İçeriğe geç

ZAAFIN RENGİ

Bölüm 9 · 2 dk okuma

ZAAFIN RENGİ

Bölüm 9

Ağın İçindeki Sinek

00:03…

00:02…

00:01…

Gece’nin eli elimdeydi.

Bu kez onu ben çekmemiştim.

O uzatmıştı.

Aramızdaki bütün öfkeye, bütün güvensizliğe rağmen…

Seçimini kendi yapmıştı.

Ve tam o anda…

Hiçbir şey olmadı.

Patlama gelmedi.

Alev yükselmedi.

Sadece sessizlik.

Tehlikeli bir sessizlik.

Sonra depodaki devasa çelik kapılar ağır bir gürültüyle kapandı.

Kilitleme sistemleri devreye girdi.

Gece etrafına baktı.

“Bu…”

Cevap veremedim.

Çünkü içimde kötü bir his büyüyordu.

Duvarlardaki kırmızı ışıklar söndü.

Yerini tek bir beyaz ışık aldı.

Ve hoparlörden bir ses geldi.

Şahin.

Ama bu, az önce yerde yatan Şahin değildi.

Bu ses…

Kazandığını bilen bir adamın sesiydi.

“İnsanların en büyük yanılgısı nedir biliyor musun Karan?”

Sessizlik.

“Zekânın sadece cevap bulmak olduğunu sanırlar.”

Hoparlörden hafif bir gülüş duyuldu.

“Oysa asıl güç, insanların hangi cevabı vereceğini bilmektir.”

Gece’nin yüzü sertleşti.

Şahin devam etti.

“Gece kaçacaktı.”

Kısa bir duraksama.

“Karan onu takip edecekti.”

“Çünkü senin gibi adamlar sevdiği insanları özgür bırakmayı bilirler…”

Bir an sustu.

“Ama kaybetmeyi değil.”

Çenem sıkıldı.

Şahin bizi izliyordu.

Sadece fiziksel olarak değil.

Zihnimizin içinden.

“Bu yüzden seni öldürmek istemedim Karan.”

“Önce seni anlamak istedim.”

Ekranlardan biri açıldı.

Konağın görüntüleri.

Tersane.

Sığınak.

Bütün hareketlerimiz.

“Üç yıl boyunca herkesin zayıf noktasını öğrendim.”

Görüntü Gece’ye döndü.

“Onunki gururu.”

Sonra bana.

“Seninki ise sorumluluk duygun.”

Gece elimi daha sıkı tuttu.

Ama bu kez korkudan değil.

Öfkeden.

“Sen insanları deney olarak görüyorsun.”

Şahin’in sesi sakindi.

“Hayır.”

Bir saniye bekledi.

“Ben insanları oldukları gibi görüyorum.”

⸻

Gaz kapakları açıldığında bunu bekliyorduk.

Ama beklediğimiz şey ölüm değildi.

Kontrolün kaybıydı.

Gri sis depoya yayılırken Poyraz bağırdı:

“Patron!”

“Çıkış!”

Ama kapılar kapanmıştı.

Şahin bizi buraya gömmek istemiyordu.

Bizi burada tutmak istiyordu.

Tam o anda eski bir şey hatırladım.

Bu depoları biliyordum.

Çocukken babamla gelmiştim.

Eski tahliye sistemi…

Kimsenin kullanmadığı bir kanal.

Şahin modern güvenlik sistemlerini hesaplamıştı.

Ama bu binanın geçmişini bilmiyordu.

Çünkü o hiçbir zaman burada yaşamamıştı.

Sadece yönetmişti.

“Gece.”

Başını çevirdi.

“Aşağı bak.”

Paslı ızgarayı gösterdim.

“Bunu açabilir misin?”

Hiç soru sormadı.

Sadece çömeldi.

İşte fark buydu.

Eskiden bana güvenmiyordu.

Şimdi ise kararımı sorgulamadan yanında duruyordu.

Izgara açıldığında altımızdaki siyah su göründü.

Gece aşağı baktı.

“Bu çok kötü bir fikir.”

“Muhtemelen.”

Bana baktı.

“Ve yine de yapacağız.”

Başımı salladım.

“Yine de.”

Karanlık boşluğa atladık.

⸻

Soğuk su bizi içine çektiğinde dünya birkaç saniyeliğine sessizleşti.

Sadece akıntı vardı.

Ve elimizde kalan tek şey birbirimizdi.

Tünel bizi dışarı sürüklediğinde yüzeye çıktık.

Yağmur hâlâ yağıyordu.

Gece nefesini toparlamaya çalışırken bana baktı.

“Bir şey fark ettin mi?”

“Neyi?”

“Şahin ilk kez hata yaptı.”

Kaşımı kaldırdım.

“Nasıl?”

“Bizim birbirimize güvenmeyeceğimizi düşündü.”

Sessizlik.

Gece hafifçe gülümsedi.

“Ama yanıldı.”

Denize baktım.

Şahin çok zekiydi.

Belki de karşılaştığım en zeki düşmandı.

Ama bir şeyi hesaba katmamıştı.

İnsanları kontrol etmeye çalışan herkes aynı hatayı yapardı.

Onları sadece zayıflıklarıyla tanımlardı.

Oysa insanlar değişirdi.

Ve bazen…

Bir insanın en büyük gücü, düşmanının hiç beklemediği şey olurdu.

Güven.

“Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Gece.

Cevabım kısa oldu.

“Şimdi Şahin’in oyununu bozacağız.”

Fırtınanın içinde ilerlerken ikimiz de aynı şeyi biliyorduk.

Bu savaş artık kaçmak değildi.

Bu kez avcı ile av yer değiştirecekti.

Bölüm sonu

1 yorum