İçeriğe geç

ZAAFIN RENGİ

Bölüm 3 · 3 dk okuma

ZAAFIN RENGİ

Bölüm 3

Dosyadaki Hayalet

Sabahın ilk ışıkları Boğaz’ın üzerindeki sisi dağıtmaya çalışıyordu.

Ama çalışma odamın içindeki sis daha yoğundu.

Meşe masamın üzerinde üç eski dosya duruyordu. Kenarları yıpranmış, kapakları yılların ağırlığını taşımıştı. Üç dosyanın da üzerinde aynı tarih yazıyordu.

14 Kasım.

Bazı tarihler takvimde kalmazdı.

Bazı tarihler insanın içinde gömülü kalırdı.

Kapı iki kez çaldı.

“Poyraz.”

Kapı açıldı.

Elinde iki fincan kahveyle içeri girdi. Birini sessizce önüme bıraktı ama gözleri masadaki dosyalardan ayrılmadı.

“Dosyalar tamam patron.”

“Konuş.”

Derin bir nefes aldı.

“Kız hakkında hâlâ bir şey bulamadık.”

Başımı kaldırdım.

“Hiç mi?”

“Hiç.”

Bir an sustu.

“Ne kayıt var, ne geçmiş. Sanki biri onun hayatındaki bütün izleri silmiş.”

Dosyaları kendime doğru çektim.

“İnsanlar kaybolmaz Poyraz.”

Sayfaları çevirmeye başladım.

“Ya saklanırlar…”

Bir fotoğraf çıktı karşıma.

“…ya da saklanmaları sağlanır.”

Poyraz sessiz kaldı.

Fotoğrafa baktım.

Üç yıl önceki gece.

Karadeniz’in öfkeli dalgaları.

Yan yatmış bir gemi.

Ve kayıtlara göre kaybolan üç kişi.

Ama bazı kayıplar gerçekten kayıp değildi.

Bazıları gerçeğin üzerini örtmek için kullanılan kelimelerdi.

Dosyanın son sayfasını çevirdim.

Ve gördüm.

Bir fotoğraf.

Eski.

Yıpranmış.

Ama tanıdık.

Parmaklarım bir anlığına durdu.

Poyraz bunu fark etti.

“Patron?”

Yüzümde hiçbir şey belli etmedim.

Yıllardır öğrendiğim tek şey buydu.

Acıyı göstermek, düşmana verilen ilk fırsattı.

“Kızı aşağı getir.”

Poyraz şaşırdı.

“Çalışma odasına mı?”

“Evet.”

“Patron, buraya—”

“Getir dedim.”

⸻

Beş dakika sonra kapı açıldı.

Kız içeri girdi.

Üzerinde hâlâ dün geceden kalan kıyafetler vardı. Saçları dağınıktı. Uykusuzdu.

Ama gözleri…

Gözleri hâlâ aynıydı.

Bana meydan okuyan o bakış.

Masaya yaklaştı.

Dosyaları gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.

Çok kısa sürdü.

Ama gördüm.

Korku.

“Tanıyorsun.”

Sesim sakindi.

“Ne?”

Masadaki fotoğrafa dokundum.

“Bu tarihi.”

Sessizlik.

“14 Kasım.”

Bakışlarını kaçırmadı.

“Üç yıl önce Karadeniz’de bir gemi battı.”

Sesi soğuktu.

“Bir adam öldü.”

Bir adım yaklaştım.

“Adı Sancar.”

Nefesi değişti.

İşte o an emin oldum.

Doğru yere dokunmuştum.

“Sancar benim babamdı.”

Gözleri hafifçe daraldı.

“Yalan.”

“Keşke olsaydı.”

Dosyadan eski bir saat çıkardım.

Altın bir köstekli saat.

Masaya bıraktım.

Saat durmuştu.

03:14.

Bakışları saate kilitlendi.

“Bu…”

“Onundu.”

Sessizlik.

“O gece gemide ne olduğunu biliyor musun?”

Bana baktı.

“Sen biliyorsun.”

Sesi titremiyordu.

Ama nefretinin altında yıllardır biriken bir acı vardı.

“Babam o gemideydi.”

O cümle odadaki bütün havayı değiştirdi.

İlk kez ona farklı baktım.

“Demek sendin.”

Kaşları çatıldı.

“Ne?”

“Onu arayan kişi.”

Gülümsedi.

Ama içinde mutluluk yoktu.

“Üç yıl boyunca herkes sustu Karan Barut.”

Sesi yükseldi.

“Polis sustu. İnsanlar sustu. Herkes sustu.”

Masaya yaklaştı.

“Ben susturulmadım.”

Parmağıyla dosyayı işaret etti.

“Çünkü babamın son bıraktığı şey sendin.”

Sessiz kaldım.

Çünkü bazı suçlamalara cevap vermek kolaydı.

Bazılarına ise hak vermek.

“Ben o gemiyi patlatmadım.”

Gözleri öfkeyle parladı.

“İnanmamı mı bekliyorsun?”

“Hayır.”

Bir adım yaklaştım.

“Sadece gerçeği bilmeni istiyorum.”

Saatin üzerine baktım.

“Çünkü o gece Sancar öldü.”

Bir nefes aldım.

“Ve ben de onunla birlikte bir parçamı kaybettim.”

Sesim tamamen soğuk kalmadı.

“Çünkü o benim en yakın arkadaşımın babasıydı.”

Kendi babam ben çok küçük yaştayken vefat etmişti…

O adam ise…

Kısa bir süreliğine de olsa bana manevi destek olmuştu.

Onu bir “baba” figürü gibi görmüştüm küçükken.

Kızın yüzündeki öfke bir anlığına durdu.

Ama sonra yeniden sertleşti.

“Yine de bu hiçbir şeyi değiştirmez.”

“Değiştirir.”

Başımı kaldırdım.

“Çünkü baban ve benim ailem aynı gecede yok olmadı.”

Duraksadım.

“Biz aynı gecenin kurbanlarıyız.”

Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.

Sonra dudaklarımı araladım.

“Ama sana söylemediğim bir şey var.”

Gözleri değişti.

“Ne?”

“Ben o gece oradaydım.”

Gerçekten sarsıldı.

“Sen…”

“Evet.”

Sesim alçaldı.

“Geminin batmasından önce oradaydım.”

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Çünkü gerçek bazen yalandan daha acıydı.

Tam o anda—

Dışarıdan gelen patlama sesiyle camlar titredi.

Kız irkildi.

İkinci patlama daha yakındı.

Poyraz kapıyı sertçe açtı.

“Patron!”

Elinde silah vardı.

“Giriş kapısı düştü.”

Bakışları bana kilitlendi.

“Karadeniz tarafı geldi.”

Bir an sustu.

“Çok kalabalıklar.”

Kızın yüzündeki şaşkınlık yavaşça yerini korkuya bıraktı.

O an anladım.

Bu sadece geçmişle ilgili değildi.

Biri bizim gerçeği öğrenmemizi istemiyordu.

Belimdeki silahı çıkardım.

Ama bu kez kıza doğrultmadım.

Yanımda tuttum.

“Bugün sana kaçırıldığını düşündüğün adam değilim.”

Ona baktım.

“Bugün ikimizi de öldürmek isteyen adamların hedefindeyiz.”

Kapıya yöneldim.

“Ve hayatta kalırsak…”

Durup ona baktım.

“…sana o gecenin tamamını anlatacağım.”

Kız hiçbir şey söylemedi.

Ama en azından bana sadece nefretle bakmıyordu.

Çünkü ikimiz de aynı şeyi anlamıştık.

Birileri üç yıl önce başlayan hikâyenin bitmesini istemiyordu.

Bölüm sonu

3 yorum