۞ƧƛƦ ƳƛƦƛMƖ۞
❛ ━━━━━━・❪ ❁ ❫ ・━━━━━━ ❜
ʚɞ
Gün doğumunun asil ışıltısı ile masama yakın pencereden izlerken, elime kanlı şarabı alıp bir yudum aldım. Yorgunluktan gözlerimi zor açıyordum. Devam etmek artık güçtü benim için. Elimde son bir iş kalmıştı. Raporlar, yetimhane sevkiyatları, büyü için alınan izinler, yeni doğan büyücü çocukların nüfus klasörleri, buradaki çalışanların maaşları, mali işler ve dahası. Elimdeki son iş ise geçen gün yaptığımız ayin için mektuptu. Herkese haber vermem gerekti. Kurul toplantısı yapılmalı ve kararların en uygun üslupla verilmesi gerekti. Bana kalırsa bu işlere kimseyi karıştırmadan tek başıma savaşarak da yapabilirdim ama bu dünyada bir tek ben yaşamıyordum.
Ne yazmam gerek diye kendimce düşünüyordum. 'Yok edilmesi gereken bir toplum sıralamasında bizde varız ve tanrılar artık yaşamamızı istemiyor, hatta ibadet ettiğiniz tanrı, artık sizin en büyük düşmanınız' yazsam.. Kesinlikle kaos çıkardı. Victoria bunu istememekte haklıydı. Ne yaparsan yap, o kaos her şekilde çıkardı. Bunu bilerek ilerlemeli ve bir arbede çıkacaksa ona göre plan yapmalıydım. Bu durumda kimse muhtaç bir duruma düşmemeliydi.
Kaos kokan ve ecelimizi tek bir satıra döktüğüm mektubu en uygun dille yazıp, elimdeki büyülü kalemi bıraktım. Ben demiyim de siz anlayın hesabına gelmişti ama buda olsun. Bunu hangi türde anlatsam en fazla bu kadar olabilirdi. Yazı, yazıldığı gibi büyü sayesinde görünmez olmuştu. Rahat bir nefes verip geriye yaslandım. Tanrım, bu işten cidden nefret ediyorum. Bu mektup büyü ve cadılık makamında her türlü büyü yapabilen (bunlara vampirler, periler ve kurt adamlar dahildi) herkese gidecekti.
Sırt ağrım kendini belli ettiği zaman yüzümü buruşturdum. Oturduğum koltuk götüme batıyordu. Elimdeki bardağı masaya bıraktım. Dikkatli bir şekilde ayağa kalktım ve aynanın başına geçtim. Durumuma bakmam gerekti. Aynanın başıma geçtiğimde her zaman ki olan bitik görünüşüm önümde belirdiğinde nefes alıp verdim. Yorgunluktan şurada can vermeyeceğimi bilmesem, kesinlikle yere yığılmış olurdum.
Odadan çıkıp kendi şahsi odama doğru yol aldım. Hızlı hareket etmeye çalışıyordum. Odama geldiğimde üstümdekileri umursamaz bir harekette hepsini sabırsız bir şekilde çıkarttım ve anadan doğma kendimi yatağa attım. Başım sızlıyordu, gözlerim desen kendini kapatmak için yer arıyordu. Uyumak istesem de uyuyamadığım için bu sefer de yatakta tepinmeye başladım. Sızlanıp duruyor, kendimi yatakta uyurken hayallerde kaybolmak için rahat olmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Sonunda pes ettim ve kendini yatakta otururken buldum. Elim saçlarıma gittiğimde kaşımaya başladım. En azından huzurlu bir uykuyu hak ediyordum ama bedenim bana engel oluyordu. Bu böyle olmayacaktı. Uyuyamayacaksam en azından vücudum rahatlasın.
Yataktan kalktığım gibi kendimi duşa attım. Soğuk suya kendimi alıştırmaya başladım. Vücudum soğuk suda kendine gelmeye başladığında rahat bir nefes aldım. Bu çalışmanın yorgunluğu bu şekilde çıkmazdı. Yine de denemek bedavaydı. Kendimi yarım saat duşta bırakmıştım. Soğuk su vücudumu buruşturduğunu hissettiğimde suyu kapatıp duştan çıktım. Kendimi bir havluya sarıp elime de saç için havlu alıp kurulayarak odaya gittim. Şimdilik ne baş ağrısı vardı nede vücudumda ağrı, bu şekilde en azından bir süre idare edebilirdim. Zaten biraz sonra bu rahatlama ile güzelce uyurdum. Kendi yatağıma en azından ağrı ve sızı hissetmeden oturup geriye yaslandım. Yüzümde huzurlu bir gülümseme oluşmuştu. Bu her zaman olmazdı bana. Olduğu zamanlar çok kısıtlıydı. Kendimi her zaman geren bir insandım. Hiçbir zaman huzuru ve rahatlığı uzun bir süre yaşayamazdım.
Bir anda yanıma biri ışınlanınca gözlerimi açıp yanıma gelen kişiye baktım. Victoria, kendini benim gibi yatağa oturtup bedenini geriye atmıştı. Onu burada gördüğüme şaşırmıştım. O buradan gitti sanıyordum. İçsel yolla konuşmaya başladım onunla.
"Gittin sanıyordum." dedim ve ona bakmayıp tavana bakmaya başladım. Oda benim gibi yaptı ve yüzünü tavana doğru çevirdi.
"Gittim zaten. Babam buralara yakın bir yere taşındı. Yine de biraz uzak buraya. Senin durumuna bakmaya geldim." dediğinde konudan saptım. Beni düşünmesini sevsem de birinin beni düşündüğünü bilmek her zaman garibime giderdi. Alışamazdım bu duruma, normaldi de. Her bir hücremize varana kadar ihanete uğrayıp yok edilmek isteniyorduk. Bizi bizden başkası koruyamazdı.
"Mektubu herkese gönderdim. En geç üç gün sonra kurul toplanır. Zalina'ya ne yaptın?" dediğimde yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. Bu gülüş her zaman olmazdı.
"Hücresinde yarı baygın bulabilirsin." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Victoria el kaldırmaya karşı bir kızdı. Tabi siniri atmadığı sürece. Yüzüm bir karış ona bakarken devam etti. "Bir tek bu değil Lowell, sana büyük bir havadisim var. Zalina'ya işkence ederken ağzından bir bakla kaçırdı." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Nedir bu büyük havadis?" dedim merakla. O bana ciddiyetle bakarken ben merakla bakıyordum.
"Zalina'nın bir kız çocuğu var, Lowell!" dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm. Bunun olması imkansız.
"Kadın lanetli, Victoria! Biliyorsun, bu laneti yapan kişi demişti kız çocuğu yapamayacaksın diye." dedim onun gibi ciddiyete bürünürken. Vücudunu bana döndürdü ve konuşmaya başladı.
"Evet doğru. Ama bir laneti ancak başka bir lanet bozabilir, Lowell. Bende bunun olabileceğini düşünmüyordum. İmkansız gibiydi ama büyücü adamın yaptığı büyüde bu konudaki eksikliği Zalina fark etmiş! Büyücü adamın yaptığı kadim sözleri kontrol ettim. Hiçbir şeyde sıkıntı yoktu. Sadece o sözde bir sıkıntı vardı ve öyle hemen fark edilecek bir hata değildi. Yine de Zalina fark etti bir şekilde." dediğinde bende ona doğru sola döndüm ve düşünmeye başladım. Peki bu durumda bu laneti bozduysa, o lanetin yerine hangi lanet gelmişti?
"Peki kız nasıl biri?" dediğimde sıkıntıyla nefes alıp verdi. Kaşlarını çatmıştı, baya düşünceli duruyordu.
"Kızı bulup nasıl biri diye uzaktan gözlemledim. Günlüğünü çaldım. Kızın hiçbir şeyden haberi yok. Kız günlüğüne gelecekten kesitler gördüğünü ve hatta gelecekte bir kraliçe ile birlikte olacağını yazmış. Bunu belki kendi hayal dünyası olduğunu düşündüğü için kimseye dememiş." dedi ve biraz nefeslenip devam etti anlatmaya." Asıl sorun bu değil. Asıl sorun, günlüğe çizdiği resim!" dedi ve gözyaşları gözlerinde birikmeye başladı." Asıl sorun, günlükte beni çizmesi!" dediğinde bu duruma daha çok şaşırdım.
"İmkansız!" dediğimde sinirle cevap verdi bana.
"İmkansız demeyi kes! Burada imkansız dediğimiz her şey gerçekleşiyor!" dediğinde haklılık payı olduğu için bir şey diyemedim. "Ben ne yapacağım? Düşmanımın kızıyla nasıl birlikte olabilirim ki! Saçmalık ötesi. Kıza da üzülüyorum. Ne annesini biliyor nede babasını. Kızın yanına gitmeye korkuyorum lowell!" dediğinde nefes alıp verdim. İçimden gülmemek için savaş veriyordum. Bu saçma sapan durum ancak Victoria'nın başına gelirdi. Kendime gelip belli etmeden dudaklarımı birbirine bastırdım ve rahat bir ifadeyle konuşmaya başladım.
"Yani çokta üzülme, annesi gibi bir sapkını bilmese de olur. Hatta babası gibi bir haini tanımak isteyeceğini sanmıyorum. Yani ben olsan bunları duyduktan sonra onları bunca zaman nasıl merak ettim diye yakınırdım. Bence bilmemesi onun için daha iyi. Bırak bu durumu keşfetmemişken, güçlerini bile harekete geçirmeden normal bir hayat yaşasın. Sende düzgün düşün. Biriniz geleceği gördüyse, illaki bunun devamı da gelir." dedim ve sırtıma doğru yatıp ellerimi başımın altına koydum.
"Onunla birlikte olmak istemiyorum. Onun gibi bir hainin kızını asla kabul etmem!" dediğinde bu durum bana tanıdık gelmişti.
"Hainin kızı mı? Victoria, ben safkan büyücü lideriyim ve soyunun tek varisiyim, diğer adım feroxfera, adım acımasız kral diye anılıyor, tek bir elimi hareket ettirmem ile dünyadaki herkesi diz çöktürüp bana ibadet etmesini isteyebilirim, hatta bu dünyadan başka bir evren oluşturup yeni bir dünya bile inşa edebilirim. Şimdi sana soruyorum. Benle birlikte olur muydun?" dediğimde kaşlarını çatıp düşünmeye başladı.
"Bilmiyorum." dediğinde bu sefer ben devam ettim konuşmaya.
"Soul'de aynı senin gibi düşünüyor. Hatta beni bir canavar olarak gördüğüne bile yemin edebilirim ama şuan bunu kanıtlayamam. Yani Victoria, kaderimizi biz belirleyemeyiz. Eğer bu kaderimizde yazıldıysa değiştirmeye kalksan bile senin bu yaptığın da kaderinde zaten yazılı olup da gerçekleştirdiğin bir eylem. Bırak bu akış kendiliğinden devam etsin. Ya o senin karşına çıkacak yada sen onun önünde biteceksin. Sal gitsin." dedim ve nefes alıp verdim. Bunları keşke Soul de bilmek isteseydi." Rahatlamaya bak. İnsanların ne olduğuna değil de gelecekte senin için ne olacağına bak derim." dediğimde gözünde biriktirdiği yaşlar teker teker düşmeye başlamıştı.
"Bilmiyorum Lowell, bir yandan onu istiyorum ama annesinin kızı olması beni sinir ediyor! Kız o kadar güzel ki." dediğimde merakla sordum.
"Bu kızın ismi ne?" dediğimde gözlerinde küçük bir ışıltı belirmişti. Sevip de el sürememek, işte Victoria böyle bir kızdı. Aşık olsa bile intikam için her şeyi yapardı. Aynı benim gibi dünyayı yıkar ama bencillik yapıp yenisini inşa etmezdi. İkimizde bu dünyadaki en acımasız ve gaddar dostlardık.
"İsmi Katre. İsminin anlamı su parçası demek. Kızın gücü su üzerine olmalı. Evinde fark ettim bunu. Durup dururken sular bir kesilip bir geliyor. Hatta bir anda kaynar su duş aldığında öyle bir arttı ki, bunu aç kapa yapmadan durdurmuştu. Kendisi fark etmemişti. Tanrının işi olduğunu düşünüyordu ama onu orada suyu durduğunda ben yaptığını kendi gözlerimle görmüştüm." dediğinde hınzır bir gülümseme ile Victoria'ya baktım.
"Kız duş alırken sen nasıl bunu gördün çok merak ettim şimdi? Seni sapık seni!" dedim ve bu sefer kendimi tutamadan kahkahayı bastım. O olduğu yerde kızarıp bozarırken bu haline daha çok güldüm. Alttan alttan bana eğlence çıkıyordu.
"Ya sus! Yanlışlıkla oldu o. Neden bu kadar uzun kaldı bu duşta diye merak etmiştim. Etmez olsaydım keşke!" dedi ve ellerini yüzüne çıkardı. Utangaçlığını zirvelerde yaşayan bir kız için bu duruma gülmemek elde değildi. Yüzünü elleri ile kapatsa bile boynuna varana kadar kızarmıştı. Bizim gibi açık tenli olan kişiler için kızarıp bozarma çok riskliydi. Her duygu değişiminde nasıl olduğumuz çok belli olurdu.
"Neyse." dedim ve gülmemi durdurmaya çalışıp ciddiyete bürünüp konuşmaya başladım." Ben yarın vampirlerin bölgesine gideceğim." dediğimde Victoria'nın gözleri büyümüştü. Bu duyduğuna cidden şaşırmış olmalıydı.
"Hayatta olmaz! Oraya gitmene izin vermem!" dediğinde ona alayla baktım ve dediğine karşılık verdim.
"Senden izin alan olmadı geri zekalı! Gitmem gerek ve Soul hakkında bilgi toplamalıyım. O benden uzaklaşmaya çalışırsa, bende ona o kadar yaklaşırım. Benden uzaklaşmasına izin veremem. Victoria, benim yerime bir günlüğüne işlerime bakabilir misin? Güç ikizim sen olduğun için sadece senin bakma yetkin var bu işlere. Eğer zorlanırsan annem sana seve seve yardım eder. Hem biliyorsun annem seni çok seviyor. Bir sorun çıkartacağını sanmam!" dediğimde kızgın gözlerle bakıyordu bana. İstemediğini biliyordum ama bu işler olmasaydı ona güvenmek zorunda kalmazdım bile. bu devlet işleri için asla kimseye güvenmezdim. Zor günüme denk gelmişti bugün sadece.
"Oraya gitmek zorunda değilsin. Bırak Soul senden kaçsın, en fazla ne olabilir ki! Bir aşk uğruna kendini yakman tehlikeli!" dediğinde ona suratsız bir ifade ile bakmamla yatakta tepindi.
"Buna kalırsa benim bu soyun lideri olmam da tehlikeli! Korkarak iş görmek asla benlik bir özellik değil." dediğimde ofladı. Gözleri devirip yatakta oturur pozisyona geldi ve üstüme eğildi.
"Tamam yaa. Senin yerine bir günlüğüne yapacağız. En fazla kaç saat sürüyor bu işler?" dediğinde zurnanın zırt dediği yere gelmiştik işte.
"En fazla 6 saat canım. Saat 8 gibi başlıyoruz bu işe genelde." dedim yalan atarak. Affet beni arkadaşım. Ben bu işleri sabah başlayıp da yarın ki gün doğumuna kadar sürdürüyorum. Geldiğimde çok pis dayak beni bekliyordu.
"Ha kolaymış canım. Biraz da biz kralcılık oynarız ne var." dediğinde stresle gülümseyip ona cevap verdim.
"Bence de. Ben sen başladıktan sonra yarın gün batımında anca gelirim malikaneye. O zamana kadar idare et de gerisi kolay." dediğimde bana merakla bakmaya başladı.
"Sen orada neler yapmayı planlıyorsun?" dediğinde sıkıntıyla ofladım. Bunu bende bilmiyordum ki. Sadece küçücük bir bilgi istiyordum.
"Sen onun orasını boş ver minik meraklı fare. Ben oraya araştırma yapmaya gideceğim. Buranın boş kalmaması gerek." dediğimde dudak büzüp konuşmaya başladı. Ellerini rahatlamak için başının arkasına koymuştu. Bana eğilmeyi kesti ve kendi tarafına döndü. Ayağa kalkmıştı. Ben ona bakarken esneme hareketleri yaparken bana laf yetiştirmeye başladı.
"Sensin minik meraklı fare! Senin yerine bende gidebilirim istersen." dediğinde başımı iki yana salladım. Seni oraya götürürsem katliam çıkar. Sen benim gibi sabırlı ve erdemli biri değilsin. İnatçı ve delidolusun. İmkanı yok, asla seni oraya sokmam.
"Buna izin vereceğimi sanmıyorum. Oranın yerlisi olan biriyle konuştum bile. Sadece bir ziyaretçiye izin verdi, liderle konuşmam için bu tek fırsat. Lider bunu herkese yapmazmış. Yani bana öyle söyledi oradaki vampir." dediğimde başını anladığına dair yavaşça salladı. Esneme hareketleri yapmayı bıraktı ve bana arkası dönük konuştu.
"Bu enişte cidden çetin ceviz çıktı." dediğinde bende gülerek ona baktım ve karşılık verdim.
"Bizim yenge de kütür kütür buna kalırsa." dediğimde biraz düşündü ve bana dönüp cevap verdi.
"Haklısın. Fazla güzel biri." dediğinde inkar etmemesine şaşırmıştım. Bu da bir gelişmeydi. Artık bu durumdan kaçmaya çalışacağını sanmıyordum.
Bizim konuşmamız kapının tıklanması ile konu dağılırken gir diye bağırdım. Gelen hizmetli artık sadece bana bakmasını istediğim, benim özel hizmetlimdi. Bu kız Soul'un arkadaşıydı. Yanımıza geldi ve yüzüme bakmadan usulca konuşmaya başladı. Kızın bu naif hareketleri çok hoştu. Kendine has ılımı ve hareketlerinin özenli davranışı annemi bile hayran bırakırdı.
"Efendim, babanız size sormamı istedi. Kahvaltıya gelecek misiniz?" dediğinde aklımdan çıkmıştı kahvaltı. Şaşkınlık ve unutkanlıkla karışık elimi alnıma koyup sıvazladım. Bu sabahki yorgunluktan kahvaltı etmek aklıma bile gelmemişti. Ne hoş, insanda akıl bırakmıyordu hiç biri. Kıza baktığımda usulca cevabımı bekliyordu. Ne dersem bu kıza babamın patlayacağını biliyordum. Sinir oluyordum kendinden güçsüz birine gücünü hissettirmesine. Yattığım yataktan doğrulup oturur pozisyona geldim ve kıza cevap verdim.
"Babama deki. 'kahvaltıda bugün ben olmayacağım ve bu kahvaltıda benim gibi bir hizmetliye güç kıyaslaması yapmaya kalktığı anda bu malikaneden kendini atıldı bilsin' demeni istiyorum" dediğimde kız yüzüme bakmasa bile rahat bir nefes alıp verdiğini ben keskin kulaklarımla duymuştum.
"Peki efendim. Başka bir arzunuz var mıydı?" dediğinde Victoria'ya baktım bir şey istiyor mu diye. Sanki o da bakmamı bekliyormuş gibi hızla baktı ve başını iki yana salladığında kıza tekrar baktım ve rahat bir nefes verdim.
"Yok küçük hizmetli, gidebilirsin." dediğimde önümde usulca eğildi ve hızla odadan çıktı. Küçük hizmetli odadan çıktığında Victoria'ya geri döndüm." Bir şey diyeceğim, Victoria. Zalina'nın laneti nedir? Sen dedin bir laneti ancak başka bir lanet bozabilir diye." dedim ve ayağa kalkıp Victoria'nın önünde dikildim. Bu ciddi ifademin tehlike sinyalleri olduğunu biliyordu. Kaşlarını çatmış ve endişeyle bana bakıyordu.
"Bunu bende bilmiyorum, Lowell. Laneti bozacak bir lanet bulamadım. Bazı okulların kütüphanesinde birkaç defter ve kitap yakılmış. Bu öyle ciddi bir lanet olmalı ki, böyle saklamayı tercih ediyor olabilir." dediğinde bu dediği bana saçma gelmişti. Hangi akıllı önemli büyü kitaplarını kütüphanede tutar ki! Bizim bütün kitaplarımız büyüyle en ince ayrıntısına kadar korunurken. Hiçbir güç bu önemli bilgileri bulamazdı. Eğer bir büyü kitabına bile zarar gelse ilk benim haberim olurdu. Senin bu dediğine inanmıyorum, Victoria.
"Peki, dediğin gibi olsun. Odamdan çıksan iyi olur. Yatıp dinlenmek istiyorum çok yorgunum." dediğimde yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
"Sana iyi uykular dilerim. yarın dikkatli ol!" dediğinde başımı salladım. O gözümün önünde ışınlanıp giderken bende rahat bir nefes almıştım. Arkadaşım cidden yalan söylemeyi beceremiyordu. Kendimi tekrar yatağa atmadan önce dolaba ilerleyip iç çamaşırı ve pijama altı giyinip rahat etmenin verdiği uyku sersemi ile yatağa attığımda bir anda içsel konuşma başlatmıştı biri benimle.
"Lordum, ben Jimin. Size içsel rapor sunmak için iletişime geçtim. Müsait misiniz?" dediğinde hızla yatakta oturur pozisyona geçtim ve ciddiyete büründüm istemsizce. Oysa kadın yanımda bile değildi. Meslek alışkanlığı ancak bu kadar içime işlerdi.
"Sizi dinliyorum, bayan Jimin." dediğimde hızla anlatmaya başladı.
"Efendim öncelikle size belirtmeliyim ki dış ülkelerde mahsur kalan büyücü ve cadıları kurtardım! Onlar şu an sizin benim için gönderdiğiniz askerler ile soruşturmaya alınacak. Bir mahkum yakalandı! Diğer mahkumlar için de aramaya devam edeceğim. Yakaladığım mahkum soruşturmaya alındı, hala devam ediyor. İçimizdeki köstebek hakkında hiç bir bilgi bulamadım, lordum. Bugünlük bu kadar durum raporu verebilirim. Umarım sizin adınıza en iyi işi sunabildim diye umuyorum." dediğinde bu gelişme ile rahat bir nefes aldım. Bu iş için cidden biçilmiş bir kaftan seçmiştim. İşini layıkıyla yapıyor ve ciddiyetle yapmaya devam ediyordu. Benim istediğimde buydu.
"Bu günlük iyi iş bayan Jimin, önemli bir yol kat etmişsin. İşine devam et ve beni bilgisiz bırakma!" dediğimde hızla cevap verdi.
"Emredersiniz, lordum." dediği gibi gittiğini içsel olarak hissettiğimde rahat bir nefes vermiştim. Önemli ve harika adımlar atmıştı. Bu yaptıklarının devamı da gelecekti, hissediyordum. Bu kadın tuttuğunu koparmadan asla bırakmazdı. Yaptığı işe herkes boşuna hayran kalmazdı. Başımın rahat olmasını sağlayan kişilerden biriydi. Gözüm kapalı güveneceğim kişiler arasında bile olabilirdi. Bu görevi kime verebilirim diye düşünürken bile ilk onun gelmesine bile asla şaşmazdım. Ben onu övsem bile benden nefret edenler arasında onun da olduğuna yemin edebilirim. Beni kimse sevmez. Bu dünya benim gibi bencil mi değil mi bilmem ama beni seven de sevmeyen bencil değil.
Birer sapkın! Kendini dünyaya adamış, hepsi yoldan çıkmış benim izimden giden birer bencil! Zalina'nın tanrısı haklıydı. Biz bu gidişle bencilliğimizi sadece birbirimizden uzak tutacaktık! koca bir ırkı yok edecek kadar düşüncesiz yada onlara merhamet beslemeyecek kadar kin duyuyorduk..
