İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 9 · 16 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 9

۞Kɪʀģɪɴ y҉üŕέķĻέŕ۞

۞Kɪʀģɪɴ y҉üŕέķĻέŕ۞

═════════ ❃ ═════════

Gözlerimin önünde ölüden hiçbir farkı olmayan bedene bakıyordum. Kendi odasında yatağında yatan annemin son hali içler acısıydı. Bedenini siyah ince damarlar ele geçirmişti. Boynunda, kollarında ve göğsünde en belli olan yerlerdi. Şifacı cübbesini bir kenara koymuş annemi soymakla meşguldü. Annemin zaman geçtikçe fark etmediğim bedeni olduğundan daha da incelmiş ve sıska bir hal almıştı. Bedeninin her bir yanı çökmüştü.

Şifacının dediğine göre son demlerini çoktan geçmiş ve ölmüş olabilir dese de, inanmak adına kendimi zorlayamıyordum. Bitkindim. Bıkmıştım bu hayattan, annemsiz devam etmek istemiyordum. Karşısında otururken onun bu çökmüş haline şahit olmak istemiyordum, Nefret etmiştim bu durumdan. Karşımda capcanlı, bedeninde her bir çöküntünün düzelmiş bir biçimde dolgunluğu belli olsa, gözlerindeki her bir enerji geçişinde parıltısını izlesem. Bunlar artık olmayacaktı. Öldüğünü kabullenemiyorum anne!

Düşüncelerimde boğulurken şifacı işini bitirip bana döndüğünde önümde eğildi. Onun bu haline tepki bile vermeye gücüm yetmedi. O kadar ruhsuz bir hal almıştım ki, yüzümdeki her mimik kendini salmıştı. gözlerim donuktu, annemde kalakalmıştı bakışlarım. Üstünde hiçbir şey olmadan solgun, kireç gibi bedeni ve cesaret edemediğim gözleri açık donuk bakışları bana bakıyordu. Hayatımda görmemek için çabaladığım tek gerçekti. Sırf bu gerçekten kaçmak için yaptığım bütün her şey gözümün önünden geçinde yüzümde elimde olmadan kırık bir gülümseme belirmişti. Bu muydu sonucu?

Oturduğum yerden kalkıp yavaş ve durgun adımlarla annemin yattığı yatağın yanında durdum. İçimdeki savaşı kusamıyordum. Kendimi tutamıyordum ama bir yandan da durduramıyordum içimdeki kanlı katili. Bitiremiyordu, kimse göremese de artık içindeki çöküntüler de yıkılmıştı. Güzel zamanların ve acı olan her bir anı artık burada bitiyordu. Onca yaşadığım hisleri belirsiz tarif burada bitiyordu. İçimdeki acımasız katil boşuna savaşıyordu. Savaş çoktan bitmişti ve son ölü de tam karşımda yatağında son yolculuğa çıkmak için hazırlanıyordu.

Anneme doğru eğilip yüzüne yüzümü yaklaştırdım. Ellerim yüzüne hafif baskı yapsa da okşayarak yanaklarını sevmeye başladım. Bu görüntü olduğundan daha acıydı. İçimdeki hisler kalbimin ağrısını köklese de, bunun burada bitmeyeceğini biliyordum. Bir elim ağrıyı geçirmek için kalbime gidip sertçe sevmeye başladığında annemin yüzünü sevmeyi bırakmamıştım. Beni mutlu etmek istemiyorlar, annemi dünyadan silmeyi başardılar, psikolojik olarak çöküşteyim. Bizi bitirmeyi başarıyorlar anne, onlar bitirmeden ben onları bitirmeliyim!

Kapıya yavaşça vurulduğunda hiç oralı olmamıştım. Sertçe kapı açıldığında bile geleni umursamadım. Burada umursanmayı hak eden tek kişi annemdi. Ellerim bile severken özlemle bastırarak seviyordum. Yüzümde kızgın bir ifade olsa da bu gelen kişi için değildi. Savaştığım uğurda kaybetmekten nefret ederdim!

"Niye cevap vermiyorsun Lowell!" dediğinde onu yine umursamadım ve sesli bir soluk vermiştim. Cevap vermek istemiyordum. Kaybettiğim bir savaşın silik umutlarını izlemek istiyordum. Bunu kimse bölemezdi. Ellerim titrese bile, gözlerim bile ağladığını hissedemeyecek hale gelse bile umurumda değil. Annemi son kez izlemek istiyordum. Bu anı hiçbir zaman bulamayacaktım! Kalbimin ağrısı artsa bile artık tınlamadım neremde ağrı var yada neremde yara var diye. Elim onun eline gittiğinde parmaklarımı onun soğuk elinin parmaklarına geçirdim. Neden benden ayrıldın anne, neden bizi bırakıyorsun? Neden hiçbir şey yaşanmamış gibi bu beden terk edilmiş. Neredesin anne!

Bir anda omuzumdan çekildiğim gibi ellerim ayrılmıştı. Zaten çatık kaşlarımla yanıma baktım. Victoria sinirle bana bakıyordu. Hızlı nefes alış verişi beni etkilemezken onu cidden sinir küpüne çevirmiş olmalıydım. Yine de sinirle onun elini omuzumda ittim. Sinirini ne kadar hissetsem de karşısında kazandıkları uğrunda kaybetmekten bir farkı olmayan benim bedenim vardı. Hiçbir gücüm annemi geri getiremezdi. Ben nasıl bir büyücüydüm ki bunu yapamıyordum. Victoria, bakışlarımdan rahatsız olmuş gibi bir adım gerilediğinde bu sefer ben ona bir adım atmıştım. Yüzümün hali nasıldı bilmiyorum ama sinirliydim ona.

Tek bir vedayla yetinemeyen bedenim onun dili olmamasına rağmen iletişime geçmek istiyordum. Bir ölüyle etkileşim içinde olmak büyücüleri delirtse bile, bu uğurda bir veda için delirmeyi bile göze alabilirdim! Parçalandığım kadar çakıl taşına benzedim zaten, sıra un ufak olmaktaydı. Gücümü bu uğurda hiçe bile sayabilirim. Her şey gerektiği gibiydi. Devam filmi gibi üzücü ve ağırdı. Tabi kalbimdeki ağrı da cabasıydı.

"Lowel, lütfen böyle yapma. Gece oldu ve gitme vakti. Eğer gitmek istemezsen anlarım ama şimdi lütfen sakinleş!" dedi endişeli bir ifadeyle ama daha çok korkar gibiydi. Bir adım daha geriye gittiğinde bende bir adım attım. Tam karşımda bedeni küçüldükçe küçülüyordu ve ben sadece izliyordum. Karşılık vermemem onun daha çok endişelenmesine yol açıyordu. Haklıydı, korkmalıydı da. Bana yalan söylerken korkmalıydı!

Ellerim kaşınıyordu. Parmaklarımı rahatlamak içim hareket ettirirken kendimi kasıyordum. Hareketlerim bedenimi sıktıkça kısıtlanıyordu. Boynumu geriye atıp biraz rahat nefes almak için uğraştım. Ciğerlerim aldığım nefes ile sızlarken göğsüm titremişti. Onu yanımda tutmak mı hataydı yoksa yaşamasına izin vermem mi? Kesinlikle yanımda tutmam hataydı. Bedenindeki güç değildi sorun, bana ihanet ettiğini öğrendiğimden beri sadece bunu düşünüyordum. Onun hakkında ne yapmalıyım?

Başımı geri eğdiğimde dikkatle ona baktım. Bana beklentiyle bakıyordu, ne diyeceğimi merak etse de onda olan özellikleri tahmin edebiliyordum. Bizdeki gerçek dostluktu, neden bana yalan söyledi? Neden benden saklamak için bunu yapıyordu? O kadar mı seviyordu katre'yi?

"Biraz sonra ormanlık alana gelirim. Herkes orada değil mi? Gencinden yaşlısına herkesin orada olmasını istiyorum." dediğimde hızlı hızlı başını salladı. Yüzündeki bakışları biraz dinse de gözlerindeki canlılık azda olsa bakışlarında belirmişti.

"Evet dediğin gibi, herkes orada. Bu arada annenin vasiyetine ne zaman bakacaksın?" dediğinde arkadaki annemin masasının üzerindeki kağıda baktım. Cesaret edemiyordum o kağıdı okumaya. Annem kendi elleriyle benim okumam için yazsa da bakamıyordum. Bu kadarı çok ağırdı benim için..

"Ne zaman olursa o zaman okuyacağım." diye belirsiz bir cevap sunduğumda bana anlamsız bir yüzle baktığında kaşlarını da çatmıştı. Anlamamıştı dediğimi, bende zaten anlamasın diye öyle demiştim. Onlar için değişimden kaçıyorum, ama bir yandan değişmek de istiyordum. Tekrar arkamı döndüğüm gibi iki adımda annemin önünde durdum." Gitsen iyi olur. Geleceğim dediysem geleceğim." dediğimde annemin yüzünü tekrar sevmeye başladım. Arkamda ses duymadığımda odaya göz ucuyla baktım, kimse yoktu. Işınlanarak gittiğini anladığımda rahat bir nefes almıştım.

Annemin gözlerine bakarken anın içinde kayboluyordum. Kafamda neler olduğunu bilselerdi, ben daha tek bir hareket etmeden asarlardı kendilerini anne!

Ellerim, annemin son kez bana bakan gözlerini yavaşça kapanmasını sağladım. Kirpikleri ellerime değerken, kendimi durdurmamak için çırpınıyordum. Bu da oldu. Gözlerin de gözlerimden ayrıldı. Her dakika bakmak istediğim donuk gözlerinden ayrılıyorum. Ellerimi geri çektiğimde kapalı gözlerin huzurla yerini almıştı işte. Ellerimi bu sefer boynuna koydum. Diğer elimi de bacaklarına geçirip yavaşça havaya kaldırdım.

Bedeni çok hafifti. Bu kadarını beklemiyordum. Sanki içi dışına çıkmış gibiydi. Yüzüne baktığımda masum uykusuna devam ettiğini gördüğümde, soğuk alnına sert bir öpücük kondurdum. Hala bedeninde olan o naif kokusunu son kez içime çektim. Sonları sevmem, özellikle seninle ilgili olan hiçbir sonu sevmem ama bu son vedamız anne.

Dudaklarımı alnından çektiğimde şifacının almayı unuttuğu cübbeyi büyüyle havada hareket ettirip annemim anadan doğma vücuduna örttüm. Yüzüne örtmeye kıyamadım. Son işimi de hallettiğimi düşündüğümde hazırdım. Anne, ayrılık noktamız yaklaşıyor. Gitme vaktimiz geliyor..

Anneme bakmayı bıraktım. Gözlerimi kapatıp yukarı kaldırdım. Cesaretimi toplamaya çalışıyordum. Hiç kolay değildi bırakacak olmam. Böyle sonuna kadar bile devam edebilirim diye düşünmeden edemiyordum. Başımı indirip gözlerimi açtım. İkimizi de ışınladığımda ormanlık alanın soğuk rüzgarı ve yağan yağmurum sert damlaları vücuduma vurmaya başladığında yüzümü yukarı kaldırıp gözlerimi kısmıştım. Hangi ara yağmur başlamıştı bilmiyorum ama umurumda değildi. Gecenin karanlığında herkes enerjisinin varlığına göre tanıyordu birbirlerini.

Yüzümü indirip gözlerim kapalı etraftaki enerjiyi hissetmeye başladım. Boğucu enerji baş döndürücüydü. Huzursuzluk söz konusuydu, kontrol edilmeyen enerjinin yanında başka bir enerji burada gizleniyordu. İlk kez hissetmiştim bu enerjiyi. Herkesten farklıydı. Bana huzur veriyordu enerjisi. Diğer büyücüler bu enerjiye korkuyordu ama nedendir bilinmez bu enerji gerilmiş bedenime iyi geliyordu. Elimde olsa bu enerji için herkesi büyümle ezip geçerdim! Bu güç bana okuduğum büyü kitaplarından tanıdık geliyordu. Boğuk bir yapıya sahipti enerjinin dalgalanması hırçın bir denizden farkı yoktu. Ama nedendir bilinmez benimsemiştim bu enerjiyi duyar duymaz kabullenmiştim. Beni değiştirebilecek tek temel etken gibiydi.

Gözlerimi açtığımda anlamıştım bu enerjinin kime ait olduğunu. Bağımlısı olmak isteyeceğim tek enerji olduğundan belliydi. Onunla nasıl yüzleşeceğimi bilmiyorum ama o buradaydı. Şaşkındım, beni görmek istemeyen adam şimdi burada beni görmek için gelmişti. Soul buradaydı! Benim bulunduğum alanda o da vardı.

Etrafa baktığımda kimse kimseyi doğru düzgün göremeyecek kadar sis etrafı sarmıştı. Yağmurum sesi ve bedenime vuran büyük damlaların sert düşüşleri toprağı da dövüyordu. Yerler çamur olmuştu. Büyücülere dikkatle baktığımda hepsi sırılsıklam olmuştu. İnandığım gerçeklerin hepsini onlarda kaybetmiştim ben. Acımayacaktım hiçbirine!

Orta alan boş bırakılmıştı ve herkes kenarlara doğru hareket ediyordu. Kalabalık mekanda en az 700 kişiye yakın kişi vardı. Herkes buradaydı. Bebekten yaşlısına bu soyun her parçasına kadar adını yazmış kişiler vardı. Kara büyünün 600 yıllık hikayesinden nefret etmemi sağlayan her bir hareketlilik, bugün gerçekten beni rahatlatacaktı.

Çamurlu toprak yolda annem için ayrılan yere doğru adımladım. Yere düz, enine annemin boyunda dikdörtgen bir mermer konulmuştu ve mermer ıslaktı. Buz gibi olduğuna emindim. Yağmur damlaları mermerde tok bir ses çıkartıyordu. Annemi yavaşça mermere yatırdığımda mermerin soğuk ve ıslak hissi elime değmişti. Bir an duraksasam da annemi dikkatli bir şekilde bıraktım mermere. Saçları ıslak mermerde dağılıp ıslanmıştı. Cübbeyi iyice üstüne sıkıca uçmasın diye örttüm. Yüzünü elimle bir kere sevip elimi geri çektim. Seninle kaybolmak istediğim o kadar şey olmasına rağmen hepsi hayallerimizin olduğu rafa kaldırıldı. Geri doğrulup kendime geldim. Anneme arkama döndüğüm gibi beni bekleyen askerlerin yanına doğru ilerledim. Onların yanında bayan Jimin'in bakışları bendeydi. Ona batığımda yanına adımladım ve onun önünde durdum. İkimizde ne yapacağımızı biliyorduk. Bu iş burada bitmeliydi, bu çıkmazın içinden en fazla böyle kurtulabilirdik.

Geri halka baktığım elimi kaldırdım hazırda beklemeleri için. Herkesi kontrol ederken beni dinlediklerini anladığımda gözlerimi kapadım ve bu huzurlu enerji hala orada mı diye baktım. Hala buradaydı! Hem de bana daha çok yaklaşmıştı! Gözlerimi açtığımda şaşkınca millete baktım. Yine göremiyordum onu. Kör noktayı bulmuştu. Herkese tek tek baksam da bulamamıştım. Beni üzse de bu durumu kabullenmiştim. Benle görüşmek istemiyordu. Yapabilecek bir şey yoktu. Elimi indirdiğimde, sanki annesini kaybeden ben değilmişim gibi, biraz sonra Toprak anaya ben teslim etmeyecekmiş gibi güçlü çıkmıştı sesim.

"Bugün neden burada olduğumuzu herkes çok iyi biliyor. Ceza ve infaz için getirilen adamları ortaya sürükleyin!" dediğimde bende ortaya doğru sert adımlar atarken botlarım çamur olmuştu bir yürüyüşte ama bunu umursamadım.

Ortaya geldiğimde her bir mahkum önümde diz çöktürülmesi sağlanmıştı. Bir muhafız benim yanıma geldi ve kumaşı deri, siyah renkli eldiveni bana uzattı. Elinden aldığım gibi umursamaz tavrımdan ödün vermeden elime taktım bana özel dikilmiş eldivenleri. Her bir mahkuma tiksinerek bakıyordum. Yapacaklarımın hepsini hak ediyordu piçler. Bütün yaptıklarını ben neden sayayım ki! Kendileri ötsün yaptıklarını. Belki benim bilmediklerim bile vardır, diyecekleri her bir şeytanın aklından çıkan bilgileri onlardan dinlemek daha mantıklıydı. Önümdeki 4 adama ve 1 kadına baktım. Kartlarımı sayar gibi bakıyordum onlara. Sorguda hiçbir şey demeyen ama benim elimde boru gibi ötecek olan adamlara alayla yarım ağız baktım. Başlıyordum, kimse durduramazdı bundan sonra beni!

İçlerinden en baştan sağdan başlamaya karar verip onun yanına üç adımda yavaş ve onların gözünde ecel kokan o üç adım. Önünde bittiğimde adamın yüzünden tuttuğum gibi konuşmaya başladım. Sert sesim bağırarak çıkıyordu herkese duyurabilmek için. Onlara teker teker boyun eğdirecektim.

"İlk senden başlayalım. Sen mi dökülürsün yoksa ben mi sallayayım? Yada o çocukları kimin ailelerinden çalıp da köle diye sattığın çocuklarla ne yapmaya çalıştığını mı anlatmanı istemeliyim!" dediğimde korkuyla dehşet bir sesle bağırarak konuşmaya başladı.

"Lordum, lütfen beni bağışlayın. Ben suçsuzum. Yemim ederim suçsuzum!" dediğinde onun bu yalvarmalarını umursamadım yanımdaki muhafızın kınından çıkarttığım kılıcı bir anda adamın gırtlağına dayadığımda cırtlak sesini kesmişti. Uyarı levhası gibiydim. Tek bir hareketimle canından olmak istemeyen herkes boyun eğmek zorundaydı bana.

"Kes zırvalamayı! Yoksa olacaklar için kendini hazırla. " dediğimde yüzüne eğildim. Bu sırada yüzümden damlayan sular mahkumun yüzüne damla damla dökülmüştü. Sırılsıklam olmuştum. Her ne var ki benim krallığımda yolsuzluğun ve kaçakçılığın benim yönetimim altında yeri yoktu!" Oysa ölümünün sessizliği bile benim en sevdiğim seslerden biri olmasını istersen, sen bilirsin!" dediğimde boynuna küçük bir çizik atmıştım. Ön gösterimin küçük izini ona sunarken...

"Lordum, lordum ben kötü bir şey yapmadım. Ben normal bir iş adamıyım!" dediğinde hala yalanlarına devam ediyor olması sinirimi bozmuştu. Sinirle kılıcı kaldırdığım gibi bedenini yaralayan kılıcın keskin sesi bulunduğumuz alanda yankılanmıştı. Kılıç, göğsünde derin bir yara açmıştı. Yaradan sızan kan lekeleri çamurlu toprağa sızarken, sıçrayan kan yerde birikmiş suya karışmıştı.

Adam olduğu yerde can çekişirken elleri yere sertçe düştüğü gibi çığlığı basmıştı. Çığlıkları içime işlerken can çekişmesini izlemek apayrı bir zevkti. Ona yaptıklarım az bile! Bedeni kendini taşıyamamış gibi bir anda yere düşen mahkum da çamurdan nasibini almıştı. Acıdan sırt üstü döndürdü kendini. Kıvranışlarını izlerken tekrar konuştum bağırarak, sert ve kışkırtıcı bir sesle.

"Ya söylersin yada kurtulursun!" dediğimde yüzünü bana döndürmüştü, acıdan buruşturduğu yüzüne tiksinerek bakmıştım. Zor nefes alıp verdiği belliydi. Yüzündeki damlalardan zor nefes alıyordu. "Hangisi iyi söyle bakalım. Yaşarken ölmek mi, yoksa ölürken yaşamak mı?" dediğimde yüzündeki buruşmuş ifadeyi anlamaz bir bakış sunsa da acıdan kıvranırken inlememek için kendini zor tutuyordu. O yerde yatarken bu sefer kılıcı düz tuttum, kılıçtan damlayan kanlı su damlaları çok dikkat çekiyordu. Bir anda kalbine doğru kılıcı bastırdığımda acı bir haykırış döküldü. Yüzümü kaldırdım ve dinledim, ninni gibiydi acı haykırışı. Çığlıklarını dinlemek moralimi yükseltmişti. İstediğinizi diyebilirsiniz ama burada yapılan her bir şeytanın işine ben bu şekilde cezasını çektiriyordum, onlara karşı sadece bu işliyordu.

"Tamam! Tamam söyleyeceğim." dediğinde nefes nefese ellerinden biri can havliyle çamurlu botlarıma tutunmaya çalıştığında, eline ayağımı bastırdığım gibi kırılma sesi yankılanmıştı. Adamın tiz ve rahatsız edici çığlıkları halkın arasında korku salsa da bu daha hiçbir şeydi! Dediğim gibi, onlara nasıl boyun eğdirdiğimi izleyin!

Bir anda bir enerji dalgalanması hissettiğimde gözlerim istemsiz kapanmıştı. Yayılan enerji sanki beni bir canavara dönüşmekten son anda kurtarmış gibi toparladım kendimi. Bu enerji beynimde ferahlama hissine neden olmuştu. Gözlerimi açtığımda, halkın arasına baksam da kimseyi görememiştim. Resmen beni uzaktan sakinleştirmişti. Bana nasıl hissetmem gerektiğini gösteriyorsun. Bunu neden yaptığını biliyorum. Acımamız gerek diyorsun ama burada acınacak bir yan yok bebeğim! Bunların hepsi birer suçlu, birer acımasızın önde gideni. Bu gibi mahkumlara acıma duygusu besleyemeyiz, Soul!

"Anlatacağım!" dediğinde kanla karışık su damlaları olan kılıcı göğsünden çektiğimde yer resmen kan gölüne dönmüştü. Kanın demire benzer kokusu etrafa yayılmıştı, yine de umursamadım adama doru eğilip konuşmasını bekledim. Biraz nefeslenip elinden birini yarasına koyduğunda göz devirmiştim. Buradan asla sağ çıkamayacaktı. Sonsuza kadar çığlık atabilirdi. Yine de sesini kimse duymayacaktı!" Burada olan herkes bu işin içinde." dediğinde biraz nefeslendi ve konuşmaya başladı tekrardan." Çetenin ele başı bu kadın. Kızlara yakınlaşıp onları kendine çekiyor ve uyutup kaçırıyor! Biz bunu her genç kıza yapıyoruz. Bazı kızları para karşılığı satıp, diğer kızları köle niyetine satıyoruz. Bunları genelde zengin iş adamlarına özel jest olarak yaparız." dediğinde biraz nefeslenmek için beklediğinde ellerim boğazına dayandığı gibi sıkmaya başladım sinirle.

"Ya tek seferde anlatırsın yada seni tahtalı köye yollarım, orospu çocuğu!" dediğimde yüzümdeki korkutucu ifadeye kendini öyle bir kaptırmıştı ki onu sarsmamla kendine gelmişti. Korkuyla nefesini bile umursamadan konuşmaya başladı.

"Kızlardan bazıları kaçmayı başardı ama biz her seferinde mektubu almak için içeri sızmayı başardık! Bunun için hapishanede kalan adamları onları istedikleri gibi kullanmalarına izin veriyorduk genelde. Mahkumlara gücümüz yetmiyordu ve kızlardan faydalanmak istiyorlardı. Bizde bazıları dayanamadığı için başka ülkeye onlarla birlikte kaçtık!" dediğinde sinirle soluyarak devam ettim konuşmaya.

"Genelde ne tür faydalanma söz konusu?" dediğimde yutkundu ve nefes nefese korku dolu bakışlarıyla konuşmaya başladı zorlukla.

"Hırsızlık, ev işleri, kızlar zevk uğruna dövülürdü. Buna başka ülkelerden kaçırdığımız insan erkekler de dahil edebilirim. Kızlar ve erkekler zengin iş adamlarının kuklası olurdu. Onlar ne isterse yaparlar ve özel güçleri olan en zor kontrol edilen ve en pahalı olandır. Buna izin veren anne babalar da var. Kendi çocuklarının paradan bir kısmından faydalanabilmek için bizlere satarlar. Burada bir tek biz değiliz!" dediğinde susmuştu. Ben şaşkınca bakıyordum adama. Duyduklarım beynimde çalkalanıyordu. Hiçbir şey kontrolüm altında değildi. Benim yönetimim altında değildi hiçbiri! Hepsi aptal bir zihniyetin kurbanıydı! Buna ben mi sebep olmuştum?

İmkansız! halkım için zenginliği bütünüyle tatmasına olanak sağladım. Eksikleri olmaması için elimden gelen her şeyi yaptım! Eğitimden tut hiçbir şey eksik değilken bu zihniyet nerden çıkmıştı böyle. Bizler her yönden güçlüydük. Bizi güçsüz düşüren bu ahlaksızlık karşısında şimdi cidden gözlerim kararmıştı. Ayağa zorla kalktığımda başım dönmüştü, kalkmamla gelen baş ağrısı ilk kez başıma gelen bu zihniyet kavgası yüzündendi.

Her şey durmuştu sanki. Ne yağmurun sesi, ne halkın fısıldaşması, nede mahkumun yalvarışları.. Her şey durmuştu. Asla benim tarafımda olmadınız, biliyorum. Ama bana düşman olmanız seçenekleriniz arasında bile yer almamalıydı. Hayatınızın hatasını işte şimdi yaptınız! Bu konu sessiz kalmayacak kadar derin. Kim bilir ne zamandan beri bu yapılıyordu! Onca acı çeken beden. Ben hiçbirine zamanında yetişemedim. Çok geç kaldım!

Ellerim saçlarıma giderken onca kaybolan kızların nerede olduğunu nasıl bulacaktım? Bayan Jimin sadece dış ülkede olan kızları kurtarmıştı, burada zengin adamlara dağılan kızlardan bir haberdik. Onlara ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Peki kaçırılan erkek çocukları. Onların da büyücü topluluğunun bir parmağı vardı. Siktir! Her şey sarpa sarmıştı. Yoldan çıkmanın nasıl bir his olduğunu ancak bu topluluk anlardı. Hiçbir konudan bu adamlardan bir farkları yoktu!

Zalina haklıydı. Bu topluluk cidden sonu getirecek kadar yoldan çıkmıştı, sonları gelmeliydi! İlk kez bir konuda hak vermiştim. Bu bataklıktan ancak bu şekilde kurtulabilirdik! Kontrol çoktan benden çıkmıştı. Bu berbat durumda ezilen tarafın dağılmış, her yöne savrulan izini bulmam imkansızdı. Yoldan çıkmış, içindeki karanlık isteklere boyun eğmiş bir topluluk asla geri eski yoluna dönemezdi. Kendi halkıma bu konuda acıyamazdım!

Kendime zorla gelip bir sinirle adamın boynuna kılıcı düz bir biçimde geçirdiğimde, kılıcın keskin sesi bu alanda yankı yapmıştı. Solukları kesilmiş, cansız bedeni kılıcımla bir olmuştu. Kılıcı keskin sesiyle geri çektiğimde kan sıçramıştı ve yağmurun sesine eşlik etmişti. Diğer mahkumlara bakmadım ve emrimi verdim sert bir sesle.

"Mahkumlarım hepsini infaz edin!" dediğim gibi onlara arkamı dönmüştüm. Kınından çıkan kılıçların sesi bu alanın sesini dolduran tek ses olmuştu. Arkamı döndüğümde muhafızlar kılıçlarını sallayarak boyunlarına geçirmişti! Kirli kanları yere sıçrarken yağmurda kaybolmuştu. Ne üstlerinin ıslaklığı yada görüntünün buz gibi oluşu mudur bilmem halktan herkes tir tir titriyordu. Hepsi zor ayakta duruyor gibiydi. Haklılardı. Korkmaları gerekti!

İnfaz edilen mahkumlar yere serilse de sanki değersiz bir eşyaymış gibi halkın içine atılmıştı bedenleri. Yerde sürüklenen bedenler yerde kanlı ve ağırlığından dolayı iz bıraksa da bizlerden kimse umursamadı bu durumu, ama halk korkudan tir tir titriyordu. Artık onlara yapılan hiçbir zorbalık umurumda olmazdı. Ben, kendi soyumdan yeterince utanmıştım! Bayan Jimin'in yanına geçtiğim gibi halka konuşmaya başladım.

"Eğer aranızda bu durumda mağdur olan köle varsa şimdi öne çıksın! Eğer ki korkudan çıkmazsa kendi halkınız ne çekerse sizde bu durumdan etkilenirsiniz." dediğimde birkaç saniye sonra kendini buraya zorla atan birkaç köle erkek hizmetliler orta alana doluşmuştu. Arkadan bağrışma sesi geldiğinde en arka yönlere dikkat kesilmeye başladım. Bir kölenin sahibinden kaçarken yakalandığını gördüğümde sinirden bir anda herkese yüklendim!

Ortamda zihinsel öyle bir enerji yaymaya başladım ki herkes önümde diz çökmek zorunda kalmıştı. Halk bu durumdan kurtulmak için çığlık atsa da beyinlerini jöle kıvama getirecek kadar zorladım onları. Yavaş yavaş gücümü geri çektiğimde kızda koşarak bana geldiğini görmüştüm. Kızın kaçabilmesine sevinmiştim, eğer kurtulamasaydı kurban gidecekti bu duruma. Onun kurban gitmesini istemezdim.

Köleleri saymaya başladığımda 50'ye yakın kız, 10'a yakın erkek olduğunu görmüştüm. Bu durumdaki tek kurbanlar onlardı. Yanımdaki bayan Jimin'e baktığımda, bana en azından buradaki kurtulan kızların ve erkeklerin rahat bir yaşam süreceğini bildiği için kırık bir gülümseme ile bakıyordu. Geri kalan kölelerin nerde olduğunu bilmiyorduk. Eğer bilseydik onları da kurtarmak için elimizden geleni yapardık!

Ve geriye, cahil bir toplumu yok etmek kalmıştı! Masum kızları yaşayabilecekleri bir eve ve köle olarak kullanılan erkekleri ailelerine geri göndermek kalmıştı.

Tekrar o enerjiyi hissetmek için gözlerimi kapadığımda, sanki bunu istiyormuş gibi daha çok huzurlu enerjisini yaymıştı benim için. Onun hakkında olan her şey, ne olursa olsun kabulümdü. Yaşayacaklarımız veya geride bıraktıklarımız, hiçbiri umurumda değil. Sırf onun için her şeyden vazgeçerim!

Umudumu sana bırakıyorum mavi. Benim için ona iyi bak olur mu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.