Konak, Boğaz’ın en dik kayalıklarından birinin üzerine kurulmuştu. Dışarıdan bakanlar için yalnızca eski bir yalıydı. İçeride yaşayanlar ise oraya başka bir isim verirdi.
Kafes.
Siyah SUV avluya girdiğinde yağmur dinmişti. Islak taşların üzerinde lastiklerin çıkardığı ses gecenin sessizliğini ikiye böldü.
Poyraz kapıyı açtı.
“Patron.”
İndim.
“Cevap verdi mi?”
“Hayır.”
“Yemek?”
“Dokunmadı.”
“Su?”
“Bir bardak içti.”
Başımı hafifçe salladım.
Aç kalmayı seçiyordu.
Bu, korkmadığını değil; inat ettiğini gösterirdi.
Koridor boyunca yürürken konağın eski ahşabı her adımımda hafifçe inledi. Kapının önündeki iki koruma beni görünce kenara çekildi.
Anahtarı çevirdim.
Oda karanlıktı.
Pencerenin önünde oturuyordu.
Sırtı bana dönüktü.
Boğaz’ın ışıkları gözlerinin önünde uzanıyordu.
“Bütün gece aynı yerde mi oturdun?”
Cevap vermedi.
Kapıyı arkamdan kapattım.
“Kaçmayı düşündün mü?”
Bu kez konuştu.
“Buradan değil.”
Sesi sakindi.
“Buradan kaçılmaz.”
Yüzünü bana çevirdi.
“Ama senden kaçılır.”
Gülümsediğimi fark edince kendime kızdım.
İnsanlar bana meydan okuduklarında korkarlardı.
Bu kız korkmuyordu.
Ya gerçekten cesurdu…
Ya da kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
“Adın.”
“İsimler insanların kim olduğunu anlatmaz.”
“Bazen mezar taşında yazan tek şey isimdir.”
Bakışları sertleşti.
Demek ölümden korkmuyordu.
“Beni neden buraya getirdin?”
“Çünkü benim bölgeme girdin.”
“Yanlış.”
Ayağa kalktı.
“Ben senin bölgene girmedim.”
Bir adım attı.
“Sen benim hayatıma üç yıl önce girdin.”
O an…
İçimde, yıllardır açılmayan bir kapı aralandı.
Üç yıl.
Karadeniz.
Gece yarısı.
Bir sevkiyat.
Denizin üzerinde yükselen duman.
Hayır.
Bunlar sadece eski anılardı.
Yüzümde hiçbir şey belli etmedim.
“Devam et.”
“Biri kayboldu.”
Bir nefes aldı.
“Herkes sustu.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Dosya kapandı.”
Son adımı attığında aramızda yalnızca bir kol mesafesi kalmıştı.
“Ama tek bir isim hep aynı kaldı.”
Sessizlik.
“Barut Holding.”
Bu kez gözlerimi ondan ayırmadım.
“Peki.”
Sesim sakindi.
“Şimdi bana söyle.”
“Ne?”
“Kayıp olan adam senin neyin oluyordu?”
İlk kez…
İlk kez gözlerinde küçük de olsa bir kırılma gördüm.
Sadece bir saniye sürdü.
Sonra yeniden kayboldu.
“O cevabı hak etmiyorsun.”
Kapıya yöneldim.
“Poyraz.”
Kapı açılır açılmaz içeri girdi.
“Yarın sabah eski Karadeniz dosyalarının tamamını masamda istiyorum.”
“Emredersiniz.”
Durup son kez kıza baktım.
“Bir de…”
Poyraz bekledi.
“Bu kızın kim olduğunu bana başkaları söylemeden öğren.”
Kapı kapandı.
Koridorda yürürken ilk kez içimde rahatsız edici bir düşünce belirdi.
Ya gerçekten…
Üç yıl önce unuttuğumu sandığım biri geri döndüyse?



