İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 6 · 13 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 6

۞ֆɛʏȶǟռ ֆօʏʊ۞

۞ֆɛʏȶǟռ ֆօʏʊ۞

╭━─━─━─≪✠≫─━─━─━╮

ʚɞ

Elimdeki sigaranın zehirli dumanını içime çektim. geceye izini bırakan dumanı üflerken uzaklara uçmuştu kafayı uyuşturan hafif kaybolan dumanı. Başımı yukarı kaldırmış geceye küçükten büyüğe ışıltısını bırakan yıldızları gözlemlemeye başlamıştım. Bu gece yarım ay hakimdi. Bulunduğun noktayı aydınlatan tek ışıktı. Gözlerim kısık bakıyordum etrafa. Tam olarak dinlenemeyen bedenim hala hissiz gibiydi. Bedenimdeki uyuşukluk yerini kollasa da idare etmeliydim. Ciğerlerime kendini belli etmek için çırpınan zehir yerini kollarken umursamadan tekrar dudaklarıma mühürledim sigarayı ve tekrar içime çektim zehirli dumanı. Yaslandığım motosikletten kalçamı ayırıp kendimi toparladım.

Bulunduğum yer bir kasabanın en ücra köşelerinden biriydi. Etraftaki evler eski ve yolları düzgün değildi. Tanrının unuttuğu noktadan farksızdı burası. Umurumda bile değildi buranın ne durumda olduğu sadece bizim için en iyi buluşma noktası burası olabilirdi. Vampirler genelde yalnız takılmayı seven ve birlik olarak hareket etmeyi beceremeyen varlıklardı. Bu yüzden vampirler koloni kurduklarında herkes tek ama bir olarak hareket ederdi. Kimse kimsenin ne yaptığını umursamazdı ama birlik olarak hareket etmeye kalksalar hepsi çuvallardı. Onların koloni başkanı tam olarak kim bilmiyorum. Hayatımda hiç ismini bile duymamıştım. Kendini saklayan biri olduğunu bile daha yeni öğrenmiştim. Bu kim bilmiyorum ama bulunduğu konumu kendini belli etmeden vampirleri iyi yönlendiriyordu. Yoksa vampirler birlik olmayı geç hiçbir zaman iyi anlaşamayan huysuz varlıktan başka bir şey değildir. Eğer başkanları olmasaydı soyları çoktan tükenmişti bundan eminim!

Elimdeki sigaranın külünü yere silkerken elimi cebime koymuştum. Sigaranın zehrini tekrar içime çekerken motosiklet sesi duyduğumda umursamadan sigarayı dudaklarımdan ayırdım. Zehri biraz içimde bekletip dışarı verdiğimde sesli bir şekilde motorunu zorlasa da bana hava atmak için yaptığının farkındaydım. Ama onun havası bana sökmezdi. Elimdeki sigarayı dudaklarıma son kez yerleştirip dumanı içime çektim ve çöpünü yere attım. İçimdeki zehri hissetmek en azından beni kendime getiriyordu. Dumanı havaya üfledim ve yüzümde hiçbir duygu değişimi olmadan adamın yanına gittim. Adam o sırada kaskını çıkartmakla meşguldü.

Yanında dikildiğimde bana yüzünde tiksintiyle baktığını gördüğümde umursamadım. Büyücü ve cadı toplumu her zaman dışlanan bir toplum olmuştu. En nefret edilen ve en başarılı toplumlardan bir tanesi olabilirdik. Hiçbir toplum bizim yanımızdan bile geçemiyordu. Adama elimi uzattığımda elimi sert bir şekilde tuttuğunda aynı şekilde ona karşılık verdim. Elimi geri çektiğimde kaskını önüne koymuştu. Beni süzüyordu ama ben onun süzmeye gerektirecek özellik bile bulamıyordum. Her toplum gibi kendi kirinde boğulan bir zavallı gibiydi. Esmer bedeni ve kalıplı vücudu benim bir büyümde işlevsiz hale gelirdi. Bunu farkında olduğu için huysuzdu zaten. Karşısında bir safkan büyücü vardı ve kendisi ise işlevsiz bir asker vampirdi. O sadece getir götür gibi önemli konularda bilgi edinir ve koloni başkanını korumakla ilgilenirdi. Sonunda sessizlik onu sinirlendirmiş olsa gerek konuşmaya başladı huysuz bir üslupla.

"Beni buraya dikmek için gelmedin her halde!" dediğinde kaşları olduğundan daha çok çatılmıştı. Memnuniyetsiz bakışları sinir bozucuydu. Başımı yana eğip küçümser bir bakış atmıştım ona, o da bu bakışlarımdan rahatsız olmuş gibi yerinde kıpırdandığında alayla konuştum.

"Seni buraya dikmek için getirsem ne yapabilirsin ki? Sanki gücün bana yetecek sefil asker!" dediğimde gözleri sinirden öyle bir büyümüştü ki safkan bir büyücü olduğumu unutmasa canına susamış gibi üstüme saldıracağını biliyordum. Benim gözümde sefil bir vampirden başkası olamazdı.

"Canına susadın her halde. Gücüne güvenme derim!" dediğinde keyifle daha çok yaklaştım ve yüzüne yaklaşıp yarım ağız sırıtarak konuştum.

"Bence sen bulunduğun konuma güvenme! Bir bakmışsın çulsuz hayatın bile ellerinden kayıp gitmiş! Ahh arkandan yas tutanda olmaz şimdi senin." dediğimde kulağına yaklaşıp fısıltımı sesli tutmaya özen göstererek umursamazca konuştum." Nede olsa siz vampirler birbirinizin yasını tutamayacak kadar nefret ediyorsunuz birbirinizden!" dediğimde yüzündeki ifadeye bile bakmadan arkamı döndüm ve motosikletime yaklaştım." Beni koloni başkanının yanına götürmeni istiyorum." dedim ve motosiklete bindim. Aracı anahtarla çalıştırdığım gibi ona inat olsun diye motorun kulak kanatan sesini ulu orta yayarken ona bakmıştım. Bana en zayıf noktasından vurulmuş gibi bakıyordu. Ama unuttuğu bir şey vardı. Biz safkanlar kimseye acımazdık! "Bu bir emirdir asker!" dedim sesimi sertliğini ona gösterirken. Kendini toparlayıp kaskını başına taktığında bende taktım ve onun önden gitmesini bekledim.

Motor sesi etrafı ele geçirirken ikimizde yavaş yavaş yol almaya başlamıştık. Gecenin karanlığında motosikletin fenerlerini açmıştık ikimizde. Kasabadan yavaş bir şekilde çıkıp bir anda hızımızı arttırdık ve ormanlık alana girdik. O kadar hızlı gidiyorduk ki yanından geçtiğimiz sıkı ağaçlar baktığımızda birbirine giriyordu hepsi. Hızın getirdiği rüzgar hırkamı omuzlarımda savursa da deri siyah hırkamın durumu umursamadım. Adam sanki bana inat olsun diye daha hızlı gidiyordu. Hız 120 den 150 ye çıkmaya başlamıştı. Bilerek yapıyordu çünkü onun güçsüz olduğu konulardan vurmam kendini sarsmasına yol açmıştı, ama onun bu yaptığı hiçbir zaman beni sarsmazdı. Hırs yaptığı konu onların en büyük hatasıydı ve şimdi onların hatasını bedeninin damarlarında dolaşan kanı onu ateşe itiyordu. Hırsı, nefreti, kini ve siniriyle diğer her canlıdan zıt karakterdi vampirler. Onlar asil olarak görülürdü herkes için ama onlar tam bir baş belasıydı. Kan emici ordusunun hiçbir iyi yanı yoktu!

Hız 200 olduğunda motoruna büyü yaptım. Zorlandığını gördüğümde yavaşlamaya başladı ve 150 de devam etmişti. İşte bu kadar da kolay pes ederdi. Yarım ağız bu yaptığına gülüp yola bu şekilde devam etmiştik. Ne o hız yaptı nede ben onu takip etmeyi bıraktım. Aslında istese hız yapabilirdi çünkü sadece yavaşlaması için motoruna büyü yapmıştım. Aradan 10 dakika geçtiğimde adam 120 de hareket etmeye başladığında ormanın içinde gizli, uzaktan bakıldığında ışığı görünen bir kasaba olduğunu görmek beni biraz şaşırtmıştı. Şahsen bu kadarını beklemezdim. Hızımız yavaş yavaş azalırken iyice kasabaya yaklaşmış ve kasabanın içine girmiştik.

İçeride durduğumuzda aracın anahtarını çıkarttım ve kaskımı bir hışımla çıkarttığım gibi etrafa bakmaya başladım. Burada en fazla 10'a yakın tahta kulübe evleri vardı. Bunlardan bir tanesi yönetim binası olduğu taş ev olduğundan daha net anlaşılıyordu. Etrafta öyle çok vampir yoktu onların hepsi asker sınıfa benziyordu. Koloni başkanı onlar için önemli olsa gerek ki birlik olmayı sevmeyen bir toplumu bile birlikte hareket etmeye itiyordu demek ki. Bu inatçı ve kana susamış vampirleri dize getiren kişi her kimse herkesi ipe dizerdi!

Motorumdan indiğim gibi yanımdaki adamla yönetim binasına doğru yol almıştık. Etraftaki vampirler burada olmamdan hiç hoşnut olmamış gibi bana bakıyordu. Bense kimseyi iplemeden 2 katlı taş eve girmiştim. İçeri girdiğimizde vampirlerden ikisi bir anda arkama geçtiğinde beni takip etmeleri ile kaşlarımı çatıp yerimde durdum ve arkamı döndüğüm gibi sinirle soluyarak yıkım saçmak ister gibi bağırdım.

"Beni takip etmenizi size kim söyledi!" dediğimde ikisi de geri iki adım attığımda sabırla nefes verip önüme döndüm ve yürümeye başladım. Sinir olduğumdan dolayı adımlarım sert ve bir o kadar öfke saçıyordu etrafa. Koridorda iki kişi olarak hızla giderken sonunda durdu ve bir odanın kapısını tıklattı. İçeriden boğuk bir gir komutu geldiğinde ikimizde içeri girmiştik. İçeri girdiğimde şaşkınlıktan donup kalmıştım olduğum yerde. Yanımdaki adam ise sakince konuşmuştu.

"Kraliçem, misafirinizi getirdim. Başka bir arzunuz var mı?" dediğinde daha çok şaşırdım. Demek bu yanımdakini bile adam edebiliyorsa ben bu kadına saygıyla eğilirdim, tabi düşmanım olmasaydı! Kadın masasında işleriyle uğraşırken yorgun olsa bile yanımdaki adama gülümsedi ve sakin bir tonda konuştu.

"Her şey için teşekkür ederim, Marco. bizi misafirimizle yanız bırakırsan sevinirim. Yarım saat sonraki yemek vaktine her şey hazır olursa sevinirim." dediğinde gülümsemeyi ihmal etmemişti. Kadın çok uysal ve şefkatli biriydi. Yönetimi onları sakin tutmayı başaracak kadar onların içine işliyordu demek ki. Bunlar gibi nefreti benimseyen canlıların içinde bunu görmek, şahsen bu konuda en çok ben şaşırırdım. Vampirlere boyun eğdirmesini iyi biliyordu! Adam kadının dediği ile hızla eğilip çıkarken. Bende odanın ortalarına doğru yöneldiğimde kadın da kalkmıştı masasından. Masadan uzaklaştığı gibi benim yanıma geldi ve elimi sıktı.

Kadının elbisesi transparan göğüs altı tülden işlenmişti. tam kaşımda duruyordu. Elbisesinin meme kısmı kesinlikle dolgunluğundan gizleyemiyordu bedeni. Siyah transparan elbise kesinlikle bedenine göre dikilmişti. Neden bu kadar süzdüm anlamıyorum ama dikkatimi çekmişti bir kere. İlgi alanıma girmiyordu kızın davranışları. Tabi Soul yapmadığı sürece..

"Merhaba, karşılamadan dolayı sorun yaşamadınız diye umuyorum." dediğinde elimi geri çekip düz ama sakin bir sesle konuştum. Ne kadar düşman olsak da kadın kendini boşuna gizlemediği kesindi. Hem vampirler ile hem de dış düşmanla savaşmak onun için cidden zor olmalı.

"Küçük pürüzler her zaman olur. Ben Lowell Wizard. Safkan büyücü soyunun tek varisi ve lideriyim. Sizi tanımak isterim." dediğimde kendini geri çekti ve eliyle masasını gösterdi.

"Buyurun, lütfen daha rahat konuşalım." dedi ve masasına hızla ilerledi. Dediği gibi yaptım ve karşısındaki koltuğa oturdum. Oda oturduğunda konuştu hafif bir gülümseme sunarak bana karşılık verdi." İsmim Camila. Vampir soyunun yeni varisiyim. Tam tamına 5 yıldır bu vampirlerin başındayım." dediğinde kaşlarımı çatmıştım.

"Hareket etme şekliniz kısa sürede bu vampirlerin içine işlemiş. Bunun gibi bir yönetimi ilk kez vampirlerde görüyorum şahsen. Sizin türünüz nedir Camila?" dediğimde dişlerine dudaklarına geçirdiğinde sorulmaması gereken bir soru sorduğumu fark ettim ama sormakta haklıydım. Kadında hiçbir şekilde ne vampir nede başka bir türün enerjisini hissediyordum. İnsanın bile belirli bir enerjisi vardır ama kadında enerji namına hiçbir şey hissetmemiştim. Bu ister istemez işkillendirmişti beni.

"Ben bir ölüyüm Lowell. Beni hissetmemen normal. Vampire dönüşemediğim için ölü olarak uyandırılmak zorunda kaldım." dediğinde buna inanamamıştım. Gözlerim ve ağzım fal taşı gibi açıldığında kendimi zor toparlamıştım. Aslında kadının dedikleri vücudunu bir nevi belli etmesinden belliydi. Eğer öldüğü doğruysa kader defteri kapanır ve rastgele bir dünya yaşar. Bu yüzden bu kadar rahattı. Bedeni bu yüzden bu kadar açık renkti. Mermer gibi bedeni olmasına şaşmamak gerekti. "Şimdi size gelelim. Buraya niçin gelmiştiniz?" dediğinde kendimi toparladım ve konuşmaya başladım.

"Ben bir safkan vampiri sormak için gelmiştim. Soul Moses hakkında." dediğinde kaşlarını çatmıştı. Düşüncelerini okumak istiyordum ama bir ölünün düşüncelerini okumak tehlikelidir. bir ölünün düşüncelerini okumak büyücüleri delirttiği söylenir. kadın kaşlarını çatmış düşünürken sanki bir anda aklına gelmiş gibi konuşmaya başladı.

"soul, benim ölmemden 1 yıl önce yanımdan ayrılmıştı. onun hakkında ne bilmek istiyorsunuz?" dediğinde ciddiyetle yüzümdeki ifadesiz biçimimden ödün vermeden konuştum.

"bütün hayatını!" dediğinde bu sefer o şaşırmışa benziyordu.

"Oww. Peki, sizin için ilk nereden başlamamı istersiniz?" dediğinde hızla konuştum.

"Doğumundan!" dedim sabırsızlıkla. Bu halime idare etmeye çalışır gibi ifadesi vardı. Biraz düşündü ve konuşmaya başladı.

"Soul, acımasız bir çocuktur. İlk doğumunda bile bu anlaşılır nitelikteydi bizim için. Annesi onu doğururken ebenin dediğine göre annesinin kanını emerek ve etini vahşice parçalayarak öldürmüş. Safkan olduğu ise iki cinsiyeti de uzuvlarında taşıması sayesinde anlaşılmış. Bunu zamanında gizlemek için baya çaba göstermişlerdi. Eğer öğrenilirse çocuğu ve babasını öldürmek isterdi asker vampirler. vampirler onlardan güçlü birini kaldıramaz. Soul zaman geçtikçe kana doyumsuz olmaya başlar ve maalesef babasını da öldürür. Doyumsuz ve vahşi bir yaratığa dönüşmeye başladığında daha 16 yaşındaydı. Babasını erken kaybetmişti ama sanki bu ona hiç toz kondurmamış gibi nefretle vampir soyunun yarısını katletti! Bunun üzerine bir lakabı bile var. Lakabı 'Sanspeur' olarak nam salmıştı. Bir ara o kadar gözü dönmüş ki kurt adamların bölgesine dalıp oradan 100'e yakın kurt adamın kellesini ağaçlara saplamış! Bunun üzerine ise orada onlara hakimiyetin kimin elinde olduğunu gösterdi! Kimse Soul'e el bile kaldıramadı. Bir büyücü ve cadı evli bir çift Soul'u bulmuş, ama Soul o zamanlar gelecekteki eşini gördüğü için çıldırma noktasına geldiği gibi kaçmak için elinden geleni yapmış. Büyücünün dediğine göre canını bile hiçe sayacak yöntemlere başvurmuş ama bunların hiçbiri unutmasını sağlayamamış. Sonunda bu duruma dayanamayan büyücü, Soul için geçmişe kaçmasını sağlayacak bir yöntem sunmuş ve Soul kabul etmiş. İstediği zaman geçmişe gidip gelebiliyor. Kendisi için bir adada ev kurduğu söyleniyor ama nerede olduğu bilinmiyor. Şimdilik sadece kendi halinde güçlerini kontrol altında tutmaya çalıştığını biliyorum. Soul, şuan 75 yaşında olması lazım. Saçları gittikçe beyazlamış olması gerek bu zamana kadar sapsarı saçları güç kullandıkça beyazlıyor diye hatırlıyorum. Safkan vampirler güçlerini kullandıkça saçları beyazlar aynı büyücülerde kızıl olması gibi. Bu zamana kadar Soul 50 yaşlarında güçlerini keşfetti ama kimseye kullanmadı. Her bir özelliğini sır gibi saklıyor. Sanırım onun hakkında en fazla bu kadar şey biliyorum. Size yarımcı olabildim mi bilmem ama Soul çok sevilen biri değildir. Arkasında katliam sıralayan biri nasıl sevilsin ki!" dediğinde gerçekten tahtında yeni olduğu bunu demesiyle daha çok anlaşılmıştı.

"Peki benim hakkımda neler biliyorsunuz?" dediğimde biraz düşündü ve konuşmaya başladı.

"Tanrının en sevdiği kulusunuz. Safkan ve özel güçleriniz tanrıça tarafından değil de doğuştan sizde olan bir özellik olduğunu. Tahta erken oturduğunuzu, 70 yaşınızdan beri bu işi devraldığınızı biliyorum. Tanrıçanın bana dediğine göre belirli ırkları yok etme ve katliam çıkartma gibi konuları siz devralabiliyorsunuz. Şu ana kadar 4 ırkı katlettiniz! bu yüzden lakabınız 'Feroxfera' diye anılıyor. Birden fazla evlenme hakkınızın olduğunu ama sizin sadece 1 evlilik yapmak istediğiniz biliniyor. Büyücüler arasında en nefret edilen kişi sizsiniz! Şu ana kadar kendi ırkınızı öldürmenizi bile beklerim aslında. Bu bilgi pek bilinmez ama bir güç ikiziniz olduğunu biliyorum, hatta büyücülerin güçlerini isterseniz kendiniz bile kontrol edebilirsiniz. Kendiniz hakkında bir şeylerin bilinmesi değil de, daha çok güçlerinizin bilinmesini istemişsiniz şu zamana kadar..." dedi oturduğu yerde yayıldı. Sandalyesini geriye doğru çekti ve bedenini tamamıyla gösterdi bana. İddialı hareketi yarım ağız alayla gülümsememi sağlamıştı." Sizde Soul gibi kendinizi asla birisine açmadınız." dediği gibi ayağa kalktı ve önüme yürümeye başladığında ne yapacak diye merakla bakıyordum. Önüme geldiğinde oturduğum için yukarıya bakmam gerekti. Ellerini koltuğun kenarlarına koydu ve yüzünü eğip hafif sırıtmıştı. Bakışları rahatsız ediciydi, ne yaptığını anlayamamıştım ama o konuşmaya başladı alaylı bir tonda." Ve en önemli bilgi ise senin küçük Lowell'in sadece sevdiğine kalkması olabilir!" dediği gibi üstümden kalkmıştı. Bunu sadece göstermelik yapmıştı.

"Bu üslupla bana konuşmaya hakkınız yok!" Bu yaptığına ve dediklerine şaşkınlıkla bakakalmıştım. Üstünü düzelttiği gibi geri yerine oturmuştu. Sanki hiç bir şey yapmamış gibi kaldığı yerden devam etmişti konuşmaya. Kendime geldiğimde o da oturduğu sandalyede tekrar yayıldı. Utanmazın önde gideniydi, ama lanet olsun dediklerinde haklıydı.

"Bize gönderdiğiniz mektup neydi?" dediğinde kendimi düzeltip bu durumu ona nasıl açıklasam diye düşünüyordum ve sonunda cevap verdim.

"Bundan 2 gün önce bir ayin yapılacaktı ve güç ikizimle oradaki sorun yüzünden herkesi ışınlayıp tanrıça Zalina ile bir konuşma yapıldı. Bizim gibilerin ırkının artık yok edilmesinin zamanının geldiğini ve size verdiğimiz güçlerin artık tamamını çekeceğiz dedi. Bizde bunun üzerine bu durumu kurtarmak için beraber bir kurul toplantısı yapacağız. Bu önemli bir durum." dediğimde kaşlarını çatarak bana baktı.

"İyi de bizlerde artık yok edilmesi gereken bir toplumun içindeyiz. Ölüm sırası bize geldiyse elbet siz safkanlara bir şey olmayacak ama bizler bu dünyadan illaki gideceğiz. Neden bunu bir sorun olarak görüyorsun ki!" dediğinde kaşlarımı çattım. ona demek zorunda değildim. sinirimi hoplatmasaydı demeyecektim de!

"Çünkü ben milyonlarca varlığı ellerimle kılıçtan geçirmek istemiyorum! Zamanında bunları yaptım diye tekrar başka bir toplumun tek katili "ben" olmak istemiyorum." dediğimde bunu duyduğunda kaşlarını çatmıştı. Elini kaldırıp parmaklarını çenesine yerleştirdi.

"Sizin lakabınız Feroxfera oldu, artık bunu yapmak zorundasınız? Tanrıça Zalina bir şeyi boş yere demez illaki bir sebebi olmalı." dediğinde ona diyemedim ki bunun tek suçlusu Soul ve benim diye..

"Bunun artık bir önemi yok. Benim Soul'u bulmak için verebileceğin bir ipucu var mı?" dediğinde başını aşağı yukarı salladı ve eline kalem kağıt alıp bir şeyler yazmaya başladı. Kalemin sesi sessizlikten dolayı hassas kulaklarım için yankı yaparken bunu umursamamaya çalıştım. Ciddi bir ifadeye takındı ve konuşmaya başladı.

"Bu adam zamanında geçmişe gitmesini sağlayan ye yanına alan büyücünün adresi. Ama sizi bir konuda uyarmam gerek adam birazz.. çatlağın önde gideni!" dediğinde bu tarifine gülümsemiştim.

"Peki. Her şey için teşekkür ederim, Camila. Bana büyük bilgiler verdin." dediğinde şirince gülümsedi. Bu kadın sınırını bilmese de cidden önemli bilgiler vermişti.

"Bir şey değil her zaman beklerim. Ama sormak istiyorum. Mazur görün ama neden Soul'u bu kadar merak ediyorsunuz?" dediğinde bir anlık donmuştum ama kendime gelip cevap verdim.

"Onunla hesaplaşmam gereken konular var diyelim." dediğimde başını anladığına dair salladı ve gitmem için ayağa kalktı. Yanıma geldiğinde yüzündeki gülümsemeyi bozmadan sakin tavrıyla konuşmaya başladı.

"Eğer Soul'u bulursan ona ödeştik demeni istesem senin açından sorun olmaz diye düşünüyorum." dediğinde ona döndüm ve anlamaz bir ifadeyle kaşlarımı çattım.

"Neden ödeştik dememi istiyorsun ki?" dediğimde hazır cevap gibi karşılık vermişti.

"Bir tek senin hesaplaşman gereken konular olduğunu sanmıyorum. Size iyi yolculuklar dilerim." dediğinde daha fazla uzatmak istemedim ve Camila'nın elini sıkıp odadan sessizce çıkmıştım. Bu ikisinin arasında olan konuydu.

Odadan çıktığımda elimdeki kağıtta yazan adrese baktım. Kağıtta yazan adres belirsiz gibi gelmişti bana. Burayı tam olarak bilmiyordum ama bulacağıma emindim. Uzak olduğu kesindi. Koridorda ilerlemeye başladım, hızlı adımlar atıyordum. Kendimi dışarı attığımda direk yönüm motosikletim olmuştu. Dışarıdaki asker vampirlerin hepsi yemek yiyor olsa gerek etraf bomboştu. Bunu umursamadım zaten beni canavarın karnından kaçmış bir adet kaçak av gibi gözledikleri için özlem duymayacağıma eminin.

Camila'nın anlattığı büyücüyü merak ediyordum. Bu adam nasıl bir çatlak ki insanları onu anlatırken bile duraksamasını sağlayabiliyor bilmiyorum ama onun adına cidden merak tohumlarını içime ekmiştim. Yeni rotam belliydi. Motosiklete bindiğim gibi anahtarı takıp çalıştırdım ve gizli kasabadan motoru duyurmak ister gibi çıktım. Artık buradan gitme vaktiydi.

Mavinin maviye olan umudunun bitmemesi dileğiyle..

Bölüm sonu

1 yorum