10. Bölüm: Kapıdaki Yüzleşme
Yağmur serpintisi şiddetlenmiş, çamurlu dik patika tırmanmayı daha da zorlaştırmıştı. Kuzey ve Maya, nefes nefese tepenin arkasındaki sık çam ağaçlarının arasına daldılar. Fenerlerini söndürmüşlerdi; sadece şimşek çakmalarının anlık ışığıyla önlerini görebiliyorlardı.
Sarmaşıklarla örtülü devasa kayalığın önüne geldiklerinde durdular. Kayalığın tabanındaki paslı demir kapının önünde, elinde levye ile kapı kilidini zorlayan bir silüet vardı: Siyah kabanlı adam.
Adam levşeyle kilit mekanizmasına yüklendikçe metalden kulak tırmalayıcı gıcırtılar yükseliyordu. Ancak elli yıllık mühürlü mekanizma milim bile kıpırdamıyordu.
Kuzey, Maya’ya işaret ederek çalıların arkasından öne doğru bir adım attı. Fenerini yakıp doğrudan adamın yüzüne tuttu.
— "O kapı levşeyle açılmaz," dedi Kuzey, sesinin titrememesine özen göstererek. "O kapıyı açacak tek şey elimizdeki üç bronz anahtar."
Siyah kabanlı adam aniden arkasına döndü. Işıktan gözlerini kısarak elindeki levyeyi indirdi. Fenerin sarı ışığı adamın ıslak yüzünü aydınlattığında Maya’nın ağzından küçük bir çığlık kaçtı.
— "Ahmet Bey?!" dedi Maya şaşkınlıkla.
Gelen kişi, kasabanın kütüphanesinde yıllardır sakin bir hayat süren, herkesin hürmet ettiği yaşlı kütüphaneci Ahmet Bey’den başkası değildi. Ancak gözlerindeki o her zamanki sevecen ifade gitmiş, yerini hırslı ve soğuk bir bakış almıştı.
Ahmet Bey derin bir iç çekerek kabanının yakasını düzeltti:
— "Demek beni tanıdın Maya... Dedene ne kadar da benziyorsun. Aynı inatçılık, aynı merak..."
Kuzey öfkeyle öne çıktı:
— "1974’teki mektupta bahsedilen ihanet eden kişi siz miydiniz? Dedeni ve arkadaşlarını tünellere hapsedip belgeleri çalmaya çalışan..."
Ahmet Bey acı bir tebessümle başını salladı:
— "İhanet mi? Onlar bu kasabanın altındaki hazinenin ve belgelerin dünyayı değiştireceğini sanıyorlardı. Ama korkup her şeyi gömmeye karar verdiler. Ben sadece hakkım olanı almak istedim. O gece geçit çöktüğünde hepsini kaybettiğimi sandım... Ta ki siz tavan arasındaki o haritayı bulana kadar."
Ahmet Bey elindeki levyeyi yere fırlattı ve elini uzattı:
— "Anahtarları bana verin çocuklar. O tünelin içinde ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bu tarih iki gencin omuzlayamayacağı kadar ağır."
Maya kararlı bir adımla Kuzey’in yanında durdu:
— "Anahtarları sana vermiyoruz Ahmet Bey. Bu sır dedemin ve arkadaşlarının mirası. Ve gerçeği ortaya çıkaracak olanlar biziz."
Kuzey cebinden çıkardığı üç bronz anahtarı demir kapının üzerindeki üç ayrı kilit deliğine sırayla yerleştirdi. Anahtarları aynı anda çevirdiğinde, elli yıldır suskun olan mekanizmanın içindeki ağır çarklar büyük bir gürültüyle dönmeye başladı.
TUK... TUK... GICIRRRR!
Ağır demir kapı aralandı. İçeriden elli yıldır saklanan buz gibi bir hava ve tünelin derinliklerinden gelen gizemli bir uğultu dışarı yayıldı. Gerçek kapı artık açılmıştı...