İnsanlar, beyaz zambağın saflığı temsil ettiğine inanırdı.
Ne kadar ironik...
Benim için beyaz zambak, masumiyetin öldüğü günü temsil ediyordu.
Yağmur durmaksızın yağıyordu.
Mezarlık neredeyse bomboştu. Siyah şemsiyelerin altında birkaç kişi sessizce ağlıyor, rüzgâr ise toprağın üzerine düşen damlaları savuruyordu.
Alina Arslan, babasının mezarı karşısında dimdik duruyordu.
Gözlerinden tek bir damla yaş bile akmıyordu.
Çünkü ağlamayı, babasının cansız bedenini morgda gördüğü gün bırakmıştı.
Elindeki beyaz zambağı yavaşça mezar taşının önüne bıraktı.
"Kim yaptıysa..."
Sesi fısıltı kadar sakindi.
"...onu ben bulacağım."
Tam arkasını dönecekken gözü mezar taşının dibine sıkıştırılmış eski bir zarfa takıldı.
Kaşlarını çattı.
Zarfın üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.
Gerçeği Öğren.
Kalbi ilk kez hızlandı.
Etrafına baktı.
Kimse onu izlemiyor gibiydi.
Zarfı açtı.
İçinden eski bir fotoğraf, birkaç isim ve tek satırlık bir not çıktı.
Baban sandığın kişi değildi. Onu öldürenler hâlâ hayatta.
Alına'nın parmakları titredi.
Fotoğrafa baktığında babasının yanında takım elbiseli dört adam vardı.
Hepsinin yüzü kalemle işaretlenmişti.
En altta ise tek bir sembol vardı.
Bir...
Beyaz zambak.
O an içinde bir şey öldü.
Ve yerine çok daha karanlık biri doğdu.
O gece Alina Arslan son kez normal bir insan olarak uyudu.
Ertesi sabah ise şehir, ilk cinayet haberiyle sarsıldı.
Cesedin göğsünde tek bir beyaz zambak vardı.
Alina o sabah gözünü adaletsizliğe ve acıya karşı açtığında hala içinde bir alev vardı.Babası kazara ölmemişti.Canice katledilmişti.Alina 2 gün önceden evvel masasının üzerinde biriken silgi tozları,kitaplari ve defterleriyle kısa bir an bakıştı.Tıp 6. Sınıf öğrencisiydi.Her gece ders çalışmaktan gözleri şişmişken bu gece uyumadığı için gözleri yanıyordu.
Yerinden doğruldu ve esnedi.Doğduğundan beridir bu evdeydi.Ev çok büyüktü ve zengin bir ailenin tek çocuğuydu fakat istediği seyler hiçbir zaman para ve şöhret değildi.Annesinin yokluğunu her zaman hissediyor,sadece babasının varlığı ile kendisini avutuyordu.Bu düşünceler genzini yaksa da sessizce masasına doğru ilerleyip toparladı.
Dün toprağın bağrına babasını gömmemiş ve bir ömür bunun acısıyla yaşamayacak gibi sakindi.Masayı toplarlayıp yatağına yöneldi ve onu da toplarladı.Telefona uzanıp saate baktığı an telefonuna düşen bir bildirim sesi ile gözleri ekrana döndü.
Bilinmeyen numara:
"Babanın katili bir nefes kadar yakınında.
Onu göremeyecek kadar kör, gerçeği kabul etmemek isteyecek kadar korkak olacaksın."
Bir an yutkundu Alina.Kalbinin bu denli hızlı atması onu rahatsız etmiş olacak ki eli kalbine gitti.Dizleri onu ayakta tutamayacak kadar güçsüzdü artık.Derin derin solduğu an yatağa oturdu ve komodin üzerindeki suyu içmeye başladı.Elleri titriyor, göz bebekleri titriyordu.
Babasını öldüren kişinin etrafında olma ihtimali kafasını karıştırdığı kadar canını da yakıyordu.Çünkü o kadar az arkadaşı vardı ve hepsine o kadar güveniyordu ki inanmak istemedi belki de bu olanlara.Sinirle elleri titrerken cam bardağı yere attı ve bardak tuzla buz oldu.
"Hepinizi bulacağım,size öyle şeyler yapacağım ki sizi öldürmem için bana yalvaracaksınız!" Zaten annesini kaybetmişken şimdi de kimsesiz kalmıştı.Odasının kapısı çalınınca bağırdı."Ne var!?"
Alina henüz 15 yaşındayken burada çalışmaya başlayan,9 senedir Alina'yı evladından ayırmayan Sevda hanım...Emeği ne çoktu Alina'ya.Yeri geldi anne,yeri geldi baba olmuştu.İnsan evladı gibi gördüğü birine ihanet eder miydi doğrusu?
Sevda hanım konuştu."Alina,ses geldi herhalde.Ne oldu iyi misin?" Sesi telaşlıydı.Alina gözlerini yumdu.Yine ve yine suçlu hissetmişti.
"Hayır iyiyim,burayı toparlar mısın?" Alina kalkar ve kapının kilidini açar.Sevda hanım telaşla Alina'yı inceler.Bir yerine cam battı mi diye korkuyordu.Alina Sevda hanım'ın elini tutar ve zoraki tebessüm eder.Onu annesi gibi görmüştü.Sevda hanım ilk geldiğinden beri Alina'yı her konuda anne gibi yaklaşmış ve elinden geldiğince anne eksikliğini ona hissettirmemeye çalışmıştı.
"Ben iyiyim.Bugün erken çıkacağım.Sen burayı toplarla,ben giyinip çıkayım." Alina camlara basmadan parmak ucunda giyim odasına gider.Sevda hanım odayı toparlarken Alina hazırlanmıştı.Hep böyle pespembe giyinir,Sevda hanım'ın diyişiyle pembe laleler gibi güzeldi.
Alina evden çıkarken çantasına sıkıştırdığı zarfı çıkardı.Telefonu da çıkardığında iki mesajı dikkatli bir şekilde okumaya başlar."Bana yakın, sıra bende..." Mırıldanıyor ve küçük adımlar atıyordu.Düşünceliydi.
Tam bir adım daha atarken koruması olan Eren'e çarpar."Ya yavaş olur musun lütfen,beynimde hissettim." Alina yukarı bakınca ona sırıtan Eren'i görür.
"Asıl sen yavaş,önüne bakmıyorsun.Ne var o kadar önemli bu telefonda?"Eren başını dikmiş telefona bakacakken Alina kaşlarını çatıp gizler.Daha sonra aklına gelen şeyler ile bir an düşünür ve Eren'e döner.
"Eren,gizli numaraları bulabilir miyiz?"Eren kaşlarını çattı."Neden sordun ki? Biri birşey mi yazdı sana?" Alina başını iki yana salladı.
"Sen bana bulabilir misin bir numarayı?"Eren bir an tereddüte düştü fakat onayladı.Kaşları hala çatıktı.Ne olduğu hakkında bilgisi olmadığı için doğal olarak meraka düşmüştü fakat Alina'nı üzerine gitmek istemedi.
"İncelerim.Benim eski polis arkadaşlara göndereyim." Eren de eski polisti fakat mesleğini artık severek yapamadığını fark edince istifa etmişti.
Alina tebessüm edip arabasına binince Eren bir süre yerinde durdu ve düşündü.Son 2 gündür başlarına gelen olaylar normal değildi.Kenan Arslan'ın ani ölümü,Alina'nın bu garip davranışları...
Alina Çapa tıpta okuyordu.Babası ne kadar özel üniversiteye göndermek istese de o istememişti.Alina babasının mezarının az ilerisinde arabayı park edip mezarlığa doğru ilerlerken girişte siyah palto giyinmiş,siyah gözlük takmış gizemli biriyle karşılaşır.Adam hiç beklemeden az ilerideki arabaya binince Alina'nın gözleri plakaya çevrilir.34 DM 404.
Adam arabaya binecekken kısa bir an bakışırlar ama Alina yüzünü tam olarak seçemez.Birkaç kez plakayı tekrar eder.Ezberlediğinden eminken araba da gözden kaybolur.
Alina mezarlığa girer.Koca aile mezarlığında babasının mezarına doğru ilerler.Adımları yavaş ve yorgundu.Yavaşça mezarının başında oturur.Tam toprağını okşarken mezarın diğer başında bir kırmızı zarf görür.
"Alina,
Buraya geleceğini biliyordum.
Babanın mezarı sadece başlangıç.
Gömülen şey sadece bir beden değildi.
Geçmişi öğrenmek istiyorsan, önce gerçeğin seni bulmasına izin ver.
Ama dikkat et...
Bazı sırlar ortaya çıktığında, geri dönüş olmaz."
Alina"nın elleri titrerken tekrar tekrar okudu aynı satırları.İçindeki korku her seferinde daha da fazla büyüyordu.Başını kaldırıp mezar taşını okşayınca aklına gelen şeylerle eli durdu.Buradan çıkan adam...
Alina'yı gördüğü an panik olmuş ve beklemeden uzaklaşmıştı.Alina elleri titreye titreye telefonunu çantasından çıkardı ve Eren'i aradı.Telefon ilk çalışta açmıştı.
"Eren,sana bir plaka söyleyeceğim.Onu bana bulman lazım."Sesi titriyordu ve kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu.Bu kadar yaklaşmışken nasıl elinden kaçırmıştı?
Eren'in sesi endişeli çıkmıştı.Alina göremese de telefon başında Eren'in kaşlarını çattığını hissediyordu."Alina sen iyi misin? Nerdesin seni alayım mı?"
Alına soluklanmadan konuşuyordu."Eren lütfen sonra konuşalım bunları.Bir plaka söyleyeceğim lütfen bulmaya çalış olur mu?"
Eren daha fazla beklemeden onaylamak zorundadır kaldı."Tamam,tamam.Söyle ben bakayım."
Alına zorlukla konuştu.Nefes alamıyordu sanki.Yetmiyordu ve o bunalıyordu."34 DM 404"
Eren onaylayıp telefonu kapattığında Alina'nın eli boşluğa düşmüştü.Eli göğsüne gider ve nefes almaya çalışıyordu.Öyle ki başını göğe kaldırır ve gözlerini yumar.Son 2 gündür yaşadığı şeyler o kadar ağırdı ki kaldıramıyordu.Annesi babasının cenazesine bile gelmemişti.
Annesi bir beyin cerrahıydı Almanya'da.İşine düşkün ve çok disiplinliydi.Annesi Zehra ve babası Kenan,boşanma evrelerini çok kez geçirmişti fakat Alina için boşanmamışlardı.
Doğrusu Alına için fark etmiyordu çünkü küçük yaştan itibaren annesinin yokluğunu iliklerine kadar hissediyordu ve bu his her defasında daha da canını yakıyordu.
Yavaşça doğrulup minik adımlar ile arabasına doğru ilerler.O kadar yorgun ve bitkindi ki araba sürmek bile istemiyordu.Sürücü koltuğuna oturup eve doğru sürdüğünde yorgunluktan gözleri yanıyordu.
Eve vardığında arabayı yerleştirmeden indi ve içeri girdi.Sevda hanım'ın yaptığı yemeklerin kokusu tüm evi kaplamıştı.Alina tüm bu yorgunluğuna rağmen tebessüm eder.
Sevda Hanım mutfaktan çıkar ve Alina'nın yanına gelir."Alina hanım, aç mısınız yemek ister misiniz?"Alina kaşlarını çatar.Derin bir nefes verir ve Sevda Hanım'a döner.
"Daha ne kadar konuşacağız bunları? Bana hanım deme artık Sevda abla.Alina de.Hanım diyince 35 yaş hissediyorum." Sevda hanım tebessüm eder ve Alina'nın saçlarını okşar.
"Tamam, Alina.Hadi gel yemek ye.Sabah yemedin acıkmışsındır." Sevda hanım önden mutfağın yolunu tutar.Alina çantasını tam koltuğa fırlatacakken gelen bildirim sesi ile duraksar.Telefonu çantanın içinden çıkarır ve üstten gelen bildirimi okur.Bu sefer de aynı numaraydı.
"Mektubun sahibini arıyorsun...
Sen mi mektubun sahibi arıyorsun,yoksa o mu seni bir karanlığa çekiyor?"
Alina yutkunduğunda kısa bir an sessizlik oluştu.Bu sessizliği bozan şey Eren'in aramasıydı.Alina titreyen elleri ile aramayı açtı.Eren'in sesi sakindi."Mesajı atan kişi Haluk Bulut isminde biri, araştırmayı yaptık.Fakat bir sorunumuz var."
Alina korkarak cevaplar."Ne gibi bir sorun?"
Eren derin bir nefes verir.Vereceği cevaptan memnun değildi."Mesajı atan kişi,sana mesajı atmadan önce ölmüş."
Alina'nın kalbine binen acı öylesine ağırdı ki tutunacak yer arar.Artık bacakları onu tutamıyor ve sedeliyordu."Ne demek ölmüş? Mesaj attı..."
Eren umutsuz bir şekilde nefes verir."Evet,evet ama ölü bulunmuş. Ve intihar etti diyorlar."
Alina derim bir nefes verir.Toplarlanmaya çalışıyordu ama elleri hala titriyordu."Plaka işi ne oldu?"
Eren duraksar."İki arkadaş gitti baktı kameralara.En son bir çekici otoparkına girmiş.İçinden biri inmiş fakat daha sonraki kamera kayıtları yok."
Alına titrek bir nefes verir.İşler her defasında zorlaşıyordu.Bu mektubun ve mesajın sahibi kimdi,ondan ne istiyordu.
Alına elindeki telefonu sıktı.Boğazına oturmuş olan yumru, içindeki korku ve yüreğindeki sızı,onu bitiriyordu sanki.O an kendine söz verir.
Bir oyun oynanıyorsa o kukla olmayacaktı.Kuklaları o belirleyecek,bu hikayenin gidişatını o belirleyecekti...
