıkararak birkaç şey yazmaya başladı. Milena dikkatlice izliyordu. Kısa bir süre sonra Narin, defteri Milena’ya uzattı. Kağıdın üzerinde basit bir yazı vardı: ‘kendime kanat takıp ,çok uzaklara uçmak istiyorum ...’
Milena, bu yazıyı gördüğünde kalbi sıkıştı. "Sen özgür olmak mı istiyorsun?" diye fısıldadı.
Narin, gözleri dolmuş bir şekilde başını salladı.
Milena, onun elini nazikçe tuttu. "Ben de aynı şeyi istiyorum," dedi. "Belki bir gün, ikimiz de özgür olabiliriz."
Bu sırada bahçenin köşesinden bir çift ayak sesi duyuldu. Milena ve Narin dönüp baktığında, Savaş’ı görmüşlerdi. Savaş’ın yüzündeki ifade, Milena’yı her zaman olduğu gibi tedirgin etmişti. Ama Narin’i korumak için içindeki cesareti topladı.
"Narin’le vakit geçiriyordum," diye açıkladı Milena, Savaş’ın sert bakışlarını hissederek.
Savaş, onlara yaklaşarak Milena’nın elindeki deftere baktı. Yazıyı görünce kaşlarını çattı. "Narin’in ne istediğini bilmene gerek yok," dedi sert bir sesle. "O bu evde güvende."
Milena, Savaş’ın sözlerindeki soğukluğu görmezden gelmeye çalıştı. "Güvende olmak yeterli değil," dedi sakin bir şekilde. "Özgür olmak da önemli."
Savaş bir an duraksadı, ama sonra alaycı bir gülümsemeyle başını eğdi. "Özgürlük herkes için değildir, Milena. Sen de bunu öğrenmelisin. Narin ,benim kardeşim . Onun için Dünya’yı yakarım . Saçma sapan düşüncelerin ile narinin aklını kurcalama ."
Narin, abisinin bu sözlerine karşı sessiz kaldı, ama Milena onun gözlerinde Savaş’a karşı bir öfke parıltısı gördü.
Milena, Savaş’ın karşısında durmaya devam etti. "Belki de senin asıl öğrenmen gereken şey, özgürlüğün ne anlama geldiği."
Savaş, Milena’nın bu cesur cevabına şaşırmış gibiydi. Ama onunla tartışmak yerine, Narin’e doğru dönüp yumuşak bir sesle, "Hadi içeri geçelim," dediğinde savaş milenanın kolundan tuttu . Gözlerini bir an olsun milenanın yeşillerinden çekmedi . “ Derin buraya gel .”
uzaktan onlara doğru gelen derini fark eden milena hafifçe kolunu çekmek istedi .
Derin “ Abi ne oluyor burada ?”
savaş soğuk bir sesle “ sabah sabah nereye gittin .? “
“ Abi şey..”
“ Bunu sonra konuşacağız derin . Narini al içeriye geç .”
derin kardeşine doğru yürüyüp onun elinden tuttu . Derin ve Narin giderken milena arkalarından baktı .
Savaş “ Son kez söyleyeceğim Milena . Kardeşim narinin aklına abuk sabuk hayaller yerleştirme . Benim kardeşim düşünebildiğinden daha hassas bir kız . Ve ben onun göz yaşı için koca İstanbul’u yakarım .”
milena kafasını dik tutarak savaşın gözlerinin içine baktı . “ Kardeşini bu kadar düşünüyorsan onun burada mutsuz olduğunu anlayabilirsin . Ben yeni gelmeme rağmen gözlerindeki acıyı anladım . Savaş Baykara !”
“ MİLENA !”
“Ne ..! yalan mı ? Sende adın gibi biliyorsun . Beni de ,onu da bu hayata mahkum ettin . Sen bir yalancısın !. Ona da benim gibi umut verdin mi savaş Baykara .? Söylesene !. Sevgilinle akşamlarına doyum olmuyordur . Kim bilir ...” milena ağlamamak için kendini sıksa da gözlerinden bir damla yaş aktı .
Savaş milenanın omuzlarından tutarak onu kendine daha çok yaklaştırdı . “Sen benim esirimsin milena . Senin tek özgürlüğün benim . ! benden başkası aklında olursa ..”
milena kararlı bir sesle “Olursa .?”
“ Ya seve, seve ya da sike, sike seni yola getiririm . Sevgili karıcığım ....”
Savaş’ın İkilemi
Milena’nın sözleri Savaş’ın aklından çıkmamıştı. Özgürlük… Bu kelime onun için hep yabancı olmuştu. Özgürlüğü hiçbir zaman yaşamamış, hep başkalarının planlarına uymak zorunda kalmıştı. Milena’nın bu kadar cesurca karşısında durabilmesi ise onu hem sinirlendiriyor hem de etkiliyordu.
Beril’den uzaklaşmasının asıl sebebi buydu belki de. Milena’nın gerçekliği, Beril’in sahte yakınlığını her geçen gün daha da dayanılmaz kılıyordu. Ama bu gerçeği kabullenmek istemiyordu.
Savaş, kendi kendine mırıldandı: "Milena, eğer özgürlüğü arıyorsan, o yolda çok acı çekeceksin. Çünkü bu dünyada özgürlük bedelsiz değildir."
Ama kendi iç sesi ona başka bir şey söylüyordu: "Asıl özgürlük, belki de onunla birlikte başka bir hayatı seçmekti..." bu düşünceler onun aklına istemsiz geliyordu .milenayı ilk tanıdığındaki halleri gelmişti . Oda bu evliliğe gönülsüz olsa da istediği gibi onun güvenini sağlamıştı.
O gece, Savaş tekrar oynamak için Beril’in yanına gitmişti. Ama her ne kadar dışarıda eğlence peşinden koşuyor olsa da, içindeki huzursuzluk daha da artıyordu. Beril, Savaş’a yakınlaşmaya çalışırken, Savaş ona sert bir şekilde geri adım attı. "Beril, seni sevmediğimi biliyorsun, değil mi? Burada yalnızca bir şey arıyorum: Kaçış." dedi, soğuk bir şekilde.
Beril, bu söze üzülmek yerine bir gülümseme ile cevap verdi. "Savaş, senin gibi biri için bir kaçış anı kolaydır, ama bir insanın ruhu ne kadar kaçabilir ki?"
Savaş, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Beril’in söyledikleri aklını karıştırdı. "Bu oyun devam etmeli. Ama bu kadın ve evdeki diğerleriyle oynarken, bir şeyler kaybediyorum gibi hissediyorum."
Bunun farkında olmasa da, Savaş’ın içinde bir şeyler değişmeye başlıyordu.
Zümrüt hanım – Hilal hanım ( Yazar anlatımı )
Zümrüt Hanım, geniş oturma odasında, her zaman olduğu gibi dik bir duruşla, kahverengi kadife koltukta oturuyordu. Elinde tuttuğu ince çay bardağını ağır ağır çevirirken, gözleri uzaklara dalmıştı. Yanında oturan Hilal Hanım, sessizliği bozarak sohbete girişti.
"Zümrüt Anne ," dedi Hilal, yüzünde sahte bir tebessümle. Bu evdeki hiç kimseyi sevmiyordu . Zümrüt hanımda aynı onun gibi kötü olduğu için anlaşıyordular kim bilir .?
"Siz de fark etmişsinizdir, bu Milena kızın tavırları... pek bize göre değil. Fazla başına buyruk, fazla inatçı."
Zümrüt Hanım, gözlerini Hilal’e çevirip hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Evet, fark etmemek mümkün mü?" dedi soğukkanlı bir sesle. "Bu evin kuralları vardır, Hilal. Herkes o kurallara uymalıdır. Milena da dahil."
Hilal, çayından bir yudum aldıktan sonra sinsice bir bakış atarak, "Ama o bu kurallara uymayı bırakın, kendi kurallarını getirmeye çalışıyor gibi. Hele bu sabahki halleri... kudret Hanımda da ona tam destek veriyor . Hiç hoşuma gitmedi. Sanki bu evde hakkı varmış gibi davranıyor."
Zümrüt Hanım derin bir nefes alarak çay bardağını sehpanın üzerine bıraktı. " O yaşlı bunak bir ölmedi gitti . Bu yaşına rağmen benden sağlıklı . Kocası öldü o hale benle uğraşıyor .. buda yetmezmiş gibi o kızı da iki günde başımıza çıkardı " dedi alaycı bir tonda. "Ama biz görmüş geçirmiş kadınlarız, Hilal. Böyle birini nasıl hizaya getireceğimizi iyi biliriz."
Hilal, bir anda Zümrüt Hanım’ın plan yapmak için hazır olduğunu anladı ve daha da yakınlaşarak, "Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Yani sonuçta, Savaş ın gözü önünde her şey yolunda gibi görünmeli, ama perde arkasında... başka bir şey olabilir."
Zümrüt Hanım, hafifçe gülümsedi, ama bu gülümseme sıcak bir gülümseme değil, daha çok bir meydan okumayı temsil ediyordu. "Bana biraz zaman ver, Hilal. Milena’yı bu evde kimse istemez hale getireceğim. Hem Savaş bile ondan uzaklaşmaya başlar."
Hilal heyecanla doğruldu. "Ben de yardım etmek isterim anne . Onunla ilgili birkaç şey duydum. Sabah kahvaltısında Narin’e fazla yakın davrandı. Belki bunu kullanabiliriz."
Zümrüt Hanım başını salladı. "Doğru. Bu evde herkesin sınırları vardır. Narin hassas bir çocuk, onun üzerinden Milena’ya zarar verebiliriz. Ama dikkatli olmalıyız, Hilal. Savaş bu konularda biraz fazla duyarlı."
Hilal, sinsice gülerek, "O kadar hassas olduğunu sanmıyorum. Erkekler, doğru kelimelerle ikna edilebilir. Savaş da farklı değil."
Zümrüt Hanım, Hilal’in bu rahat tavırlarına rağmen, bir an için düşüncelere daldı. Milena gibi bir kadını alt etmenin kolay olmayacağını biliyordu. Sessiz görünse de içinde vahşi bir kadın yatıyordu . Zümrüt hanım bunu bakışlarından anlamıştı . Ama bu, onun için bir meydan okumaydı ve kaybetmeye niyeti yoktu.
"İlk olarak," dedi Zümrüt, gözlerini kısarak. "Milena’nın bu evdeki otoritesini sarsmalıyız. Onu yalnız hissettirecek bir şey yapmalıyız. Narin üzerinden oynarsak, o kırılmaya başlar. Ama dikkatli ol. Savaş her şeyi fark ederse, işler zorlaşır."
Hilal, başını sallayarak onayladı. "Merak etmeyin, Zümrüt Hanım. Bunu halledeceğiz. Milena’nın yeri burası değil, bunu herkese göstereceğiz."
Gece boyunca devam eden bu gizli sohbet, evde yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Zümrüt Hanım ve Hilal, planlarının detaylarını konuşurken, geceyi daha da derinleştiren bir sessizlik hakimdi. Ancak planlarındaki karanlık, Milena’nın evin diğer köşesindeki yalnızlığı kadar yoğun bir hava yaratıyordu.
Zümrüt Hanım, ciddi bir tavırla Hilal'e döndü. "Öncelikle Narin meselesini dikkatlice halletmemiz gerekiyor. Milena'nın Narin'in yanında daha fazla vakit geçirmesine izin veremeyiz. Kız zaten yeterince hassas. Milena'nın varlığı onun dengesini bozabilir," dedi.
Hilal, fırsatı değerlendirerek, "Belki Savaş Narin'i koruma bahanesiyle bir şeyler söyleriz. Hatta Milena'nın bilinçsizce zarar verdiğini ima edebiliriz. Malum, o kız her zaman Savaş için çok değerli . "
Zümrüt Hanım, Hilal’in önerisini beğenmiş gibi başını salladı, ama yüzünde her zamanki gibi sinsi bir ifade vardı. "Bu işte acele etmeyeceğiz, Hilal. Milena’yı sadece Savaş’ın gözünden düşürmek değil, aynı zamanda onun bu evde tamamen yalnızlaşmasını sağlamak istiyorum. Ne aileden biri ne de dışarıda bir destekçisi olacak. O zaman buradan gitmekten başka çaresi kalmaz."
Hilal hafifçe gülümsedi. "Milena’nın bu evde kalması zaten bir hataydı. Ama Savaş , onun hakkında fazla hassas. Aralarındaki ipler yeterince kopmadı gibi geliyor bana."
Zümrüt Hanım gözlerini kıstı ve kahvesinden bir yudum aldı. "Savaş’ın bu kıza olan bağı kopacak, Hilal. Sadece doğru zamanı bekliyoruz. Ama onun sevgilisi Beril’i de unutmamalıyız. O da bizim için bir koz olabilir. Savaş’ı Beril’e daha fazla çekersek, Milena'nın burada hiçbir dayanağı kalmaz."
Hilal keyifle gülümsedi. "Beril zaten Savaş ın yanında olmak için can atıyor. Birkaç kelime ile onu kışkırtmamız yeterli olur. Milena'nın sabah kahvaltısındaki o gururlu haliyle, Savaşın ilgisini çekmeye çalıştığı izlenimini verebiliriz. Bu da Beril’in kıskançlığını körükler."
Zümrüt Hanım, Hilal'in bu yorumundan memnun kalmış gibi hafifçe gülümsedi. "Aferin sana, Hilal. Görüyorum ki, bizim düşüncelerimizle aynı yöndesin. Bu planı dikkatlice uygulayalım."
O sırada Milena’nın odasında...
Milena, yatağının başında oturmuş, sessiz bir şekilde düşünüyordu. Sabah yaşanan kahvaltı sahnesi, ardından Savaş'ın soğuk tavırları ve gece vakti evin havasındaki tuhaflık onu derinden etkilemişti. Kalbinde hissettiği ağırlık, geçmişten gelen acılarla birleşiyordu. Ancak ne yapacağını hala bilmiyordu. Savaş’ın odasında olmaması, onun başka bir yerde olduğu anlamına geliyordu ve bu düşünce, Milena’nın canını daha da yakıyordu.
Birden odasının kapısının hemen dışında yankılanan fısıltılar, Milena’nın dikkatini çekti. Kulağını kapıya dayadığında Zümrüt Hanım ve Hilal’in uzaklaşan adımlarını ve düşük sesle konuştuklarını duydu. Ne söylediklerini tam olarak anlayamasa da, isminin geçtiğini fark etti.
"Bu evde kimse benim tarafımda değil," diye fısıldadı kendine. Ama gözlerinde beliren yaşları hızla sildi. Milena’nın içinde bir kıvılcım parlamıştı. "Beni yalnız bırakmaya çalışıyorlarsa yanılıyorlar. Bu mücadelede ben de varım."
O gece, Zümrüt ve Hilal planlarını kurarken, Milena yalnızlığa teslim olmak yerine savaşmaya karar verdi. Ama bu, hem kendi gücünü keşfedeceği hem de yeni düşmanlarının maskesini düşüreceği bir yolculuğun başlangıcıydı.
vuuuuuhh. zümrüt cadısı ve hilal cadısı ittifak kurdular .
Allah milena'nın yardımcısı olsun . ama ona kısa zamanda güvenebileceği birini göndereceğim . jsjjsjsj
yorum ve beğeni yaparsanız memnun olurum .
teşekkürler .




