21. Bölüm Başlığı: İlk öpücük .
Düğün hazırlıklarının heyecanı her geçen gün artarken, gelinlik bakmaya gitme sırası nihayet gelmişti. İçimde tarif edemediğim bir karışıklık vardı. O günü düşündükçe, her ne kadar gergin olsam da gelinliğin içinde kendimi hayal etmek, kalbimde hafif bir heyecan kıpırtısı oluşturuyordu. Fakat bu duygunun ardında, Savaş’a dair çözemediğim gizemler yüzünden bir huzursuzluk da vardı.
Erken saatlerde kalkıp hazırlanmaya başladım. Herşey o kadar hızlı gelişmiştiki savaş baykaranın dünyasına girmeme çok az kalmıştı . İçimde tahmin edemediğim çok fazla duygu vardı . Bunları şuan çözemesem bile elbette çözecektim .
Baykara ailesinden zümrüt hanım annem ve beni düğün için alışverişe gideceğimize haber vermişti .
Annem ile Birlikte çıktığımızda,
dışarıda bizi bekleyen siyah minübis vardı . Annemle şaşkınca birbirimize baktık . Şoför “ sizi gideceğiniz yere kadar ben götürüceğim “ dedi .
İkimizde arabaya bindik .
.....
Nihayet mağazaya varmıştık . Raflarda asılı duran her gelinlik, içinde farklı bir masal saklıyormuş gibi görünüyordu. Beyaz kumaşların arasına karışırken, sanki çocukluk hayallerimin bir parçasını yaşıyordum. Ama hayallerim hep daha saf, daha masum bir aşka dair olmuştu. Şimdi ise içinde bulunduğum durumun ağırlığı ve Savaş’ın gerçek hislerini bir türlü anlayamamak, içimde tatlı bir hüznün kıvılcımını ateşliyordu.
Bir süre mağazada dolaştıktan sonra, sonunda bir gelinlik seçtim. Dantel işlemeleri olan, zarif ama oldukça sade bir modeldi. Kumaşı, dokunduğumda yumuşacık bir dokunuşla karşılık veriyordu; beyazlığı sanki içimde biriken tüm belirsizlikleri gizlemek ister gibiydi. Gelinliği denemek için kabine geçtiğimde, aynada kendimle göz göze geldim. O an, hayatımda yaşadığım tüm kırılma noktalarını, korkularımı ve Savaş’la olan ilişkimin karmaşıklığını düşündüm.
Gelinlik üzerime yakışsa da benim içime sinmemişti . Kabinden çıktığımda annem ellerini ağzına koydu . Duygulanmıştı .
“ milena,kızım peri kızı gibi olmuşsun .” başını iki yana sallayarak .” Güzel kızım benim .”
Zümrüt hanım ve hilal hanımda gelmişti . Zümrüt hanım “ çok sade . Nişan ,kına yapılmadıysa bile düğün günü şah şahlı olacak . Başka bir elbise dene .”
annemin gözlerinin içine baktım. üzerimdeki elbise gayette şıktı . Elbisenin iki yanını tutarak kabine geri döndüm . Başka bir gelinliği üzerime giydim .
Kabinden çıktığımda annem gene beğendiğini yüzündeki ifadesinden anlamıştım hilal hanım ve zümrüt hanım yorumsuz kalmışlardı .
gelinliği üzerimde taşırken, aynada kendimi izliyordum . Gelinliğin zarif dantel işlemeleri ve omuzlarımı açıkta bırakan modeli, bana özgüven verirken içinde bulunduğum anın güzelliğini daha derin hissettiriyordu. Ama tam o anda, Savaş’ın arkamda olduğunu fark ettim . Aynadan bana bakıyordu . yüzünde beliren ifadeyi fark ettim. Bakışları sertleşmiş, dudakları ince bir çizgi halini almıştı.
Gözlerimi ondan ayırmadan hafifçe gülümsedim. "Nasıl görünüyorum, Savaş?" diye sordum, belki bir iltifat duyarım umuduyla.
Bir an sustu, sonra derin bir nefes alarak bakışlarını gelinlikten kaçırdı. "Bu… fazla açık. Başka bir şey denesen daha iyi olur."
Bir an için ne demek istediğini anlamadım. "Bu gelinlik çok zarif, bence tam düğün gününe uygun," dedim, şaşkın bir ifadeyle.
Savaş bakışlarını bana çevirdi, ama gözlerinde sıcak bir hayranlık yerine katı bir tavır vardı. "Milena, omuzların açıkta. Çok göz önünde olacaksın. Daha kapalı bir şey bak," dedi, sanki bu onun için tartışılmaz bir kuralmış gibi.
İçimde bir kıvılcım yandı. "Savaş, bu benim düğün günüm. Gelinliği ben seçmeliyim, değil mi?" dedim, sesimde biraz inatçılık belirterek.
Kaşlarını çattı, bakışları daha da sertleşti. "Evet, ama bu benim kararımla uyumlu olmalı. Söz konusu olan bizim düğünümüz, bu yüzden senin de saygı göstermen gerekir," dedi, sesindeki otorite vurgusuyla.
Bu sözler beni daha da hırslandırdı. "Sana saygı duyuyorum, ama kendi düğün günümde ne giyeceğime karar vermek de benim hakkım değil mi?" diye karşılık verdim.
Savaş’ın yüzündeki ifadeden, bu tartışmanın onu rahatsız ettiğini görebiliyordum. Ama geri adım atmaya niyetim yoktu. Kendi seçtiğim gelinliği giymek istiyordum ve buna kimsenin müdahale etmesini istemiyordum.
"Milena, her istediğin şeyi yapamayacağını kabul etmelisin," dedi, sesinde bu konunun kapanmasını ister gibi bir tonla.
Ona meydan okurcasına baktım. "Ben, kendi düğünümde giyeceğim gelinliği bile seçemeyeceksem, ne zaman kendim olacağım, Savaş?" dedim.
Savaş bir an için sustu, sanki içindeki öfkeyle boğuşuyor gibiydi. Gözleri kısa bir süre için yumuşar gibi oldu, ama hemen ardından yine sert bir ifade aldı. "Tamam, sen bilirsin," dedi, sesinde soğuk bir kabullenişle.
Onun bu tavrı beni daha da güçlendirdi. Bu düğün hazırlıklarında kendi seçimlerimi yapmak istiyordum. Savaş’a inatla bakarak, “Ben bu gelinliği giymek istiyorum ve başka bir şey aramayacağım,” dedim kararlı bir şekilde.
Savaş'ın tavrında bir değişim olmadığını hemen anladım. Bakışlarındaki sertlik, kararından dönmeye niyetli olmadığını gösteriyordu. "Milena, bu konuyu uzatmaya gerek yok," dedi, sesindeki kararlılıkla. "O gelinlik uygun değil, daha kapalı bir model seçeceksin."
İçimden bir öfke dalgası yükseldi. "Savaş, bu benim düğün günüm. Hayatımın en özel anlarından biri. Gelinliği kendim seçmem en doğal hakkım, değil mi?"
Kaşlarını çattı, bakışlarını üzerime dikerek, "Milena, bu düğün sadece senin değil, ikimizin. Herkesin gözü senin üzerinde olacak. Bu kadar göz önünde olmanı istemiyorum."
Sözleri, beni hem öfkelendirdi hem de şaşırttı. "Savaş, senin ne düşündüğünü anlıyorum ama bu kadar da müdahale etmemen gerektiğini düşünüyorum. Bu, benim hayalimdeki gelinlik."
Bir adım daha yaklaştı, yüzüme bakarak sessizce ama kararlılıkla konuştu. "Senin hayalin mi? Bu durumda kendi hayallerini değil, birlikte kuracağımız hayatı düşünmelisin. Omuzların açıkta olacak, etrafta herkesin gözü senin üzerinde olacak. Böyle bir şeyi kabul edemem."
Ona meydan okurcasına baktım. "Bu kadar kontrolcü olman beni sadece rahatsız ediyor, Savaş. Kendi kararlarımı verebilmek istiyorum."
Derin bir nefes aldı ve gözlerini kaçırmadan, "Sen benim eşim olacaksın, Milena. Eşim. Bu yüzden bazı şeyleri kabullenmen gerekiyor," dedi.
Bu sözler beni derinden sarstı. Sanki sadece benimle değil, hayatımın her anına, her kararına hükmetmek istiyordu. Yutkundum ve biraz daha sakin bir sesle, ama hala kararlılığımı koruyarak, "Savaş, seni anlıyorum, ama bu benim özel günüm ve giymek istediğim gelinliği seçmek istiyorum."
Ama Savaş’ın bakışlarından, geri adım atmayacağını anlamıştım. "Milena, ya başka bir gelinlik seçeceksin, ya da bu konu burada kapanır," dedi. Sesindeki sertlik, bu konuda ne kadar katı olduğunu gösteriyordu.
Bir an için onunla göz göze geldim, ama daha fazla tartışmanın sonuçsuz kalacağını biliyordum. İçimde bir yenilmişlik hissiyle, yüzümü ondan kaçırdım. Bu, sırf bir gelinlik seçimi değildi; onunla olan ilişkimizde beni neyin beklediğine dair acı bir uyarıydı.
Savaş’ın kararlı bakışları ve emir dolu tavırları, içimdeki inatçı tarafı daha da tetikledi. “Hayır, Savaş. Bu gelinliği seçtim ve başka bir şey giymeyeceğim,” dedim, dik durmaya çalışarak.
Savaş, gözlerinde sert bir bakışla bir adım daha yaklaştı. "Milena, inadın bana zaman kaybettiriyor," dedi. Sesi soğuk ve kesin bir tondaydı.
Onun bu kadar ileri gitmesine ve bana böylesine direktifler vermesine sinirlenmiştim. "Bu senin kararın değil, Savaş. Bu benim gelinliğim," diye karşılık verdim. Ama sözlerimi bitirmeden, güçlü bir hareketle kolumdan tuttu ve beni kabine doğru yönlendirdi.
“Beni zorlayamazsın!” diyerek elimi çekmeye çalıştım, ama onun güçlü kavrayışından kurtulmak imkansızdı.
Savaş, kapıyı kapatarak beni dar kabin içinde köşeye sıkıştırdı. Aramızda sadece birkaç santimetre mesafe vardı ve kalbinin hızlı atışlarını neredeyse hissedebiliyordum. Gözleri gözlerime kilitlenmiş, nefes alışları hızlanmıştı.
“Milena,” dedi alçak bir sesle, adımı söylerken sanki öfkesini bastırmaya çalışıyormuş gibiydi. "Sana bir şey söylediğimde, beni dinlemeni bekliyorum. Bu konuyu daha fazla uzatmayacağız."
Onun bu kadar yakınımda olması, güçlü durmaya çalıştığım her anı zorlaştırıyordu. Kalbim deli gibi çarpıyordu; onu hem itmek, hem de bu mesafeyi korumak istiyordum. Ama boyun eğmeye de hiç niyetim yoktu.
Gözlerinin derinliğine bakarak, “Ne yaparsan yap, beni bu gelinliği giymekten vazgeçiremezsin,” dedim, sesimde inatçı bir kararlılık vardı.
Savaş’ın yüzünde, onun için sıradan olmayan bir ifade belirdi. Bir anlığına gözlerindeki öfke yerini başka bir duyguya bırakır gibi oldu. Elleri yavaşça kabinin duvarına yaslandı, sanki beni tamamen kendine hapsedercesine. "İnatçılığın beni delirtecek, Milena," diye fısıldadı, sesi öfke ve tutkunun karışımıyla titriyordu.
Nefes alışlarım hızlanmıştı; bu kadar yakın olmak beni sarsıyordu ama gözlerimi ondan kaçırmadım. "O zaman neden bu kadar uğraşıyorsun? Eğer beni kontrol etmeye çalışmazsan daha iyi anlaşabiliriz," dedim, titreyen bir sesle.
Bir an için yüzümü daha yakından inceledi, sonra ani bir hareketle geriye çekildi. "Bu düğün sadece senin değil, bunu unutma," dedi. Sesi soğuk ve keskin bir halde, derin bir nefes aldı ve bana arkası dönük şekilde kabinden çıktı.
Onun arkasından bakarken, başarmış olmanın bir gururunu hissettim, ama aynı zamanda bu savaşı kaybetmeyeceğim için içimde bir huzur vardı. Ama ne kadar sert görünmeye çalışsa da, aramızdaki bu ani yakınlaşma kalbimin derinlerinde bambaşka duygular uyandırmıştı.
Savaş’ın bakışları daha da yoğunlaştı, aramızdaki mesafeyi sıfırlayarak yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Artık kalbimin atışları kulaklarımda yankılanıyordu. Kaçmak istiyordum, ama aynı zamanda onun bu baskın ve kararlı tavrından kaçamıyordum.
“Beni kontrol edemezsin,” dedim, sesim hafifçe titrerken, ama bakışlarımı ondan kaçırmadım. "Bu, senin karar vereceğin bir şey değil."
Savaş, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle bana baktı. “Göreceğiz, Milena,” diye fısıldadı. Sesi, öfkeyle yoğrulmuş bir tutkuyla doluydu. “Senin böyle inatçı olman hoşuma gidiyor, ama bu konuda fikrini değiştireceğimden eminim.”
Onun bu sözleri, bir meydan okuma gibiydi. Ancak sözlerini bitirmeden önce dudakları benimkine neredeyse değecek kadar yaklaştı. Nefes alışları tenimde hissediliyor, gözlerindeki karanlık derinlik beni içine çekiyordu. İçimdeki inatla ona karşı koymak istiyordum, ama tüm iradem eriyip gitmiş gibiydi.
Bir an, sadece ikimizin var olduğu bir dünyada gibi hissettim. Gözlerinde öfke, tutku ve gizemli bir kırılganlık vardı. Elini yüzüme yaklaştırıp yanağımı okşadı. Dokunuşu sert ve sahipleniciydi, ama aynı zamanda içinde beklenmedik bir şefkat vardı.
“Beni yanlış anlıyorsun,” dedi, sesinde yumuşayan bir tonla. "Sana zarar vermek istemiyorum. Ama bazı şeylerin benim kontrolümde olması gerekiyor, Milena. Bunu anlamanı istiyorum."
Ona karşı koymak istedim, ama sözleri ve bakışları arasında kaybolmuştum. Savaş’ın dokunuşlarıyla kalbimde karışık hisler kabarıyor, her şeye rağmen ona duyduğum bu çekime karşı duramıyordum. Dudaklarımız birbirine değmek üzereyken, gözlerimi kapattım ve kendimi bu anın içine bıraktım.
Tam o anda, dudaklarımız hafifçe birbirine değdi. Savaş’ın nefesi dudaklarımda, elleri ise belimdeydi; beni kendine daha da çekmiş, aramızdaki tüm mesafeyi yok etmişti. Dudakları, ilk başta sert ve kararlıydı, sanki kendine bile itiraf edemediği duygularını bastırmaya çalışıyormuş gibi. Ama sonra, yavaşça yumuşadı, öfkesi yerini derin bir tutkuyla karışık şefkate bıraktı.
Kalbim hızla çarpıyor, düşüncelerim bulanıklaşıyordu. Onun bu kadar yakınında olmak, içimdeki tüm inadı kırmıştı. Savaş’ın sahiplenici dokunuşları beni sararken, kendimi bir anlığına tüm öfkeyi ve dirençleri geride bırakarak onun kollarında kaybolmuş buldum.
Bir süre sonra, Savaş usulca geri çekildi, gözleri hala gözlerimdeydi. O bakışlarında, söyleyemediği sözlerin, bastırdığı duyguların izlerini görebiliyordum. Yüzündeki o kararlı ifade yerini kısa bir süreliğine yumuşaklığa bıraktı, ama bu hali çok kısa sürdü. Sanki kendini toparlamak istermiş gibi derin bir nefes aldı ve yüzüne tekrar o tanıdık sert maskeyi taktı.
“Milena,” dedi, sesi artık daha sakin ama yine de otoriterdi. “Bu düğün bizim için bir anlaşma. Unutma ki, bu evlilikten bir şey beklemiyorsan, hayal kırıklığına uğramazsın.”
Bu sözler, bana soğuk bir duş etkisi yaptı. Az önce paylaştığımız o anı, tek bir cümleyle tamamen silmiş gibiydi. Yüzündeki o sert ifadeye bakarken, ona karşı yeniden içimde bir öfke yükselmeye başladı. Sanki beni yakınına çekip sonra aynı hızla itmek onun için bir oyun gibiydi.
“Bu kadar kesin konuşma, Savaş,” dedim, ona meydan okuyan bir bakışla. "Benim de sana karşı boş olmadığımı düşünüyorsan, yanılıyorsun."
Savaş, gözlerini kısmış, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle bana baktı. "Göreceğiz, Milena. Ne kadar inatçı olduğunu göreceğiz."
Bu meydan okuma dolu sözleri, aramızdaki gerilimi daha da artırıyordu. Savaş, yüzüme bir an daha baktıktan sonra geri çekildi ve kapıyı açarak kabinden çıktı. Ama arkasında bıraktığı bu karmaşık duygular ve çekim, kalbimde uzun süre kalacaktı.
Savaş kapıdan çıkıp gider gitmez, kalbimin atışları hala kulaklarımda yankılanırken bir an olduğum yerde kaldım. Az önce olanları düşünürken yüzümde beliren sıcaklığı hissediyordum; yanaklarım alev alev yanıyordu. Kendimi bu kadar kolay kaptırmış olmam, onun bana dokunuşlarıyla hissettiğim bu karmaşık çekim, hepsi içimde büyük bir utanç dalgası yarattı.
Ellerimi yüzüme götürdüm, ellerim titriyordu. Az önce onunla aramızdaki yakınlığı düşünmek bile beni alt üst ediyordu. Savaş’ın yanında tüm direncimi kaybetmiş, onun kollarında kendimi bulmuştum. O an aklımda sadece onun sert ve sahiplenici dokunuşları, dudaklarının dokunuşu vardı. Ve şimdi, bunun beni ne kadar etkilediğini düşünmek bile utanmama yetiyordu.
“Nasıl bu kadar zayıf düşebilirim?” diye kendi kendime fısıldadım, içimde bir öfkeyle. Ama o öfkenin bir kısmı Savaş’a duyduğum bu karşı koyamadığım çekimeydi. İçimde her şey karmakarışıktı; ona karşı hissettiğim öfke, kalbimi sıkıştıran bu çekim ve şimdi yüzümde beliren bu utanç, hepsi beni darmadağın ediyordu.
Savaş’ın bana nasıl baktığını düşündükçe kalbim yine hızla atmaya başladı. Sanki o an, tüm zayıflıklarımı ve gizli duygularımı ortaya çıkarmıştı. Ama bu duygularla baş etmek zorundaydım, çünkü biliyordum ki, bu evlilikte hislerimi kontrol edemezsem her şey benim için daha zor olacaktı.
Bir derin nefes aldım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Savaş’ın gözleri, dokunuşları aklımdan gitmiyordu, ama bu duyguları bastırmak zorundaydım. Artık bu oyunda ona karşı daha güçlü durmam gerektiğini biliyordum. Her şeye rağmen, Savaş’a boyun eğmeyecektim.
[01:15, 11.11.2024] EAleyna: O an kendimi toparlamak zorunda olduğumu fark ettim. Savaş’ın bana olan yaklaşımı, soğukluğu, ardından gelen o beklenmedik yakınlık… Her şey bir oyunun parçasıydı belki de, ama ben bu oyunun kurallarını değiştirmeye kararlıydım. Ona karşı güçsüz görünmek istemiyordum; hissettirdiği o karmaşık duygulara kapılmak istemiyordum.
Aynada kendime baktım, gözlerimdeki inatçı ışığı yeniden bulmak istedim. Savaş’ın yarattığı o tuhaf çekim hissi yüzümde bir iz bırakmış gibi geliyordu. Kendime kızgınlıkla, “Kendine gel, Milena,” diye fısıldadım. “Onun istediği bu; seni böyle zayıf düşürmek, onun kontrolünde olduğunu hissettirmek.”
Tam o sırada kapı hafifçe tıklatıldı ve bir görevli içeriye girdi. Hafifçe eğilerek, “Efendim, beyefendi sizi dışarıda bekliyor,” dedi.
Savaş’ın beni bekliyor olması sinirlerimi yine alt üst etti. Ona karşı hissettiğim bu karmaşık duyguların daha da derinleşmemesi için kendimi toparlamalıydım. Başımı dik tutarak kabinden çıktım ve Savaş’ı dışarıda beklerken buldum. Onun her zamanki kendinden emin ve sert bakışları üzerimdeydi. Gözlerinde sanki az önce yaşadığımız yakınlığı yok sayarcasına, buz gibi bir ifade vardı.
Savaş bana soğukkanlı bir şekilde baktı, bir adım öne çıkarak yüzüme eğildi. “Umarım akıllıca bir seçim yapmışsındır,” dedi, sesi kayıtsız ama sözlerinde belli belirsiz bir meydan okuma vardı. Az önceki yakınlığına tamamen tezat oluşturan bu mesafeli hali beni daha da öfkelendirdi. Sanki her şey onun kontrolündeymiş gibi, istediği zaman yakınlaşıp istediği zaman uzaklaşabiliyordu. Bu, onun oyunuydu.
Onun karşısında güçlü durmam gerektiğini bilerek derin bir nefes aldım ve ona kararlı bir bakış attım. “Merak etme, Savaş,” dedim, sesim sakin ama içinde belli bir inatla. “Ne yapmam gerektiğini gayet iyi biliyorum.”
Bu sözlerim karşısında Savaş, dudaklarında belli belirsiz bir tebessümle bana baktı. Bakışlarında, sanki içimdeki bu inatçı yanı sevdiğini, ama bir o kadar da beni bu yolda zorlamaktan keyif aldığını anlatan bir ifade vardı. Gözlerimi ondan kaçırmadım, onun kurduğu bu oyun içinde bile kendi duruşumu koruyacaktım.
: Savaş, yüzündeki o ince tebessümle bana baktıktan sonra hiçbir şey söylemeden yanıma yaklaştı, kolunu uzattı. Tereddüt etmeme fırsat bırakmadan, beni koluma girerek düğün hazırlıklarının devam ettiği o büyük salona doğru yürümeye başladı. Yan yana yürürken, her adımda aramızdaki o soğuk ama bir o kadar da ateşli çekimi hissediyordum. Onun yakınlığı bile kalbimde bir huzursuzluk yaratıyordu.
Salona adım attığımızda, hazırlıklarla ilgilenen görevliler hemen yanımıza gelip Savaş’a detaylar hakkında bilgi vermeye başladılar. Onları dinlerken göz ucuyla bana bakması, üzerimde keskin bir baskı hissetmeme neden oldu. Sanki her adımımı, her mimiğimi inceliyor, benden bir zayıflık bekliyordu.
O an, içimden bu düğün hazırlıklarının bir parçası olmamak için nasıl da çırpındığımı düşündüm. Burada, kendi iradem dışında bir evliliğe sürükleniyor olmak, beni iyice güçsüz ve çaresiz hissettiriyordu. Ama Savaş’ın yüzündeki o kendinden emin ifadeyi gördükçe, ona meydan okumak ve onun bu soğuk duvarlarını aşmak için daha da kararlı hale geliyordum.
Görevliler, Savaş’a dönüp düğün organizasyonunun detayları hakkında bilgi verirken, bir ara Savaş bana doğru eğildi ve fısıltıyla, “Bu geceyi unutma, Milena. Bu, bizim hikayemizin başlangıcı,” dedi. Sözlerinde bir tehdit değil, garip bir vaat vardı. Onun bu sözleri, kalbime bir korku ve merak dalgası gibi dokundu. Sanki her şeyi, özellikle de duygularımı alt üst edecek bir sır saklıyordu. Ve bu sırra ulaşmam, onun etrafındaki soğuk duvarları yıkmam anlamına geliyordu.
Savaş’tan biraz uzaklaşmak için bahane ararken, görevli bir kadın yanımıza gelip gelinlik provası için hazır olduklarını belirtti. Derin bir nefes alıp Savaş’ın yanından uzaklaşarak prova odasına geçtim. Yalnız kalmak, düşüncelerimi toparlamak için bir fırsattı, ama aynı zamanda her şeyden kaçmak isteğimi daha da güçlendirdi.
Kabine geçip gelinliğimi giydiğimde, aynada yansıyan görüntüm bana yabancı geliyordu. Bu bembeyaz elbise, içinde sıkışıp kalmış ve hiç istemediği bir hayale zorlanmış gibi hissettiriyordu. Ama işin ilginç yanı, tüm bu karmaşık duygular arasında, Savaş’ın söylediklerini ve bana olan o derin bakışlarını düşünüyordum.
O anda içimden bir ses, bu oyunun sonunda gerçekleri öğrenmem gerektiğini söylüyordu. Belki de Savaş’ın kurallarını koyduğu bu savaşın içinde, ona karşı bir zafer kazanmak mümkün olacaktı. Ama bunun için önce kendime hakim olmalı, hislerimi bastırmalıydım. Çünkü onun dünyasında zayıf düşmenin affı yoktu.
Kabinden çıkarken yüzümde sakin bir ifade takındım, her ne kadar içimde fırtınalar kopuyor olsa da. Savaş, prova odasının hemen dışında, kollarını göğsünde kavuşturmuş beni bekliyordu. Gözleri üzerime kayarken o keskin, soğuk ifadesi yine yerindeydi. Bakışlarında hayranlık ya da sevgiye dair bir iz yoktu; sanki her şey tamamen kontrol altında tutmakla ilgiliydi. Bu durum, onun bana olan yaklaşımını ve niyetlerini sorgulamama sebep oluyordu.
Savaş’ın yanına doğru adım attım ve derin bir nefes alarak onun karşısında durdum. İçimde bir an için korku belirse de, bunu ona belli etmeyecektim. Gözlerine kararlı bir bakışla karşılık verdim.
"Nasıl olmuş?" diye sordum, sesimde bir meydan okuma saklıydı. Bana bir eleştiri yapmasını bekliyordum; elbiseyi beğenmese bile, en ufak bir açık vermek istemiyordum.
Savaş, bana şöyle bir bakıp kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Bu gelinlik, senin gibi inatçı biri için fazla yumuşak bir seçim olmuş," dedi alaycı bir gülümsemeyle. Sözlerindeki küçümseme beni kızdırsa da, kendimi tutup ona karşı soğukkanlılığımı korudum.
Ona daha da yaklaşarak, gözlerimi gözlerinden ayırmadan, “Belki de senin gibi biri için fazla cesur bile olabilir,” dedim, içimdeki meydan okumayı dışa vurarak. Onun beni küçümsemesine boyun eğmeyecektim.
Bu sözlerim Savaş’ı bir an şaşırtmış gibi görünse de, yüzündeki o sert ifade kaybolmadı. Aramızdaki bu ince gerilim, aynı zamanda bir çekime dönüşüyordu. Onunla ne kadar çatışsam da, her an birbirimize daha çok yaklaşıyorduk.
Savaş bir adım öne çıkarak yüzünü bana daha da yaklaştırdı ve fısıldar gibi konuştu. “Cesur olabilirsin, Milena, ama bu dünyada her cesaretin bedeli ağırdır. Bunu öğrenmen uzun sürmeyecek,” dedi. Gözleri, sözlerinin derin anlamını yansıtıyordu. Bu sözler, içimde bir korku yaratmak yerine beni daha da inatçı yapıyordu. O, beni korkutmaya çalışsa da, buna teslim olmayacaktım.
Düğün hazırlıkları ilerlerken Savaş’ın sözlerini ve bana karşı bu soğuk duruşunu aklımdan çıkaramıyordum. Beni kontrol altında tutmaya çalıştığını biliyordum, ama kendimden emin bir şekilde direnmeyi sürdürecektim. Savaş, kendi oyununu kurmuştu, ama ben de bu oyunun bir parçası olarak kendi hamlelerimi yapacaktım. Her şey, onun düşündüğünden daha karmaşık bir yola doğru ilerliyordu.
SAVAŞ BAYKARA
Rojda’yı görür görmez, içimdeki öfke kabardı. Babamın hayatını mahveden, annemin acılarına sebep olan o kadındı. Onu burada, gözlerimin önünde görmek, her şeyin sorumlusu olarak onunla hesaplaşma isteğimi körüklüyordu. O, yıllar önce ailemi paramparça eden kadındı ve şimdi, kızının düğününde bana meydan okur gibi burada duruyordu.
Derin bir nefes alarak öfkemin kontrolünü sağlamaya çalıştım. Düğün gibi bir günde sorun çıkarmak istemiyordum, ama içimdeki ateş öyle kolay sönmeyecek gibiydi. Gözlerimi Rojda’dan ayırmakta zorlanıyordum, zihnimde dönüp duran anılar ve intikam arzusuyla boğuluyordum. Ancak tam o anda salonun ortasında, o zarif beyaz elbisenin içinde Milena göründü.
Gelinlik içinde ışıldıyordu; adeta başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Beni gördüğünde gözlerinde bir kararlılık, bir meydan okuma vardı. İşte bu, benim savaşımdı; yıllarca süren öfkem ve nefretim, onunla farklı bir boyut kazanıyordu. Milena, tüm karmaşıklığıyla, beni kendine çeken ve aynı anda uzaklaştıran o dengeyi sağlıyordu.
Ona bakarken, öfkemi dizginlemek zorunda olduğumu bir kez daha hissettim. Evet, geçmişin yaralarını ve babamın acı dolu anılarını zihnimden atamıyordum, ama şimdi önceliklerim farklıydı. Milena’nın gelinlik içinde karşımda durması, beni adeta geçmişin lanetlerinden bir an için bile olsa uzaklaştırıyordu.
Milena’nın seçtiği gelinliğe bakarken, içimde beklenmedik bir kıskançlık hissettim. Gözlerim, onun üzerindeki her detayı dikkatle incelerken, içimde bir huzursuzluk kabardı. Giydiği gelinlik zarifti, ama aynı zamanda fazla dikkat çekiciydi. Milena’nın bu kadar güzel görünmesi, diğer insanların da ona hayranlıkla bakacak olması düşüncesi beni rahatsız ediyordu.
Kaşlarımı hafifçe çatarak ona yaklaştım ve kelimeler istemsizce ağzımdan döküldü. "Bu… fazla açık," dedim, sesimde bir otorite ve kıskançlık izi vardı. "Başka bir şey denesen daha iyi olur."
Milena, söylediklerimi duyar duymaz bana meydan okur gibi gözlerini dikti. “Bu gelinlik çok zarif bence düğün gününe uygun .” dedi hafif bir tebessümle. Gözlerinde bana karşı bir meydan okuma vardı. “Sana göre değil, kendime göre seçtim,” dedi sakin ama kendinden emin bir ses tonuyla.
Bu cevap içimdeki kıskançlığı daha da körükledi. Her şeyin kontrolü bende olmalıydı; Milena’nın ne giydiğine, nasıl göründüğüne bile karar vermek istiyordum. Ama onun karşı duruşu, özgürlüğünü savunması, beni hem sinirlendiriyor hem de ona olan ilgimi artırıyordu.” milena , omuzların açıkta . Çok göz önğnde olacaksın . Daha kapalı bir şey bak .” kıskançlık bütün vücudumu sarmıştı . Bütün öfekm bir anda gitmişti .
Bu duygu beni çok korkutuyordu . Onun benim kafamı karştımasına izin vermemeliydim . Ben savai baykaraydım hayatımda duygulara yer yoktu . Hele düşmanımın kızına acıyacak kadar delirmemiştim ..
...
Milena’nın kendinden emin duruşu, bana karşı çıkışı, içimdeki bütün sınırları zorlamaya başlamıştı. Söylediklerinin bir kısmına katılmasam da, onun bu inatçı tavrı bir yandan sinirimi bozar, bir yandan da beni daha da ona çekiyordu. Milena’nın gözlerinde, bana meydan okuyan bir parıltı vardı; cesareti ve kararlılığı beni adeta büyülüyordu.
Gözlerim onun bakışlarına kilitlenmişken, aramızdaki mesafe hızla kapanıyordu. Bütün kontrolü kaybettiğim bir anda, aniden kendimi ona doğru eğilmiş buldum. Dudaklarımızın buluştuğu o anda, her şey silindi etrafımda. Kendi öfkem, geçmişin tüm yaraları, Milena’nın beni sürekli zorlayan tavrı… Hepsi bu anda eriyip gitmişti.
Öpüşümüz derinleştikçe, içimde sakladığım tüm duygular, nefeslerimizle birbirine karışıyordu. Milena’nın ellerinin bir anlık tereddüdünü hissettim, ama o da kendini bırakıyordu. Her dokunuşunda, her nefesinde hissettiğim, sadece bir çekim değil, karmaşık bir bağdı; beni ondan uzaklaştıran tüm sebepleri yok eden bir çekim.
Kısa bir an, dudaklarımız birbirinden ayrıldı ve göz göze geldik. Soluk soluğaydık; onun şaşkın bakışlarında ise hem karışık bir duygu, hem de anlam veremediği bir his vardı. Onu öpmüş olmam, belki de tüm bu karmaşayı daha da büyütmüştü ama o an tek umursadığım, Milena’nın bana olan bu dirençli duruşunun beni ona her geçen saniye daha çok bağlamasıydı.
Milena’nın şaşkın bakışları altında, gözlerimi onun yüzünden ayıramıyordum. Dudakları hâlâ hafifçe aralıktı, şaşkınlıkla bakıyordu bana. O an, bu inatçı ve cesur kadını tamamen kendi sınırlarım içinde tutmak istediğimi fark ettim. Ona olan bu karmaşık hislerim, içimdeki kıskançlıkla birleşmişti ve ona olan çekimim daha da güçleniyordu.
Bir adım geri çekilmeden önce gözlerimi onun gözlerine dikerek, sesimde hafif bir tehdit ve alayla, “Yakında karım olacaksın, Milena,” dedim. “Bunlara alışsan iyi olur.”
Sözlerim karşısında hafifçe irkildi, ama yine de kendini toparlayıp bana meydan okumaya çalıştı. Ancak, bakışlarındaki küçük bir kırılma, ona yaptığım etkinin farkında olmamı sağladı. Ona yakın olma isteğim kadar, bu mesafeyi koruma inadını görmek de beni etkiliyordu.
Milena, derin bir nefes alarak kendine gelmeye çalıştı ve dudaklarını hafifçe ısırdı, sanki kendini sakinleştirmeye çalışıyor gibiydi. "Savaş," diye başladı, sesi titrek, ama kararlı. "Bu şekilde üzerime gelmeyi bırak. Evlilik, benim için bir kural koyma sebebin değil.”
Onun bu meydan okuyan cevabı, içimde yeniden bir kıvılcım yaktı. “Bunu senin iyiliğin için söylüyorum, Milena,” dedim, gözlerinde beliren öfke kıvılcımlarını görerek. “Sen benim olacaksın. Ve benim olan hiçbir şey, hiçbir kimse, başkalarının bakışlarına bu kadar açık olmamalı.”
Sözlerimden sonra derin bir sessizlik oluştu. İkimizin de kalbi hızlı hızlı atıyordu. Bu gerilimde, Milena’nın gözlerinde öfkeyle karışık bir duygu beliriyordu; korku, meydan okuma, ve belki de azıcık bir kabul.
Milena’yı öptüğüm an, içimde yanıp sönen tüm hisler sanki tek bir karmaşaya dönüşmüştü. Bu kadar basit bir şeyin, bir öpücüğün, içimde bu denli büyük bir yankı uyandıracağını tahmin etmezdim. Her şey o kadar ani, o kadar yoğun gelişmişti ki, ne düşüneceğimi bilemez hale gelmiştim. Öfkem, intikam arzusu ve ona karşı hissettiğim çekim… Tüm bunlar birbirine karışmıştı.
İçimden bir ses bana her şeyi hatırlatıyordu; yıllardır içimde biriktirdiğim öfkeyi, Milena’nın ailesine olan kinimi… Ama aynı zamanda bu öpücük, o kin dolu duyguların arkasında saklı kalmış başka bir şeyi de yüzeye çıkarmıştı. Bir türlü kabullenemediğim, içimdeki derin boşluğu ve belki de Milena’nın o boşluğu doldurabilecek tek kişi olabileceğini fısıldıyordu.
Bu hislerle boğulurken kendime itiraf etmek istemediğim bir gerçekle yüzleşiyordum: Acaba Milena’ya olan ilgim, sadece intikam arzusundan mı kaynaklanıyordu? Yoksa bu, onunla geçirdiğim her anın, inatçı tavırlarının ve gözlerindeki cesaretin kalbimde bıraktığı iz miydi? Onun bana karşı koyuşu, beni hiç kimsenin yapmadığı gibi zorlayışı, bende bir kırılma yaratıyordu.
İçimdeki bu savaş, beni yavaş yavaş tüketiyordu. İntikam almak mı istiyordum, yoksa onunla yeni bir hayat kurmak mı? Belki de bu öpücük, sadece intikamdan ibaret olmadığını gösteriyordu. Dudaklarımda hâlâ Milena’nın dokunuşunun izi varken, bu iki duygu arasında gidip gelmeye devam ettim. Ve o an, bir şeyi fark ettim: Her ne kadar inkar etsem de, içimde ona dair bir umut kıvılcımı belirmişti.
Belki de intikamla başladığım bu yolda, kalbimin hiç planlamadığım bir şekilde başka bir yöne kaymasına engel olamayacaktım
olaylar karışıyor .
Çok sevdiğim bir şeydir ipi yumak yapıp onu çözmek .
Daha kitabın başında olmamıza rağmen 21 bölüm oldu .
Duygulandım ddkdkdk
Düşüncelerinizi bekliyorum ....
Teşekkürler .



