Haydarpaşa Garı’nın arkasındaki eski depolar, unutulmuş bir mezarlığı andırıyordu.
Paslanmış demir kolonlar, kırık camlar ve yıllardır dokunulmayan beton duvarlar…
Burası sadece terk edilmiş bir bina değildi.
Burası insanların sırlarını gömdüğü yerdi.
Yağmur tavandaki deliklerden içeri sızıyor, yerdeki su birikintilerinde eski ışıkları parçalıyordu.
Gece arabadan indi.
Şemsiyesini açmadı.
Çünkü artık saklanmak istemiyordu.
Ne Şahin’den.
Ne Karan’dan.
Ne de geçmişinden.
Depoya girdiğinde içeride tek bir ışık yanıyordu.
Ve o ışığın altında Şahin duruyordu.
Ama yalnız değildi.
Adamları görünmüyordu.
Bu, Gece’nin dikkatini çekti.
Çünkü korkak insanlar kalabalıkla güç gösterisi yapardı.
Şahin gibi insanlar ise…
Saklardı.
“Hoş geldin.”
Şahin’in sesi depoda yankılandı.
Gece durdu.
“Bu kadar bekledin.”
Şahin gülümsedi.
“Çünkü geleceğini biliyordum.”
“Benim geleceğimi mi?”
“Hayır.”
Bir adım attı.
“Senin geleceğini değil.”
Kısa bir sessizlik.
“Karan Barut’un seni yalnız bırakmayacağını biliyordum.”
Gece’nin yüzü değişmedi.
Ama içinde bir şey yer değiştirdi.
Çünkü Şahin’in asıl oyunu buydu.
Onları birbirinden ayırmak değil…
Birbirlerinin ne yapacağını tahmin etmeye zorlamak.
“Karan beni göndermedi.”
Şahin başını eğdi.
“Bunu söyleyeceğini de biliyordum.”
Gece kaşlarını çattı.
“Sen insanları değil, onların seçimlerini izliyorsun.”
“Çünkü insanların seçimleri en büyük zayıflıklarıdır.”
Gece cebinden babasının defterini çıkardı.
“Yanılıyorsun.”
Defteri havaya kaldırdı.
“İnsanların seçimleri bazen en büyük güçleridir.”
Şahin’in gülümsemesi hafifçe kayboldu.
“Defter.”
“Babamın bıraktığı son şey.”
Sayfaları açtı.
“Senin üç yıldır sakladığın her şey burada.”
Şahin sakin kaldı.
Fazla sakin.
Gece bunu fark etti.
“Şaşırmadın.”
“Çünkü o defterin varlığını biliyordum.”
Sessizlik.
“Ne?”
Şahin yavaşça alkışladı.
“Gerçekten güzel oynadın Gece.”
Gece’nin gözleri kısıldı.
“Ama bir şeyi unuttun.”
“Neyi?”
“Babandan kalan şeyleri sadece sen aramadın.”
Depodaki ışıklar bir anda değişti.
Üst galerilerde gölgeler belirdi.
Adamlar.
Ama bu kez Gece şaşırmadı.
Çünkü o da hazırlıklıydı.
“Sen hâlâ beni korkutacağını sanıyorsun.”
Şahin ilk kez meraklandı.
“Ne yaptın?”
Gece hafifçe gülümsedi.
“Defterin kopyasını gönderdim.”
“Nereye?”
“Senin yıllarca korktuğun insanlara.”
Şahin’in yüzündeki sakin ifade ilk kez kırıldı.
Ama sadece bir saniyeliğine.
Sonra gülümsedi.
“İşte bu yüzden seni seçtim.”
Gece durdu.
“Ne?”
“Çünkü sen Karan’a benziyorsun.”
Bu söz onu vurdu.
“İnatçı.”
“Kontrol edilemez.”
“Ve en önemlisi…”
Şahin yaklaştı.
“İnsanların seni kurtarmaya çalışmasına izin vermeyecek kadar gururlu.”
Tam o anda üst galeriden silah sesi geldi.
Ama hedef Gece değildi.
Şahin’in adamlarından biriydi.
Karan ve Poyraz karanlığın içinden çıktı.
Fakat Karan’ın silahı Şahin’e dönük değildi.
Gece’ye baktı.
“Bu senin hesabın.”
Gece ilk kez şaşırdı.
Çünkü Karan onu durdurmaya gelmemişti.
Ona güvenmeye gelmişti.
⸻
Çatışma başladığında depo yeniden kaosa döndü.
Ama ortadaki iki kişi hareketsiz kaldı.
Gece ve Şahin.
Şahin son kozunu oynadı.
Silahını kaldırdı.
Ama Gece daha hızlıydı.
Tek bir atış.
Şahin’in silahı elinden düştü.
Yere diz çöktü.
Gece karşısında durdu.
“Öldür beni.”
Şahin gülümsedi.
“Yapamazsın.”
Gece silahını ona doğrulttu.
“Belki.”
Bir saniye sustu.
“Ama seni öldürmek, senden hiçbir farkım kalmaması demek.”
Şahin’in yüzündeki ifade değişti.
Çünkü ilk kez kaybettiğini anladı.
Gece onu yenmemişti.
Onun oyununu reddetmişti.
Tam o sırada Şahin’in cebindeki küçük cihaz ışık verdi.
Karan bunu gördü.
“Gece!”
Geç kalmıştı.
Şahin düğmeye bastı.
“Ben kaybedersem…”
Sırıttı.
“Kimse kazanamaz.”
Depodaki kolonların altında kırmızı ışıklar yanmaya başladı.
00:10
00:09
00:08
Poyraz’ın sesi yankılandı.
“Patron! Çıkmamız lazım!”
Karan Gece’ye baktı.
Eskiden olsa onu zorla götürürdü.
Kolundan tutardı.
Kararını verirdi.
Ama bu kez sadece elini uzattı.
Gece birkaç saniye baktı.
Sonra…
Kendi isteğiyle tuttu.
Ve birlikte koştular.
Çünkü bazı insanlar güveni sözlerle değil…
Seçimlerle kazanırdı.