https://youtu.be/vr4PpWjF60Y?si=qzfIJJ7d7X2qhdcC
Şirket binası uzaktan göründüğü anda boğazım düğümlendi.
Babam bu binayı sıfırdan kurmuştu.
Çocukluğumun büyük bir kısmı burada geçmişti.
Okul çıkışlarında doğruca buraya gelir, babamın odasında ödev yapardım.
Bazen toplantılarının bitmesini saatlerce beklerdim.
Sonra birlikte eve dönerdik.
Camdan binaya bakarken istemsizce gülümsedim.
Ama o gülümseme birkaç saniye içinde kayboldu.
Giriş kapısının önünde gazeteciler vardı.
Kameralar...
Muhabirler...
Mikrofonlar...
Ve binanın önünde toplanmış çalışanlar.
Araç daha durmadan içlerinden biri bizi fark etti.
"Onlar geldi!"
Bir anda bütün kameralar bizim bulunduğumuz araca döndü.
İçim sıkıştı.
"Harika..."
Tam kapıyı açacakken Zain'in sesi duyuldu.
"Otur."
Ona döndüm.
"Neden?"
"Beni dinle."
Dışarıdaki kalabalığı izliyordu.
Sesi sakindi.
"Önce benim adamlarım inecek."
Gerçekten de önümdeki araçlardan siyah takım elbiseli adamlar inmeye başlamıştı.
Birkaç saniye içinde gazetecilerle bizim aramızda bir güvenlik çemberi oluşturdular.
İnsanlar istemsizce geri çekiliyordu.
Kimse itiraz etmiyordu.
Kimse sesini yükseltmiyordu.
Sadece...
Yol veriyorlardı.
İlk kez Zain'in gücünü bu kadar net görüyordum.
"İnebilirsin."
Kapıyı açtım.
Daha ilk adımımı atar atmaz onlarca soru üzerime yağdı.
"Nisha Hanım! Babanızın ölümünün arkasında ne var?"
"Şirket iflas mı ediyor?"
"Yeni yönetim sizde mi olacak?"
"Bay Lorenzo ile ilişkiniz nedir?"
Son soru beni olduğum yerde durdurdu.
Ne?
İlişki mi?
Şaşkınlıkla gazeteciye baktım.
Tam cevap verecektim ki omzumda sıcak bir el hissettim.
Zain.
Hiç konuşmadı.
Sadece eli omzumdaydı.
Ama bu bile yeterli olmuştu.
Gazeteciler birkaç adım geri çekildi.
Hiçbir şey söylememişti.
Yine de herkes susmuştu.
Bu adam gerçekten kimdi?
Asansöre binene kadar tek kelime etmedik.
Kapılar kapanınca derin bir nefes verdim.
"Teşekkür ederim."
İlk kez ona isteyerek teşekkür ediyordum.
"Rica ederim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra bana baktı.
"Bir daha tek başına gazetecilerin karşısına çıkma."
"Çıkmayı planlamıyordum."
"Güzel."
Asansör durdu.
Kapılar açıldı.
Koridor...
Her şey bıraktığım gibiydi.
Ama aynı zamanda hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Çalışanlar beni görünce ayağa kalkıyordu.
Kimisi başını eğiyordu.
Kimisi göz göze gelmekten kaçınıyordu.
Eskiden bana gülümseyen insanlar şimdi korkuyordu.
Benden mi?
Yoksa arkamdaki adamdan mı?
Muhtemelen ikincisi.
Babamın odasının önüne geldiğimde adımlarım yavaşladı.
Kapının üzerindeki isim hâlâ duruyordu.
Murat Demir
Elimi kapı koluna uzattım.
Bir an tereddüt ettim.
Sonra yavaşça açtım.
İçeri girer girmez nefesim kesildi.
Babamın kokusu...
Hâlâ buradaydı.
Odadaki her şey bıraktığı gibiydi.
Masasının üzerindeki kalem.
Açık bıraktığı ajanda.
Pencerenin kenarındaki kahve fincanı.
Sanki birazdan kapı açılacak ve bana,
"Kızım, yine mi beni bekliyorsun?"
diyecekti.
Gözlerim doldu.
Yavaşça masasına yaklaştım.
Elimi ahşap yüzeyin üzerinde gezdirdim.
"Çok özledim..."
Sesim neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
Arkamda duran Zain hiçbir şey söylemedi.
Ve bunun için ona minnettardım.
Bu anı bana bırakmıştı.
Sandalyeye oturdum.
Babamın sandalyesine.
Çocukken gizlice oturup kendimi patron ilan ettiğim sandalye...
Şimdi üzerime fazlasıyla büyük geliyordu.
Masanın çekmecelerini açmaya başladım.
İlk çekmece.
Kalemler.
Dosyalar.
Kartvizitler.
İkinci çekmece.
Eski sözleşmeler.
Not defterleri.
Hiçbir şey.
Tam üçüncü çekmeceyi açacakken...
Tak.
Çekmece açılmadı.
Kaşlarımı çattım.
"Kilitli."
Zain yanıma geldi.
"Bu çekmeceyi daha önce gördün mü?"
"Hayır."
Babam bana hiçbir zaman kilitli çekmecelerden bahsetmemişti.
Bir kez daha denedim.
Yine açılmadı.
Tam vazgeçecekken gözüm masanın altındaki küçük metal çıkıntıya takıldı.
"Bir dakika..."
Eğildim.
Parmağımla bastırdım.
Çıt.
Çekmece kendiliğinden açıldı.
Şaşkınlıkla birbirimize baktık.
İçeride tek bir şey vardı.
Siyah bir USB bellek.
Başka hiçbir şey yoktu.
USB'yi elime aldım.
Üzerinde yalnızca beyaz bir etiket vardı.
Ve tek bir kelime yazıyordu.
NISHA
Kalbim hızla atmaya başladı.
Babam...
Bunu benim için bırakmıştı.
Tam bilgisayara takacakken...
Zain aniden bileğimi tuttu.
Refleksle ona baktım.
"Ne?"
"Dur."
"Neden?"
"Çünkü bunu burada açmayacağız."
"Bu babamın bana bıraktığı şey."
"Biliyorum."
"Öyleyse neden bekleyelim?"
Gözleri USB'den ayrılmadı.
"Çünkü eğer baban bunu sakladıysa..."
Kısa bir duraksama oldu.
"...birilerinin bunu bulmasını da istememiş demektir."
O an odamın kapısı sertçe çalındı.
Üç kez.
Ardından telaşlı bir ses duyuldu.
"Bay Lorenzo!"
Kapı açıldı.
Korumalardan biri nefes nefese içeri girdi.
"Bir sorun var."
Zain'in yüzü anında değişti.
"Ne oldu?"
Adam kısa bir an bana baktı.
Sonra tekrar Zain'e döndü.
"Polis geldi."
"Ve yalnız değiller."
"Odasını aramak için arama kararı getirdiler."
Elimdeki USB'yi istemsizce daha sıkı kavradım.
İçimde tek bir düşünce yankılanıyordu.
Çok geç kalmışlardı.
Çünkü babam...
Bana ilk sırrını çoktan bırakmıştı.
Kapının kapanmasıyla odadaki hava tamamen değişti.
Az önce babamın kokusunu içime çektiğim oda, şimdi sanki nefes alamadığım bir yere dönüşmüştü.
Elimdeki USB'yi daha sıkı kavradım.
Zain'in bakışları bana kaydı.
"Cebine koy."
Tek kelime.
Ama düşünmeden dediklerini yaptım.
USB'yi ceketimin iç cebine yerleştirdim.
"Nisha."
"Hı?"
"Birazdan ne olursa olsun konuşma."
"Ne demek konuşma?"
"Ben konuşacağım."
"Bu benim şirketim."
"Biliyorum."
"O zaman..."
"Nisha."
Sesindeki kararlılık beni susturdu.
"Bu sadece şirketin değil."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek istiyorsun?"
"Burası artık bir suç mahalli."
O cümle mideme yumruk gibi oturdu.
Babamın odasına tekrar baktım.
Suç mahalli...
Bu kelimeyi burada duymak canımı acıtmıştı.
Kapı yeniden açıldı.
Bu kez içeri üç polis memuru ve takım elbiseli orta yaşlı bir adam girdi.
Elindeki evrak dosyasını açtı.
"Günaydın."
Kimsenin günaydın dediği yoktu.
Adam odadaki herkesi tek tek süzdü.
Bakışları birkaç saniye Zain'in üzerinde kaldı.
İlk kez birinin Zain'e doğrudan baktığını görüyordum.
Cesaret miydi?
Yoksa mecburiyet mi?
"Ekip olarak arama kararıyla geldik."
Elindeki belgeyi uzattı.
"Merhum Murat Demir'in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ofiste inceleme yapılacaktır."
Ben konuşacak gibi oldum.
Ama Zain hafifçe elini kaldırdı.
Beni durduruyordu.
"Buyurun."
Sesi sakindi.
"Evrakı görebilir miyim?"
Adam belgeyi uzattı.
Zain birkaç saniye dikkatlice okudu.
Hiç acele etmiyordu.
Sanki odadaki herkes onun bitirmesini beklemek zorundaymış gibi.
Belgeyi geri verdi.
"Yasal."
Sonra bana baktı.
"Endişelenme."
Polisler çekmeceleri açmaya başladı.
Dolaplar...
Dosyalar...
Bilgisayarlar...
Her şeyi tek tek inceliyorlardı.
Ben ise olduğum yerde öylece duruyordum.
Bir kadın polis babamın kitaplığının önünde durdu.
Kitapları tek tek çıkarmaya başladı.
İçim burkuldu.
Sanki babamın hayatı parçalara ayrılıyordu.
Tam o sırada orta yaşlı adam bana döndü.
"Hanımefendi."
"Evet?"
"Size birkaç soru sormam gerekiyor."
Başımı salladım.
"Tabii."
"Son olarak babanızı ne zaman gördünüz?"
"Dört gün önce."
"Aranız nasıldı?"
"Çok iyiydi."
"Herhangi bir düşmanı var mıydı?"
Gözüm istemsizce Zain'e kaydı.
"Bilmiyorum."
Adam not aldı.
"Son günlerde size garip gelen bir davranışı olmuş muydu?"
Derin bir nefes aldım.
Babamın son telefon konuşması aklıma geldi.
Sesindeki gerginlik...
Sürekli camdan dışarı bakması...
"Biraz..."
Adam başını kaldırdı.
"Biraz?"
"Gergindi."
"Neden?"
"Bilmiyorum."
Gerçekten bilmiyordum.
Ya da o güne kadar bilmiyordum.
Adam notlarını tamamladıktan sonra odanın içinde dolaşmaya başladı.
Bir süre sonra polislerden biri seslendi.
"Komiserim!"
Hepimiz o tarafa döndük.
Polis elinde küçük bir zarf tutuyordu.
"Kitaplığın arkasına sıkışmış."
Kalbim hızlandı.
Komiser zarfı aldı.
Üzerinde hiçbir isim yoktu.
Sadece siyah mumla kapatılmıştı.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Komiser birkaç saniye fotoğrafa baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
Ben dayanamadım.
"Ne var?"
Fotoğrafı bana uzattı.
Elim titreyerek aldım.
Nefesim kesildi.
Fotoğrafta babam vardı.
Yanında ise genç bir adam...
Yüzünün yarısı seçiliyordu.
Ama onu tanımıştım.
Çünkü o gri gözleri unutmak mümkün değildi.
Zain.
Fotoğraf en az on beş yıl öncesine aitti.
İkisi birlikte gülümsüyordu.
Babamın kolu Zain'in omzundaydı.
Bu görüntü...
Anlatılanlardan çok farklıydı.
Onlar sadece iş ortağı değildi.
Birbirlerine güveniyorlardı.
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Titrek bir el yazısıyla tek cümle yazılmıştı.
"Kardeşimden öte..."
Gerisi yırtılmıştı.
Başımı yavaşça kaldırdım.
Zain'in yüzüne baktım.
İlk kez...
İlk kez o kusursuz sakinliğinde küçücük bir çatlak gördüm.
Çok kısa sürdü.
Ama görmüştüm.
O fotoğraf onu da hazırlıksız yakalamıştı.
Komiser sessizliği bozdu.
"Bay Lorenzo..."
Zain bakışlarını fotoğraftan ayırmadan cevap verdi.
"Efendim?"
"Sanırım bize anlatmanız gereken bazı şeyler var."
Odanın içindeki herkesin gözü artık Zain'deydi.
Benim de.
Çünkü ilk kez babamın geçmişindeki en büyük sırrın...
Karşımda duran adam olduğunu hissediyordum.