İçeriğe geç

Zamanın Muhafızları: Güneşin Karanlık Yüzü

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Zamanın Muhafızları: Güneşin Karanlık Yüzü

Bölüm 3

3. BÖLÜM: Zamanın Kalbi ve Büyük Kaçış

Mumyalar etrafını sararken Leo, dedesinin notlarındaki bir başka cümleyi hatırladı: "Karanlığın muhafızları ışığa değil, ışığın kaynağına itaat eder." Salonun tavanında, küçük bir delikten içeri sızan tek bir güneş ışığı huzmesi vardı. Bu ışık, salonun tam ortasındaki devasa bir sütunun tepesinde duran, saf zümrütten oyulmuş bir kalbe vuruyordu. Bu, Zamanın Kalbi dedikleri kristaldi. Mumyaların gözlerindeki mavi ışık, bu kristalden besleniyordu.

İlk mumya obsidyen bıçağını Leo’nun göğsüne doğru savurdu. Leo, son anda yana doğru yuvarlanarak darbeden kaçtı; bıçak yerdeki taşları paramparça etmişti. İkinci bir muhafız, Leo’nun üzerine doğru atıldı. Leo, sırt çantasını mumyanın yüzüne doğru fırlatarak onu sersemletti ve sütuna doğru koşmaya başladı.

Sütun pürüzsüzdü ve tırmanması neredeyse imkansızdı. Ancak mumyalar arkasından yetişmek üzereydi. Pençeleri bacaklarını sıyırırken, Leo sütunun kenarındaki küçük kabartmalara tutunarak yukarı doğru tırmandı. Yukarı çıktıkça hava daha da ağırlaşıyor, kristalden yayılan enerji dalgaları zihninde dedesinin sesini yankılatıyordu: "Onu al Leo, ama bedeline hazır ol!"

Sütunun tepesine ulaştığında, aşağıda onlarca mumyanın birbirinin üzerine tırmanarak devasa bir etten kule oluşturduğunu gördü. En tepedeki mumya, elini Leo’nun ayak bileğine doladı. Buz gibi bir soğukluk Leo’nun tüm vücuduna yayıldı, hissizleşmeye başladı.

Tüm gücünü topladı, diğer ayağıyla mumyanın altın maskesine sert bir tekme indirdi. Maske kırılıp düşerken, mumya da aşağıya yuvarlandı. Leo, hemen arkasına döndü ve zümrüt kalbi iki eliyle birden kavradı. Kristal sıcaktı, adeta bir canlının kalbi gibi avuçlarının içinde atıyordu.

"Her şey buraya kadar!" diye bağırdı ve kristali asırlık yuvasından çekip çıkardı.

O anda zaman durdu. Havada uçuşan toz zerreleri hareketsiz kaldı. Mumyalar, havaya savrulmuş bıçaklarıyla birlikte donup kaldılar. Ardından, kristalden kör edici beyaz bir ışık patlaması yayıldı. Bu ışık mumyalara değdiği anda, canavarlar acı dolu sessiz çığlıklarla önce taşa, sonra ince birer toza dönüştü. Salonu dolduran yüz yıllık muhafızlar, bir saniye içinde yok olmuştu.

Ancak bu kurtuluş, beraberinde yıkımı getirdi. Kristal, tapınağı ayakta tutan temel enerji kaynağıydı. O olmadan yapı yerçekimine karşı koyamıyordu. Tavan çatlamaya, devasa taş bloklar birer birer aşağı düşmeye başladı.

Leo, kristali montunun iç cebine güvene aldı ve sütundan aşağı atladı. Tapınak büyük bir gürültüyle kendi üzerine çöküyordu. Arkasından gelen yıkım dalgasından kaçmak için koridorda deli gibi koşmaya başladı. Az önce geçtiği tuzaklı yollar şimdi devasa moloz yığınlarıyla doluyordu. Feneri yere düşüp kırıldı, artık sadece kristalin yaydığı zayıf yeşil ışıkla yolunu bulmaya çalışıyordu.

Giriş kapısına ulaştığında, taş bloğun tamamen kapalı olduğunu gördü. Çıkış yoktu. Arkasından gelen tavan tamamen çökmek üzereydi. Leo, gözlerini kapattı ve elindeki kristali kapının ortasındaki mekanizmaya doğru fırlattı. Kristal yuvaya oturduğu an, kapı büyük bir patlamayla dışarı doğru savruldu.

Leo, kendini patlamanın etkisiyle dışarıya, orman tabanındaki çalılıkların üzerine attı. Arkasında, asırlık Güneş Tapınağı büyük bir toz bulutu çıkararak tamamen yerin dibine battı. Geriye sadece derin bir sessizlik ve çöken alanın üzerinde uçuşan kuşlar kaldı.

Saatler sonra, güneş ormanın üzerinden batarken Leo ayağa kalktı. Üstü başı yırtılmış, yüzü yara bere içindeydi. Çalılıkların arasında parıldayan zümrüt kristali buldu ve eline aldı. Kristalin içinde, artık mavi bir ışık yerine, dedesinin silueti ve bir sonraki hedefi gösteren yeni bir harita belirmekteydi.

Leo derin bir nefes aldı. İlk savaşı kazanmıştı ama dedesini bulmak ve zamanın akışını tamamen kurtarmak için vermesi gereken daha çok mücadele vardı. Kristali cebine koydu ve arkasına bakmadan ormanın karanlığına doğru yürümeye devam etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.