۞ƊƲƦƓƲƝԼƲƓƲƝ ƛƇƖƧƖ۞
━━━━━ • ஜ • ❈ • ஜ • ━━━━━
Attığım adımların atında eziliyordum. Her bir parça duygu taneleri tek tek koparken, bana sadece ön koltuktan izlemek düşüyordu. Kazandıklarımın kaybettiklerimden bir farkı olmuyor. Elimde tuttuğum herkesin gözünde altın görünümlü topraktan bir farkı yoktu. Adımlarım en başa dönüyor. Kendi ham maddesi neyse ondan izini alıyordu. Kopan parçalarım çakıl taşı gibi ufalana kadar bedenimden dökülür gibi benden küçük küçük ama çakıl taşının sağlam darbeleri kadar ağır bir çöküştü. Ben, içimden dışıma attıkça yok oluyordum, yavaş yavaş varlığım dünyanın her bir yanına izini bırakırken, hissizleşerek kendimi salıyordum. Ben bunu hak ettim. Doğanın kanunu buydu. Hepimiz bir gün gidecektik. Toprakta kanlı izimizi bırakıp, yavaş yavaş yolculuğumuz başlayacaktı.
Onca öldürdüğüm beden, dizlerime kapanıp yalvararak öldürmememi isteyen her türden varlık.. Bunun boşuna olduğunu kılıç boynunda soğuk ve kanlı dokunuşunu bıraktığımda anlıyor hepsi. Hiçbir şey hissetmeden ilerledim bu zamana kadar, öldürmekle yükümlü olduğum onca varlığı katlettim. Daha devam edemezdim. Durmak istiyordum. Bunları her gün düşünmemek için uğraşırken, daha yeni vampirlerin varisi olup da her şeyi avucunda döndürebileceğini zanneden biri yüzüme vuruyordu bu olanları! Bu toplantıyı yaptığımda asıl gücün kimde olduğunu herkese gösterecektim. Asıl ölümün kıyısında kimlerin olduğunu, ayaklarıma kapanıp da kılıcın soğuk demirini boyunlarına dayadığımda işte o zaman göreceğim. Tanrıçanın bile çamurlu, toprak kokan bir bota, ellerini dayayarak yalvarışlarını tek ben izleyeceğim!
Eve erken geldiğim için malikanenin bahçesinde biraz dinlenmek istemiştim. Odamda bu sefer önceden alıp da sakladığım gözlerim için mavi renk lens takmıştım. Elimdeki kanlı şarabı bardağımın içinde döndürüyordum yavaşça. Saat tam tamına 10 olması lazım. Victoria işlerle ilgileniyor olsa gerek duyularım sayesinde odada olan konuşmaları duyuyordum, ama daha çok bana küfürler savuruyordu. Bu haline eğlenmemek elde değildi. Yaratıcı küfürleri çalışanları bile rahatsız ediyordu ama bir arkadaşı olarak beni sadece eğlendiriyordu. Nede olsa ona o işi ben vermiştim. Uzun yolculuktan gelmiştim. Gece gece neler yaşamıştım. Yine de Calina'nın peşini bırakmayacaktım. Dedikleri yalanlar o kadar şüpheli ki, belki de asıl zarar veren kişilerden bir tanesi de oydu. Bilmeden hareket etmek cidden sinir ediyordu, bunun peşini bırakamazdım!
Yanımda bir hareketlilik hissettiğimde bana doğru koşarak gelen hizmetliyi gördüğümde kaşlarım çatılmıştı. Benden sorumlu olan küçük hizmetli yanımda durduğunda endişeyle yüzünü kaldırmadan konuşmaya başladı.
"Efendim, anneniz-" diye devamını getiremeden endişeyle oradan uzaklaşıp annemin odasına doğru koşarak gitmeye başladım.
Endişeyle merdivenleri çıkarken annemin odası benim odamın karşı koridorunda olduğu için hızla koridoru geçip kapıyı açtığım anda annem baygın bir şekilde yatağında uzandığını gördüm, yanındaki şifacı onun ağzına şifalı ot içiriyordu. Hızımı alamadan şifacı kadına doğru yürüyüp konuşmaya başladım.
"Anneme ne oldu? Neden bir anda bayıldı?" dediğimde yatakta oturan bedeni annemle ilgilenirken dediklerimi yok sayarak konuşmaya başladı.
"Az bir zamanı kaldı Lowell." dediğinde elindeki kaşığı tabağına koyup bana bakarak konuşmaya başladı." Gücü yavaş yavaş bedeninde kayboluyor. İki güne kalmaz bir insan bedeninden farkı olmayacak kadar güçsüz olacak!" dediğinde ayaklarımdan güç çekilmiş gibi bir anda yatağa oturdum. Bunun olacağını biliyordum ama bu kadar çabuk olacağını bilmiyordum. Kendimi bu konuya hazırlamak bile istemiyordum. Şifacı tekrar kaşığı alıp annemin ağzına aktarırken annemin güçsüz düşen bedenine tekrar baktım. Çökmüştü..
Bu zamana kadar bu malikaneden dışarı adımını atamayan korkak bir kadın olmuştu. Korkaktı ama sırf bizim için korkuyordu. Adım attığı bu evde izlerini taşırken kendisi gidecekti. Babamla sırf sevdiği için evlenmekte en büyük hatayı yapmıştı. Hangimiz bu hatayı yapmadık ki!
Bu ev onun cehennemiydi, ve şimdi burada çekmemiş gibi öbür dünyada da çekecekti. Kapana kısılmış bir kuş gibiydi, yanında özgürlükten bahsedecek son kişilerdik. Ellerim onun ellerine giderken git gide soğuyan sertleşmiş ellerini okşayarak ısıtmaya başladım. Ellerim titremeye başlarken bir anda kendimi durduramadım ve annemin elini yüzüme götürüp beni sevmesini sağladım. Ağlamamak için nefesimi tutarken bana inat gözlerim çoktan dolmaya başlamıştı. Daha fazla tutamadım ve içli içli ağlamaya başladım. Gözlerinin canlılığını tekrar görmek istiyorum. Beni sevmeye doyamasan, başıma kondurduğun öpücüklerin sınırı olmasa, bana kendi ellerinle yaptığın şifalı otlardan getirsen.. Tek istediğim sensin anne, aklımı kaybedeceğim!
"Ağlamayı kes! Annen uyandığında seni böyle görmemeli." dediğinde şifacı kadına baktım. Elindeki tabakta şurup bitmişti ve onu yatağa koyduğu gibi bana bakmıştı tekrar." Buna kendini alıştırman gerek. Annen 130 yaşında, büyücü soyuna göre oldukça uzun yaşayan bir kadın. Sizler gibi safkan değil, lordum. Buna alışmanız gerek. Artık anneniz için uzun ve soluklu bir yolculuk başlayacak. Bu süreçte dayanıklı olmanız gerek." dedi sakin ifadesini bozmadan önüne dönmüştü.
Zaten bu zamana kadar herkes güçten düştün dese de umursamadım kadının bu konudaki dediklerini, bir konuda haklıydı. Annem uzun yaşamında büyücü toplumundan ona bahşedilmiş artı hayatı vardı. Bunu ona ben vermiştim. Sırf bu günleri görmemek için, en azından bir süre de olsa onun varlığını hissetmeye ihtiyacım vardı. Bu zamana kadar bana iyi gelen sınırlı kişiydi. Gitmesine izin veremezdim. Yalnız kalmak istemiyordum. Eğer o giderse beni seven hatta yanımda olan hiç kimse olmayacak. Yüzyıllar boyu sadece beni tanıdı ve bende sadece ona bağlanmıştım. Benden uzaklaşmana izin veremem. Peki şimdi ne oldu, ne değişti! Gidiyorsun ve ben bunu durduramıyorum.
Arkamdan birisinin elini omuzuma koyduğunu hissettiğimde, elini koyan kişiye baktım. Babam elini omuzuma koymuş dolu gözlerle anneme bakıyordu. Çenesi ağlamaktan titrerken çaresizliğinin göstergesi gibi yaşları süzülüyordu. Omuzuma koyduğu eli güçsüz düşmüş gibi olduğu yerde titrerken, onun bu haline zar zor yutkunmuştum. Şimdi, babama ne olacaktı? Anne sen gidersen biz yalnız kalırız! Tek ihtiyacımız olan şey senin kollarının arasıyken artık yokluğunla baş başa kalacağız. Bizi yokluğunla sınama!
Çaresizliğim boyumu aşarken zorla ayağa kalktım. Yüzüm kireç gibi olmuştu. Adımlarım savsaktı, doğru düzgün yürüyemiyordum. Odadan çıktığım gibi kendi odama doğru yol aldığımda kapının önünde durdum. Elim kapı kulpuna giderken yavaşça indirdim ve güç ikizime baktım. İçeri girdiğimde benim halimi gördüğü gibi işi gücü bıraktığı anda başımda dikildi, elleri kollarıma gitmişti. Endişeli sesiyle sormuştu bana.
"Lowell, neyin var? Neden bu haldesin!" dediğinde titreyen ellerimle beline tutunduğum gibi kendime çekmiştim. Yüzümü boynuna gömdüm saklamak ister gibi. Artık tek başımaydım..
"Annem.." dediğimde kendimi saldım, bağırmak istiyordum. Haykırışlarımı kimse duyamayacakmış gibiydi, ama Victoria beni anladığı gibi sıkı sıkı sarıldı bana. Bedenim ağlamalarım yüzünden sarsılırken kendimi tutmak için uğraşmadım bu sefer, gücüm yetmedi durdurmaya. Sesli haykırışlarım boynunda boğuk çıksa da elleri sırtımı okşuyordu." Beni bırakıyor Victoria!" dediğimde daha sıkı sarıldım ona. Kalbimdeki ağrı artık daha çok acıtıyordu.
"Sakin ol, bebeğim. Bir gün herkes gidecek! Buna alışmamız gerek." dediğinde yüzümü boynundan çektim ve ağlamaktan kıpkırmızı kesilmiş bütün kan yüzümde toplanırken, çatlayan sesimle cevap vermiştim ona.
"Neden ilk annem olmak zorunda ki!" dediğimde burnumu çekmiştim. Ben bu hisleri ilk kez yaşıyordum. Kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu ilk kez yaşıyordum. Ellerinden biri sıcak yüzüme gittiğinde okşamaya başlamıştı yüzümü.
"Doğanın kanunu bu Lowell. Bu tür konuların sırası olmaz. Boyun eğmek zorundayız!" dediğinde nefesim tükenmişti artık. Bu duruma diyecek bir laf bulamıyordum..
Ben kanı kanla temizlerdim, ama burada bu kanın karşılığını göremiyordum! Ölüm benim ellerimde oyuncak gibiydi ve ben bu ellerle bir daha annemin yüzüne bakamazdım. Özlem gidermek istiyordum ama bu durumda bir daha gözlerini açamayacağı aklıma geldikçe göğsüme ve beynime bir ağrı giriyordu, bu öyle bir sızıydı ki, olduğum yerde kendimi zor taşıyacak duruma gelmiştim!
Victoria beni sandalyeye oturttu ve önümde düz çöktü. Elleri ellerime giderken sıkıca tuttu ellerimi. Desteğine ihtiyacım vardı. Yalanları canımı sıksa da o benim tek dostum, birinin arkamda bana bir dayanak olduğunu hissettirsin istiyordum. Ben kendimi koruyabilirim ama psikolojik olarak yalnızlığı kaldıramam. Annem öldüğü zaman babam büyük bir ihtimal bu evden gidecekti. Annemle olan hatıraları gözünün önünden geçtikçe çıldırmak istemediği için kaçacaktı. Bu evde yalnız kalacaktım, ben yalnızlığa dayanamazdım!
"Victoria, baban hiç senden kaçmak istediği zamanlar oldu mu?" dediğimde düşünmeye başladı. yüzünü düşünceli bir alsa da düz bir ifadeye büründü.
"Babam benden kaç defa kaçtı Lowell, evdeki her bir eşyayı kaldırmamıştı ilk zamanlar ama her gördüğünde kalbine ağrı girdiği için evden 2 veya 3 gün gelmediği zamanlar olurdu. Bunu aşması çok zor olmuştu." dediğinde başımı salladım. Baş salladığım sırada bir gözümden yaş süzülmüştü." Lowell, sırası değil biliyorum ama, annenle veda et. Ben edemedim ama sen et. Biliyorum vedalardan nefret edersin, lütfen bunu kendin için değil, annen için yap." dediğinde gözlerinin içine bakıyordum. Bana ciddi ifadesinden ödün vermeden dediklerinin arkasında bakıyordu. Kendimde bu cesareti bulamıyordum. Lanet olsun! Her şeye gücüm yeterken bir vedaya neden gücüm yetmiyordu! Ellerimi Victoria'dan çekip dirseklerimi bacaklarıma dayayıp ellerimi saçlarıma geçirip karıştırdığımda ne yapacağımı kestirmeye çalışıyordum. Ne yapmalıyım bilmiyorum..
Ellerim saçlarımı kaşırken, Victoria elini omuzuma koydu. Ona baktığımda demek ile dememek arasında bir konu olduğunu anladığımda kaşlarımı çatmıştım. Sonunda endişeyle konuşmaya başladı.
"Bugün çalışma sırasında sen daha gelmeden eve gelip odana girmiştim. Bir kadın içeride seni bekliyordu. Bayan Jimin'in size önemli bir haber vermesi gerekiyormuş!" dediğinde ellerimi saçlarımdan çektiğimde merakla ciddiyetimi bozmadan dediklerine odaklandım." Bana, bütün çetenin yakalandığını ve ceza yada infazın senin gerçekleştirmen gerektiğini iletmemi istedi." dediğinde bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı. Bu halde işlerini halledebilir miydim bilmiyordum.
"Ne zamana kadar bekleme hakkımız varmış peki?" dediğimde dememesi gereken bir konuyu bahsetmiş gibi hissettiğini fark ettiğimde konuşmaya başladım." Sorun değil Victoria, ne zamana kadar ceza yada infazın yapılması gerek?" dediğinde sıkıntıyla nefes alıp verdi ve bana cevap verdi isteksiz bir konuşma yaparak.
"Bu gece ormanda infaz yapılacak, kendini toparlayamazsan eğer senin yerine ben yapabilirim, tabi istersen." dediğinde biraz düşünmeye başladım. Bu akşama kadar toparlanamazdım tabi, ama bu işi yine ona bırakamazdım, bir yere kadar başkasına bırakabilirdim. Kimseye güvenemeyen yapım buna daha fazla izin veremezdi. Kendi güç ikizim olsa bile bunu yapamazdım. Bana merakla bakan yüzüne karşın konuşmaya başladım yorgun ifademi eksik etmeden.
"Sorun değil, orada olacağım. Senden bir şey isteyeceğim, oraya bütün büyücü ve cadı toplumundan herkesin olmasını istiyorum. Bu konuda artık bir nokta koymam gerek. Eğer karşılarında kötü bir kral görmek istiyorlarsa, kötü kral olacağım. Annem öldükten sonrasını düşünemiyorum Victoria. Kötü olmaktan değil, kontrolümü kaybetmekten korkuyorum!" dedim ve ellerimle oynamaya başladım stresle. Bunun olmasını istemiyordum. Benim sınırımın aşılma noktasını çoktan geçmiştim. Yerin dibinde mezarım olsa diyeceğim ama, gelecekte bir mezarımın bile olmayacağını gördüğüm için bu gibi bir hayale bile kapılmıyorum artık!
"Kontrolünü kaybetmeyeceğini biliyorum. Sen gücünü kötüye değil eşitliğe kullanırsın!" dediğinde bu gece onu hayal kırıklığına uğratacağım için içimdeki fırtınanın daha da büyümesine sebep olmuştu Bu sözleri. Üzgünüm, ama babam haklı! Bu dünya adaletli olamayacak kadar cani. Acının içinde zevkin doruklarını yaşıyoruz! Kanı kanla ödemediğim sürece, ben adalet diye bir kavram bilmem!
"Üzgünüm Victoria, ama ne yapacağımı gece senle birlikte bende göreceğim. Bu konuları konuşmak için çok erken. Kendime güvenmiyorum!" dediğimde kaşlarını çatmıştı endişeyle. Benim ne yapacağımı kestirememesi onu daha da endişelendirmiş olsa gerek ellerini bacaklarıma koyup ne yapacağını kestiremez gibi hareket ettirmişti. Şaşkındı, beni anlayamamıştı yada yapacaklarımda korkmuştu ama benim tanıdığım Victoria onu öldürmeye kalksam bile benden korkmazdı!
"Lowell! Kendine gel. Bu sen değilsin! Bu tür konulara başvuracak son kişisin!" dediğinde zar zor yutkunmuştum. İlk sıra çoktan geçmiş Victoria, sıra bana gelmiş ve geçiyor bile! Elini bacağımdan çektiğimde düz bir ifadeyle ona baktığımda yüzündeki hayal kırıklığı çoktan kendini belli etmişti. Bunu yapmamı istemiyordu, ama bende bunu yapmak istiyordum!
"Yoluma çıkma Victoria. Eğer bunu yaparsan seni yaşatmam!" dedim. Seni öldürdüğümde benim öleceğimi bile bile yapardım bunu! Acıma duygusu yoktu bende. Her haltı her an yapabilecek kadar dengesizdim. Ben kendime acımıyorum, sana acımamı asla bekleme! Ben daha yolumun nasıl bir yol olduğunu bilmeden, yaşama tutunmak için çabalıyordum. Bir gerçek var ki, bu zamana kadar iyi dayanmıştım..
"Bunu yaparsan beni kaybedersin, Lowell. Huyun ne kadar pis olursa olsun umurumda değil! Senden korkmuyorum! Önüne geçince beni öldürebilecek misin bilmem ama, yapmaya kalktığın anda acımam! Sen anıları yok sayar mısın bilmiyorum, benim tanıdığım Lowell yok saymaz! Bunu kendimden bile iyi biliyorum." dediğinde haklıydı. Ben anıları asla yok saymazdım!" Son kes diyorum Lowell, eğer yaparsan beni sonsuza kadar unutursun!" dediği gibi ayağa kalktı ve odadan bir hışımla çıktığı gibi kapıyı sertçe çarpmıştı. Has siktir!
Gideceğini biliyorum. Yollarımız hep ayrıydı ama sana son yardımımı yapmadan benden ayrılmana izin veremezdim. Tanrıçadan senin güçlerini alıp da sana vermeden şuradan şuraya adım atmana izin veremem! Senin sorumluluğunu almıştım bir kere. Ne yapacağımı kestiremesem de bu dengesiz hallerimden kurtulamayacağımı biliyordum. Kontrolümü kaybedemem, her ne kadar kaybetmek istemesem de, bende bu konuda adım atacak güç kalmamıştı.
Kendimi toparlayıp bayan Jimin'i yanıma çağırmak için içsel olarak konuşmaya başladım. Her ne kadar dışarıdan duygusuz bir canavar olarak gözüksem de konuşma yapılması gerekti.
"Bayan Jimin, müsait olduğunuzda lütfen odama gelin!" dediğimde cevap hemen gelmişti.
"Odanızın yakınlarındayım, lordum. hemen geliyorum." dediğinde ciğerlerime nefesi sonuna kadar doldurup oturduğum yerden kalkıp masama kalçama dayadığımda kapı da çalmıştı. Gir komutunu verdiğimde içeri girip kapıyı kapattığı gibi önümde birkaç adım kala durdu ve saygıyla önümde eğildi. Geri doğrulduğunda yüzündeki gülümsemeyi bozmamıştı. Benim somurtkan halimle onun bu mutlu hali sinirimi bozmuştu kimsenin duygu değişimi yaşamasını istemediğim için yok saydım bu durumu.
"Hoş geldiniz bayan Jimin, sizi tebrik etmek çağırmıştım. Beni yüzüstü bırakmadınız. Bu konuda size minnettarım." dediğimde bana saygısından ödün vermeden konuşmuştu.
"Bu benim işim ,lordum." dediğinde başımı salladım. Bir anlık başımı eğdim ve konuşmaya başladım.
"Size son bir görev daha vereceğim bayan Jimin! Beni dikkatli dinleyin." dedim ciddiyetle. Bu geceye izimi bırakacaktım! Artık anlaşamadığınız konuları eski benle konuşmanız gerekecek. Onu bulabilirseniz tabi..