İçeriğe geç

ZEHİRLİ SARMAŞIK

Bölüm 26 · 31 dk okuma

ZEHİRLİ SARMAŞIK

Bölüm 26

26. Bölüm - Soğuk Duvarlar

26. bölüm =Soğuk Duvarlar

Milena sabah gözlerini açtığında, yerdeki soğuk zeminde hala yorgun ve bitap haldeydi. Tüm geceyi gelinliğiyle, gözyaşları içinde burada geçirmişti. Ayağa kalktığında, kendini darmadağınık ve yorgun hissediyordu. Tam o anda, dışarıdan kapının tıktıldığını duydu. Panikle toparlanmaya çalışırken, kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Kapının tıktıklanması devam ederken Milena donup kaldı. Kendini toparlamaya çalışırken ne yapacağını bilemez haldeydi. O sırada, tuvaletten birinin çıkmakta olduğunu fark etti. Başını çevirip baktığında Savaş’ın saçlarını kurularken belinde bir havluyla içeri girdiğini gördü. Bir an durdu ve Milena’ya göz ucuyla baktı. Hemen yanına gelip, onu bir hamlede tuvalete doğru çekti.

Milena şaşkın bir şekilde: "Savaş… Ne yapıyorsun?" diye fısıldayarak sordu. Ama Savaş, ona gözlerini dikerek sessiz kalmasını işaret etti.

Savaş, alaycı bir gülümsemeyle fısıldadı: "Sakın bir şey söyleme. Beni utandırma." savaş hızla kapıya doğru yürüdü . Kapıyı açıp kendisine merakla bakan büyükannesini gördü .

Büyükanne, gülümseyerek: “oğlum gelin hanım nerede? Sabah kahvesi hazırlatayım dedim ama sizi göremeyince endişelendim," diye içten bir şekilde söylenerek odaya göz attı .

Milena donup kaldı. Kendini toparlamaya çalışırken ne yapacağını bilemez haldeydi.

Savaş elini diğer tarafa atarak büyükanne ’sinin içeriye görmesini engelledi .

“Gelininde iyi bende iyiyim kudret hanım ağam . “ dedi savaş gülerek .

Milena savaşın dediklerini duydukça içini hüzün kaplıyordu . Dün gecesi cehennemden farksızdı . Geri geri giderken ,yaslandığı dolabın üstündeki yalancı çiçek yere düştü. Bu sesi duyan Büyükanne “savaş ,milena iyimi .?”

savaş sertçe yutkunup “ Ben bir bakayım , eşyaları değiştiriyor olabilir . Neticede yeni gelin .” dedi durumu kurtarmak için .

Savaş hızla lavaboya gitti . Milena hala üzerindeki gelinlik ile durmuş savaşa şaşkın şaşkın bakıyordu . Savaş hızla milena’ya yaklaştı . Kolundan tutarak “ Bilerek yapıyorsun değil mi ? Büyükannem fark etsin diye . !”

milena başını şiddetle sallayarak “ Yanlışlıkla oldu .” dedi savaş bu lafının üzerine “ Şimdi benle geliyorsun karıcığım ... büyükannemin yanında sadece gülümsüyorsun .” dedi. milena’nın yüzüne nefesini üfleyerek . Milena olduğu yerde dona kalırken savaşın ona bu kadar yakın olması ona dün geceyi bile unutturacak kadar etkiliydi . Savaş milenanın kolunu tutuğunda milena adım atmadı . Savaşa bakarak üstündeki gelinliği belli etti .” savaş ,gelinliğim var . Büyükannen anlayabilir .” dedi kısık sesle .

Savaş başını iki yana salladı . “ Anlamaz. Sen bana bırak .” dedi .

Kapının ardında bekleyen büyükanne, endişeyle seslendi: "Evlatlarım, her şey yolunda mı? Ne yapıyorsunuz böyle? Açıkçası gülüşlerinizi duymak çok sevindirici, ne kadar tatlısınız ikiniz de."

Savaş, kapıyı açarak büyükanneye içten bir tebessümle baktı. Ardından Milena’yı göstererek, hafifçe başını salladı.

Savaş: "Her şey yolunda büyükanne. Milena biraz yorgun düştü, sabahın erken saatleri malum, ama iyiyiz. İsterseniz biraz dinlensin, sonra kahveye çıkarız," dedi sakin bir şekilde.

Büyükanne yaşından dolayı seyahat yapamıyordu . Milenayı sadece fotoğraflarından görmüştü ve güzelliğine hayran kalmıştı . Milena tam da savaş’a göreydi . Bu onu içten içe memnun etmişti .

Büyükanne , Milenanın üzerindeki gelinliği görünce kaşlarını çattı . Kızın gözleri de kızarıktı yoksa dün gece kötü bir şey mi olmuştu .?

“ Milena, kızım .üzerindeki gelinliği neden çıkarmadın . ?”

milena büyükannenin sorduğu soru karşısında kenara sıkışmış gibi hisseti, ona dün geceyi anlatamayacağını bildiği için susmaya karar verdi. Savaş milenaya yaklaşarak milenayı kendine doğru çekti

“ büyükanne ,gelinin üzerine neden geliyorsun ki ? Dün gece çok yoğun ve uzundu . Kıyafet giydirmedim sevgili karıma . O kadar tutkuluyduk ki . Bu tutkumuzun ateşinden yağmurlar yağdı . Öyle değil mi karıcığım ?” Savaş büyükannesine gülerken ilk defa bu kadar içten güldüğünü görmüştü milena .

Dediklerinin yalan olduğunu bildiği halde bu hayale kaptırmaktan korkuyordu kendini . Savaş milena dan cevap bekliyordu. Milena hafifçe başını salladı “ E-evet .. “ dedi kekeme bir sesle

Büyükanne, mutlulukla başını sallayarak: "Ah ne güzel, yeni evli çiftler her zaman böyle tatlı olur! Milena'cığım, ne zaman istersen beni de çağır, seninle biraz oturup konuşmak isterim. Gençliğimden beri içimde sakladığım hikayeler var. Bir araya gelip dertleşiriz," diye samimi bir şekilde gülümsedi.

Milena, içinde fırtınalar koparken gülümsedi ve kafasını salladı.

Milena, zoraki bir gülümsemeyle: "Tabii büyükanne… Şey, sadece biraz rahatsızlandım o kadar…"

Büyükanne, yüzünde şefkat dolu bir bakışla Milena’nın yüzüne bakıp hafifçe yanağını okşadı: "Sen bana emanetsin artık, güzel kızım. Kendine dikkat et. Her şeyden önce senin mutluluğun geliyor."

Büyükanne, Savaş’a tekrar bakarak: "Sana da iş düşüyor, evladım. Emanetine gözün gibi bak, ne de olsa artık senin her şeyin," dedi ve onlara gülümseyerek oradan ayrıldı.

Savaş, kapıyı kapattıktan sonra Milena’ya döndü. Alaycı bakışını onun yüzüne dikti.

Savaş, alayla fısıldadı: "Bak işte… Böylece herkes her şey yolunda sanacak. Ama şunu unutma Milena, bu oyunu seninle oynamak zorundayım. Birbirimize yabancı olduğumuzu saklayacağız. Ne kadar acı çekersen çek, kimseye bunu belli etme."

Milena derin bir nefes alarak: "Bu oyunu ben mi istedim Savaş? Senden nefret ediyorum, ama seninle bu saçma yalanın içinde sıkışıp kaldım. İnsan gibi davransaydın… belki de her şey farklı olurdu," dedi ve gözleri öfkeyle doldu.

Savaş, dudaklarının kenarındaki alaycı ifadeyi silmeden: "Yakında karı koca maskesi bile çok gelecek bize. Sadece intikam, Milena… Sadece intikam. Bunu aklından çıkarma," dedi.

Milena, gözyaşlarını zorla saklayarak bakışlarını ondan kaçırdı ve fısıldadı: "Belki de en acısı bu, Savaş. O maskenin altındaki adamı görmek istemiştim. Ama her geçen gün daha da uzaklaşıyorsun."

Oda, sessizliğe gömüldü. İkisi de derin bir boşlukta, hiçbirinin dolduramayacağı bir yarada kaybolmuştu.

Savaş, Milena’nın üzerine doğru ağır adımlarla yürüdü. Milena, içinde hissettiği korku ve öfkeyle geri çekilmeye çalıştı ama arkasındaki duvara dayanmıştı; kaçacak bir yeri kalmamıştı. Savaş, ona doğru yaklaşıp ellerini gelinliğinin ince iplerine uzattı. Parmaklarıyla zarifçe ipleri çözerken, yüzünde hem alaycı hem de soğuk bir ifade vardı.

Savaş, dudaklarını Milena’nın kulağına yaklaştırarak derin bir nefes aldı ve fısıldadı: "Fazlalıklardan kurtul karıcığım. Bu yükleri taşımak sana ağır geliyor," dedi, nefesi Milena'nın ensesinde ürpertici bir serinlik bırakıyordu.

Milena, nefesi kesilmiş gibi hissetti ve tüyleri diken diken oldu. Ama içinde yükselen öfkeyle gözlerini Savaş’a dikti. "Neden yapıyorsun bunu? Bu intikamın altında ne var, Savaş? Bana hissettirmek istediğin şey ne?" diye zorlukla sordu, sesi çatlak ve kırılgandı.

Savaş gülümseyerek, parmaklarını omzundan aşağıya doğru kaydırdı: "Ne var biliyor musun? Senin o tertemiz, saf dünyanı yıkmak istiyorum. Her şeyin bir bedeli var, Milena. Annenin geçmişte yarattığı bedeli şimdi sen ödeyeceksin," dedi, sesi buz gibi soğuktu.

Milena, derin bir nefes alarak kendini toparlamaya çalıştı: "Ben o günahları işlemedim, Savaş! O yükü ben taşımak zorunda değilim!" diye hırçınca cevap verdi.

Savaş, ona daha da yaklaşarak gözlerinin içine baktı, sanki onun ruhuna kadar işlemek istiyormuş gibi: "Belki de anlaman gereken budur, Milena. Bazen hayatta ne kadar temiz kalmaya çalışırsan çalış, başkalarının günahlarının altında ezilirsin. Ve sen, benim için sadece bir araçsın," dedi ve ses tonunu daha da alçaltarak ekledi, "daha ağır şeylere yer açmalısın, çünkü bu sadece başlangıç."

Milena, çaresiz bir halde gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Tüm vücudu titriyordu. Ama gözlerini tekrar açtığında, içinde yükselen öfke ve hırsın parıltısı vardı. "Ben senin intikam oyununda bir piyon değilim, Savaş. İstediğin kadar dene, ama beni yok edemeyeceksin, istersen sevgilinle ol ,istersen bana her gün acı çektir . Ama asla doğrumdan vazgeçmeyeceğim ..." dedi, sesi beklenmedik bir kararlılıkla doluydu.

Savaş, bu meydan okumayı duyar duymaz hafifçe güldü, sonra yüzündeki alaycı gülümsemeyi koruyarak: "Bak sen şu işe, küçük prenses kendini savunmaya çalışıyor. Ama anlamıyorsun Milena, bu oyunda kurallarımı ben koyarım. Senin o saf hayallerin benim ellerimde paramparça olacak," dedi.

Milena, başını dik tutarak: "O kadar emin olma Savaş. Sen beni bu eve getirdin ama bu cehennemi bana yaşatırken, kendin de yanacaksın. Bu ateş sadece beni yakmaz," dedi gözlerinde kararlı bir ifade ile.

Savaş, bu sözlerin kendisine meydan okuduğunu fark ettiğinde, bir an duraksadı ama sonra soğukkanlılığını bozmadan uzaklaştı.

"Ne kadar direnmeye çalışsan da, sonunu değiştiremeyeceksin. O yüzden, kendini daha fazla yorma. Her şeyin zamanı gelecek, Milena… her şeyin zamanı," diye fısıldayarak odadan çıkıp kapıyı ardında kapattı.

Milena yalnız kaldığında derin bir nefes aldı. İçindeki fırtına dinmek bilmiyordu ama biliyordu ki, her şeye rağmen bu oyunda teslim olmayacaktı.

Milena, Savaş’ın odadan çıkmasının ardından soluğunu tuttu. İçinde biriken duygular, patlamaya hazır bir volkan gibi yükseldi. Yıkılmış, küçümsenmiş, kullanılmış hissediyordu. Gözyaşları yanaklarından akarken, kendine hakim olmaya çalışarak derin derin nefes aldı. Kalbinin atışları hızlanmıştı; gururu paramparça edilmiş, hayalleri yerle bir olmuştu.

Kendi kendine mırıldandı, sesi güçsüz ama kararlıydı: "Bu kadar kolay değil… Bu evde beni bir oyuncak gibi kullanmasına izin vermeyeceğim. Evet, belki her şey üstüme geliyor ama içimdeki umudu söndüremeyecek."

Yerdeki aynaya doğru ilerledi ve gözlerinin içine baktı. Gelinliğinin artık ona bir hapis kıyafeti gibi geldiğini hissetti. Gözleri kızarmış, saçları darmadağınıktı; ama bakışlarındaki inat ve direnç, kendisine bile güç veriyordu. Bu anın ona kaybettiklerini, kırık hayallerini hatırlatacağına emindi, ama aynı zamanda bu anın ona direniş gücü de vereceğini biliyordu.

Derin bir nefes aldı, içindeki sesi bastırmaya çalıştı ama o kararlılık yine de dudaklarından döküldü: "Savaş, senin yüzünden geçmişin günahlarını ödemek zorunda bırakıldım. Ama beni bu kadar kolay yıkamazsın. Annemin yaptığı hataların bedelini ödememi bekliyorsun. Ama bu bedeli kendi ruhumu kaybederek değil, sana ve bu dünyaya meydan okuyarak ödeyeceğim."

Bir süre daha kendi kendine sakinleşmeye çalıştı, ardından gelinliğini çıkarmaya koyuldu. Ancak düğümler birbirine dolaşmış, elleri titrediğinden çözülmüyordu. Derin bir nefes alıp yorgun bir halde yere çöktü. Dizlerinin üstünde, gelinliğin etekleri yere serili halde, başını önüne eğdi. Tek başına bu kadar yükü taşıyıp taşıyamayacağını sorguladı.

Bu hayatta mutlu olduğu anlar çok kısıtlıydı . Gelinliğinin yerine sade bir elbise giydi, saçlarını aceleyle topladı ve derin bir nefes alarak merdivenlere yöneldi. Her adımında yüreğindeki ağırlık biraz daha artıyordu, ama dışarıdan bakıldığında gayet sakin ve kontrollü görünüyordu. İçindeki fırtınayı kimse fark etmemeliydi.

Milena, adımlarını ağırlaştırarak ve omuzlarındaki görünmez yükle yavaşça kahvaltıya iniyordu. Dün gece yaşadığı fırtınaları, kırık hayallerini ve kalbindeki yarayı kimse görmesin diye yüzüne sakin bir ifade yerleştirmişti. Ancak içinde koca bir boşluk yankılanıyordu.

Sofraya vardığında, geniş masanın etrafında toplanmış aile üyelerini gördü. İlk gözüne çarpan kişi büyükanne Kudret Hanım oldu. Kudret, kendinden emin ve otoriter bir duruş sergiliyor, Milena’ya yumuşak bir tebessümle bakıyordu. Kudret’in sıcak yaklaşımı Milena’nın yüreğine bir nebze su serpse de, masanın diğer köşelerinde oturan kişiler ondan aynı sıcaklığı esirgemişti.

Babaannesi Zümrüt, kendine has bir soğuklukla Milena’yı süzdü. Gözlerinde yargılayıcı bir ifade vardı, ama Milena buna alışıktı. Yanında oturan Hilal ise zehirli bir tebessümle Milena’ya küçümseyici bir bakış attı. Amca Mahir’in ifadesi nötrdü, ama masadaki tek yeni yüz, sessizce oturan genç kızın kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kız, narin bir çiçek gibi görünüyordu; sessiz, gözleri derinlerde kaybolmuş gibiydi. Savaş’ın en küçük kardeşi Narin olduğunu öğrendiğinde, neden bu kadar sessiz olduğunu da anlamıştı.

Derin’in yanındaki bu kız, konuşamıyor muydu? Milena’nın aklı karışmıştı, ama şu an için bu soruları sormayı doğru bulmadı. Sofraya yaklaşıp selam verdi.

Kudret hanım Samimi bir tonla “Gelin hanım! Gel otur, hadi. Daha iyisindir umarım .?”

Milena Kendini toparlayarak “Teşekkür ederim, büyükanne. Biraz dinlenebildim…” Kelimeler boğazına dizilir, ama yine de zarif bir şekilde oturur.

Hilal hanım Alaycı bir şekilde “Dinlenmesi iyi olmuş. Yeni bir hayat kolay değildir tabii, ama herkes bu tempoya uyum sağlayamaz. Değil mi, Anne ?”

Zümrüt hanım Soğuk bir ses tonuyla “Evet, alışmak zaman alır. Ama burada herkes kendi sorumluluğunu bilmek zorundadır.”

Kudret hanım Sert bakışlarla Hilal ve Zümrüt’e döner “Yeter, daha kahvaltı başlamadan insanın tadını kaçırmayın.” Milena’ya dönerek “Sen nasılsın, yavrum? Savaş ile seni sabah gayet iyi gördüm . İyi anlaşıyorsunuz, değil mi?”

Milena Duyduğu sözler boğazında düğümlenir, ama sakin bir gülümsemeyle karşılık verir. “Elimden geleni yapıyorum, büyükanne. Alışmaya çalışıyorum.”

Hilal hanım Alaycı bir kahkaha atar “Alışmak biraz zaman alacak gibi görünüyor. Yeni bir ev, yeni insanlar… Birde senin yaşam kalitenden üstünü gördüğün için ,zor tabi neticede ..”

Kudret Hilal’in lafını keserek “Hilal, kahvaltı masasındayız. Lütfen.”

Bu sırada Narin, Milena’ya dikkatle bakar, sanki bir şeyler söylemek istiyor gibidir ama yapamaz. Milena, onun masumiyetini fark eder ve içten bir gülümsemeyle karşılık verir. Bu, Narin’in gözlerinde bir parıltı oluşturur.

Derin Sessizliği bozarak “Narin seninle tanışmak istiyor gibi görünüyor, milena . Kız kardeşim Narin . Maalesef ki o konuşamıyor , ... Galiba sana merhaba demek istiyor .” dedi derin üzgün bir sesle .

Milena Şefkatle Narin’e bakar “Tabii ki… Merhaba, Narin. Umarım seninle daha çok vakit geçirme şansımız olur.”

Narin, utangaç bir şekilde başını sallar. O an, Milena bu genç kızda bir şeyler bulur: kendini. Onun sessizliği, masumiyeti, yaşadığı acıların yankısı gibidir. İçinde ona koruma isteği doğar.

Kudret Gülerek “Bakıyorum, Narin seni hemen sevdi. Bu iyi bir işaret. Demek ki bu evde sıcak bir dostluğun olacak.”

Milena hafifçe gülümser ama içinde hâlâ savaşın sözlerinin yankısı vardı. Yüreği kırılmış, ruhu paramparçaydı. Gözlerini Narin’den ayırmadan, onun masumiyetinde bir an olsun teselli bulmaya çalıştı. Ancak sofradaki soğuk hava ve alaycı bakışlar bu huzuru hemen kaçırdı.

Savaş’ın ayak sesleri duyulduğunda, herkes kafasını o tarafa çevirdi. Üzerindeki takım elbise, güçlü ve otoriter duruşunu daha da belirginleştiriyordu. Milena, istemsizce bakışlarını kaçırdı. Savaş’ın soğuk ve umursamaz tavırları, dün geceden beri kalbinde derin bir yara açmıştı.

Savaş Sert bir tonla “Günaydın.”

Kudret hanım Neşeli bir şekilde “Günaydın oğlum, geç otur. Gelin hanım da masaya yeni oturdu. Birlikte güzel bir kahvaltı yaparsınız.”

Savaş, Milena’nın yanına oturdu. Onunla göz teması kurmaya çalışsa da Milena, bakışlarını tabaktan ayırmadı.

Hilal hanım Sinsice gülerek“Savaş, eşin biraz sessiz. Umarım bizden çekinmiyordur. Yoksa bizimle oturmak istemiyor mu?”

Savaş Hilal’e keskin bir bakış atarak “Yenge , eğer Milena hakkında bir fikrin varsa kendine sakla. Bu masada gereksiz konuşmalara yer yok.” dedi ciddi bir sesle .

Zümrüt hanım Araya girerek “Oğlum, Hilal’in kötü bir niyeti yok. Milena’nın uyum sağlaması zaman alacaktır, bunu anlamak lazım.”

Savaş Cevap vermeden Milena’ya döner “Kahvaltını bitirdikten sonra odama gel. Konuşmamız gereken şeyler var.”

Bu sözlerle Milena’nın kalbi daha da sıkıştı. Dün geceden sonra ne konuşulabilirdi ki? Savaş’ın soğukkanlılığı, onun ruhunu biraz daha ezerken, sofradaki herkes bu sözlere anlam yüklemeye çalışıyordu.

Kudret hanım Savaş’a bakarak “Oğlum, sabah sabah gerginlik istemiyorum. Milena zaten bu eve yeni alışıyor. Ona zaman tanıyın.”

Savaş Sakince “Merak etme, büyükanne. Her şey kontrolüm altında.”

Milena, sessizce kahvaltısını bitirdi. Ancak her lokma boğazında düğüm oluyordu. Masadaki herkes bir şeyler konuşsa da, onun dünyası sessiz bir kaosa dönüşmüştü. İçindeki kargaşayı bastırmaya çalışırken, Savaş’ın bakışlarının sürekli üzerinde olduğunu hissediyordu.

Sonunda kahvaltı sona erdi. Milena, masadan kalktı ve adımlarını ağırlaştırarak yukarı çıkmaya başladı. Ancak arkasından gelen Savaş’ın sert sesi onu durdurdu.

Savaş Soğuk bir tonla “Sakın odama gelmeyi unutma, Milena. Konuşmamız gereken çok şey var.”

Milena, sadece başını sallayarak yukarı çıktı. Odasına girdiğinde kapıyı kapatır kapatmaz duvara yaslandı ve gözyaşlarını tutamadı. Şimdi, savaşı sadece Savaş’la değil, bu evin ve bu hayatın tamamıyla vermek zorundaydı.

...

Milena, odanın soğuk sessizliğinde derin bir nefes aldı. Kendini toparlaması gerektiğini biliyordu. Savaş’ın çalışma odasına gitmeden önce aynaya baktı; gözleri şişmiş, yüzü solgundu. Gelinliğinin yerini almış olan sade elbisesi bile üzerine yük gibi geliyordu.

Kendi kendine fısıldadı:

Milena: "Güçlü olmalısın. Bu savaş senin ruhunu teslim almasına izin vermeyeceksin."

.....

Birkaç dakika sonra, kapısını çaldığı Savaş’ın odasından gelen “Gir!” sesi, içinde fırtınalar kopardı. Kapıyı yavaşça açtı ve içeri girdi.

Savaş, geniş masasında oturmuş, bir şeyler okuyordu. Onun o rahat ve kontrolü elinde tutan hali, Milena’yı hem öfkelendiriyor hem de çaresiz hissettiriyordu.

Savaş Başını kaldırmadan "Kapat kapıyı. Konuşacaklarımız özel."

Milena, titreyen elleriyle kapıyı kapattı. Savaş, sonunda başını kaldırdı ve ona baktı. Bakışlarındaki soğukluk Milena’yı delip geçti.

Savaş: "Dün gece hakkında konuşmamız gerekiyor."

Milena Titrek bir sesle "Bunu gerçekten konuşmaya değer mi? Siz her şeyi zaten planlamıştınız. Benim bu oyundaki rolüm sadece bir piyonmuş."

Savaş Gülümseyerek "Bu kadar mı küçümsüyorsun kendini, Milena? Sen bir piyondan çok daha fazlasısın. Sen, benim için en büyük intikamın parçasısın."

Milena Acıyla "Ben ne yaptım ki sana? Annemin hatalarını bana mı yükleyeceksin? Ben... Ben sadece bu evde hayatta kalmaya çalışıyorum!"

Savaş, yerinden kalktı ve yavaşça Milena’nın yanına geldi. Onun küçüldüğünü, titrediğini görmek, bir tarafında zafer hissi uyandırsa da başka bir tarafında anlamlandıramadığı bir huzursuzluk yaratıyordu.

Savaş Yavaşça "Hayatta kalmak mı? Burada hayatta kalmak istiyorsan, kuralları öğreneceksin. Birincisi, bu evde benden habersiz hiçbir şey yapmayacaksın. İkincisi..."

Duraksadı, onun gözlerinin içine baktı ve alaycı bir şekilde devam etti:

Savaş: "Bu evde kim olduğunu asla unutmayacaksın. Benim karım gibi görünüyorsun, ama bu sadece bir maske. Gerçek anlamda ne olduğumuzu biliyorsun, değil mi?"

Milena, bu sözlerin ardından kendini daha da küçülmüş hissetti. Ama bu kez sessiz kalmak istemedi. Gözyaşları yüzünden süzüldü, ama sesi titremedi:

Milena: "Beni kırarak ne kazanacaksın, Savaş? Annemin yaptıkları için mi cezalandırıyorsun beni? Oysa ki ben, bu hayatta hiç suçsuz bir gün bile yaşamadım."

Bu sözler Savaş’ı bir an duraklattı. Milena’nın acısını gözlerinde görmek istemese de onu susturmak için bir adım daha yaklaştı.

Savaş Soğuk bir sesle "Acı çekmekten mi korkuyorsun? Beni gerçek anlamda tanımadın daha, Milena. Eğer direnmeye devam edersen, seni çok daha ağır şeylerle sınarım."

Milena Bağırarak "Ne yaparsan yap, seni affetmeyeceğim! Bu evde beni yok etmeye çalışsan bile, ben her parçama tutunarak ayakta kalacağım!"

Bu sözler, Savaş’ı bir anda harekete geçirdi. Milena’nın bileğini kavradı ve onu odanın diğer ucundaki pencereye sürükledi. Dışarıdaki soğuk manzarayı işaret ederek konuştu.

Savaş: "Bak dışarı, Milena! Bu hayat, senin hayal ettiğin gibi adil değil. Hayatta kalmak için güçlü olmalısın. Eğer zayıf kalırsan, seni ezerler. Annen de bunu öğrendi, sen de öğreneceksin."

Milena, gözyaşlarını sildi ve derin bir nefes aldı. Gözlerini Savaş’a dikti, bu kez içinde bir kırılma yerine bir başkaldırı vardı:

Milena: "Eğer beni ezmeye çalışıyorsan, bunu başaramayacaksın. Çünkü ben, annemden farklıyım. Ne senin nefretin ne de intikamın beni tamamen yok edebilir."

Bu sözler, odada soğuk bir sessizlik yarattı. Savaş, bir an için şaşkınlıkla Milena’ya baktı. Onun bu kadar dirençli olmasını beklememişti. Ancak bunu belli etmedi, geri çekildi ve sert bir sesle konuştu:

Savaş: "Göreceğiz, Milena. Bakalım söylediklerinle yaşayabilecek misin?"

Arkasını dönüp odadan çıkarken, Milena içinde bir şeylerin değiştiğini hissetti. Artık sadece Savaş’a karşı değil, bu evdeki herkese ve her şeye karşı savaşması gerektiğini biliyordu.

...

Savaş odadan çıktığında Milena bir an olduğu yerde kaldı. Kalbi yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu. Savaş’a olan öfkesiyle karışan korkusu, içini kemiriyordu. Ama bir yanıyla da o kadar incinmişti ki, duygularını adlandırmakta zorlanıyordu.

Kendi kendine mırıldandı:

Milena: "Kime, neye karşı savaşıyorum? Onun nefretine mi? Bu eve mi? Yoksa kendi kırılmış, yıkılmış halime mi?"

Birkaç dakika boyunca odanın soğuk sessizliğinde, boşluğa baktı. Aşağıda kahvaltı masasında bekleyen insanların yüzleri zihninde canlandı: Büyükanne Kudret’in sıcak gülümsemesi, Hilal’in her hareketinden yayılan fesatlık, Zümrüt’ün buz gibi bakışları, Mahir’in ilgisiz tavırları ve Narin’in masum, sessiz yüzü.

Bu eve adım attığından beri ruhunun ağır bir yük taşıdığını hissediyordu. Ama artık içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlamıştı. O kırılgan genç kızın yerini, daha güçlü bir kadın almaya kararlıydı.

Yavaşça odadan çıktı. Her adımı yankılanıyordu; ahşap merdivenler altındaki ağır sessizliği daha da belirginleştiriyordu. Aşağı indiğinde, kudret hanım , zümrüt hanım, ve hilal hanım koltukta oturmuş kahve içiyorlardı .

Büyükanne Kudret, Milena’yı görünce yüzünde sıcak bir gülümsemeyle yerinden kalktı:

Kudret: "Gelin hanım, haydi gel, bize katıl. Seni bekliyorduk."

Milena, büyükanne Kudret’in sesindeki samimiyetin farkındaydı, ama kendini tamamen rahat hissedemedi.

Hilal hemen alaycı bir şekilde lafa girdi:

Hilal: "Ah, gelin hanım nihayet teşrif etti. Dün gece çok yoğun bir geceniz olmuş olmalı ki bir türlü ayrılamadınız ,bunun başka açıklaması olamaz."

Hilal’in yüzündeki sinsi gülümseme, Milena’nın damarlarına işledi. Ama cevap vermek yerine, derin bir nefes alarak sessiz kalmayı tercih etti.

Zümrüt, Hilal’e bir bakış attı ve gözlerini Milena’ya çevirdi:

Zümrüt: "Savaş nerede? Daha önce her zaman kahvaltı masasından ayrılmazdı Yoksa... bir sorun mu var?"

Milena’nın kalbi sıkıştı. Zümrüt’ün her kelimesi, adeta iğne gibi batıyordu. Ama büyükanne Kudret, ortamdaki gerilimi fark edip devreye girdi:

Kudret: "Zümrüt, bırak çocuklar biraz zamanlarını kendilerine ayırsınlar. Yeni evliler sonuçta. İkisi de biraz rahatlamayı hak ediyor."

Bu sırada, Milena’nın dikkatini çeken başka biri oldu. koltuğun köşesinde oturan, zarif ama sessiz bir kız vardı. Narin. Sessizliği, Milena’nın yüreğini burktu. Gözleri dışarıdaydı , kimseyle konuşmuyordu.

Milena, içgüdüsel olarak Narin’e yaklaştı ve ona gülümseyerek fısıldadı:

Milena: Merhaba, ben Milena. Sen Savaş’ın küçük kardeşi olmalısın."

Narin, yavaşça başını kaldırdı ve Milena’ya baktı. Gözlerinde o kadar derin bir hüzün vardı ki, Milena bir an ne diyeceğini bilemedi. Ama Narin başını hafifçe sallayarak gülümsedi.

Hilal, bu durumu kaçırmadı ve hemen araya girdi:

Hilal: "Ah, Narin konuşmaz, gelin hanım. Ona boşuna laf anlatmaya çalışmayın." dedi üstünü çize çize .

Milena, Hilal’in bu küçümseyici tavrına karşı bir şey söylemek istedi, ama büyükanne Kudret bir kez daha müdahale etti:

Kudret hanım "Hilal, Narin’in suskunluğu onun seçimi değil, kaderi. Ama bu, onun hiçbir şey hissetmediği anlamına gelmez. Bunu anlamak için insanın biraz vicdanı olması gerekir." dedi sert bir sesle .

Hilal’in yüzü kızarırken, Milena büyükanne Kudret’e minnettar bir bakış attı. İlk kez bu evde birinin ona destek olduğunu hissetmişti.

Tam o sırada, odanın kapısı açıldı ve Savaş içeri girdi. Üzerindeki karizmatik tavır ve soğuk bakışları, solandaki herkesin dikkatini çekti. Gözleri Milena’ya kaydı, ama herhangi bir şey söylemeden koltuğa oturdu.

Savaş’ın suskunluğu ve soğuk tavırları, Milena’nın üzerinde ağır bir baskı yaratıyordu. Ama onun karşısında eğilmek istemiyordu. herkes, kendi gündemleriyle ilgileniyor gibi görünse de, Milena ve Savaş arasındaki sessiz gerginlik odada hissediliyordu.

Milena, otururken kendi kendine bir söz verdi:

Milena: "Bu evde güçlü olacağım. Beni kimse ezemeyecek. Savaş bile."

Sorulan sorulara Sessizce cevap verirken , gözleri ara ara Narin’e kaydı. O küçük kızın hüzün dolu sessizliği, Milena’nın içinde bir yerleri acıtıyordu. Ama aynı zamanda, onun bu evde bir umut ışığı olabileceğini de düşünüyordu.

Bu, Milena’nın hem kendi için hem de bu evdeki herkes için daha güçlü bir yolculuğa başladığı andı.

Milena: "Narin, sevdiğin bir şey var mı? Belki birlikte mutfağa iner, istediğin bir tatlıyı yapabiliriz."

Milena’nın sesindeki samimiyet ortamda anlık şaşkınlık yarattı. Hilal, bu duruma hemen burnunu sokmaktan geri durmadı.

Hilal: "Ah, gelin hanım! Yeni gelinler mutfağa inmez. Hele de böyle bir ortamda .!"

Hilal’in küçümseyici kahkahası, Milena’nın sabrını taşırmaya yaklaştı. Ancak büyükanne Kudret, yine tam zamanında devreye girdi.

Kudret: "Hilal, sen de bu evin yemeğini kendi ellerinle pişirip getirmiş gibi konuşmayı bırak istersen. Gelin hanım, dilediğini yapabilir. Milena’nın kalbinin sıcaklığına bizim ihtiyacımız var, senin soğuk taş yüreğine değil."

Hilal’in yüzü bir kez daha kıpkırmızı oldu. .

Savaş’ın dikkatle kendisini izlediğini hisseden Milena, ortamdaki huzursuzluğa rağmen sakinliğini korumaya çalıştı. Ancak bu evdeki soğuk hava, derinlerde yatan sırlarla doluydu.

Bir süre sonra büyükanne Kudret, ayağa kalktı ve herkese gülümseyerek baktı.

Kudret "Bugün herkes kendi işine baksın. Ben biraz bahçeye çıkacağım. Gelin hanım, ister bana eşlik et, ister dinlen."

Milena, büyükanneye bakarak nazikçe başını salladı. İçinden bir nefes aldı. Bu kadın, bu soğuk evin sıcak kalbi gibiydi.

Savaş da ayağa kalkarken Milena’ya soğuk bir bakış attı ve sert bir şekilde konuştu:

Savaş: "Narin’i yalnız bırakma."

Bu, aslında bir emirden farksızdı. Milena, derin bir nefes alıp yutkunarak başını salladı.

Savaş odadan çıktığında, Milena masadan kalktı ve Narin’in yanına yaklaştı. Narin Milena’nın bakışlarını hissederek ona dikkatle baktı. Milena, sevgi dolu bir gülümsemeyle ona elini uzattı:

Milena: "Bahçeye çıkmak ister misin? Biraz hava alırız."

Narin’in büyük, masum gözleri bir an parladı. Ancak yine de sessizce yerinden kalktı ve Milena’nın elini tuttu. O anda Milena, Narin’in içindeki sessiz haykırışı hissetti. Kendi yüreğindeki kırıklıklarla bu küçük kızın acısı arasında bir bağ kuruldu.

Hilal’in gözleri arkalarından sinsice süzülürken, Milena ve Narin bahçeye doğru yürüdüler. Milena, bu evde yalnız olmadığını anlamıştı. Narin’i koruyacak, büyükanne Kudret’in yanında dayanacak ve kendisini bu evin çürümüşlüğünden kurtarmak için mücadele edecekti.

Ancak tüm bunların ötesinde, Savaş’la olan bağını yeniden düşünüyordu. Bu, sadece bir evlilik değildi. Bu, iki yaralı ruhun, birbirlerine karşı nefret ve çekim arasında sıkıştığı bir savaştı. Milena, bu savaşta kendini bulmalıydı.

Bahçeye çıktıklarında hava serin, ama taze bir meltemle doluydu. Narin hâlâ sessizdi; Milena kolunu sıkıca tutmaya devam etti. Bahçedeki küçük bir bankın üzerine oturdular. Milena, Narin’in yüzüne baktı ve onunla konuşmayı denedi:

Milena: "Burada çok güzel bir manzara var, değil mi? Çiçekler, ağaçlar… Senin en sevdiğin çiçek hangisi?"

Narin, Milena’ya dönüp bir süre düşündü, ama konuşmadı. Bunun yerine, parmağıyla bahçenin köşesinde büyüyen mor menekşeleri işaret etti.

Milena: "Menekşe... Güzel seçim. Güçlü ve dayanıklı bir çiçek. Senin gibi."

Bu sözler Narin’in gözlerinde bir kıvılcım yarattı, ama dudaklarından yine tek bir kelime dökülmedi. Milena, sabırla beklemeye karar verdi. Belki bu küçük kızın da güvenmeye ihtiyacı vardı, aynı kendi yüreği gibi...

milena ve narin sessizce oturdular .milena derin bir nefes aldı “ Biliyor musun narin hani diyoruz ya zaman çok hızlı geçiyor diye bezende hiç geçmiyor . Birde en sevdiğin kişiyi kaybedince her yerde onu arıyorsun . Ama sen çok şanslısın seni çok seven bir ablan, birde abin var . “

narin hafif tebessüm etti .

O sırada, bahçeden gelen bu huzur anını bozan bir ses duyuldu. Hilal, ellerini beline koymuş bir şekilde bahçeye inmişti. Yüzünde sinir bozucu bir gülümseme vardı.

Hilal: "Aa, gelin hanım! Bahçede keyif yapıyorsunuz, demek. Burası bir otel değil, bilirsiniz. Herkesin bir işi gücü var."

Milena, içindeki öfkeyi bastırarak başını kaldırdı. Hilal’in kışkırtıcı sözlerine alışması gerektiğini biliyordu.

Milena: "Sanırım herkes kendi işine baksa daha iyi olur, değil mi Hilal Hanım? Çünkü sizin pek bir iş yapmadığınız belli."

Bu cevap Hilal’i öyle bir sinirlendirdi ki, yüzü kıpkırmızı oldu. Ama tam o sırada büyükanne Kudret bastonu ile yavaşça onların olduğu alana yürüdü . araya girerek "Hilal, senin işin bu evi daha iyi bir yer yapmak olmalı, Milena’yı eleştirmek değil. Eğer yapacak bir şey bulamıyorsan, kendi odana git."

Hilal, büyükanne Kudret’in otoriter sesinden sonra daha fazla bir şey söyleyemedi ve homurdanarak içeriye döndü. Milena, büyükanneye teşekkür eder gibi hafifçe gülümsedi.

Kudret: "Kusura bakma gelinim, bu evde bazı insanlar başkalarını küçültmeden var olamıyor. Ama sen güçlü birisin, bunu anladım."

Milena, gözlerinde hafif bir yaşla başını salladı. Bu evin yükü ağırdı, ama büyükanne Kudret onun için bir umut ışığı gibiydi.

Milena: "Bu evde bir şeyleri değiştirmek kolay olmayacak."

Kudret: "Değişim her zaman kolay değildir. Ama unutma, büyük değişimlere küçük adımlarla başlanır. Narin’i koruduğun gibi, kendini de korumalısın. Savaş seni ne kadar zorlarsa zorlasın..."

Milena, Kudret’in bu sözlerini kalbine kazırken, Narin’in elini tekrar sıktı. İçindeki ağırlığa rağmen, bu evde kendi yerini bulmak için savaşmaya kararlıydı.

Milena, büyükanne Kudret’in sözlerinden cesaret alarak bahçede biraz daha vakit geçirdi. Narin hâlâ sessizdi ama gözlerinde biraz daha fazla huzur vardı. Bir süre sonra Milena, Narin’in ile eve doğru yürümeye başladı. İçeri girdiklerinde Hilal’in sinirli bir şekilde telefonla konuştuğunu duydu.

Hilal telefonda "Hayır, bu iş böyle olmaz! Mahir dediği gibi yapmamız gerekiyor. Gelin hanım burada uzun süre rahat edemeyecek, merak etme.. Sakin olur musun .. sana verdiğim sözü tutacağım.."

Hilal’in konuşması keskin bir şekilde sona erdi. Milena, onun yüzündeki öfke dolu ifadeyi fark etti ama aldırış etmedi. Hilal’in düşmanlığına odaklanmak yerine, Narin’le birlikte merdivenleri çıkmaya başladı.

Tam o sırada, yukarıdan gelen Derin’in sert sesi duyuldu.

Derin: "Milena! Narin’i kendi odana götürme. Narin kendi odasında kalıyor . Bunu biliyorsun değil mi ? ."

Milena duraksadı. Derin’in keskin sesi ve üstün tavrı canını sıkmıştı, ama bir şey söylemedi. Onun yerine narin ablasına el işaretleri ile bir şey söyledi . Derin “ Senin hatırın olmasa ... “ Milenaya dönerek “ Kardeşime yanlışını görmeyeyim milena .”

Milena Narin’in elini sıkıca tutarak sessizce kendi odasına götürdü.

Kapıyı kapattığında derin bir nefes aldı. Narin’i yatağın kenarına oturttu.

Milena: " Sana daha demin demiştim ya çok şanslısın diye , Derin ablan gibi seni herkesden her şeyden koruyan bir ablan var . Bu harika bir şey Narin " dedi

Narin, Milena’nın yüzüne uzun bir süre baktı. Gözleri dolmuş gibiydi ama hâlâ konuşmuyordu. Sonunda ellerini Milena’nın sırtına koyarak ona sarıldı. Bu hareket, Milena’nın içinde bir şeyleri kırdı. Yalnız olmadığını hissetti,

Tam o sırada kapı sert bir şekilde çalındı. Milena irkilerek kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında Savaş’ı buldu.

Savaş: "Narin’in burada ne işi var?"

Milena: "O burada güvende, Savaş. Lütfen bir şey deme."

Savaş, Milena’ya uzun bir bakış attı. Gözleri sertti ama içinde bir şüphe de vardı. Bir süre sessizce Milena’nın yüzüne baktı, ardından içeriye adım attı.

Savaş: "Bu evde kimse güvende değil, Milena. Hele sen hiç değilsin."

Milena kararlılıkla: "Ben buradayım, çünkü senin bana ihtiyacın var. Ama Narin’in sana ihtiyacı var. Lütfen ona zarar verme."

Savaş bir an duraksadı, sonra bakışlarını Narin’e çevirdi. Kızın ona bakışlarında korku değil, bir tür masumiyet vardı. Derin bir nefes aldı ve Milena’ya döndü.

Savaş: "Onu koruyorsun, öyle mi? Peki, onu koruyabilecek misin? Bu evde herkes bir yalanın içinde yaşıyor, Milena. Sen bile."

Savaş’ın bu sözleri, Milena’nın içinde bir kez daha sarsıcı bir yankı yarattı. Ama bakışlarını ondan kaçırmadı.

Milena: "Eğer bir yalanın içinde yaşıyorsam, bu senin yarattığın bir dünya, Savaş. Ama bu dünyada Narin’i koruyacağım. Senin gibi olmasına izin vermeyeceğim."

Savaş, bu sözleri duyunca derin bir iç çekti ve kapıya doğru yöneldi. Milena’ya bir kez daha baktı, ama bu kez bakışlarında bir tür kararsızlık vardı.

Savaş: " Ben kardeşime zarar vermem milena bu dğşğnceyi beyninden silmeni tavsiye ediyorum onun yerine Kendi yolunu bulmaya çalış, çünkü bu evde hayatta kalmak için daha güçlü olmalısın."

Kapıyı çarpıp çıktığında, Milena derin bir nefes aldı. Kollarını Narin’in cebindeki telefonu çıkararak bir şeyler yazdı “ Abim kötü biri değil milena ... O bana zarar vermez . Sadece bu evliliğe alışmadı . Ama sen iyi birisin ikinizide çok mutlu olacağına inanıyorum .. sende inan . Çünkü umutsuzluğa kapılırsan yolunu göremezsin ...” milena satırları okurken duygulanmıştı . Narin diğerleri gibi ona kin beslemiyordu . Belki de annesinin kim olduğunu bilse bunları yazar mıydı ?

“ Teşekkür ederim narin , Bunları demen benim için çok değerli ama abinle ben farklı dünyaların insanıyız ..”

Narin milenanın ellerini tuttu .başını iki yana salladı . Tam o anda kapı çalındı .

İçeriye giren derindi .

Derin “ Narinciğim hadi biz artık gidelim . Daha içmen gereken ilaçlar var . Saatini kaçırmayalım . “

Narin milena’nın gözlerindeki umutsuzluğu görünce başını önüne eğdi . Ve ablası ile odadan çıktılar .

Oda, Savaş’ın varlığıyla her zaman dolup taşan o kasvetli ağırlığını kaybetmiş gibiydi. Boş yatak, dağınık yastıklar ve ağır perdelerin arasında yayılan soğuk hava, Milena’nın yalnızlığını daha da derinleştiriyordu.

Bir an için, nerede olduğunu unuttu. Onu buraya sürükleyen anıları, ihaneti ve acıları geride bırakmak ister gibi boş yatağa baktı. Savaş’ın orada olmadığını bilmek bir yandan ona rahatlık verirken, diğer yandan derin bir sızı hissetmesine neden oluyordu.

Milena fısıltıyla "Neden hep kaçıyorsun? Beni buraya hapsettin, ama sen hiçbir yere ait değilsin…"

Savaş’ın sevgilisiyle olduğunu biliyordu. İçinde yükselen kıskançlık ve öfke, ihanetin yakıcı izleriyle birleşiyordu. Bu duygular, Milena’yı odadan çıkmaya zorladı. Ama gitmek nereye?

Kendi odasına geri dönmek istemedi. Evde herkes uyumuştu; sadece koridorlarda yankılanan adımları vardı. Milena, ağır ağır merdivenlerden indi ve geniş salona ulaştı.

Gözü, büyük pencerenin yanındaki şık bir sehpanın üzerinde duran araba anahtarlarına takıldı. Kalbi hızla atmaya başladı. Savaş’ı bulmak, ona hesap sormak, bu sessiz çığlıklarına bir ses eklemek istiyordu.

Milena kendi kendine"Bunu yapamam. Ama neden olmasın? Beni zaten bir hiç gibi görüyor."

Ellerini titreyerek anahtarlara uzattı. Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

Kudret yumuşak bir sesle "Kızım, bu saatte ne yapıyorsun?"

Milena irkildi. Arkasını dönüp büyükanneyi görünce, suçüstü yakalanmış gibi hissetti. Ama Kudret’in yüzünde sertlik değil, merak ve endişe vardı.

Milena sessizce "Sadece biraz hava almak istedim."

Kudret, Milena’nın gözlerine baktı. O kadar çok şey sakladığını görebiliyordu. Yavaşça yaklaştı ve ona dokundu.

Kudret: "Buradan kaçmaya çalışıyorsan, bunu anlarım. Ama nereye gidersen git, kendini bu ağırlıktan kurtaramazsın, kızım. Savaş nereye gitti, bilmiyorum . Ama sen... Sen kendi yolunu bulmalısın."

Milena gözleri dolarak "Ben kendimi çok kötü hissediyorum büyükanne . Hayal ettiğim her şey aslında yalanmış " dedi göz yaşları akıtarak . Büyükanneye her şeyi anlatıp bu evden çıkıp gitmek istiyordu .

Kudret, Milena’nın yanaklarını okşadı.

Kudret: "Sen güçlü bir kızsın, biliyorum. Ama güç, bazen sessizlikle gelir. Bırak, o ne yaparsa yapsın. Sen bu evde onun karısı olarak kendi konumunu belirle emin ol savaş aynı bu günki gibi seni kimseye ezdirmez . O çok sevdiği hilal yengesini bile bugün senin için susturdu sen yeterki Onun gittiği karanlık yollara ışık ol . Savaş benim elimde büyüdü o hırlar gürler ama en sonunda doğru yolu bulur . Onun sadece dilindedir . Kalbi herkesin kalbinden temizdir benim torunumun . Daha çocuktu kardeşlerine kol kanat gerdi . O yaştaki bir çocuğu büyütmek zorunda kaldı bu hayat . Sen sadece ona zaman ver . "

Bu sözler Milena’yı düşündürdü. Anahtarları yerine bırakırken, içinde bir şeylerin değişmeye başladığını hissetti. Belki de bu evlilik onun kaderiydi .

Milena, büyükanneye teşekkür ederek odasına geri döndü. Ama yatak onu huzura kavuşturmadı. Savaş’ı düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. Bu karanlık, bitmeyen gece boyunca, hem öfkesini hem de yüreğinin derinlerindeki o tanımlayamadığı duyguları susturmaya çalıştı.

....

Savaş ( yazar Anlatımı )

Savaş, Beril’in lüks dairesine girerken yüzünde belli belirsiz bir gerginlik vardı. Şehrin ışıklarıyla aydınlanan dairenin içi, modern ve şık bir şekilde döşenmişti. Beril, ünlü bir model olmanın getirdiği tüm görkemiyle onu karşıladı. Uzun siyah elbisesi, parlak takıları ve dikkat çeken güzelliğiyle her zamanki gibi etkileyiciydi.

Beril gülümseyerek: "Savaş... Seni burada görmek her zaman ayrı bir zevk."

Savaş, kapıyı sessizce kapattı ve salona doğru yürüdü. Beril, ona yaklaşırken gözlerinde şehvetli bir parıltı vardı. Ama Savaş, o an ne Beril’in güzelliğini ne de cilvesini umursuyordu. Onun buraya gelmesinin tek nedeni vardı: sessizlik. Milena’nın yüzündeki acıyı ve kendi içindeki öfkeyi susturmak için burada olduğunu biliyordu.

Beril ona iyice yaklaştı, parmaklarını Savaş’ın sert çenesine dokundurdu.

Beril (fısıldayarak): "Yine çok gerginsin. Seni rahatlatmama izin ver."

Boynuna doğru eğildi, dudakları yavaşça Savaş’ın tenine değdi. Ama Savaş, beklenmedik bir şekilde onu geri itti.

Savaş (soğuk bir sesle): "Beril, yapma."

Beril bir an şaşkınlıkla durdu. Savaş’ın gözlerindeki soğukluk, ona hiçbir şey ifade etmediğini açıkça gösteriyordu.

Beril (kıkırdayarak): "Ah, Savaş. Seni bu kadar çekici yapan da bu soğuk duruşun zaten. Ama neden bu kadar sertsin? Her zamanki gibi değil."

Savaş, bir adım geriye çekildi ve pencereden dışarıya baktı. Gözleri, şehir ışıklarının ardında bir şey arar gibiydi.

Savaş (durgun bir sesle): "Buraya, kafamı dağıtmak için geldim. Hepsi bu. Daha fazlasını bekleme."

Beril: "Kafanı dağıtmanın daha güzel yollarını biliyorsun. Sadece izin ver."

Savaş, yüzünü ona çevirdi. Gözleri, hiçbir duygunun izini taşımıyordu.

Savaş: "Beril, bu bir oyun değil. Seni kandırmak ya da başka bir şey aramak için burada değilim. Sen de bunun farkındasın."

Beril, derin bir nefes aldı ve ellerini göğsünün üzerinde kavuşturdu. Onun sert tavrı, her zaman hoşlandığı bir şeydi, ama bu sefer farklıydı.

Beril (alaycı bir sesle): "Peki, neden buradasın? O yeni eşin seni bu kadar mı zorluyor? Onunla ne yapmaya çalışıyorsun, Savaş?"

Savaş, bu sözlerle hafifçe gülümsedi. Ama bu gülümseme, sıcak bir gülüşten çok, acı bir alaydı.

Savaş: "Milena mı? O benim için bir araçtan başka bir şey değil. Bu hikaye, onunla başlamadı ama onunla bitecek."

Beril’in yüzü bu sözlerden sonra ciddileşti. Savaş’ın kalbinde ne sevgi ne de tutku vardı; sadece intikam vardı.

Beril (sessizce): "Böyle bir soğuklukla yaşamak kolay mı, Savaş? Kendini kimseye bırakmadan, her şeyi kontrol ederek?"

Savaş bir an durdu, ardından derin bir nefes aldı.

Savaş: "Ben kimseye ait değilim, Beril. Ve bu, bana ait olmayan her şeyi yok edeceğim anlamına geliyor. Şimdi, bana başka bir şey sorma."

Beril, onun bu kesin tavrıyla daha fazla ısrar etmedi. Savaş, hiçbir zaman onun için ulaşılabilir bir adam olmamıştı, ama bu gece, duvarlarının daha da kalınlaştığını hissediyordu.

Savaş, hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve kapıya doğru yürüdü. Çıkarken, gözleri bir an için uzaklara, kendi içine döndü. İçindeki öfke ve acı, Milena’nın yüzündeki kırılganlıkla birleşerek onu yiyip bitiriyordu. Ama bunu ne Beril’e ne de başka birine gösterebilirdi.

O gece, bir kez daha yalnızlığına döndü.

Beril, derin bir nefes alıp masanın üzerindeki kristal karafın içindeki içkiden bir bardak doldurdu ve Savaş’a uzattı. Savaş, hiçbir şey söylemeden bardağı alıp tek dikişte kafasına dikti. Alkol, boğazını yakarken bile yüzünde bir tepki oluşmadı.

Beril, kısa ve cesur bir elbise giymişti. Uzun bacakları dikkat çekici bir şekilde parlıyordu. Koltukta oturup sessizce düşünen Savaş’a yaklaştı ve kendine güvenen bir gülümsemeyle onun kucağına oturdu. Ellerini Savaş’ın omuzlarına koydu ve başını yana eğip yüzüne baktı.

Beril (şehvetle): "Belki ben sana sıkıntını unutturabilirim. Ne dersin, Savaş? Yeter ki izin ver."

Savaş, bakışlarını soğukkanlı bir şekilde Beril’in gözlerine dikti. Yüzünde ne bir sıcaklık ne de bir arzu belirtisi vardı. Beril, onun soğukluğuna rağmen bir adım daha ileri gitti ve parmaklarını Savaş’ın gömleğinin yakasına sürükleyerek dudaklarına doğru eğildi.

Ancak Savaş, beklenmedik bir hareketle elleriyle Beril’in belini kavradı ve onu yavaşça ama kararlılıkla kucağından kaldırdı.

Savaş (soğuk bir sesle): "Beril, sen ne yapmaya çalışıyorsun?"

Beril, şaşkınlıkla gözlerini kırptı. Böyle bir tepki beklememişti. Her zaman istediğini elde etmişti ve Savaş’ın buna kayıtsız kalacağını düşünmemişti.

Beril (alaycı bir gülümsemeyle): "Ah Savaş, bu kadar sert olmana gerek yok. Biraz rahatla. Senin bu buz gibi tavrını çözmek her zaman hoşuma giderdi."

Savaş, ayağa kalkarak Beril’in birkaç adım geri çekilmesine neden oldu. Bardağı sertçe masanın üzerine bıraktı.

Savaş: "Ben rahatlamak istemiyorum. Ve sen de bunu yapmaya çalışarak zamanını harcama."

Beril kollarını göğsünde kavuşturdu, yüzündeki gülümseme silindi.

Beril (keskin bir sesle): "Bu kadar taş kalpli olmayı nasıl başarıyorsun? Hiçbir şey mi hissetmiyorsun, Savaş? Yoksa başka bir şey mi var? Anlatmak ister misin?"

Savaş, ona doğru eğildi ve gözlerini Beril’in gözlerine dikti.

Savaş (düşük bir sesle): "Ben hissetmiyorum, Beril. Bunu anlamıyor musun? Ne sen ne başkası benim için bir şey ifade etmiyor. Sadece intikam için yaşıyorum. Başka hiçbir şey umrumda değil."

Beril, onun bu sözleriyle irkildi. Yüzünde bir süre ifade bulmaya çalıştı ama Savaş’ın kararlılığını görünce sustu.

Beril (sessizce): "Bu intikam seni ne kadar ileri götürecek, Savaş? Kendini de mi yakacaksın?"

Savaş, bu soruya cevap vermeden paltosunu alıp kapıya yöneldi.

Savaş: "Beril, kendine başka bir eğlence bul. Benimle vakit kaybetme."

Beril, onun çıkışını izlerken içinde karışık bir öfke ve hayranlık hissetti. Savaş, kimseye ait olmayan bir adamdı, ve bu onu daha da ulaşılmaz kılıyordu. Ama Beril, içten içe, onun bu soğukluğunun arkasında bir yaradan kaçtığını hissediyordu.

Savaş, kapıyı arkasından kapatırken içinde yankılanan tek ses, Milena’nın acıyla dolu bakışlarıydı. Beril’in sıcaklığı, o bakışın soğukluğunu silemezdi.

VUHUUU dkdk Bölüm nasıldı .?

Büyükanne benim en favori karakterim .

milenayı ilerleyen günlerde ne bekleyecek sizce .?

sizce ... Hilal kimle konuşuyordu .? kilit kısım o kdkdk .

diğer bölümde görüşmek üzere .

teşekkürler ...

Bölüm sonu

5 yorum

  • Bu süreçte Savas gibi savaşçı ruha sahip biri , gecmiisle ilgili başkalarının doldurusuna gelmek yerine gerçeği arastirmaliydi Milena ya yapılan ilk günden acımasızca, günahsız birine yapılan haksızlık Bunu çok geçmeden umarım kiskanclik krizi ile anlamaz Milena gibi sevgi dolu güzeller güzeli bir kiz .Umarım üniversite eğitimi de almaya başlar

  • Bölüm güzel olmuş emeğinize sağlık. Ama artık birşeyler değişsin. Milana güçlü olduğunu görtersin. Savaş artık birieyler hissetmeye başlasın

  • Bölüm çok güzell olmuş ama izin verirsen su savaşı bogmek istiyorumda yazarcımm

  • Bu bölümü beğendim ama bence savaş artık milenaya karşı hisler hissetsin milena yüz vermesin sonra ablasını arayıp kaçsın 🤲🏻