İçeriğe geç

ZEHİRLİ SARMAŞIK

Bölüm 22 · 8 dk okuma

ZEHİRLİ SARMAŞIK

Bölüm 22

22.Bölüm- Gizli Yaralar

22. bölüm = GİZLİ YARALAR .

Odaya çıkar çıkmaz kalbimin hızlı atışlarını sakinleştirmeye çalıştım. Savaş’ın öpücüğü zihnimde dönüp duruyordu; her düşüncede yeniden aynı sıcaklık yanaklarımı yakıyor, aynı his kalbimde yankılanıyordu. Savaş’ın benim üzerimde bıraktığı etki... Bu, öyle basit bir şey değildi. Korku ve hayranlık arasında gidip geliyordum, sanki onun sert tavırlarının ardında başka bir şeyler gizliydi. Ama tam olarak neydi, çözmem imkansızdı.

Biraz soluklanmak için yatağa oturdum, o an telefonum çalmaya başladı. Ekranda “Gizli Numara” yazıyordu. Bir an için tereddüt ettim, ama sonra açtım. Telefonun ucundan gelen o tanıdık ses, içimde sızlayan eski bir yarayı kanattı.

“Alo?” dedim, sesim kısık ama gergindi.

Karşıdan gelen, Sanki yıllardır duymadığım o ses, ablam İzem’in sesiydi.

“Milena...” diye fısıldadı, o kadar yumuşaktı ki. “Canım kardeşim…”

Beni terk etmiş bir sesin o kadar nazik olması öfkelendirdi. Dudaklarımı sıkıca kapadım, ama sesim kontrolümden çıkmıştı. “Neden arıyorsun?” dedim, soğuk bir tavırla. “Bunca zamandan sonra gerçekten ne istiyorsun, İzem?”

“Beni dinle, Milena,” dedi, biraz sarsılmış gibi. “Anlatmam gereken çok şey var...”

“Anlatacak neyin var ki?” diye parladım, gözlerimde biriken yaşları bastırmaya çalışarak. “Beni, ailemizi, hepimizi terk ettin, İzem! Yalnız bıraktın! Hiç düşündün mü, o gün gidişinin arkasında nasıl bir yıkım bıraktığını? Benim ne yaşadığımı ? ”

Telefonun diğer ucundan bir iç çekiş duyuldu. “Milena, bilmiyorsun... Benim de mecburiyetlerim vardı.”

“Mecburiyet mi?” dedim, öfkemi zar zor bastırarak. “Bana hiçbir açıklama yapmadan gitmek, gerçekten bir mecburiyet miydi, abla? Ben burada istemediğim bir evlilikle boğuşurken sen, rahat bir hayat sürmenin derdindeydin. Sana her ihtiyacım olduğunda yoktun!”

“Milena,” diye fısıldadı, sesi kırık bir şekilde. “Ben… Ben sana yardım etmek istiyorum. Seni bu zor evlilikten kurtarabilirim belki. Yanına gizli bir şekilde yanına geleyim, konuşalım. Beni bir dinle, ne olur...”

İçimde bir buruklukla başımı salladım, o beni göremese de. “Bu evlilik, senin başına gelmeyecekti, değil mi?” dedim, acı dolu bir alayla. “Bütün bu yük, benim omuzlarıma kalmış. Ama bilmeni isterim, sana asla güvenmeyeceğim. Bir defa gittin, yine gidersin. Sözlerin boş, İzem. Bu sefer yalnız bırakıldım, ama zayıf değilim.”

Sessizlik oldu. Karşıdan gelen hıçkırık sesini duyabiliyordum. Fakat bu kez, acısına karşılık veremeyecek kadar kırgındım.

“Milena…” dedi, sesi titriyordu. “Sana bir şey olursa ben kendimi asla affetmem…”

Gözlerim dolmuştu, ama sesimdeki sertliği korudum. “Beni o gün bıraktığında bunu hiç düşündün mü, abla? Ben de kendimi affetmem. Senin kadar düşüncesiz bir insan olmadığım için kendime kızıyorum. Şimdi kapatıyorum, bu sefer geri dönme.”

Telefonu kapattığımda artık dayanamadım. İçimde biriktirdiğim tüm acılar, kızgınlıklar gözyaşlarımda açığa çıktı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ablamın araması bile, bende onulmaz bir yara açmıştı. Tüm bunların arasında Savaş’ın öpücüğü bile artık başka bir yara gibi geliyordu.

Odamda, yalnız başıma ağlarken içimden sessiz bir şekilde fısıldadım: “Neden, neden her şey üstüme yıkıldı? Tüm bunları kaldıracak kadar güçlü müyüm?”

Ve o an fark ettim ki, Savaş’a duyduğum karmaşık hisler bile, bu derin yaraların yanında çok sönük kalıyordu.

......

Odamda saatlerce hıçkırarak ağladıktan sonra sessizce yattım, yorgunluktan gözlerim kapanmak üzereydi. Aklımda, karma karışık duygular vardı; Savaş’ın o beklenmedik öpücüğünün sıcaklığı ile ablamın bunca zamandan sonra bana dokunan o kırık sesi arasında gidip geliyordum.Ancak uykuya dalmak üzereyken kapım yavaşça açıldı. Gözlerimi ovuşturarak yatağımdan doğruldum. Kapının aralığında Annem odaya girip beni bu halde görünce içini çekerek yanıma yaklaştı. Gözlerimdeki yaşları fark edince endişeyle omzuma dokundu. “Milena, kızım... Neler oluyor sana böyle? Bir derdin mi var?” diye sordu, sesi yumuşak ama kaygılıydı.

Gözyaşlarımı silmeye çalışarak derin bir nefes aldım, ama hissettiğim o ağırlık kalbimi sıkıştırmaya devam ediyordu. “Ablam...” dedim, gözlerimi kaçırarak. “İzem aradı. Bunca zaman sonra... Beni, bu durumda aradı.”

Annemin yüzü karardı, dudakları hafifçe titredi. “İzem mi?” dedi, sanki o da duyduklarına inanamıyormuş gibi. “Ah, o kız... Kendini ve bizi ne hale soktu bir bilse…”

İçimde bir hüzün dalgası kabardı. “Ona kızamamaktan yoruldum, ona kızmayı ,nefret etmeyi çok istiyorum ama olmuyor anne . ne olursa olsun... Onu seviyorum. Yine de onu affetmek... Bilmiyorum, galiba asla affedemem.”

Annem hüzünlü bir şekilde başını salladı, bana sarılır gibi kolunu omzuma koydu. “İzem hep bir rüzgar gibi geldi geçti hayatımızdan. Biz, onun peşinden koşmaya çalıştık ama o hep bir adım uzağımızda oldu. Senin bu kadar kırılman çok normal, Milena. Ama... Sen ondan farklısın, çok daha güçlü ve sabırlısın. Bu evlilikle de çok daha fazlasını kaldırabileceksin, biliyorum.”

O anda gözlerimi kapattım, kalbimde karışık duygular birbirine dolandı. Evlilik... Bu kelime bile içimde bir ürperti uyandırıyordu. "Anne, ben... Korkuyorum," dedim, neredeyse fısıltıyla. “Düğün yaklaştıkça içimde bir şeyler kopuyor sanki. Hem korkuyorum hem de merak ediyorum. Hiç bilmediğim, kontrol edemediğim bir hayata gireceğim... Savaş’a bile güvenemiyorum.”

Annem derin bir iç çekti ve yüzüme baktı. "Milena, korkman çok doğal. Bilmediğin, seni ürküten bir şeyin içine gireceksin. Ama şunu bil ki, kimse her şeyi bilerek yola çıkmaz. Belki Savaş da senin gibi korkuyordur, belki o da geçmişinden kaçıyordur, kim bilir…”

Başımı salladım, ama zihnim hâlâ karışıktı. “Savaş güçlü biri, anne. Kolay kolay bir şeyden korkacağını sanmıyorum. Ama yine de... Arada bir şey var, ne olduğunu anlamasam da...”

Annem gülümsedi, yumuşak bir tonla konuştu. “Kızım, herkesin zayıf bir noktası vardır. Bazen bu noktaları keşfetmek, yıllar sürer. Evlilik, iki insanın birbirini tam anlamıyla tanıması için bir yolculuktur. Kim bilir, belki senin sandığından daha fazlasını göreceksin onun içinde.”

Derin bir nefes aldım, ama içimdeki huzursuzluk geçmemişti. "Ya o yolculuk beni yorarsa, anne? Ya ben İzem gibi bu yolculuğa dayanamayıp bir gün çekip gitmek istersem?"

Annem başını iki yana sallayarak ellerimi tuttu. “İzem gibi olmayacaksın, Milena. Senin kalbin başka; sen sadık birisin. Hayatta ne olursa olsun, sevdiklerin için mücadele eden birisin. Sen bu yolculukta sabırlı olursan, zamanla her şey yerli yerine oturur.”

Ona baktım, yüzündeki sakinlik beni biraz olsun teselli etti. Ama aklım hâlâ ablamda, İzem’deydi. O gitmeseydi, belki her şey farklı olacaktı. Belki bu evlilik onun başına gelecekti ve ben bu yükün altına girmeyecektim. Yine de, derinlerde bir yerde, ondan asla vazgeçemediğimi hissediyordum.

“Anne,” dedim, gözlerimde biriken yaşları bastırarak, “ben ablamı çok seviyorum, ama ona çok kırgınım. Onun yüzünden... Bu kadar yük üzerime bindi. Onun da sorumluluğu yok muydu bu ailenin yükünü taşımakta?”

Annem hüzünlü bir gülümsemeyle başını salladı. “Elbette vardı, kızım. Ama herkes senin kadar güçlü olamıyor. Senin gibi kalbiyle karar veremiyorlar. İzem belki de o yükü kaldıracak gücü kendinde bulamadı. Kimi zaman, bazı insanlar kaderinden kaçar; ama unutma, o kaderin onları tekrar bulması uzun sürmez.”

Düğün yaklaşıyordu, içimdeki korku ve merak gitgide büyüyordu. Savaş’la kuracağım bu yeni hayatın beni nereye götüreceğini bilemiyordum. Ama annemin dediği gibi, kimse yola her şeyi bilerek çıkmazdı. Belki de kendimi ve Savaş’ı tanımam için bu yeni yola adım atmam gerekiyordu.

....

Annemle konuştuktan sonra derin bir nefes alıp yalnız kalmaya ihtiyacım olduğunu hissettim. Annem yüzümden hislerimi okumuş olmalı ki, bir şey söylemeden sessizce odadan çıktı. Kapı kapandığında, kendimi yatağa bıraktım. Düğün... o büyük gün hızla yaklaşıyordu ve sanki ben o güne doğru yürürken, ağır bir sis tabakası içinde ilerliyordum. Savaş’a dair hislerim karmaşıktı. Onunla geçirdiğim anlar içimde bir iz bırakıyordu; hem güçlü bir korku hem de tarif edemediğim bir çekim...

Ablam İzem’i düşündüm. O kaçarken, ben durmak zorundaydım. Yaptığı şeyin beni bu kadar yaralayacağını hiç düşünmüş müydü? Beni bu zor durumun ortasında yalnız bırakacağını... Ona kızgındım, ama o aynı zamanda bir parçamdı. O gitmeseydi, ben bu yükü taşımak zorunda kalmazdım belki de.

Gözlerimi kapattım ve Savaş’la olan o öpüşmeyi düşündüm. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Savaş’ın bana karşı duyduğu öfke, geçmişinden taşıdığı yükler ve içine gizlediği şeyler... Beni meraklandırıyordu, ama aynı zamanda korkutuyordu. O öpücük bir oyun muydu? Yoksa gerçekten içinde gizlenmiş bir tutku var mıydı? Hissettiğim şeylerin intikam ya da başka bir şeyle ilgili olmasından endişe ediyordum.

Ama ya gerçek bambaşka olsaydı? Ya o an sadece biz olsaydık, geçmişimizin gölgeleri olmadan?

Yataktan kalktım ve pencereye doğru yürüdüm. Mardin’in sessiz, yıldızlı gökyüzüne baktım. Kafamdaki sesleri susturmak istiyordum, ama olmuyordu. Korkularımla ve Savaş’a olan o garip çekimle yüzleşmek zorundaydım.

Birden kapı çalındı. Düşüncelerimden sıyrılıp kapıya yöneldim. Annem tekrar içeri girdi, elinde eski bir defter vardı. “Milena,” dedi yumuşak bir sesle, “bu defter sen doğmadan önce yazmaya başladığım anılarla dolu. Ablanı da seni de hep bu deftere yazdım. Belki, bazı sorularının cevabını burada bulabilirsin.”

Defteri alıp ona teşekkür ettim, annem sessizce odadan çıkarken gözlerinde derin bir hüzün vardı. Defterin sayfalarını karıştırırken ablam ve benim çocukluk anılarımızı okumak içimde bir burukluk yarattı. İzem’in bana olan sevgisini hissettim satır aralarında, ama aynı zamanda onun bir noktada neden bu kadar uzaklaştığını sorguladım.

Sayfaları çevirdikçe, annemin şu cümleleri gözümde canlandı: "Bazen bazı yollar, o yola yalnız çıkmayı seçenleri geri dönmemecesine kaybeder, Milena. Ablan, belki de kendini bulmak için o yola çıktı, ama seni ardında bırakmak istemedi. Onu anlamaya çalış..."

Düğün gününe kadar Savaş’la ne olacağını, geleceğimin nasıl şekilleneceğini bilemiyordum. Ama şimdi içimde bir şeyler değişmişti. Bu yolculukta kendimi bulmak, geçmişin ağırlıklarını bırakmak ve belki de kalbimi özgür bırakmak için bir adım atmaya kararlıydım.

"Güzel yorumlarınız için öncelikle teşekkür ederim . bölümün azlığı konusu olarak ; elimden geldiği kadar yazabiliyorum, normalde 2 günde yada 3 günde bir atıyordum yada haftada bir defa . ama bu hafta biraz daha rahat olduğum için her gün atmaya çalışıyorum hatta 2 bölüm de atıyordum .. her şeye rağmen kitaba olan ilgi beni çok mutlu ediyor . yazdıklarım birilerin ilgisini çekip ,mutlu ederse ne mutlu bana skdkd

o zaman soruları yazayım djdjdjd

kitabın gidişatı nasıl ? Abla karakteri geri döner mi ? milena'nın başına neler gelecek ? savaş milena arasında neler olacak ? diğer bölüm DÜĞÜNÜMÜZ VAR DOSTLAR DDKDKD ve düğün günü savaşın maskelerini kaldırdığım ana geleceğiz . bizim için yeni bir cephe açılıyor . "Baykara " cephesi . dkjdkdkdk

diğer bölüme kadar merakta kalın djdjdjdj .

Bölüm sonu

12 yorum