İçeriğe geç

Zamanın Muhafızları: Güneşin Karanlık Yüzü

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Zamanın Muhafızları: Güneşin Karanlık Yüzü

Bölüm 2

2. BÖLÜM: Sessiz Koridorlar ve Canlanan Gölgeler

Tapınağın içi, dışarıdaki tropikal sıcağın aksine buz gibiydi. Fenerin ışığı, havada uçuşan asırlık toz zerrelerini aydınlatırken, duvarlardaki kabartmalar göz kamaştırıyordu. Duvarlarda Jaguar Savaşçıları, tüylü yılan tanrısı Quetzalcoatl ve ellerinde kurbanların kalplerini tutan ürkütücü rahipler tasvir edilmişti. Yerlerdeki taşların pürüzsüzlüğü, buranın bir zamanlar binlerce insan tarafından kullanıldığını gösteriyordu.

Leo, koridorun derinliklerine doğru ilerledikçe tapınağın mimarisi değişmeye başladı. Duvarlar artık taştan değil, ışığı emen siyah ve parlak bir obsidyen maddesinden yapılmıştı. Fenerini duvara tuttuğunda, kendi yansımasını gördü ancak yansıması sanki ondan birkaç saniye sonra hareket ediyordu. Zaman, bu yapının içinde kırılmaya başlamıştı.

"Sakin ol," diye fısıldadı kendi kendine. "Bu sadece bir illüzyon."

Geniş bir geçide geldiğinde, yerdeki taşların üzerinde garip geometrik desenler olduğunu fark etti. Dikkatli olması gerekiyordu. Çantasından ağır bir metal matara çıkardı ve koridorun ortasına doğru fırlattı. Matara yere değdiği anda, çıt diye bir ses duyuldu.

Aniden, sağ ve sol duvarlardaki gizli deliklerden fırlayan devasa, jilet keskinliğinde bronz bıçaklar koridoru bir sarkaç gibi taramaya başladı. Bıçakların havayı yarma sesi, kulakları sağır edecek cinstendi. Eğer adımını atsaydı, şu an birkaç parçaya ayrılmış olacaktı. Bıçakların ritmini dikkatle izledi. Üç ileri, bir geri.

Doğru anı bekledi, derin bir nefes aldı ve bıçakların en yavaş olduğu o saliselik boşlukta ileri fırladı. Kendini karşı taraftaki güvenli bölgeye attığında, arkasındaki bıçaklar büyük bir gürültüyle yerlerine çekildi. Ancak yarattığı bu sarsıntı, tapınağın çok daha karanlık bir mekanizmasını harekete geçirmişti.

İlerideki devasa salonun zemininden yukarı doğru taş lahitler yükselmeye başladı. Kapaklar, sanki içeriden bir güç tarafından itiliyormuş gibi büyük bir gürültüyle yere düştü. Lahitlerin içinden, üzerleri bin yıllık kurumuş kan, katran ve reçine kokulu keten bezlerle sarılı figürler çıktı. Bunlar sıradan mumyalar değildi; üzerlerinde som altından yapılmış savaş maskeleri vardı ve ellerinde obsidyen bıçaklar tutuyorlardı.onlar, Aztek kralının ebedi uykusunu korumaya yemin etmiş, zamanın ötesindeki muhafızlardı.

Mumyaların göz deliklerinden mavi, tekinsiz bir ışık sızıyordu. Kemikli parmakları silahlarını kavrarken, insani olmayan, boğazdan gelen bir hırıltıyla Leo’ya doğru ilerlemeye başladılar. Hareketleri başta yavaş ve hantaldı, ancak her adımda sanki bin yıllık uykularından biraz daha uyanıyor, hızlanıyorlardı. Leo, arkasına baktı; geldiği yol kapanmıştı. Önündeki tek yol, bu yaşayan ölü ordusunun arasından geçiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.