25. Bölüm - Kırık Düşlerin Gecesi
Eve vardığımda içimdeki acı, Savaş’ın sözleriyle daha da ağırlaşıyordu. Araba yolculuğu boyunca yüzüme vuran soğuk rüzgar bile o kırgınlığı, o acıyı dindiremiyordu. Savaş’ın bana söyleyip durduğu sözler yankılanıyordu kulaklarımda; beni kullanmıştı, sadece bir intikam oyununda figürandım. Onun gözünde değerim bu muydu gerçekten? Tüm bu olanlar, bana hissettirdiği o derin, yaralayıcı his...
Arabanın içindeki sessizlik ağırlaştıkça, kalbimdeki öfke de o kadar büyüyordu. Kendimi kullanılmış, değersiz hissetmek... İlk defa böyle bir duyguyla tanışıyordum. Gelinliğim hâlâ ıslak, kirlenmiş, toprak kokusu sinmişti üstüme; ama o an bunu bile fark edecek halde değildim. Savaş’ın yarattığı bu karmaşa beni ele geçirmişti.
Eve adım attığımda içimde bir umut arıyordum, sanki her şeyin bir yanlış anlaşılma olduğunu düşündürecek bir şey arıyordum. Ama eve girdiğimde her şey daha da ağırlaşıyordu. Burası bir yuva değilmiş gibi hissediyordum. Umutla, sevgiyle geldiğim yer artık bana sadece acı veriyordu. Yüreğimde koca bir ağırlık vardı ve bu ağırlığı ne yaparsam yapayım kaldıramıyordum.
"Bu muydun Savaş? Gerçekten bu muydun? Bana söylediğin her şey bir yalandan mı ibaretti?" diye mırıldandım kendi kendime, ama sanki Savaş’ın duymasını istiyordum.
Birden sesim yükseldi, "Koca bir yalanla mı bağlandık birbirimize? Sevgiyle değil de kinle mi yoğrulmuş bu bağ? Ne istedin benden? Anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum!" Sesim boşlukta yankılandı, kimse beni duymadı, ama içimdeki fırtınayı bir nebze de olsa dışarıya vurabilmek iyi hissettirdi.
Gelinliğimin ucunu sıkıca kavradım, kendi kendime fısıldadım: "Savaş’la başka bir yola girdik artık. Bu yolda seni kazanmak yok Savaş... Bu yolda artık seni affetmek yok."
Gözlerimden akan yaşları silemedim, acıyı içimde tutarak odama ilerledim.
Odamın kapısını kapatır kapatmaz çöktüm. Dizlerimin üzerine, hıçkırıklarla dolu bir sessizlik yayıldı etrafa. Kalbimde, bir zamanlar hissettiğim o kısa umut parıltılarının yerini şimdi bıçak gibi keskin bir hüzün ve öfke almıştı. Savaş’ın söyledikleri zihnime adeta kazınmıştı. Her cümlesi, her kelimesi içimde derin bir yara açıyordu.
Kendi kendime, titrek bir sesle konuşmaya başladım: "Neden? Neden ben, Savaş? Hayatında bir intikamdan başka bir şey barındırmadığın için mi? İnsanlara böyle mi davranırsın? Kimseye değer vermediğin için mi böyle sahte bir maskeyle dolanıyorsun? Peki ya ben… neden bu kadar kördüm?"
Bir yandan ağlıyordum, diğer yandan içimdeki kırıklığı, parçalanmışlığı dillendiriyordum. "Ben… sevmiştim. Belki de kendim bile kabul etmemiştim ama sana inandığım kadar hiçbir şeye inanmadım Savaş. Belki de sadece bir gülüşünle umutlanmıştım… ve sen bu umutları bir gecede yok ettin."
Ayağa kalktım, aynaya baktım. Gelinliğim sırılsıklamdı, yağmurun izleri üzerimdeydi, ama içimdeki acının, kırgınlığın yansımasıydı bu. İntikamın ne demek olduğunu o an anlamıştım. Onun için yalnızca bir oyun, bir hedefmişim. Gerçekten de hiçbir anlamı yoktu bu evliliğin.
Düşünceler zihnimde dönüp dururken, üstümde ıslanmış kirli gelinlik beni rahatsız etmişti .
Yazar anlatımı .
Milena elleri titreyerek gelinliğinin fermuarını çözmeye çalıştı, ama elleri onu dinlemiyordu. Yaşadığı hayal kırıklığı, acı ve öfke, gözlerinden dökülen yaşlara karışıyordu. Parmakları düğümlenmiş gibiydi, kumaşa takılıyor, bir türlü çıkaramıyordu. Giderek artan bir çaresizlik hissetti. Ellerini arkaya uzattı . Parmakları ile düğmeleri açmaya çalıştı ama olmuyordu . Milena sinirle “ Neden açılmıyor ya ! Neden ! Neden ! Neden ! Bir kez olsun benim istediğim şey olsa ne olur !” sinirden ellerinin değecek yerlerine vurdu .
"Neden?" diye fısıldadı tekrar , odanın boşluğunda yankılandı sesi. Gözyaşları yüzünden kayarken, "Neden bana bunu yaptın?" dedi hıçkırarak. Her sözü, her fısıltısı yüreğindeki derin yarayı daha da açıyordu.
En sonunda kendini yere bıraktı, beyaz gelinliği yerde adeta bir göl gibi yayıldı, bütün kırıklığı ve çaresizliğiyle hıçkırıklara boğuldu. Sırtüstü yatarken tavana bakıyor, gözleri bulanıklaşmış bir şekilde, yaşadığı gecenin ağırlığını üzerinde hissediyordu.
"Ne hayallerle geldim buraya," dedi, sesi kısık ve titrek. "Yeni bir hayata başlamayı düşledim, belki… belki de seninle gerçekten mutlu olabilirim diye bir an için inandım. Ama hepsi yalanmış." Gözlerini sıkıca kapatıp, kalbinin derinlerinde yankılanan hayal kırıklığını bastırmaya çalıştı.
Zihni, Savaş’ın ona söylediklerine dönüp duruyordu. Savaş’ın o soğuk, acımasız bakışları, intikam dolu sözleri, hepsi zihnine kazınmıştı. Artık onun için, Savaş yalnızca bir hayal kırıklığı değildi; hayatında açılan bir yara, asla unutamayacağı bir yara iziydi.
"İntikam yüzündenmiş .... evlenmesinin nedeni intikammış ...” diye fısıldadı gözyaşları içinde, gerçekleri bir kez daha kendine hatırlatarak. "Annesinin yaşadıklarını yaşatacak bana .... beni sevgisizliğe mahkum edecek ... Allahım ne olur bana yardım et . ... bir gün olsun yüzüm gülmedi .. buna katlanamam .” milena’nın yaşları yanağından süzülerek yere damladı . O an yüzünde acı bir gülümseme oldu . Zaten hiç sevilmemişti ki .... doğduğu andan beri ablası ile hep hor görülmüştü ,ablası kaçıp sevdiğinin yanında aşkı yaşarken o burada geçmişin hesabını çekiyordu . Hem de en kötüsü savaşın onu düğüne kadar umut vermesiydi . Daha önce kimse savaş kadar onu düşünememişti , umursamamıştı . Bu duygular ister istemez milena’yı önemli hissettirmişti . şimdi ise o saf duygular onun en büyük acısıydı . En başından kötü davransa bu kadar ağrına gitmezdi ama şimdi paramparça yerde yatıyordu milena. “ Hayatımda ilk defa biri bana önem verdi .. oda yalanmış ... hepsi oyunmuş ...”
.....
Milena, o gece yerde, gelinliği içinde hıçkırarak ağladı . Kalbi acıyordu , kimsesiz bu koca yalıda kalmıştı . Savaş onun buradaki güvenli limanı olması gerekirken kaçması gereken kişi haline gelmişti . O an kalbi bir kez daha acıyla çarptı . Her ne olursa olsun savaşın kapıdan içeriye girip ona sarılmasını istiyordu . Ama bunun mümkün olması sadece rüyasında olabilirdi ....
Milena, gözyaşları içinde yerde yatarken, zihninde annesiyle ilgili acı anılar bir bir canlanıyordu. Her damla yaş, sadece Savaş’ın sözlerinin değil, aynı zamanda annesinin geçmişteki hatalarının açtığı yaraların da yansımasıydı. Annesinin yaptığı hataların bedelini ödeyen kendisiydi; onu hiç ilgilendirmeyen bir hesaplaşmanın ortasında kalmış, sadece bir "günah keçisi" haline gelmişti.
Derin bir nefes aldı, ama acısı her nefeste daha da büyüyordu. "Neden?" diye fısıldadı. "Neden annem yüzünden tüm bunları yaşamak zorundayım? Benim suçum neydi ki böyle bir kaderle sınanıyorum?" belki de “neden “ kelimesini milyonlarca kez kendine sormuştu . Peki cevap ? İşte cevabı yoktu ...
Kalbinde annesine karşı kırgınlık ve öfke vardı. Yaptığı her fedakarlığın, sevgi dolu her anın karşılığında aldığı tek şey hayal kırıklığı olmuştu. Onun için ne kadar uğraşsa da, annesinin geçmişinden sıyrılamıyordu. Savaş’ın her kelimesi, annesinin geçmişinin izlerini taşıyordu; ona yaşattığı bu ceza, Milena'nın kalbini paramparça ediyordu.
Kendi kendine, "Ben bu hataları yapmadım, bu günahları işlemedim," dedi, boğazı düğümlenmiş, sesi kısık ve hüzünlü. "Ama neden acısını ben çekiyorum?"
İçindeki kırgınlık, umutsuzlukla birleşiyordu. Annesinin geçmişte yaptığı hatalar yüzünden hayatı adeta cehenneme dönmüştü. Bu yükü taşımak ağırdı, ama içinde bir inat, bir direnç de vardı.
"Ne olursa olsun, senin hatalarının kurbanı olmayacağım anne," diye fısıldadı, gözlerinde kararlılıkla. "Beni bundan sonra kimse bu kadar kolay yıkamayacak."
O gece, Milena annesinin geçmişinden sıyrılıp kendi kaderini çizmek için derin bir söz vermişti kendine. Yaşadığı her acıya rağmen, kendi ayakları üzerinde duracak ve hayatını yeniden inşa edecekti.
.....
Milena, soğuk zeminde ölü gibi yattığı o anlarda, kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyordu. Etrafını saran koca yalı, ihtişamıyla ona ne kadar küçük ve güçsüz olduğunu hatırlatıyordu. Gözleri tavanda boş bir noktaya dalmış, içinde hissettiği kocaman boşluğu doldurmanın imkansız olduğunu düşünüyordu.
"Bu yükü nasıl taşıyacağım?" diye sordu kendi kendine, boğazı düğümlenmişti. Ne kadar güçlü olmaya çalışırsa çalışsın, omuzlarına binen acı ve ihanetin ağırlığını kaldıramayacak gibi hissediyordu.
Annesinin geçmişi, Savaş’ın intikam dolu sözleri, yaşadığı hayal kırıklığı... Bunların hepsi, üzerine karanlık bir bulut gibi çökmüştü. Bir yandan annesine karşı içinde yükselen öfkeyle yanıp tutuşuyor, bir yandan da Savaş’ın bu acımasız oyununun içinde adım adım yok oluşunu hissediyordu. Kendine kızıyordu, herkese güvenmekle ne büyük bir hata yaptığını anlıyordu şimdi.
Derin bir nefes aldı, ama bu nefes içindeki boşluğu doldurmak bir yana daha da büyütüyordu. Her şey o kadar ağırdı ki, sanki nefes almak bile bir lükstü artık. Kendi iç sesini duydu, acılı ve çaresiz: "Bunu hak edecek ne yaptım? Neden herkesin bedelini ben ödüyorum?"
Bir an içindeki güçsüzlüğe teslim olmamak için kendini zorladı. "Burası benim hapishanem olmayacak," diye düşündü. "Bu acının içinde kaybolmayacağım." Ancak o an tüm bu düşünceler ona o kadar uzak ve boş geldi ki, sadece derin bir nefes alıp tekrar gözlerini kapattı.


