24.= İNTİKAM BEDELİ .
(Nilüfer- inkar etme )
“Aklım hiç almıyor nedense
Her şeyi bir anda silmeni,
Yaşanan onca şeyden sonra
Öfkeli, insafsız sözleri
Diyorsun ki "Gözyaşların faydasız,
Seni zaten hiç sevmedim ki"

Araba İstanbul’a girerken Milena, kafasını hafifçe cama yaslayıp şehrin soğuk rüzgarını hissetmek istedi. O anın ağırlığı, İstanbul’un kendine has havasıyla birleşince kalbinde tarifsiz bir his belirdi; korku ve merak, geleceğe dair tatlı bir endişe ile iç içe geçti. Yanında Savaş vardı; sessiz, kararlı ve ne düşündüğünü asla anlamasına izin vermeyen biri. İstanbul’un sonsuz sokaklarına bakarken kendisini uçsuz bucaksız bir hayatın eşiğinde buldu.
Yalıya yaklaştıklarında Milena, karşısındaki manzaraya adeta hayranlıkla kilitlendi. Gözlerini kocaman açtı; gördüğü yalı, gerçek olamayacak kadar güzeldi. Boğaz’ın kenarında uzanan bu görkemli yapı, hem ihtişamlı hem de ürkütücüydü. Merdivenlerin basamaklarına ve devasa kapıya doğru ilerlerken, kalbinin hızla attığını hissetti. Böyle bir yerde yaşayacağını hiç düşünmemişti.
Savaş kapıyı açtı ve Milena’yı içeri buyur etti. İçeriye adım attıklarında sessizlik onları sardı. Savaş’ın ailesi, ilk gece onlara yalnız kalmaları için başka bir yerde kalmaya karar vermişti, bu yüzden koca yalıda yalnızdılar. Milena, içinde yükselen bir gerginlik hissetti; burası ona çok yabancıydı, ve yalnızca Savaş’la baş başa olması onun içindeki karmaşayı daha da büyütüyordu.
Savaş, sessiz adımlarla önden ilerledi. Milena da ona bakarak onu takip etti, merdivenlerden yukarı çıkarlarken her adımda kalbinin hızlandığını hissetti. Savaş, sonunda büyük bir kapıyı açıp onun içeri girmesini işaret etti. Burası Savaş’ın odasıydı; sade ama gösterişli bir zevkle döşenmişti.
Savaş, kısık bir sesle, "Burası artık senin de odan," dedi ve Milena’ya bakarak o soğuk duruşunu bozmadı.
Milena gözlerini odanın her köşesinde gezdirirken derin bir nefes aldı. “Gerçekten... burada mı kalacağım?”
Savaş, hafifçe kaşlarını kaldırarak ona döndü. “Evet, burada kalacaksın. Yalnız bir hayatın olmadığını anlamaya başlasan iyi olur. İstanbul’da artık bambaşka bir gerçekliğin içindesin.”
Milena, başını eğip bir süre düşündü. Kafasındaki soru işaretleri gittikçe artıyordu. “Savaş… Seninle evlendim, ama hâlâ içimde cevapsız o kadar çok şey var ki…”
Savaş ona yaklaşıp bakışlarını gözlerine kilitledi. “Merak etme, Milena. Her şeyin sırası gelecek. Şimdilik, sadece yanında olmamın yeterli olduğunu bil,” dedi, ama sesi hâlâ mesafeliydi.
Milena, bir an tereddüt etti. “Burada, bu kadar büyük bir yerde… sadece ikimiz mi kalacağız?” diye sordu.
Savaş hafifçe başını salladı. “Ailem yarın dönecek, ama bu gece burası sadece bize ait. Sana bu hayatın ne demek olduğunu yavaş yavaş öğreteceğim, Milena. Hazırlıklı ol.”
Milena, yutkunarak gözlerini ondan kaçırdı. “Bu... bu kadar kolay değil,” dedi.
Savaş, gülümsemeden sadece ona bakarak cevap verdi. “Kolay olmayacak zaten. Ama sen de biliyorsun ki, biz artık aynı yolda yürüyoruz.”
Milena, kararsızca ona baktı. İçindeki endişe, belirsizlikle savaşırken bir an Savaş’ın gözlerinde başka bir şey gördü; belki bir yumuşaklık, belki bir anlık şefkat. Ama Savaş, hemen o soğuk ifadesine geri döndü ve Milena’nın gözlerini kaçırmasına neden oldu.
Savaş önde milena arkasında savaş için özel hazırlanmış odaya girdiler .milena şaşkınlık içinde odayı inceliyordu hayatında bu kadar büyük ve şık bir oda görmemişti .
Savaş'ın odası, her detayıyla gücün ve ihtişamın simgesi vardı . Yüksek tavanlar, koyu tonlardaki ahşap panellerle kaplanmış, bu odaya ciddi ve ağırbaşlı bir hava katıyor. Odanın ortasında geniş bir yatak, koyu gri ve siyah tonlarında kaliteli kumaşlarla örtülmüş; kalın perdeler, dışarıdaki ışığı süzerek içeriye sadece loş bir aydınlık sağlıyordu .
Yatak başı, odanın odak noktası gibi görünüyor; sağlam bir işçilikle tasarlanmış, göz alıcı bir detay içeriyor. Yatak başına paralel yerleştirilen iki büyük lamba, ortamı daha da dramatik kılıyor ve gölgeler oluşturuyordu . Odanın bir kenarında, deri koltuklar ve küçük bir sehpayla oluşturulmuş bir oturma alanı var; Savaş'ın düşüncelerini dinleyebileceği, belki de planlarını gözden geçireceği bir alandı .
Pencereler, zarif işlemelerle donatılmış ve dışarıya açılan büyük bir manzaraya sahipti . Perdeler açıldığında İstanbul’un geniş siluetini görebileceği, bu dev şehrin hakimiyetini hissedebileceği bir yer gibi. Odanın genel atmosferi, Savaş'ın gücünü, karanlık tarafını ve intikam duygusunu yansıtıyor; her detay, onun karakterini ortaya çıkaran bir dokunuş gibi.
Milena, gelinliğini sıkıca tuttu; ne yapacağını, ne hissedeceğini bilemiyordu. Savaş’ın tavırları, ona bu gecenin asıl yüzünü gösterir gibiydi. Savaş, bu anın tadını çıkarıyormuş gibi yavaşça papyonunu çıkardı, gözlerinde alaycı bir parıltıyla ona bakıyordu.
Milena'nın şaşkın ve ürkek halini fark edince dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Ona doğru eğilip, neredeyse alaycı bir sesle, "Gerçekten evli olduğumuzu mu sanıyorsun?" dedi. Milena'nın yüzündeki belirsizlik ve hayal kırıklığını gördükçe, Savaş daha da keyif aldı. Cebinden bir sigara çıkardı ve ateşi yaktı; alev ikisinin arasında dans ederken, gözleri Milena’nın gözlerine kitlendi.
“Dinle Milena,” dedi sigarasından derin bir nefes alarak. “Bu evlilik, bu yalı... Sadece görünüşte. Bu oda dışında karı koca gibi görünebiliriz, ama burada, bu dört duvar arasında... sadece iki yabancıyız.”
Milena, duyduğu sözlerle bir an sersemledi. Savaş’ın onunla oynadığını, her şeyin bir kurmaca olduğunu hissetmeye başladığında kalbinde derin bir hayal kırıklığı belirdi.
“ Ne demek bu savaş .? Nasıl .?” milena göz yaşları akmaması için kendini zorluyordu . Savaş “ Dediklerimi duydun Milena Bolat . Bunu çok yakında anlayacaksın .”
milena ne yapacağını bilemiyordu . Gelinliği üzerinde iki kat ağırlaşmıştı olduğu yerde dengede durmak için savaş veriyordu .
Savaş ise ona bir an daha baktı, sonra hiçbir şey olmamış gibi sigarasını söndürdü ve odadan çıkıp gitti. Geride Milena’yı, çaresizlik ve kırgınlık içinde bırakarak kapıyı kapattı.
Savaş kapıyı sertçe kapatarak dışarı çıktığında, Milena olduğu yerde donup kalmıştı. Kalbindeki hayal kırıklığı, içinde fırtınalar kopmasına sebep oluyordu. Gelinliğinin eteklerini sıkıca kavradı, boğazına bir düğüm oturmuştu. Gözleri boşluğa dalmış, Savaş’ın söylediklerini tekrar tekrar düşünüyordu.
Onunla kurduğu her hayalin, her küçük umudun, baştan aşağı bir oyun olduğunu anlamak… Gözlerinden istemsizce yaşlar süzüldü. Düğün gecesi, bir kadının en mutlu gecesi olmalıydı oysa. Ancak bu gece, onun için bir kabusa dönüşüyordu.
Derin bir nefes alarak kendini toparlamaya çalıştı. Bu odada yalnızdı, üstelik İstanbul’da, tanımadığı bir şehirde, tanımadığı bir hayata itilmişti. Savaş’ın bakışlarındaki o sertlik, içindeki nefretin ne kadar derin olduğunu gösteriyordu. Peki ama neden? Neden onu bu kadar küçümseyen bir adamla evlenmek zorunda kalmıştı?
Duvarda asılı aynaya baktı, gözlerinin kızardığını, yüzündeki umutsuz ifadeyi gördü. Kendi kendine mırıldandı, "Buna katlanmak zorunda mıyım? Kendimi bu kadar çaresiz bırakmak zorunda mıyım?" diye düşünüyordu. Ama ne yapabilirdi ki? Yalnızdı, çaresizdi ve burası artık onun hayatıydı.
İçinde yavaşça bir öfke filizlenmeye başladı. Korku, üzüntü, hayal kırıklığı yerini hırsa ve kararlılığa bırakıyordu.
Milena’nın içinde fırtınalar kopuyordu. Düğün gecesi, bir kadının en özel gecesi olarak bilinse de, onun için hayal kırıklıklarıyla dolu bir masaldı. Savaş’ın soğuk sözleri kulaklarında yankılanıyordu: "Bu odanın dışında karı koca, bu odanın içinde iki yabancıyız." Bu sözlerin ardından kendisini yalnız, kırılgan ve değersiz hissetmişti.
Kalbi sanki bir bıçakla yarılmış gibiydi; o kadar kırgındı ki nefes almakta zorlanıyordu. Gelinliğine bakarken, bu kıyafetin onun hayallerinin, umutlarının, geleceğe dair güzel beklentilerinin sembolü olduğunu düşünürdü. Ama şimdi o kıyafet, ruhunu ezen, tüm hayallerini paramparça eden bir ağırlık gibi omuzlarına çökmüştü.
Savaş’a karşı hissettiği karmaşık duygularla boğuşuyordu. Ona karşı içinde yeşeren bir öfke vardı, ama bu öfkenin altında daha derin bir yara saklıydı: Sevgiye, ilgiye ve kabul görmeye duyduğu özlem. Savaş’ın bir duvar gibi çevresini sardığını, ona güvenmediğini, hatta ondan nefret ettiğini hissediyordu. Bu nefretin sebebini bilmiyordu ama içten içe kendisini suçlamaktan da alıkoyamıyordu. Belki de hata yapmıştı; belki de evlenerek hayatının en büyük hatasını işlemişti.
Ama sonra… Kendi içinde yükselen başka bir ses duydu. Bu sessiz, derin bir direnişin sesiydi. Kendini bu durumda ezdirmeyecekti. Savaş’ın onu kırmasına izin vermeyecek, tam tersine bu oyunun içinde kendi yerini bulacaktı. Her şeyden önce, içindeki gururu hatırlattı kendine. Evet, kırgındı, ama bu onu daha güçlü yapacaktı.
Kendi kendine mırıldandı: "Bu sadece başlangıç. Eğer bir savaşsa bu, ben de mücadele edeceğim." Bu sözlerle, Milena hayal kırıklığını bir kenara itip güçlü olacağına dair kendine söz verdi. Artık İstanbul’daki bu yeni hayatı, onun gücünü ve cesaretini sınayacaktı.
Milena bu sözlerinden sonra kendine olan güveni artmıştı . Burada gidecek bir kapısı yoktu . Savaş ile oturup konuşması lazımdı . Ne olursa olsun savaşı bulmalıydı ....
tam o esnada yatağın üstünden gelen bildirim sesini duydu .
Milena’nın gözleri telefona takılınca eteğin uçlarından tutarak yatağın yanına geçti . Telefonu açtığında bildirim olarak gelen konum bilgisine takıldı , o an kalbinde bir umut kıpırtısı belirdi. "Belki de Savaş oradadır, belki bana anlatmadığı bir şey vardır..." Gelinliğinin eteklerini tutup hızlıca odadan çıktı. Bu konumu görmezden gelemezdi; içinde beliren korkuyla karışık merak onu sürüklüyordu.
Korumalardan birini ikna etti ve nihayet konumun gösterdiği adrese ulaştı. Evin önünde durduğunda kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, nefes almakta zorlanıyordu. Kendini sakinleştirmeye çalışarak derin bir nefes aldı ve kapı zilini çaldı.
Kapıyı açan kadını gördüğünde donakaldı. Gözleri kadının yüzüne kaydı, ardından içeride koltuğa yayılan Savaş’a takıldı. O an dünyası yıkıldı. Savaş’ın yüzündeki soğukkanlı ifade, tüm umutlarını yerle bir etti. Gözleri doldu, ama gözyaşlarını tutmaya çalıştı. Savaş ona aldırış etmeden öylesine bakıyordu ki, bu ilgisiz tavır Milena’nın kalbinde büyük bir yara açtı.
Kelimeler ağzından dökülmekte zorlanıyordu, fakat tüm cesaretini toplayarak sordu:
"Bu... Bu ne demek oluyor, Savaş? Ben... Ben seninle evlendim. Seninle bir yuvayı paylaşacağımı sanmıştım. Neden ... ! neden ? , neden ...?" kelimler gittikçe sessizleşmişti . Milena derin bir nefes alarak geri adım attı. Başını kaldırıp gözlerini Savaş’a dikip gözlerindeki yaşları bastırmaya çalıştı. Ama Savaş, bu bakışları görmüyormuş gibi rahattı, hatta alaycı bir gülümsemeyle ona baktı. Milena, gururunun tamamen ayaklar altına alındığını hissediyordu; bu öfke ve kırıklık içini yakıp kavurdu.
Savaş, sanki olan biten hiçbir anlam ifade etmiyormuş gibi soğukkanlılığını koruyarak, "Neden geldin, Milena?" diye sordu. Sesi sakin ve duygusuzdu.
Milena, titreyen dudaklarıyla ona cevap vermek istedi, ama kalbi acıyla öylesine çarpıyordu ki, kelimeleri bulmakta zorlanıyordu. Bir yandan ona söylemek istediği her şey zihninde yankılanıyordu; Neden beni kendine umutla bağladın? Neden bir geleceğimiz olduğunu düşündürdün, sonra her şeyi yok ettin? Ama bunları söylemek yerine, kendini kontrol ederek boğazını temizledi.
"Bu... bu kadar mı kolay senin için?" diye sordu, sesi çatallanarak. "Evlendiğimiz gün, aynı gün, bir başka kadının yanında rahatça oturabiliyorsun...?"
Savaş omuz silkti, yüzünde küçümseyen bir ifade vardı. “Milena, bunu en baştan anlaman gerekirdi,” dedi umursamazca. "Bu evlilik, benim için bir zorunluluktu, başka bir şey değil. Seninle bir hayat kurmak gibi bir niyetim yok. Sadece bu oyunun bir parçasıydı.”
Milena’nın içindeki öfke ve hayal kırıklığı taşmaya başlamıştı. Kendini daha fazla tutamadı ve ona doğru bir adım atarak, "Beni kandırıp, kendini bu kadar rahat hissetmeni nasıl açıklıyorsun?" diye çıkıştı. "Bir yandan bana sevgi dolu bir maske gösterirken, arkamı döndüğüm an bu şekilde davranıyorsun. Bu mu senin intikamın?"
Savaş hafifçe gülümseyip ona alaycı bir bakış attı. “Yakında anlayacaksın Milena,” dedi. "Sen sadece başlangıçsın. Asıl acıyı ne zaman hissedeceğini çok iyi biliyorum. Şimdi ise burada daha fazla vakit kaybetme, bu evlilikte fazla anlam aramaktan vazgeç."
Milena, Savaş’ın sözlerinden sonra kendini daha da güçsüz hissediyordu. Gözlerinde biriken yaşlar, bütün çabalarına rağmen yanaklarından süzüldü. Savaş onu bu halde görüp alaycı bir bakış daha atarak, "Zayıflığını gösterme Milena, güçlü olduğunu kanıtla. Yoksa bu hayatta nasıl ayakta kalacaksın?" diye ekledi. Ardından bir an bile tereddüt etmeden sırtını dönüp odadan çıktı.
Milena, kendini tamamen boşlukta hissederek odanın ortasında yalnız kaldı. Savaş’ın gitmesiyle, omuzlarına yüklenen acı daha da ağırlaşmıştı. Koca bir yalanın içine hapsolmuş gibi hissetti; her şey anlamsız, her şey eksikti. Gözleri kapıda asılı kaldı, ama Savaş geri dönmeyecekti. Bu evlilik, onun için koca bir hayal kırıklığından başka bir şey değildi artık.
Milena başını iki yana salladı . Her şey o kadar saçmaydı ki buna aklı almıyordu . Elinin tersi ile göz yaşlarını sildi . savaşa yaklaşarak .” Ne intikamı savaş ! Biz seninle istemesek te evlendik . ! sen bana söz verdin ! bana aynı yolda yürüyeceğiz dedin .! Bunları derken kafan neredeydi ! ?. düğün gecemizde sevgilinin yanında buluyorum seni .! Açıklama olarak da istemiyordum diyorsun ! . o zaman bana neden umut verdin ! “ milena kollarını savaşın yakasına sardı . Savaşın gözlerinde tek umut ışığı yoktu . Aksine karanlığın emareleri vardı .
Savaş, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle Milena’ya baktı . Gözlerinde soğuk bir parıltı vardı ve o acımasız ifadeyle Milena’nın üzerine eğildi.
“Milena, sana ne demiştim?” diye sordu, sesi keskin ve merhametsiz. "Bu evlilik benim intikamımın bir parçası. Gerçekten her şeyin bu kadar basit olduğunu mu sanıyordun?”
Milena, gözlerindeki korkuyla ona baktı. Onunla evlendiğinde böylesi bir yıkımın parçası olacağını hiç düşünmemişti. "Ne... ne demek istiyorsun?" dedi titreyen bir sesle.
Savaş, gülümsemesini daha da büyüterek, "Senin annen… ah, o kadının masum olduğunu mu sanıyorsun?" dedi. “Babam, annen yüzünden hayatından vazgeçmek zorunda kaldı. Ailem onun yüzünden dağıldı, annem onun acısıyla kendini kaybetti... ve sonunda, onun yüzünden öldü.”
Milena’nın gözleri irileşti. Kalbi delicesine çarpmaya başladı; bu duydukları karşısında tüm bedeni titriyordu. "Hayır... bu doğru olamaz!" dedi, gözleri dolarak. Annesi hakkında bu tür şeyler duymak dayanılmazdı.
Savaş, alaycı bir kahkaha attı. “Milena, gerçekle yüzleşmenin zamanı geldi. Babam, annenin aşkı yüzünden bizi bırakıp gitti. Annem her gün bu acıyı yaşadı, her gün o kadının yüzünden kendi hayatından vazgeçti. Ve ben… şimdi bu acının hesabını senden soruyorum.”
Milena, adeta yıkılmış bir halde birkaç adım geri çekildi. Söylediklerine inanmak istemiyordu, inanamazdı. "Annemin suçu neydi? Neden onu suçluyorsun?" diye fısıldadı, sesi çaresizlikle doluydu.
Savaş, dudaklarında sert bir gülümsemeyle başını eğdi. “Çünkü annem onun yüzünden hayatını kaybetti, Milena. Şimdi, o acıyı sen de tadacaksın. Bu evliliği bir şans olarak mı gördün? Oysa ben seni sadece bu acının içine çekmek için seçtim. Ve şimdi, annemin çektiği her bir acının bedelini sana ödetmekten büyük bir keyif alıyorum.”
Milena, duydukları karşısında güçsüzce dizlerinin üzerine çöktü. Tüm hayatı, hissettiği her şey altüst olmuştu. Bu evlilik bir umut değil, bir tuzakmış; bir yıkım, bir intikam oyunuymuş. Savaş, onun dünyasını bir daha toparlayamayacağı şekilde dağıtıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar kontrol edilemez bir şekilde yanaklarına aktı. İçindeki boşluk, çaresizlik ve keder sonsuz bir çukura dönüşmüştü.
"Bu doğru olamaz…" dedi, hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak. "Bu… bu gerçek olamaz…"
Ama Savaş ona sadece soğuk bir bakış atarak arkasını döndü ve oradan ayrıldı, Milena’yı kendisiyle ve içindeki derin acıyla baş başa bıraktı.
...
Milena olduğu yerde, adeta donup kalmış gibiydi. Savaş’ın sözleri zihninde yankılanıyordu. Duyduklarının acısını yüreğinde hissediyor, gözyaşları yanaklarından süzülmeye devam ediyordu. Onu bu kadar sert, bu kadar acımasız biri olarak tanıyamamıştı. Savaş’a duyduğu öfke ve hayal kırıklığı gittikçe büyüyordu; fakat içinde bir yerlerde hâlâ ona karşı bastıramadığı o garip duygular vardı.
Titreyen elleriyle kendini toparlamaya çalıştı. Gözlerini kapattı, nefesini dengelemeye çabaladı, fakat içindeki acı ve öfke çok yoğundu. Kalbinde kocaman bir boşluk oluşmuştu. Ailesinin geçmişi, annesinin adının karalanması ve şimdi kendisinin bu yıkıcı planın bir parçası olması… Savaş'ın onu, ailesinden intikam almak için kullandığını öğrenmek her şeyden daha acıydı.
Kafasındaki düşünceler karmaşık ve bulanıktı. Bir yandan Savaş'a karşı hâlâ kalbinde bir kıpırtı, anlamlandıramadığı bir çekim vardı; diğer yanda ise ona karşı büyüyen bir öfke. Kendine kızdı, çünkü bu karmaşada Savaş'a hâlâ inanmak ve onu anlamak istiyordu.
Milena gözyaşlarını silip derin bir nefes aldı. Kendine hâkim olmaya çalışarak ayağa kalktı. “Eğer bu, onun intikamıysa… ne olacaktı ? Hayatı intikamın bedelini ödeyerek mi geçecekti ?.” diye fısıldadı kendine.
Sersem adımlarla odadan çıktı, yüzündeki çaresizliği ve üzüntüyü gizlemeye çalışarak. Bu evde onun varlığına karşılık bir duruş sergileyecekti. Savaş’ın kendisine karşı beslediği nefreti ve intikam arzusunu anlayabiliyordu, ancak bunun karşısında zayıf durmayacaktı.
Bir karar vermişti; bu evliliğin içinde kalacaksa, bir kurban olarak değil, kendi onurunu koruyan bir insan olarak kalacaktı. Annesinin adını temizlemek, ailesine atılan bu iftiraları çürütmek için elinden geleni yapacaktı.
Milena
İçimdeki öfke dalgası beni sarsıyor. Nefes almak bile zor. Savaş’ın söyledikleri, içimde kalbime saplanan hançerler gibi yankılanıyor. Annem… Onun suçu muymuş? Annesinin bu hale gelmesinin sebebi benim annem miymiş ? Annesini anlatırken ki duygularını hala hatırlıyordum . Acı ve intikmadı . Onları bulacağından bahsediyordu . O kişi benim annem miş . Onun yüzündemi savaş ve kardeşleri annesiz babasız kalmıştı .? Bu gerçekle yüzleşmek… Savaş’ın dudaklarından dökülen her kelime, benliğimi parçalıyor.
Ne kadar güçlü durmak istesem de, içimden bir ses beni susturmaya çalışıyor, acımı gölgede bırakmak istiyor. Ona inanmıştım. Belki delilikti ama inandım. Onun gözlerindeki o soğuk ifadenin ardında bir şeyler aradım hep. Aramamalıymışım… Ona yaklaşmamalıymışım
Neden gözlerimi kapatıp, bana bakışını hatırladıkça kalbim yerinden fırlayacak gibi çarpıyor? Bunu anlamıyorum, anlamak da istemiyorum. Oysa bu bakışlar, sadece bir intikam oyununun parçasıymış. Şimdi geriye sadece kırık dökük bir ben kaldım, avuçlarımda hissettiğim o acı gerçek dışında hiçbir şeyim yok.
......
Milena derin bir nefes alarak dışarıya adım attığında yağmur damlaları yüzüne çarpmaya başladı. Sanki gökyüzü de onun acısını paylaşmak istercesine hüznünü yağıyordu. Yağmur damlaları, gözyaşlarıyla birleşip yanaklarından aşağı süzülüyordu. Gelinliğinin etekleri hızla ağırlaşıyor, sırılsıklam oluyordu, ama umurunda değildi. Tüm dünya sessizliğe bürünmüş gibiydi, sadece onun acısı yankılanıyordu bu boşlukta.
Kollarını iki yana açarak başını göğe kaldırdı, yağmur damlaları yüzüne çarptıkça gözleri kapanıyor, ama yüreğindeki acıyı susturamıyordu. "Neden?" diye haykırdı, sesi çaresizlikle boğuluyordu. "Neden bu kadar acımasızsın, Savaş? Ne yaptım ben sana?”
Her nefesi, her çığlığı daha da derin bir yaraya dönüşüyordu içinde. Aldatıldığını, bir oyunun piyonuna dönüştüğünü öğrenmenin ağırlığı omuzlarına çöküyordu. Savaş’a inandığı, ona kalbini açtığı her an, artık yıkılmıştı. Şimdi o, gururuyla baş başa, yaralı bir kalp ve kırık bir ruhla yağmurun altında yapayalnızdı.
Gözleri bulanıklaşmıştı, bedeni sarsılıyordu. Kendini toparlayıp devam edebilmek zor olacaktı, ama buradan öylece ayrılmak istemiyordu. Yağmur ne kadar sert yağarsa yağsın, içindeki ateş sönmüyordu. O an, derin bir nefes aldı ve sessizce kendi kendine fısıldadı: “Bu savaşı kaybetmeyeceğim. Bana yapılan her şeyin hesabını soracağım.”
Gelinliği sırılsıklam olmuş, ayakları titremeye başlamıştı, ama yüreğindeki isyan gücünü koruyordu. Kendine bir söz verdi orada, yağmur altında: Bu acının onu ezmesine izin vermeyecekti. İçindeki yaralar onu zayıflatmak yerine, daha güçlü kılacaktı.

Günün 2. Bölümüde geldi 🥳🥳🥳🥳🥳
En kilit bölüm buydu .
Cehennemin kapısını açtık .🖤
Bizi neler neler neler bekliyor. 🙈
Milena ,yazık gerçekten 🥲
Çok bir şey diyemeyeceğim. Lafa gerek kalmıyor. Zaten bölüm ne olduğunu söylüyor .
Destek ve yorumlarınızı bekliyorum .







