İçeriğe geç

ZAMANIN İZLERİ

Bölüm 4 · 8 dk okuma

ZAMANIN İZLERİ

Bölüm 4

4.Bölüm: Vera

Vera Gecenin içinde yalnızdım. Gökyüzü simsiyah değil, griydi bu gece. Sanki ne karanlık olmak istiyor, ne de aydınlık. Benim gibi…Ay yukarıdan bana bakıyordu, hep yaptığı gibi. Sanki yıllardır tek sırdaşım oymuş gibi. Ona hep aynı şeyi fısıldıyorum:"Ben burada olmayı seçmedim."Hatırlamak istemediğim şeyler var. Ama bazen gece öyle sessiz oluyor ki, anılar usulca kulaklarıma doluyor. Ve ben onları susturamıyorum.Ben küçükken… terk edildim.Henüz altı yaşındaydım. Elimde hiçbir şey yoktu — ne bir mektup, ne bir neden.Sadece annemin son bakışı kaldı aklımda. Gözlerinde sevgi yoktu. Korku da yoktu.Hiçbir şey yoktu.Beni bırakırken nasıl bu kadar boş bakabildi, hâlâ anlayamıyorum.Ormanın kıyısında, yalnız başıma sabahı bekledim o gün.Ama sabah geldiğinde beni almaya annem değil, kraliçenin adamları geldi.Sanki çok önceden karar verilmişti her şey. Sanki ben sadece bir pakettim. Teslim edilmek üzere.Sarayda bana “seçilmiş” dediler. Güldüm.Seçilmek böyle mi olurdu?Kendi annesi tarafından terk edilerek mi?Ben seçilmedim, atıldım… içimde bir şey o gün sessizce öldü.Yıllar geçti. Güçlendiğimi söylediler ama ben sadece daha iyi saklamayı öğrendim.Gözyaşlarımı, korkularımı… Sevgimi bile.Şimdi buradayım. Elisa'nın yanında. Ona bakarken küçük halimi görüyorum.İçimden bir ses diyor ki, “Onu da yalnız bırakma.”İlk kez onu gördüğümde, gözleri yerin altından bakıyor gibiydi.Ben on iki yaşındaydım. Sarayın en sessiz koridorunda yürüyordum; zaten kimseyle konuşmazdım. Konuşmamam öğretilmişti. Sesin varsa, hata yapma riskin vardı. Sessizlik daha güvenliydi. İçeriden yankılanan sesleri duydum — bağırışlar, fısıltılar, ağlayan bir çocuk. Ve sonra... derin bir sessizlik.Kapıdan içeri süzüldüğümde, yerde bir daire çizilmişti. Ortasında bir çocuk vardı. Benden birkaç yaş büyük gibiydi, ama öylece kıpırdamadan duruyordu. Gözleri bir okyanus kadar derindi, maviydi… bakışları... sanki kalbimin içini okudu. Beni gördü. Gerçekten gördü. Ve bir şey oldu. İçimde sakladığım her şey çatladı o anda.O an onun “seçilmiş” olduğunu söylediler. Kraliçenin en sadık olanı, emir kulu, ilk ruh bağlayıcısı. Ben onun gözlerinde bir köle değil, bir tutsak gördüm."Adın ne?" diye sordum, ilk defa konuşarak.Cevap vermedi ama bir adım attı bana doğru.Hiç unutmuyorum… o adım, bir yemin gibiydi.O gün sarayda iki çocuk vardı. Kraliçenin çocukları, annelik yapamayan…İkisi de güce değil, yalnızlığa mahkûm edilmişti ve o günden sonra, biz birbirimizin aynası olduk.Yaralarımız sessizce konuştu birbirleriyle ama aşk...O çok daha sonra geldi ve geldiğinde, her şeyi yaktı…Ben hep yukarıya bakardım. Gökten gelen ışığa… o hep yere bakıyordu. Toprakla konuşuyormuş gibi.Belki de kendi gölgesinden kaçıyordu… belki ismini söyler diye tekrar sordum. Miran dedi… O günden sonra, gözlerini her gördüğümde aynı şey oluyordu. Kalbim bir an duruyor, sonra tekrar çarpıyordu.Ama bu aşk değildi. Henüz değil…Bu, bir meraktı. Bir ip gibi beni ona çeken, görünmeyen ama kopmaz bir bağ. Onunla ilgili hiçbir şey açık değildi. Gözleri bile… ama sanırım bu yüzden vazgeçemedim.Çünkü o benim gibi biriydi. Sessiz, terk edilmiş ve karanlıkla büyümüş.Yine de... içimde bir korku vardı çünkü Miran tehlikeliydi.O gözlerde sadece acı değil, güç vardı ve gücün kimde ne zaman patlayacağını asla bilemezsin.Galiba en çok bu yönüne bağlandım.Kendi parçalanmışlığımı onda buldum ve bir umut…Hayatımı güzelleştirirken bir anda beni hiçe sayan kişi… böyle tanıştık… ~10 YIL SONRA~İşte o... çok beklediğim, çok umduğum konuşma.Hayatımın aşkının, bana söylediği cümleler...On yıl boyunca sustuk.Konuşsak da kalbimiz sessizdi.O sustu, ben bekledim.Her gece gökyüzüne bakarken,"Bir gün" diyordum,"Bir gün bana 'sen' diyecek."Ve şimdi, karşımda duruyor.Miran…Artık çocuk değiliz.Zaman bizi hem büyüttü, hem yaraladı.Ama içimde onun adı hâlâ aynı yankıyı uyandırıyor.Bana baktı. Uzun, derin, suskun bir bakış.Sonra dudaklarından döküldü kelimeler ve ben... sanki nefes almayı unuttum.“Beni en çok sen susturdun Vera… Çünkü seni düşündüğümde kelimeler yetmiyordu.Ama artık susamam.Çünkü seni sevmek, içimdeki tek doğru şeydi.Ve eğer bu dünyanın sonu bile gelse,sana ‘aşığım’ demeden ölmeyeceğim.”Kalbim durdu sandım.Ama o devam etti…“Sen benim huzurum değil Vera…Sen benim karmaşam,benim savaşım,benim teslim oluşum oldun.On yıldır içimde taşıdığım her yara senin adını biliyor.Ve ben ilk kez, kendi karanlığımda bir ışık gördüm.O ışık sendin…”Gözlerim doldu.Oysa ağlamayacağıma yemin etmiştim.Ama o kadar güzeldi ki her kelimesi…İçimde yıllarca sarılmamış bir çocuğun üzerine battaniye gibi örtüldü.“Beni yok edecek olsan bile,bu kalp senden başka birini sevemez Vera.”Ve o an...Sanki dünya sustu.Yalnız biz vardık.İki çocuk, büyümüş ama hâlâ kırık.Sadece fısıldayabildim, “Ben de…” ama o gözler, her şeyi zaten çoktan duymuştu.O an, her şey durmuş gibiydi.Sanki zamanın sadece bu an için var olduğunu hissettim.Yavaşça, korkarak, ama aynı zamanda bir yere ait olmanın huzuruyla Miran’a yaklaştım.Gözlerimdeki korkuyu okumuştu, ama o sadece gülümsedi.O gülümseme, yıllardır tanıdığım ama hiç görmediğim bir gülümsemeydi.Ve o gülümseme, kalbimi kırık bir kuş gibi uçurdu.Bir adım attım...Ve o an, her şeyin ötesinde, dokundu bana.Yavaşça, zarifçe ama bir o kadar da sarsıcı.Baş parmağı, gözyaşlarımla nemlenmiş yüzümün kenarına değdi.Ve ben o dokunuşta kayboldum.İlk sarılış...Miran beni çekti, belki de korktuğum gibi, ama daha önce hiç olmadığım kadar güvende hissettim.İçimden bir şey patladı. Kalbimin her atışı, sesini duymaya açtığım her saniye, en derin yerlerimden bir yankı oluşturdu.Beni sıkıca sardı.Ve o an...Sanki yıllarca beklediğimiz bu an, sonsuz bir zaman gibi hissedildi."Vera," diye fısıldadı, ama bu kez sesinde bir korku yoktu.Bir umudu taşıyordu.Birlikte olmanın gücü vardı o sarılışta.İçimden bir ses yine fısıldadı."Beni bırakma, Miran."Ama ben sustum. Çünkü o kelimeleri söylemişti zaten.O aşkı anlamıştık birbirimizde.Ve o sarılmada, ilk defa rahat nefes aldım.Çünkü o an, hiçbir şeyin önemi yoktu.Sadece ben ve o, her şeyin ötesindeydik.Ve bu kadar derin bir duyguyu bir arada tutabilen ilk anımız…Sadece sessizlik vardı.Miran’ın kolları beni sardığında, bir saniye bile tereddüt etmedim.İçimdeki tüm korkular bir anda kayboldu,sanki her şeyin yerli yerine oturduğu, dünyadan bir anlık ayrıldığımız bir boşluk oluştu.Kolları, beni güvende hissettiren bir duvar gibi çevreledi.O kadar sıkıydı ki, kalbim hep daha hızlı atarken, her atışımda biraz daha fazlasını hissettim.İçimde yıllardır kaybolmuş bir şeyin yerine yeni bir şey yerleşiyordu. Bütün o yıllar boyunca tek başıma taşıdığım yükü,şimdi onun omuzlarında taşıyordum.İlk kez kendimi tamamlanmış hissediyordum.Miran sessizdi, ama o sessizlik bana her şeyin söylenmiş olduğunu fısıldıyordu.Zaman ne kadar geçerse geçsin, bu anın içinde hep kalacağız gibi hissediyordum.İçindeki tüm boşlukları dolduruyordum, o da benimkileri.Bir an, nehrin yavaşça akışını, rüzgarın hafif dokunuşunu hissettim.Dünyadaki her şey durdu, zaman durdu, biz kaldık.Ve o an, her ikimizin içindeki kaybolmuş çocukları,birbirine tutunarak buluyordu.Miran’ın kokusu, beni derinden sarmaladı.Sanki yıllarca orada olabilirim, o an her şeyin içindeyim gibi.Birçok şey vardı, birbirimize söyleyemediklerimiz, korkularımız…Ama hepsinin ötesinde, sadece bir şey vardı: Bütün olmak.Miran, gözlerini kapatıp, başını hafifçe omzuma yasladı.Gözlerindeki acı, yılların birikintisiydi, ama aynı zamanda bana sarılmasında bir teselli vardı.Birlikte olmak... her şeyin sona erdiği yer.Bir süre hiç konuşmadık.Ama o sessizlik, bana her şeyi söyledi.İçinde en karanlık köşelerinde bile ışık vardı.Ve biz, bu karanlıkta birbirimize tutunarak var olmaya karar verdik.Zamanın ne kadar geçtiğini bilmediğim o sarılma,belki de hayatımızın en gerçek anıydı. En kısa süren en gerçek anı… kraliçe öğrenince yaşadığım şeyler… zaman algımı yitirmeme neden olmuştu.Yavaşça, sabahları gözlerimi açtığımda karanlık içinde sırtımda bir ağırlık vardı.Sonsuz bir bekleyişin, acıların, darbelerin içindeydim.Ama o kadar sessizdi ki her şey.Kelimeler… sessizdi. Yalnızdım.Kraliçe... Onun sesi hiç bu kadar korkutucu olmamıştı.Olan biteni hiç kimse görmemişti.Sadece yapılmıştı… ve her şey hızla unutturuluyordu.Dövdüler, bastırdılar.Korkumdan ağlayamadım.Ve o korku her gece beni sarhoş etti.O kadar güçlüydüler ki, görmediler.Ve sadece kırılan bendim.Bir hafta boyunca bana yapılanların ardından,benim içinde olduğum tek şey sessizlikti.Hıçkırıklarım, kalbimi, beynimi, bedenimi susturuyordu.Ve bir hafta sonra...Miran geldi.Ama gözlerinde, bana dokunan ellerinde,bana bir şey söyledi ve her şey değişti…“Beni bırak, Vera. Seni sevmedim. Hiç sevmedim.”Sonsuz bir boşluk oluştu içimde.O an, her şey yıkıldı.O kadar derindi ki…Yüzümü buruşturdum ama ne gözyaşım vardı, ne kelimem.Bir boşluk… kalp atışlarımın bile sesi, o boşluğa yutturdu.Her şey bitti.Ama bilmiyordum.Gerçekten, Miran’a güveniyordum.Çünkü ona, her şeyimi vermiştim.Beni sevmediğini söyleyen kişi,gerçekten içimi parçalayan kişi miydi?Ama, en çok unutmadığım şey Miran’ın gözleriydi.Beni görmüyordu.Beni savunmuyordu.Ve o an… bilmedim.Her şeyin içinde kayboldum.Ve hiç fark etmedim ki, aslında bu,Miran’ın benim için yaptığı en büyük fedakarlıktı.Ve sonra…Ona dönüp bakmaya bile cesaret edemedim.Bir gün çekip gittim, izimi herkese kaybettirdim.İki yıl boyunca kimseye görünmedim.Her adımımı gizledim.Ama o gizlilik bana asla huzur getirmedi.Yalnızdım. Ve kalbimde sadece tek bir isim vardı: Miran.Herkes beni unutmuş gibi yaşamaya başlamıştı, ama ben hiç kimseyi unutmamıştım.Ne sarayı, ne Kraliçe'yi… ve özellikle de Miran'ı.Ona olan duygularımda bir değişim yoktu, ama o her zaman uzak kalmıştı.Beni sevmediğini söylediği o an, her şeyin sonu gibi gelmişti.Ama aynı zamanda, bunu kabullenmem gerektiğini biliyordum.Onun olmadan yaşamak, o karanlık saraydan uzak olmak… her şeyi gizlemek…Ve sonra bir gün… kraliçe beni çağırdı. Hayatımın ikinci kez dönüm noktasını yaşadım.Saraya geri döndüğümde, her şey hâlâ eskisi gibi soğuktu.Ama Kraliçe, beni tekrar yanına çağırırken, beklediğimden çok daha farklı bir görev vermişti.Her şeyin ötesinde, Elisa vardı.Ona ne yapmam gerektiğini, nasıl yaklaşmam gerektiğini Kraliçe bana açıklamıştı.Ve bana verdiği emir, Miran ile aynı odada çalışmamdı.O an…İçimde bir şey kırıldı.Miran ve ben, yıllardır birbirimizden uzak kalmışken, Kraliçe bizi aynı yolda buluşturuyordu.Ama ben, o günün içindeki gizemi çözmeye kararlıydım.Miran’a olan aşkım ve ona yaklaşma isteğim… o kadar derindi ki…Ama o, sevmediğini söylemişti. Ve ben buna inanmalıydım.Ama o an, her şey değişecekti.Kraliçenin Elisa için kurduğu planı öğrenince ne yapacağımı şaşırmıştım… ne demek kızın ruhunu öldürüp onu bu iki evrenden de silmek… buna engel olmam gerektiğini anlamıştım. Ne yapacağımın bilinmezliği içinde Elisa’nın yanında Kutay’ın olduğunu öğrendim. Kutay’ın yanına gittim. Tabi kraliçe Miran ile birlikte gitmeme izin verdi… onların yanına gidince Kutay’ın Elisa’yı çalıştırdığını gördüm. Bu iyi bir şeydi, kendisini savunmayı öğrenmesi gerekiyordu. Kutay ciddi ifademden olayı bir şeylerin ters gittiğini anlamış gibi yüzüme baktı. Yalnız konuşmamız gerekiyordu. Miran’ ı umursamayarak Kutay’la tek konuşmak için kimsenin olmadığı yeri işaret ettim ve oraya gittik. Ona her şeyi anlattım. Kraliçenin planını, Elisa’ya olacakları… Kutay karşımda anlattıklarımın şokunu yaşıyordu. “Elisa’nın hayatı senin elinde…” dedim ve Kutay’ı tek bıraktım. İşimin bittiğini söyleyerek, Miran’a “Gitmemiz gerekiyor, kraliçe bizi bekler.” Elisa’ ya bakarak “Beni hiç unutma, bir daha ne zaman karşılaşırız bilmiyorum ama Kutay’a güven.” Dedim ve saraya gittik…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.