Zain'in gözlerindeki sert ifade birkaç saniye daha üzerimde kaldı.
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
"Gel."
Kaşlarımı çattım.
"Bu kadar mı?"
"Ne kadar olmasını bekliyordun?"
"Belki soruma cevap vermeni."
"Bunun için gelmeni söyledim."
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Sinir bozucu adam.
Her cümlesi ayrı bir bilmeceydi.
Ama peşinden gittim.
Çünkü başka seçeneğim yoktu.
Ve çünkü gerçekten cevaplara ihtiyacım vardı.
Koridorun sonundaki büyük ahşap kapının önünde durdu.
Kapıyı açtı.
İçeri girdi.
Ben de arkasından girdim.
Oda beklediğimden farklıydı.
Gösterişliydi ama abartılı değildi.
Koyu renk kitaplıklar duvarları kaplıyordu.
Büyük bir çalışma masası vardı.
Bir köşede deri koltuklar duruyordu.
Ve pencerenin yanında tavana kadar uzanan bir içki rafı.
Zain ceketini çıkarıp koltuğun arkasına bıraktı.
İlk kez yanık izinin bir kısmını daha net gördüm.
Sağ elinden başlayıp koluna doğru uzanıyordu.
Eskiydi.
Ama dikkat çekiciydi.
"Otur."
Emir verir gibi konuşuyordu.
Yine.
Ama bu kez tartışacak enerjim yoktu.
Karşısındaki koltuğa oturdum.
Zain içki rafına yöneldi.
Bir şişe aldı.
İki bardak çıkardı.
İçkiyi doldururken konuşmaya başladı.
"Babanla yaklaşık on beş yıl önce tanıştım."
Sessizce dinledim.
"Bazı dağıtım ağlarında birlikte çalıştık."
Bardağı masaya bıraktı.
"Sana anlatıldığı kadar temiz bir iş değildi."
Acı bir gülümseme dudaklarıma yerleşti.
"Bunu anlamaya başladım."
Zain kısa bir bakış attı.
Sonra devam etti.
"Fakat baban farklıydı."
"Nasıl?"
İçkisini eline aldı.
"Bana ilk tanıştığımız günden beri ailesinden bahsederdi."
Göğsüm sıkıştı.
"Ailenden."
Sesi sakinleşmişti.
"Neden bu işlerin içine tamamen girmek istemediğini anlatırdı."
Başımı kaldırdım.
"Ne derdi?"
"Karısını kaybettiğini."
Annem.
Adı bile hâlâ içimde boşluk yaratıyordu.
"Ve geriye kalan tek şeyin kızı olduğunu."
Bir süre konuşamadım.
Zain devam etti.
"Büyük operasyonlarda yardım ederdi."
"Bazen danışmanlık yapardı."
"Bazen finansal destek sağlardı."
"Ama hiçbir zaman tamamen bu dünyanın parçası olmak istemedi."
Yavaşça nefes verdim.
Bu...
Babama benziyordu.
En azından benim tanıdığım tarafına.
"Ve senden bahsederdi."
Bu kez gerçekten şaşırdım.
"Neden?"
Zain omuz silkti.
"Çünkü seninle gurur duyuyordu."
Bir an gözlerimi kaçırdım.
"Finans eğitimini."
"Başarılarını."
"Hırsını."
"Derecelerini."
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Garipti.
Babamın beni başkalarına anlattığını bilmek...
Hele ki bu adama...
Garip hissettiriyordu.
"Benim hakkımda fazla şey biliyorsun."
İlk kez belli belirsiz bir tebessüm gördüm.
"Senden yıllardır bahsediyordu."
Bu açıklama nedense daha da tuhaf hissettirdi.
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra asıl soruyu sordum.
"Babam nasıl öldü?"
Tebessüm kayboldu.
Zain bardağını masaya bıraktı.
"Bilseydim söylerdim."
İnanmak istedim.
Ama emin değildim.
"Gerçekten bilmiyor musun?"
"Hayır."
Bakışları gözlerimden ayrılmıyordu.
"Şüphelendiğim insanlar var."
"Neden?"
"Bazı ortak düşmanlarımız vardı."
Ortak.
Bu kelime hoşuma gitmedi.
"Onlar mı yaptı?"
"Sanmıyorum."
"Neden?"
Zain arkasına yaslandı.
"Çünkü senin babanın arkasında benim olduğumu biliyorlardı."
Odadaki hava sanki ağırlaştı.
Bu adamın kim olduğunu gerçekten bilmiyordum.
Ama insanların ondan neden korktuğunu anlamaya başlıyordum.
"Bana göre daha ilginç bir detay var."
Vücudum gerildi.
"Nedir?"
"Babanın sekreteri."
Kaşlarım çatıldı.
"Melissa mı?"
"Evet."
"Ne olmuş ona?"
"Baban ölmeden bir gün önce bütün mal varlığını sattı."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Ne?"
"Evini."
"Arabasını."
"Yatırımlarını."
"Bankadaki hesaplarını boşalttı."
Kanım çekildi.
"Sonra?"
"Kayboldu."
Bir anda ayağa kalktım.
"Bu imkânsız."
"Maalesef değil."
Odanın içinde yürümeye başladım.
Düşünceler beynimin içinde birbirine çarpıyordu.
Sekreter.
Kayıp para.
Babamın ölümü.
Kaçış.
Her şey tek bir noktaya çıkıyordu.
Bir anda durdum.
Ve Zain'e döndüm.
"Babam ölmedi."
Sesi sakindi.
"Öldü."
"Hayır."
Başımı salladım.
"Öldürüldü."
Bu kez itiraz etmedi.
Sadece baktı.
"Ve bunu yapanları bulacağım."
Sessizlik.
Sonra Zain konuştu.
"Hayır."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek hayır?"
"Sen hiçbir şey yapmayacaksın."
Bir kahkaha attım.
Ama içinde eğlence yoktu.
"Söz konusu babam."
"Farkındayım."
"Onun katillerini bulacağım."
"Hayır."
"Bulacağım."
"Ben halledeceğim."
İşte bu noktada sinirim taştı.
Birkaç adımda aradaki mesafeyi kapattım.
Tam karşısında durdum.
"Neden herkes bana ne yapacağımı söylüyor?"
Zain kıpırdamadı.
"Beni durdurabileceğini mi sanıyorsun?"
Sessizlik.
"Ya bana yardım edersin..."
Bir adım daha yaklaştım.
"...ya da ben kendim bulurum."
Artık aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Gri gözleri doğrudan benimkilere bakıyordu.
Geri çekilmiyordu.
Ben de çekilmiyordum.
O an ilk geri çekilenin o olmasını istedim.
Ama olmadı.
Aksine...
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Sana komik gelen ne?"
"Hiçbir şey."
"Yalan."
Bu kez gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
"Bakarız, küçük hanım."
Gözlerim büyüdü.
"Küçük hanım mı?"
"Ben çocuk değilim."
"Bunu tekrar söylemeyeceğim."
"Ve bana öyle davranmayı bıraksan iyi olur."
"Çünkü?"
"Çünkü..."
Tam yeni bir tirada başlayacaktım ki...
Bir anda eli çeneme ulaştı.
Donup kaldım.
Hareket o kadar hızlı olmuştu ki fark etmemiştim bile.
Başparmağı çenemin yanında duruyordu.
Bakışları gözlerimin içine kilitlendi.
"Sus, Nisha."
Bir anda bütün cümlelerim kayboldu.
Şaşkınlıkla ona baktım.
Sesi sakindi.
Ama tartışmaya yer bırakmıyordu.
"Bir şeyleri senin de istediğin gibi nasıl yaparız..."
Kısa bir duraksama oldu.
"...onu düşüneceğim."
Gözlerini gözlerimden ayırmadı.
"Sonra sana söyleyeceğim."
Kalbimin neden hızlandığını anlamıyordum.
Belki öfkeden.
Belki de beni ilk kez gerçekten dinlediğini hissettiğim içindi.
"Tamam mı?"
Ağzımdan istemsizce çıktı.
"...Tamam."
Zain elini çekti.
Ben ise olduğum yerde birkaç saniye donup kaldım.
Bu konuşmanın bu şekilde biteceğini hiç düşünmemiştim.
Kendime geldiğimde hemen bir adım geri çekildim.
"İyi."
Boğazımı temizledim.
"Sen düşün o zaman."
Sesimin normal çıkması için büyük çaba harcadım.
"Ben gidiyorum."
Arkamı dönüp kapıya yöneldim.
Kapıyı açarken hâlâ bakışlarını sırtımda hissediyordum.
Bu sinir bozucuydu.
Ve garip şekilde...
Aklımı karıştırıyordu.
Koridora çıktım.
Kapıyı arkamdan kapattım.
Derin bir nefes aldım.
Dinlenmem gerekiyordu.
Çünkü yarın...
Sorularımın sayısı daha da artacaktı.