19. BÖLÜM = Maskenin Ardındaki Ateş .
Güneş ışığının ince bir parıltıyla odaya süzüldüğü sabah saatlerinde Milena, kalbindeki karmaşık duygularla aynada kendine baktı. Savaş’ın onu beklediğini öğrenmişti. Çantasını hızla toparlayıp kendine çeki düzen verdi ve derin bir nefes alarak dışarı çıktı.
Kapının önüne geldiğinde Savaş’ı, bir lüks arabaya yaslanmış şekilde beklerken buldu. Adamın kendine has karizmatik duruşu, sert bakışları ve ona doğru çevrilen keskin yüz hatları, Milena’nın kalbinin hızla çarpmasına neden oldu. Hafifçe yüzü kızardı, gözlerini yere indirip kendini toparlamaya çalıştı. Savaş’ın ona doğru attığı bakış, fazlasıyla etkileyiciydi.
Savaş, Milena’nın kızaran yanaklarını fark etti ve hafif bir tebessümle onu arabaya doğru yönlendirdi. “Günaydın, Milena,” dedi derin, sakin bir sesle.
Milena başını kaldırıp, "Günaydın," diyerek mahcup bir şekilde karşılık verdi. Savaş’ın bu soğukkanlı ve güçlü duruşu, onu bir yandan çekici bulmasına neden olurken diğer yandan ürkütüyordu. İçinde belirsiz bir his, bu yabancı ama güçlü adama karşı bir çekim yaratıyordu.
Arabaya bindiklerinde, Mardin’in dar sokaklarından geçerek şehrin en lüks kuyumcusuna vardılar. Milena içeriye adım attığında şaşkınlığını gizleyemedi. Kuyumcunun zarif ve göz alıcı vitrinleri, her biri mükemmel işlenmiş altın ve değerli taşlarla doluydu. Savaş, Milena’yı bir yandan inceleyip en pahalı yüzükleri seçmesi için kuyumcuya talimat veriyordu.
Milena, onun bu lüks yaşam tarzına alışık olmadığını hissediyordu, ancak şimdilik sessiz kalmayı tercih etti. Savaş, alışverişle yetinmeyip ona sadece bir yüzük değil, kuyumcudaki en pahalı ve gösterişli takımları da aldı. Milena, Savaş’ın bu cömertliği karşısında şaşırsa da onun soğukkanlı kararlılığına karşı koyamadı.
Dışarı çıktıklarında, Savaş telefonunu çaldı ve önemli bir görüşme yapmak için birkaç adım uzaklaştı. Milena ise onu beklerken aniden yabancı bir adamın dikkatini çekti. Adam, sarhoş bir halde Milena’ya doğru yaklaştı, bakışları tacizkârdı. Milena, huzursuz bir şekilde geri çekildi ve “Git buradan!” diye uyarıcı bir sesle konuştu. Ancak adam, onun sözlerini dikkate almayıp daha da yaklaştı, alaycı bir şekilde ona bakıyordu.
Milena, kendini kapana kısılmış hissediyordu. Çaresizce geri çekilirken içindeki korku büyüyordu. Tam çaresizce bağırmaya yeltenmişken, aniden adamın gözlerinin arkasında Savaş’ın sert, tehditkâr bakışlarını fark etti. Savaş, Milena’ya yönelen bu tehlikeyi fark etmiş ve gözlerinde adeta bir öfke fırtınası belirmişti.
Savaş, tek bir an bile tereddüt etmeden hızla adama yaklaştı, omzundan çekerek onu kendine çevirdi ve bir an bile duraksamadan kafasını adamın yüzüne doğru sertçe vurdu. Adam sersemlemiş halde geri çekilirken, Savaş’ın dudaklarından buz gibi bir tonla şu sözler döküldü: “ Sen kime dokunuyorsun lan ! O benim karım !”
Adam savaşın sözlerine rağmen alaycı bir tınıyla “ sanan ne kardeşim ,biz burda biraz sohbet ediyorduk!” dedi .
Bu sözlerden sonra savaş’ın sabrının tamamen tükenmesine neden oldu. Yerde kendisine bana adamı ayağa kaldırarak . Yakasına yapıştı ve duvara sertçe itti . Adam sendeleyerek dengesini kaybetti ama savaş durmadı . Yumruğunu sıkarak, peş peşe sert darbeler indirdi .adam savaşın darbelerinden kaçmaya çalışsa da savaşın yumruklarının altında eziliyordu .
Milena ,olanları hem şaşkınlıkla hem de korkuyla izliyordu . Savaşın öfkeli tarafı ile ilk defa tanışıyordu .
Milena araya girmeye çalışarak” savaş , yeter artık !lütfen dur !” dedi ama sesi savaşın öfkesini dindirmeye yetmedi .
Milena en sonunda ikisini ayırmayı başarınca adam duvardan aşağıya kayarak yere düştü . Savaş hırsını almamış gibi sert soluklar alıyordu .
Milena öfkeyle hızlı nefes alan adamın yüzüne dokundu ve kendine çevirdi . İlk defa gözlerini bu kadar yakın görüyordu .
“ sakin ol savaş .” dedi fısıltılı bir sesle . Savaş “ bundan sonra sana yaklaşan olursa sonunu böyle olacağını bilsin !. Dedi sesi tehditkar bir o kadar da milena’yı korumacıydı . Milena , savaşın yüzünden ellerini çekerek .” savaş, bu kadarına gerek yoktu .” dedi
savaş “ sen benim yanımdayken kimse sana bu şekilde yaklaşamaz . Bunu kafana yaz !”dedi , Sesi sertti ama içinde onu koruma isteği basmıştı .
ikisi Arabaya bindikten sonra Savaş, onu rahatlatmak ister gibi konuşmaya başladı: “Senin yanındayken kimsenin sana zarar vermesine izin vermem, Milena. Bu hayat artık yalnızca senin değil, ikimizin hayatı.” dedi savaş sakin bir sesle
Milena, onun sözlerini duyarken sessizce dışarıya bakıyordu. Kafası, hissettikleriyle tamamen karışmıştı. Kendisini böylesine yoğun bir koruma ve sahiplenme altında hissetmek, ona bir yandan Savaş’a karşı bir güven duygusu veriyor, diğer yandan özgürlüğünün yitip gitmekte olduğu hissini uyandırıyordu. Savaş’ın söyledikleri kulağında yankılanırken, içinde bir burukluk hissetti. Savaş’ın bu kadar güçlü bir karakterle onu koruma içgüdüsü onu şaşırtıyordu ama aynı zamanda bu bağlılık, kendi hayatına dair sorgulamalar yapmasına neden oluyordu.
Kuyumcudan aldığı takıların olduğu çantayı dikkatlice kucağına aldı ve Savaş’a döndü. “Bu kadar şeye gerçekten gerek var mıydı?” diye mırıldandı.
Savaş, hafif bir tebessümle ona baktı. “Sen, artık baykara olacaksın milena . Bunlara alışmalısın “ dedi savaş içindeki intikam duygusunu bastırarak . Milenaya şimdilik her şeyin çok güzel gittiğine inandırıp aynı annesine olanlar gibi onu koca bir hiçliğe bırakacaktı .
Milena, Savaş’ın bu sözlerine nasıl karşılık vereceğini bilemeden yüzünü başka tarafa çevirdi. Onun bu sahiplenici tavrı ve gözlerinde gördüğü bu duygu, içinde kokru ve merak duygusu uyandırıyordu . Savaş ı hiç böyle bir adam olacağını düşünmemişti .
Savaş arabayı sürmeye devam ederken Milena’nın yanındaki sessizlik devam etti. Ancak birkaç dakika sonra Savaş aniden sordu: “Milena, beni gerçekten tanımak istiyor musun?”
Milena, onun sorusuna şaşırarak başını kaldırdı. “Elbette, ama senin anlatmak istediğin bir şey varsa…”
Savaş derin bir nefes aldı ve gözlerini yoldan ayırmadan, “Bu evlilik, bizim ailelerimiz arasında bir bağ oluşturmak için yapılmış olabilir, ama benim için daha fazlasını ifade etmesini istiyorum. Beni tanıdıkça bunu anlayacaksın,” dedi. Ona yaşatacakları olduğundan daha ağır olacaktı . İntikam soğuk yenen bir yemekti .
Milena’nın kalbi, onun bu sözleriyle biraz daha yumuşadı. İçindeki şüpheleri ve karmaşık hisleri henüz tamamen çözümleyememiş olsa da, Savaş’ın bu içtenliği ona umut veriyordu. Belki de onun sandığından daha derin bir kalbi vardı.
Yol boyunca ikisi de sessizce düşüncelerine dalmışlardı. Milena, Savaş’ın gizemli ve etkileyici yönleri arasında kayboluyordu; onu tanımak, her geçen gün daha karmaşık ve çekici hale geliyordu. Kendini, bu adamla birlikte atılacağı bilinmez yolculuk için bir kez daha hazırlamaya çalıştı. ,
Savaş, Milena’yla birlikte uçurumun kenarında dururken, çocukluğundan beri içinde taşıdığı derin yaralar birer birer zihninde canlanmaya başladı. Babasının yokluğu, annesinin intiharı ve bu yüzden yaşadığı yarım çocukluk, onu hiç iyileşmeyen bir acıyla büyütmüştü. Babası gitmeseydi, belki de annesi hâlâ hayatta olacaktı. Bu düşünce, içinde yıllardır taşıdığı kırgınlık ve öfkeyi daha da derinleştiriyordu.
Babası, Antep’teki hayatlarını bir gün ansızın terk etmiş ve ardından her şey birer birer dağılmıştı. Savaş o günlerin acısını her hatırlayışında, içten içe Milena ve onun annesine karşı duyduğu öfkenin büyüdüğünü hissediyordu. Babasının gitmesinin nedenini Milena'nın annesine bağlamış, onu ailelerinden koparıp alan kadın olarak görmüştü. Annesinin gözlerinde gördüğü umutsuzluğu, yalnızlığı, çaresizliği unutmuyordu; bu çaresizlik sonunda onu ölüme sürüklemişti.
Savaş, Milena’nın yanında dururken, tüm bu karmaşık hislerle boğuşuyordu. Onun masumiyeti ve Mardin’in dingin manzarası, içinde bir an olsun huzur uyandırsa da, geçmişin yaraları gölgesini bırakmıyordu. İçinde, Milena’ya karşı bir şeyler hissetse bile, zihninin derinliklerinde hep ona bir mesafe koymaya devam etti.
Savaş, uçurumun kenarında düşüncelere dalmışken Milena, onun yüzünde derin bir hüzün ve öfke karışımı fark etti. Gözlerini ona dikti ve merakını gizleyemedi:
"Savaş, içinde ne saklıyorsun böyle? “ dedi, sesinde bir merak ve endişe tonu vardı.
Savaş, bir an sessiz kaldı, gözlerini tekrar ufka çevirdi. Ardından, derin bir nefes alarak konuşmaya başladı:
"Çocukken babam bir gün ansızın gitti, hem de hiçbir açıklama yapmadan. Annem… o gittikten sonra hayata tutunamadı," dedi, sesi kısık ve kırılgandı. "Günlerce, aylarca onu bekledi. O gelmeyince… annem de onu takip etti." dedi savaş milena’nın gözlerin içine bakarak .
Milena'nın gözlerinde hafif bir hüzün belirdi. Onun acısını hissetmeye çalışıyordu. "Baban nereye gitti? Annen… neden böyle bir kararı verdi?" diye sordu, dikkatle.
Savaş, gözlerinde bir öfke kıvılcımı belirdi. "Nereye gittiğini o zaman bilemedim. Ama şimdi daha iyi biliyorum ve bunun hesabını ödeyecekler " dedi, Milena'ya dönerek.
Milena üzgün bir sesle “ Bana bunları anlatman benim için çok değerli savaş.” dedi milena . Savaş ile arasında buzullar vardı ve bunların birinin eridiğini hissetmişti ve savaşın ona bunları anlatmasından mutluluk duymuştu .
Savaş bunları başına gelen düşmanının kızın baktı . İçindeki öfke o kadar büyüktü ki . Onu şu anlık kilitli sandığa koymuştu . Sırası geldiğinde sandığı açıp bütün öfkesini dışarıya çıkaracaktı .
Savaş son kez içine attı . Arkasındaki kadına bakarak tebessüm etti . “ Geçmişim acı ve yarayla dolu milena . Bunu zaman için de daha iyi anlayacaksın. Artık gidelim .” dedi milena başını salladı . “ Gidelim .” dedi
bu aralar yazmadığım günlerin telafisini yapmaya çalışacağım . boş zamanım olduğu için bol bol düşünüp yazıyorum en güzel şekilde de size sunmaya çalışıyorum .
savaşın gizlediği intikam maskesini çok yakında giyecek ve milenanın bütün düşüncelerinin yıkıldığını göreceğiz .
bu intikamdan doğan çok alevli bir aşka mı yoksa kırılmış kalplere mi dönüşecek hep beraber göreceğiz ...
bu yolun sonunda kim kazanacak ? .
teşekkürler ...





