23. bölüm – Yeni Bir Hayata Adım .
Düğün günü, Mardin’in tarihî sokaklarında büyük bir heyecan dalgası hâkimdi. Herkesin dilinde aynı şey vardı: "Yılın düğünü". Öyle ki, bu düğün sadece Mardin'de değil, bütün bölgede konuşulacak, yıllarca hatırlanacaktı. Misafirler, Mardin'in sarp kayalıklarına nazır, heybetli taş konakta toplanmıştı. Konağın avlusu, sedef işlemeli masalar, antika lambalar ve çiçeklerle süslenmiş; ihtişamıyla göz kamaştırıyordu.
Milena, konağın üst katındaki odasında, kuzeni Gizem’in yardımıyla düğün hazırlıklarını tamamlıyordu. Heyecanı her geçen dakika artıyordu; kalbi hem coşkuyla hem de bir korkuyla çarpıyordu. Düğün kıyafetinin işlemeleri altın gibi parıldıyor, odaya bir masal havası veriyordu. Gizem, Milena’nın saçındaki son dokunuşları yaparken ona sevgiyle gülümsedi.
"Milena, nasıl hissediyorsun?" diye sordu Gizem, gözlerinde anlayışlı bir ifade vardı.
Milena derin bir nefes aldı, yüzünde hafif bir tebessümle cevap verdi. "Nasıl hissetmeliyim Gizem? Heyecanlıyım, ama aynı zamanda çok gerginim. Bu düğün sanki bir masal gibi, ama içinde bir tür ağırlık da var. Bu evlilik sadece bir düğün değil, bir başlangıç gibi..."
Gizem, Milena’nın yüzüne dikkatle baktı. "Ama sen güçlüsün Milena, her şeyi atlatacaksın. Hem Savaş iyi bir adam gibi görünüyor. Belki de düşündüğünden daha kolay olur."
Milena, içindeki çelişkili duygularla bir süre sessiz kaldı. Gizem'in söyledikleri doğru olabilirdi, ama Savaş'ın gözlerinde gizemli bir karanlık da görüyordu. Tam o anda Savaş’ın duruşu, bakışları, sessiz ama derin kararlılığı aklına geldi. İkisini de bekleyen bu karmaşık yolculuğun nereye varacağını tahmin edemiyordu.
Diğer yanda, Savaş aşağıda, konukların karşılandığı alanda bekliyordu. Şıklığı, soğukkanlılığı ve sert bakışlarıyla tüm dikkati üzerinde topluyordu. Konuklar, onun bu vakar dolu duruşunu konuşuyordu, ancak kimse içindeki karanlık niyetleri göremiyordu. Savaş, intikamını almak için sabırsızlanıyordu; düğün sonrası Milena’ya tüm gerçekleri anlatarak ona bir ömür boyu acı çektirmeye yemin etmişti.
Kendi kendine fısıldadı: "Az kaldı, Milena... Az kaldı, tüm gerçekleri öğrenecek ve asıl acıyla o zaman tanışacaksın." Annesinin ölü bedeninin soğukluğu hala avuçlarında hissediyordu . Bu eller ile onun o soğuk bedenini ipten çıkarmıştı . O gün yemin etmişti savaş ; intikam alacağı güne dek bu ellerinin soğukluğu hiçbir zaman geçemeyecekti . O yaşından itibaren yemin etti savaş ; intikamı geç ama acı olacaktı . Bu dururm aynı şekilde babası Adem baykara içinde geçerliydi . Onu her yerde aratmıştı ama iz bulamamıştı . Onu gibi babası olacağına yetim olarak doğmayı yeğlerdi . Bu düşünceler onun içindeki öfkeyi körüklüyordu .
Ardından bakışlarını tekrar kalabalığa çevirdi. Ona göre her şey planladığı gibi gidiyordu. Milena’nın safça gülüşü, masum bakışları, ona daha sonra yaşatacağı acıyı düşününce onu daha da kararlı yapıyordu.
Bir süre sonra, beklenen an geldi. Milena, kapıda belirdiğinde herkesin nefesi kesildi. Konağın taş basamaklarından ağır ağır inerken, gözleri heyecanla parlıyordu. Fakat kalbindeki çırpıntı Savaş’ın bakışlarına kilitlendiğinde daha da arttı. Ona doğru yürüdükçe, sanki her adımında bir adım daha yeni bir hayatın içine çekiliyordu.
Savaş, Milena’nın heyecanlı bakışlarını fark ettiğinde ona soğukkanlı bir şekilde gülümsedi. Gözlerinde gizlenmiş intikam ateşini kimse göremiyordu, fakat Milena, içten içe o bakışların ardında farklı bir şeyler sezinliyordu.
Savaş, nazikçe elini uzattı ve Milena’nın elini tuttu. İkisinin arasındaki temas, Milena'nın heyecanını artırırken, Savaş’ın içinde derin bir kararlılığı tetikledi.
"Milena," diye fısıldadı Savaş, yüzünde soğuk ama samimi bir ifade vardı. "Yakında her şeyin gerçek yüzünü göreceksin. Ama şimdilik, sadece bu ânın tadını çıkar."
Milena, şaşkınlık içinde ona baktı. Savaş’ın sözleri, sanki içinde gizli bir anlam barındırıyordu. "Ne demek istiyorsun, Savaş?" diye sordu, sesi titrek ama merak doluydu.
Savaş hafifçe gülümsedi. "Bunu sonra konuşuruz, Milena. Şimdi gelin, bizi bekleyen bir hayat var."
Milena, Savaş’ın bu tavrını anlamlandıramasa da, kalbinin derinliklerinde bir huzursuzluk hissetmeye başladı. Gözlerini Savaş’tan ayırmadan başını salladı, ve düğünün coşkusuna kendini kaptırmaya çalıştı. Ancak aklının bir köşesinde Savaş’ın o sözleri yankılanıyordu.
Bu düğün, Mardin’in dillere destan düğünü olarak anılacaktı belki; ama Milena için hayatında bambaşka bir dönemin başlangıcıydı.
...
Gecenin ilerleyen saatlerinde, düğün bütün ihtişamıyla devam ediyordu. Mardin’in taş konağının avlusunda, insanlar bir araya gelmiş, hem halay çekiyor hem de o dillere destan müziklerin tadını çıkarıyordu. Milena, kuzeni Gizem’le beraber konukların arasında oturuyordu, fakat gözleri ara sıra kalabalıkta Savaş’ı arıyordu. Onun soğuk, ağırbaşlı tavrı, herkese karşı mesafeli duruşu... İçindeki çelişki, her an biraz daha büyüyordu.
Bir anlık sessizlik anında, Gizem Milena’ya yaklaştı, merak dolu bir ifadeyle ona fısıldadı. "Milena, Savaş nasıl biri? Gerçekten düşündüğün gibi bir adam mı?"
Milena, kuzenine şaşkın bir bakış attı. Gizem'in sesi biraz endişeliydi, fakat Milena, içinde beliren karmaşık duyguların adını koymakta zorlanıyordu.
"Ne demek istiyorsun, Gizem?" diye sordu, kaşlarını çatarak. "Savaş… güçlü bir adam. Soğuk biri belki ama… neden bilmem, içimde ona karşı bir güven de var."
Gizem, düşünceli bir ifadeyle başını salladı. "Ama Milena," dedi yavaşça. "Bazen güçlü görünmek, içinde saklanan kırıklıkları gizlemek için kullanılan bir maskedir. Onu tanımaya çalışırken dikkatli olmalısın."
Milena, kuzeninin söylediklerini bir süre sindirmeye çalıştı, ama tam bu sırada kalabalığın arasında Savaş’ın ağır adımlarla ona doğru geldiğini gördü.
Savaş, Milena’ya yaklaşırken yüzünde hafif ama soğuk bir tebessüm vardı. Elini uzatıp onu dansa davet etti. Milena, tereddüt etse de elini Savaş’ınkine uzattı ve ikili kalabalığın arasında yavaşça dans etmeye başladı.
Savaş’ın bakışları, Milena’nın içine işliyordu. Kolları onu sardığında, içinde farklı bir güven duygusu belirdi ama aynı zamanda gizli bir tehlike de hissetti. Savaş’ın gözleri, sanki ona söylemediği bir sırrı saklıyor gibiydi. Milena, kalbinin çarpışlarını bastırmaya çalışarak ona baktı.
"Savaş, neden bu kadar mesafelisin?" diye sordu sonunda, cesaretini toplayarak. "Her şey bu kadar yeni ve farklı. Beni gerçekten tanımak istemiyor musun?"
Savaş, başını hafifçe eğip ona baktı. Gözlerindeki kararlılık daha da derinleşti, fakat sözleri yumuşaktı. "Zamanla Milena, her şeyi öğreneceksin. Şu an sadece… anın tadını çıkarmamız gerekiyor."
Milena, onun bu sözlerine anlam veremese de, içindeki tuhaf huzursuzlukla bir şey söylemeden başını salladı. Bir anlığına, her şeyi bırakıp ona güvenmek istiyordu, ama Savaş’ın bakışları bile gizemli bir sır gibi üzerindeydi.
Dansları sona erdiğinde, Savaş, Milena’yı ellerinin arasından bırakmadan ona yaklaştı. "Yakında benimle çok daha fazla zaman geçireceksin Milena," diye fısıldadı, sesi neredeyse tehditkâr bir şefkatle doluydu. "Ve her şeyin gerçek yüzünü göreceksin. Benim kim olduğumu anladığında, bundan pişman olmayacağını umuyorum."
Milena, onun bu sözlerinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken, içinde tarif edemediği bir korku hissetti. Fakat bunu bastırıp kendine güvenmeye çalıştı. Savaş’ın içinde saklı olan bu karanlık taraf, onu hem korkutuyor hem de tuhaf bir şekilde büyülüyordu.
"Her şeyi öğreneceksem," dedi, sesi titrek ama kararlıydı. "O zaman kendim göreceğim, Savaş. Ne kadar zor olursa olsun… ben güçlü duracağım."
Savaş, hafif bir tebessümle başını eğdi. "Görmek istediğin buysa, Milena," dedi, sesi bir vaadi andırıyordu. "Öyle olsun."
O an, Milena onun ellerinden kurtulmak istedi, ama Savaş’ın bakışları ona sıkıca kenetlenmişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde . Düğünün ihtişamı, konaktaki coşku devam ediyordu . Milena savaşın onu sıkıca sarmış elleri yüzünden zar zor hareket edebiliyordu . İksinin nefesi birbirine karışacak kadar yakın bir o kadar da uzaktılar . Biri başına geleceklerden habersiz, diğer yapacaklarının aslında hayatının en büyük hatası olacağını bilmiyordu ......
...
Milena, kalbindeki heyecan ve endişeyle nikah masasına oturduğunda, etrafında dönen kalabalık ve fısıldaşmalar kulağına uğultu gibi geliyordu. Bütün gözler onun üzerindeydi, ama Milena’nın gözleri sadece Savaş'a kitlenmişti. Savaş, kendine özgü o soğuk ama çarpıcı duruşuyla hemen yanındaydı. Sert bakışlarının ardında gizlenmiş bir kararlılık ve belirgin bir mesafe vardı. O an, sanki ikisi de aynı masada oturmuyor da, aralarında koca bir uçurum varmış gibiydi.
Nikah memuru, kalabalığın susmasını bekleyip soruyu sorduğunda Milena derin bir nefes aldı. "Evet," dedi ince bir sesle, ama içinde bir ağırlık vardı; sanki bu evet bir özgürlüğü değil, bir teslimiyeti simgeliyordu.
Sonra sıra Savaş’a geldi. O kısa an, Milena için bir ömür gibi uzadı. Savaş’ın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi ama bu tebessümde alışık olmadığı bir soğukluk vardı. Savaş, sert bir ifadeyle başını kaldırıp kendinden emin bir ses tonuyla, "Evet," dedi. Onun “evet” deyişi, Milena’nın kalbinde soğuk bir ürpertiye yol açtı. İçinde karmaşık bir heyecan ve korku birleşmişti. Sanki "evet" kelimesi, ona sadece evliliğin değil, aralarındaki bilinmezliğin de başlangıcını işaret ediyordu.
Nikah memuru onları karı-koca ilan ettiğinde Savaş, yavaşça Milena’ya döndü. Gözlerinin derinliklerinde sert bir kararlılık vardı, ama aynı zamanda sakladığı bir şeylerin ipucu da Milena’yı huzursuz ediyordu. Savaş, Milena'nın elini tuttu ve ona bakarak hafifçe gülümsedi, ama bu gülüşte bir sıcaklık değil, bilinmez bir soğukluk vardı.
Milena, Savaş’ın ellerinin sıcaklığını avuçlarında hissetmesine rağmen içinde bir ürperti belirdi. Herkes onları alkışlayıp mutluluk dilerken, Milena Savaş’ın gözlerinde ona anlatılmayan bir hikayenin, karanlık bir intikamın parıltısını sezdi.
Savaş, Milena’nın kulağına eğildi, sesi soğuk ama hafif bir alaycılıkla doluydu. "Şimdi resmen benim karımsın," diye fısıldadı. "Yakında her şeyi daha iyi anlayacaksın, Milena. Seni bekleyen dünyanın kapısını açmaya hazır mısın?"
Milena, derin bir nefes alarak kendine hakim olmaya çalıştı. Gözlerini Savaş’a dikti ve içindeki korkuyu bastırarak, "Hazırım," dedi sessiz ama kararlı bir şekilde. Bu evliliğin ona getireceklerini bilmiyordu, ama içinde yükselen bu güçlü duyguya karşı da dimdik durmak zorundaydı.
Kalabalık yavaşça onları bırakıp eğlenceye dönmeye başladığında, Savaş Milena'nın elini tutarak ona yaklaştı, bakışları derin ve sorgulayıcıydı. "Bu yolun ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorsun," dedi fısıltıyla, sesi adeta bir uyarı gibiydi. "Ama her şeyi öğreneceksin, Milena. Beni de... gerçekleri de ."
Milena, yüreğinde bir yumruyla ona baktı, ama yüzündeki ifadeyi değiştirmedi. Savaş’ın gözlerine cesurca bakarken, içinde yankılanan karmaşık hisleri bastırmaya çalıştı. Bu yolda yalnız olmayacağını biliyordu, ama karşısında duran adamın her geçen an biraz daha farklı bir yüzünü gördükçe, bu evliliğin ona neler getireceğini daha çok merak etmeye başladı.
O gece, masada otururken, ikisi de kendi iç dünyalarında savaşırken, adım attıkları bu karanlık yolculuğun sadece başlangıcıydı.
...
Milena, gözyaşlarıyla annesine sarılırken kalbinin derinlerinde tarifsiz bir boşluk hissetti. İlk defa, bildiği ve güvendiği her şeyden ayrılacak, İstanbul’da yeni bir hayata adım atacaktı. Annesinin gözlerinden süzülen yaşlar, Milena'nın içindeki ayrılık acısını daha da büyüttü. Annesi onu sımsıkı tutarken dudaklarından kısık bir fısıltıyla, “Kendine iyi bak kızım, sakın unutma... ne olursa olsun, biz her zaman buradayız,” diye mırıldandı.
Milena’nın babası, duygusuz bir ifadeyle sadece elini uzattı. Milena babasının elini saygıyla öptü ama bu soğuk veda, içindeki sızıyı daha da derinleştirdi. Babasının gözlerinde ne bir hüzün ne de bir endişe vardı. Sadece ağır bir ciddiyetle onun elini çekip geri durdu. Milena, başını eğip kendini toparlamaya çalışarak arkasına döndü.
Savaş, arabadan inmiş, Milena’yı bekliyordu. Yüzünde yine o soğuk ve mesafeli ifade vardı. Milena, yavaşça gelinliğini tutarak ona doğru ilerledi, her adımda içinde farklı duygular birbirine karışıyordu. Aklında, geride bıraktığı ailesi, annesinin şefkatli yüzü ve Mardin’in tanıdık sokakları dolanıyordu. Son bir kez memleketine, çocukluğunun geçtiği topraklara göz gezdirdi.
Arabanın kapısına geldiğinde, Savaş ona kısa bir bakış attı. Milena, derin bir nefes alarak gözlerini yere indirdi ve usulca araca bindi. Savaş da yanına oturduğunda, arabada sessiz bir atmosfer oluştu. Aracın kapıları kapandığında Milena, içten içe bunun artık geri dönülemeyecek bir yolculuğun başlangıcı olduğunu hissetti.
Araç harekete geçtiğinde Milena, camdan dışarıya bakarak Mardin’in ardında bıraktığı sokaklarını, tanıdık manzaralarını izledi. İçindeki ayrılık acısı ve belirsizlik, İstanbul’a doğru yol alırken her kilometrede biraz daha derinleşiyordu.
Savaş, bu sessizliği bozmadan, gözleri camdan dışarıya dalmış bir şekilde yanında oturuyordu. Milena, bir an ona bakmak için başını çevirdi, ama Savaş’ın yüzündeki o ifadesiz duruş, onun içine kapanmasına neden oldu. Kafasında Savaş’la birlikte girdiği bu bilinmez yolculuğun zorluklarını düşündü. İstanbul’da onu nelerin beklediğini bilmiyordu; tek bildiği, artık eski hayatının geride kaldığıydı.
Uzun bir süre sessizce ilerlediler. Mardin’in sıcak rüzgarları yerini soğuyan bir havaya bırakırken, Milena kalbinde beliren bu yeni hislerle İstanbul’a adım atmaya hazırlanıyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu Savaş, ansızın sessizliği bozarak.
Milena, dalgınca ona baktı. Gözlerinde kararlılık ve hafif bir korku vardı. “Hazır olmaktan başka şansım yok,” diye fısıldadı.
Savaş hafifçe başını salladı. “İstanbul’da hiçbir şey bildiğin gibi olmayacak, Milena. Sana vadettiğim hayat, senin tahmin ettiğinden çok farklı olacak.”
Milena, Savaş’ın bu sözleriyle içinde yeni bir kararlılık buldu. Kendini bu bilinmez yolda güçlü tutmaya karar verdi ve camdan dışarı bakmaya devam ederek, hayatındaki bu büyük değişime doğru yavaşça ilerledi.

( örnek görsel ) ( MİLENA & SAVAŞ)
vuhuhu jdjdj diğer bölüm yetişirse akşam atabilirim . dkdkdk bölüm hakkındaki yorumları bekliyorum .
bu arada( " en çok okunanlara girmiş" . 🤗💕😅🥲 duygulandım . iki kitabımda en çok okunanlar arasında. bu müthiş bir şey )
m.g bile zevkli yazdığım bir kitap olabilir . tabi her yazdığım kitabı seviyorum ama bu kitap için şunu net söyleyebilirim . sezonun sonuna vov diyeceğiniz bir kitap. üstüne çok düşünmediğim halde aşırı iyi bir hikaye ve olay çıkardım . dışarıdan töre hikayesi gibi görünse de ilerleyen bölümlerde daha iyi anlayacağız. çok şey demek istemiyorum . djdj yazıp ,okuyacağız.
teşekkürler .....






