İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 7 · 10 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 7

۞Ağʟᴀᴍᴀ k̫üçüğüm̫۞

۞Ağʟᴀᴍᴀ k̫üçüğüm̫۞

*╔═══❖•ೋ° °ೋ•❖═══╗*

Geceyi sıyıran motosikletim hızla ilerleyip hızına hız katarken 250 olan hızımı arttıkça artıyordum. Sert hava her kaskıma çarptığında sesi kulağımı delse de özgürlüğün sınırını bilmemek beni daha da hırslandırıyordu. Yollarda arabalara makas atarak bir oyana bir bu yana hakimiyetimi bozmadan gidiyordum. Bu büyücünün mekanı cidden buraya uzaktı. Saat gece 4 olması lazım ve ben tam tamına iki saattir yoldayım. Benzinim bitmek üzereydi. Yanıma aldığım 1 bidon da yola çıkmadan önce depoya doldurmuştum. Neyse ki varacağım rotaya az kalmıştı. Enerji hissederek o gizli kasabadan buraya kadar gelmiştim. Bu büyücü veya cadı mı bilmiyorum ama iki kişinin enerjisi ilişkiye girdikten sonra birbirine karışmış gibi enerji dalgalarının karışmasına yol açmıştı. Bu da Calina'nın dediklerinin doğru olduğunu gösteriyordu. Bu çiftin enerjisi çok karmaşıktı.

yolda hızla giderken enerjinin bir anda kaybolması ile neye uğradığımı şaşırdım. motosikleti kenara çekip enerjiyi tekrar hissetmeye çalıştım ama bir türlü bulamayınca kaskı çıkarttım ve anahtarı motosikletten çıkarttım. anlayamıyorum bir anda enerji dalgalanmaları nereye uçup gider ki! nere gittiklerini anlayamadığım için sinirlerim bozulmuştu. yol yorgunluğu bedenimi ele geçirmişti ama burada dinlenerek zaman kaybedemezdim.

""Lordumuzun buraya kadar gelmesinin sebebi nedir?" diye ses duyduğumda hızla arkama döndüm. Hem yorgunluktan hem de bir anda arkamda birisinin varlığını hissetmekten kalbim acımıştı. Elim kalbime giderken bu gibi durumlar için cidden yorulduğumu fark etmiştim. Şaşkınlıkla yanıma kadar gelen adama baktığımda, benden cevap beklediğini fark ettiğimde kalbim hızla atmaya devam etse de durumumu bozmadan zorla konuşmaya başladım.

"Ben buralarda oturan bir büyücüyü arıyordum." dediğimde bana anladığını göstermek için başını salladı. Bende o sırada motosikletten indim. Kalçamı motosiklete dayadım ve adama baktım. "Büyücüye ihtiyacım var." dediğimde bu sefer o konuşmaya başladı.

"Beni arıyorsun demek. Burada oturan tek büyücü benim." dediğinde bunu duyduğuma sevinmiştim. Rahatlamanın verdiği huzurla nefes alıp verdim. Bir an gerçekten kaybettim zannetmiştim. Oysa adam bana gelmişti." Lordum, eğer yorgunsanız sizi benim evime ışınlayabilirim. Orada dinlenebilirsiniz?" dediğinde cevap vermeye bile dilim varamamıştı yorgunluktan. Bende usulca başımı salladığımda önümde eğildi. Dizinin birini yere koyup emrimi yerine getirdi.

"Emredersiniz, lordum." dediği gibi gözlerimi kapattım ve bekledim. Kulaklarımda ses patladığında ışınlandığımızı anladım. Gözlerimi açtığımda bir evin önünde durduğumuzu gördüm. Motosikletimle ışınlamıştı bizi. Rahat bir nefes verip yaslandım yerden ayrıldım. Adam önümde ilerlemeye başladığında bende arkasından onun evine doğru yol aldım. Kapıyı açıp girdiğinde arkasından bende girmiştim.

Evin kendisi iki katlı taştan bir evdi. İçerisi biraz büyüktü. Evde hiçbir şekilde ne enerji belirtisi nede bir enerjinin kokusunu işittim. Adam önden giderken oturma odası olduğunu düşündüğüm yere girdiğinde bende onun arkasından bir koltuğa oturmuştum. Koltuğa kendimi bıraktığım anda üstüme balyoz balyoz ağırlık konulmuş gibi hissizleştim. Cidden yorgunluktan ölecektim bu gidişle.

İçeri bir kadın geldiğinde hızla yerimde doğruldum. Kadın içeride beni görmesi ile önümde tek dizi yere değecek şekilde oda eğildi. Büyücüye baktığımda oda elleri önünde bana bakmadan eşine bakıyordu.

"Efendim kalkabilirsiniz." dediğimde kadın kendini yerden kaldırdığı gibi eteğini düzelti ve elleri önünde benle konuşmaya başladı.

"Efendim, sizi buraya hangi rüzgar attı. Sizi burada görmeyi hiç beklemiyorduk." dediğinde aslında kadının cadı olduğunu ve büyücünün eşi olacağı aklıma geldiğinde ikisine de oturması için elimi uzattım. Sanki evin idaresi benden soruluyormuş gibi oldu ama aslının öyle olmadığını herkes biliyordu.

"Ben buraya sizinle bir konu hakkında konuşmak için gelmiştim." dediğinde büyücü ve cadı birbirine baktıktan sonra bana baktı ikisi de. Büyücü kaşlarını çatarak benle konuşmaya başladı.

"Bize ne sormak istiyorsunuz, lordum?" dediğinde derince bir nefes alıp ciddiyete büründüğüm gibi sordum onlara. Bu işin bok çukuru gibi sonsuz bir bataklığa batmasına sıkılmıştım artık.

"Siz zamanında bir çocuğu himayeniz altına almışsınız. Bu doğru mu?" dediğimde ikisi de ciddiyetle bana kaşları çatılı bakıyordu. Kadın düşünceli görünüyordu ama adam öyle değildi. Kendini geriye attığı gibi bana sordu.

"Bunu neden soruyorsunuz lordum? Evet, zamanında birini himayemiz altına aldık ve almaya da devam ediyoruz. O bizim çocuğumuz gibidir." dediğinde işte şimdi asıl bilgileri almaya gelmişti.

"Benim bunu sormamın nedeni, zamanında yanınıza aldığınız çocuğun gelecekteki eşi olmam. Yanınıza aldığınız çocuğun ismi Soul Moses miydi?" dediğimde ikisi şaşkınlıkla birbirlerine bakmıştı. Adam düşünceli bir şekilde elinin birini çenesine koyup parmaklarıyla çenesini sıvazlamaya başladığında kadın da bana cevap vermişti.

"Evet lordum, ismi Soul'du." dediğinde yanındaki büyücü konuşmaya başladı düşünceli kısık bir sesle.

"Soul, sizi görmek ister mi bilmiyorum lordum. Zamanında sizden kaçmak için her şeyini feda etmeye hazırdı. Kaçmanın bir sonu olmadığını biliyordu ama yine de kaçıyordu. Artık geleceği görmeye başladınız sanırım." dediğinde kafamı sallamıştım.

"Soul beni nasıl gördü de benden kaçmak için her şeyini feda etmeye hazır oluyor anlamıyorum! Ben ona ne yaptım." dedim içimdeki kızgınlığı gizleyememiştim. Endişem ve hüznüm kendini gizleyememişti. Apaçık ortaya serdiğim duygularımı nasıl ifade edeceğimi şaşırmıştım. Büyücü bunu dememle derin bir nefes alıp içtenlikle konuştu.

"Efendim, Soul sizden bilerek kaçmıyor. O bir vampir ve her vampir gibi duygulardan nefret eder. Kini her bir karışına kadar içinde yaşayan bir çocuk. Nefreti, siniri ve öfkesini her vampirden daha iyi idare etse de bir yerde illaki sorun yaşayabilir. Soul hiçbir zaman bir milleti boşuna katletmez yada kimseden boşuna kaçmaz. Siz onun hayatının ne kadarını biliyorsunuz lordum." dediğinde asıl bilgilerin bu ailede olduğunu anlamam ile kendi bildiklerimi yok saymaya karar verdim ve konuştum.

"Benim bildiklerim değil, sizden duyacaklarım önemli!" dediğimde ciddiyetimi ortaya koymamla birlikte kadın konuşmaya başladı.

"Soul, babasını öldürmeden önce, babası tarafından annesini öldürdü diye şiddete uğrardı. Kendi milleti tarafından safkan bir vampir olduğu öğrenildiğinde yüze yakın vampir onu öldürmek için birlik oldu. Soul, hepsini orada katletti! Kendi ırkı onu soyundan dışladı ve kurt adamların inine atıldı. Orada kendi canını kurtarabilmek için savaş verdi ve artık buna dayanamadığı için orada katlettiği bütün kurt adamların kanını emdi ve kellelerini ağaç dallarına astı." dediğinde Camila'nın bana böyle anlatmaması işi daha da tuhaflaştırmıştı. Ortada başka bir mesele daha vardı. Bu sefer büyücü konuşmaya başladı.

"Onu bulduğumda çıldırmak üzereydi. Biz ona kapımızı açtığımızda yaşadığı travmalar ona o kadar ağır gelmişti ki kendini öldürmemesi için geceleri nöbet tutardık. 2 yıl bu gibi durumları önleyebilmek için savaş verdik ve bir bakmışız birbirimize aile olmuşuz. Yanımdan ayrılmasına izin vermedim ve benim yanımda kalmasını istedim. Her ne kadar içinde atalarının miras bıraktığı kin ve nefret olsa bile, bizim yanımıza huzuru ve sevgiyi hissetmek için hep gelirdi. Bu yaşına kadar cennetin bizim yanımızda olduğunu söylerdi. Bize derdi ki-" diye devam edecekken kadın devam etmişti onun yerine. Sesindeki titremeyi önleyememişti.

"'Ne bana verdiğiniz şifalı otlar nede başımda saatlerce beklemeniz önlemedi benim ölmemi, sizin bana verdiğiniz sevgiyle hayata tutundum. Bunca yıllık hayatımda kimse benim bedenimin herhangi bir yerini sevmedi. Beni seven tek şey bedenimin herhangi yerine vurulan ıslak odundu!' derdi bize." dediğinde duyduklarımla beynim çalkalanmıştı. Bir an yer ayaklarımdan kaydı zannetmiştim. Bu kadarını beklemiyordum. Ne yaşadığını tahmin edememek daha da kalbime ağrı işliyordu. Bu sefer devam etti adam.

"Lordum, biz onu her zaman sevdik. Aradan 4 yıl geçtiğinde de zaten hem sizi geleceğinde görmeye hem de kendi özel güçlerini keşfettiğinde kaçmak için bizim yanımızdan bile ayrıldı." dediğinde hızla araya girdim.

"Ama onu geçmişe göndermişiniz!" dediğimde başını olumlu anlamda salladığında bedenini hareket ettirdiğinde ayağa kalktı.

"Size bir şey göstermek istiyorum, lordum." dediğinde bende onun gibi ayağa kalktım. Odadan çıktığında bir koridora girdi. Önüne bir kapı çıktığında ilk benim girmem için eliyle davet ettiğinde bende davetine karşılık içeri girdim. "Soul her şeyi içine gömen birisi olmuştu bu zamana kadar. Bize geçmişten bir mesaj bile bıraktı." dediğinde bir duvarın önüne geldi ve duvara dayalı bir çarşafı çekmesiyle düşmesini sağladı.

Önümde beliren yağlı boya tablosu ile şaşkınlıkla kalakaldım. Omuzlarım gördüğüm resim ile düşerken dengemi kaybetmemek için duvara ilerleyip tutundum. Önümde onun resmi vardı. Ben buna sevinemiyordum. Önümde çığlık atarken çizilen Soul'u gördüğüme sevinemiyordum. Duygularım darmadağın olmuştu. Gördüklerimi sindiremiyordum.

Resme doğru ilerledim ve elimi yağlı boya tablosuna değdirdim. Onu hissetmek istiyordum. Aşkla baktığım adamın çığlıklarını izliyordum. Bir insan bunu tek bir resme nasıl sığdırabilir! Hissediyorum, seni hissediyorum! Benden nefret ediyorsun! Ellerim yağlı boya tablosunda hareket ederken yüzüne doğru ilerlettim elimi. Çığlığını duymak istiyorum!

Yüzünde her bir karışında oyalanan elimi hareket ettirdim. Yüzünden erkek olmasına rağmen biraz ince ve zarif olan boynuna doğru, oradan resimde çığlık atarken geriye doğru kayan üst bedeni ve yerde oturduğundan kaynaklı bükülmüş bacaklarına kadar.. Hayattan bıktığı biliyorum. Çığlık atmakta çok haklısın. Bu dünyaya sürgün yemişsin bebeğim! Ve şimdi duygularına bile kapamışsın kendini. Başımı tabloya dayadım ve kendimi tutmaya çalıştım. ellerim durmuyordu. Seni sevmek için can atan ellerim seni hissetmek istiyordu! Ellerim sana dokunamadı diye sızlanıyordu. Oysa seni ellerimle sevmek isteyen, kalbine dokunup orada mührümü bırakmak isteyen bir tek ben olabilirdim.

Yanımdaki büyücü elinden birini omzuma koyunca başımı tablodan çekip ona baktım. Gözleri ağlamaya başlamamak için zor tuttuğunu kendi gözlerimle görüyordum. Yüzünü eğdi ve konuşmaya başladı.

"Işıkları kapatmama izin verin lordum. Soul'un sizler için gönderdiği mesajı göstermek istiyorum." dediğinde bunu duyduğumda gözlerim fal taşı gibi olmuştu. Hemen başımı salladığım gibi yanımdan ayrıldı ve düğmeyi kapatması ile tabloda ışıldayan yazılar belirmişti. Bir iki adım uzaklaştım ve cidden benim için bıraktığı mesaja baktım. Işıldayan mürekkep sıçramış yerler vardı tuvalde ama yazı anlaşılıyordu. Yutkunmakta zorlanırken büyücü konuşmaya başladı. "Benim oğlum, her ne kadar başkasının kanını taşısa da onu her zaman kendi oğlum gibi seveceğim! Lordum, oğlum sizi istese de gelemiyor." dediğinde ışıldayan mürekkebin ışığından ona bakarken gözündeki yaşın düşüşüne kadar şahit olmuştum. Tekrar tuvale döndüğümde ona tuvale bakarak konuştum.

"Oğlunuzu bulacağım efendim. Sizden bir şey istesem sorun olur mu?" dediğimde yanıma adımladı ve bana doğru döndü.

"Siz ne isterseniz elimizden geldiğince yapmak için çabalarız, lordum!" dediğinde başımı usulca salladım. Başım tekrar tuvale dönerken yazıdan gözlerimi çekemiyordum. Konuşmaya başladım titreyen sesimle.

"Tuvali sizden alabilir miyim? Onun tek bir tane bile olsa hatırasının bende olmasını istiyorum." başını tuvale döndürdüğünde bizim boyumuzdan büyük tuvale iç geçirerek bakıyorduk ikimizde. Gözündeki yaş tekrar düşerken cevap verdi bana.

"Lordum için her şey feda olsun." dediği gibi tuvali ışık kırılması şeklinde ışınladığında tekrar bana döndü. "Onu odanızda asılı bulabilirsiniz lordum." dediğinde ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.

Başım dönüyordu artık. Felaketler daha onu bulamadan gerçekleri yüzümüze vurmuştu . Aklımı kaybediyorum! Karnıma stres yüzünden ağrı girmeye başladığında nefes almak için odadan çıktım ve kendimi koridorda ilerleterek dış kapıdan zor dışarıya attım. Nefeslerim artık içime kaçıyordu. Ellerim ciğerlerime giderken sıvazlamaya başladım göğsümü. Bulunduğun yerler artık üstüme üstüme geliyordu.

Dışarıdaki temiz havayı zorla içime çekmeye çalışıyordum. Ellerimle göğsümü sevip rahatlamaya çalışırken arkamdan kapı kapama sesi geldiğinde yanıma gelen kişiye baktım. Büyücü yanıma gelmiş sakinleşmemi bekliyordu. Saçmalıktı yaptığı, ben bu durumda istesem sakinleşemezdim. Başımı kaldırıp gecenin karanlığında yıldızları izlerken zorla büyücüye karşı konuştum.

"Beni bir şekilde geçmişe götürebilir misin?" dediğimde başını olumlu anlamda salladığında ona döndüm ve ciddi bir ifade ile konuşmaya başladım. "Beni Soul'un yanına götür!" dediğimde yüzünü bana döndü ve konuşmaya başladı.

"Efendim bu halinizle isteseniz bile gidemezsiniz. Bedeniniz çok yorgun ve halsiz. Geçmişe giderken enerjinizin yüksek olması gerek ama sizin vücudunuz çökmüş durumda. Kendinize iyi bakmanız gerek!" dediğinde yüzümü ağlamamak için aşağı eğdim. Hayır sinirlenmemeliydim. Bunun da illaki bir çözüm yolu olacaktı. Kavuşacaktım, ona ulaşacaktım!

"İki gün sonra kurul toplanacak, en azından kuruldan sonra bunun için yanıma gelmeni istiyorum." dedim bedenimi ona döndüğüm gibi yüzüne yaklaşıp sinirli ama ciddiyetimden ödün vermeden konuştum." Bu bir emirdir, büyücü!" dediğim gibi burada daha fazla durmak istemediğim için motoruma doğru ilerledim. Adımlarım savsak olsa da gitmek istiyordum buradan. Her köşede bir acı saklıydı! Acılarında çırpınan bir çocuğun hikayesinde istenmeyen üyeydim.

Motosiklete binmek için ayağımı diğer tarafa geçirip oturdum. Demiri çekip hırkamın cebinden anahtarı alıp motosiklete taktığım gibi çalıştırdım. Geri arkama baktığımda kadının da kocasının yanında benim gidişimi izlediğini gördüm. Umursamadım. Şuan hiçbir durumu kaldıracak durumda değildim. Gitmek istiyordum. Tuvale tekrar tekrar bakmak istiyordum. Tuvalde yazan yazıyı tekrar tekrar okumak ve ettiğim lanetleri kendime duyurmak istiyordum. Dediklerinde haklıydın. Sen her şeyde haklıydın. Yanında olmak istiyorum, ama hislerinle kendini köreltmiş olmanda korkuyorum. Benden uzaklaşmasan hatta hep yanımda olsan. Bir şekilde yanına gitmeliyim. Satırlarında kaybolmalıyım. Ben, okyanusunda boğulmak istiyorum!

Şu satırlara kendimi asmalıydım!

'Hislerini kontrol edemeyen bir cahilim.' yazmıştın tuvale ama bilmiyorsun ki, bende bir kafirim.

sana tapmayı bilmeyen bir kafirim!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.