İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 4 · 15 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 4

۞MƛƔİƝİƝ İƝƬİӇƛƦƖ۞

۞MƛƔİƝİƝ İƝƬİӇƛƦƖ۞

══════ •『 ♡ 』• ══════

ʚɞ

Gecenin karanlığından sıyrılan gökyüzünde turuncu ve sarının bulutların arasındaki dansı gözlerimi alıyordu. Yorgunluktan gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. bakış açım kısıtlıydı, güneş de cabasıydı. Hiçbir zaman güneşle aram iyi olamamıştı. Zaten onun da benden pek haz ettiği söylenemezdi.

Denizin kokusunu içime çekiyordum beni en azından rahatlatsın diye. Kokulara hassastım ama denizin tuzlu kokusu farklıydı. Her zaman ekşi ve tuzlu kokulara hassaslığım yüksekti. Burnum ağlamaktan tıkansa da umursamadım ve içime çekmeye devam ettim. Nefes almak ve boğucu ortamdan uzaklaşmak en doğal hakkımdı.

Denizin kıyısında palmiye ağacının altına kendimi bırakıp yaslandım. Tek başıma kafamı dinleyip rahatlamak istiyordum. Dalgaların yüksek gürültüsü hassas kulaklarım için biraz fazla gürültülü olsa da, en azından başımda salak saçma konuşan rahibe kılıklı ruhsuz tipler yoktu. Başım rahat olsun istiyordum ama her seferinde ağrı giriyordu.

"Beni öp Lowell, eğer bir daha kaçarsan seni asla affetmem!" dediğinde dudaklarıma nefesini üfledi. Kararlılığı beni benden almıştı." Ya seni öpmezsem." dedim inatla. Bana gülümsedi ve dudaklarıma dilini sürterek ağzımın içime soktuğunda emmeden edemedim. Siktir! Muazzam bir sevk! Tadından geçilmiyordu. Dilini derine her sürttüğünde uçuyorum bebeğim. Dilini geri çektiğinde tükürük köprüsü oldu ama kısa sürede bozuldu." İnadın ne zaman bana söktü!" dedi. Hırçınca beni öpmeye başladığında aynı hızında hiddetle karşılık vermiştim.

Şaşkınlıkla gördüklerimi sindirmeye çalıştım. Lanet olsun tamam mı seni istiyorum. Sikik tanrılar umurumda bile değil! Sen benim tanrım olmalıydın!

Beni ellerinde oynatmanı hayal ettim de.. daha derine inmek istiyorum! Beni bitirmeni istemek en büyük delilik. Aklımı kaybediyorum. Yavaşça yanına sokuluyor. Bir aklım var oda sende takılı kalıyor. Aklımı kaybettim.. Senle kafayı bozdum! Bu olmamalıydı..

Denizin kıyısında dalgalar uzatmış olduğum ayaklarıma gelse de tepki bile veremedim. Çıplak ayaklarımda suyun iç ürpertici soğukluğu hissetsem bile seni düşünmemi engelleyemiyordu. Suya güneşin renkleri yansısa da gözlerimde ki yaşlar görmemi engelliyordu. Kendimde değildim.. Aklım nerede? Belki okyanusun dibinde, gökyüzünde, yada senin yanında. Senin yanında güvende olmalı.

Seni bulmak istiyorum. Değer verdiğim bütün her şey sende olmalı. hissediyorum! Seni yüzüstü bırakmak istemiyorum. Ben bir canavar değilim, benden kaçman saçmalık ötesi. Sen bir dahi değilsin. Sen ancak ve ancak benim kaderim olabilirsin. Seni bulmalıyım güzelim!

"Ne yani bunu bana mı aldın!" dedi heyecanla. Gözlerindeki ışıltı paha biçilmezdi. Gri gözleri elmas gibi parlıyor mutluluğunu gizleyemiyordu. Değerli taşları pek sevdiğim söylenemezdi ama senin gözlerin onlardan bile değerli ve cezbediciydi. "Bu arma ikimizin simgesi olsun Soul. Bunu özel olarak ikimize yaptırdım. Sen benim için özelsin. Gerçek aşkı bir tek sende yaşıyorum. Kulağımda sadece ikimizin duyacağı bir melodi var. Kalp ritmimiz bizim için atarak şarkı söylüyor. Gözlerimi ne zaman kapatsam görüntün canlanıyor. Seni hissetmek, karanlıkta cenneti yaşamak gibi sevgilim." dedim ve ellerini tutarak bizim simgemiz olan armayı birlikte onun göğsüne, tam sol tarafına kalbinin attığını hissettiğim yere taktım." Sizin için yapamayacağım şey yok. Benimle bir yuva kurar mısın Soul? Senin uğrunda ölmek istiyorum bebeğim."

Gözlerimde yaşlar süzülmeye başladığında kendimi daha fazla tutamamıştım. Dayanma sınırımı çoktan aşmıştım. Görmediğim hatta duymadığım kişiyle geleceğimi görüyor ,onunla evlilik için adım attığımı görüyordum. İnsanlar her zaman büyüdüğünde anlarsın dese de 100 yaşını geçen ben hala bir bok anlamıyorum. Bu ulaşılmaz durumu ben nasıl aşacağım. Eski ben ne olacak peki? Sanırım bu konuda elveda deme vakti. Kabullenmeye ihtiyacım var. Yakında değişeceğim çok belli. En azından iyi bir değişim olsun isterdim. Kayboldum. Yolum sen olmalısın ama ben yolumu bulamıyorum. Yaşamıyorum. Kendi ellerimle boğup öldürdüm sanki beni. Ölmüş ve gömülmüş gibi hissediyorum..

Yardıma ihtiyacım var. O kadar aşağı düştüm ki sana ulaşmaya adım atacak halim yok. Burada değilsin gibi hissediyorum. Sanki bu dünyadan yada benden zamanen uzaklaşmış gibisin. Bir krallığım var benim üzüntümden beslenerek güç topluyor. Seni bulsam da mutlu bile edemem. Edebilir miyim bilmiyorum. En büyük endişem sensin.

hazin sonum olmandan korkmuyorum, istesen senin için ölümü göze bile alırım. krallığımın tacı sana benden daha çok yakışırdı! gözlerinin ışıltısı emin ol beni geçtim kara büyü kullanan halkımı bile somurtkan özelliklerini yok ederdi.

"Bunu yapmak zorunda değilsin Soul." dedim. Elbisesini ben dedim diye inatla serbest bıraktığında bütün vücut hatları belli olmuştu. Bir kadına benzeyen vücudu vardı. Elmacık kemiği olsa bile incecik boynu zarifliğini ortaya koyuyordu. Hafif çıkık göğsü ve kıpkırmızı meme ucu gözümün ucunda resmen beni em diye yalvarıyordu. Kıvrımlı beli, belli olan kürek kemiklerinin izi, hafif çıkık kalçası.. Bembeyaz vücudu vardı. İki cinsiyete sahip uzuvlara sahipti. Bacakları her yürüdüğünde ipte yürür gibi hareket ediyor, kalçası hareket ettikçe kıvrılan hatları beni benden alıyordu. Bana doğru yürürken gözlerimle yemeden edemiyordum. Seni bitirmek istiyordum. Ellerini omuzuma koyduğunda bende ellerimi beline koyup sıkmıştım. Elimde değil bu görüntüye kendimi tutmamı beklemeyin. Dudaklarını kulağıma dayayarak fısıldadı. " Hala istemiyor musun Lowell. Seni istiyorum bebeğim!"

Seni istiyorum güzelim...

❊❉❊

Güneş yeni yeni yükseldiği sıralarda malikaneye giriş yapmıştım. Sert ifademden hiçbir zaman ödün vermeyen ben, illaki güçlerimi gizleyemiyordum. Havanın yavaşça soğuğa teslim olması benim tesirimden kaynaklıydı. Gücüm benim duygularıma göre hareket ediyordu. Ne kadar sinir olsam da bu durumu durdurmayı beceremiyordum. Hayatı ben yönetmiyordum ama dünyayı ellerimde oynatıyordum. Bahçede yürüdükçe hizmetkarlar da arkamdan geliyordu. Hepsi siyah beyaz hizmetçi elbisesi giyimli kızlı erkekli 5 kişi takıldığında elimi durmalarını ve uzaklaşmaları için salladım. Hızla hiçbir tepki vermeden yanlarından uzaklaştım.

Hiçbir duygu değişimi veya hafif bir gülümseme bırakmıyordum. Bulunduğum makam herhangi bir duygu değişiminde diğer insanların dikkatini çekiyordu. Ne gülümseyebiliyor, ne çığlık atarak ağlayabiliyordum. Duygusuz ve suratsız birine dönüşüyordum yavaşça. Hayattan hiçbir zevk alamayan, diğer insanların hayatlarını yıkan, benim duygusuz gücümden beslenen halkım bile bu durumun farkındaydı. Bu duruma kimse al atamazdı. Çünkü herkes kendini düşünen bir avuç zavallıydı benim gözümde. Ne kendine yararları olan, nede başkasına yararı dokunan bir avuç zavallı.

Malikaneye girdiğimde içerideki soğuk sessizlik ve ürpertici soğukluk her zamanki yerini kollarken iç çekmeden edemedim. Ben burada nasıl çocuk büyütüp eşime mutluluğu hissettirecektim. nasıl onlara huzuru verecektim. Ben bu haldeyken onlara hiçbir yararım dokunamazdı.

İçimdeki siniri yüzüme yansıtmadan odama doğru yol aldım. Biraz sonra odama halkın istekleri için gelecek olan rahip ve din adamları olacaktı. Onlar için hazırlık yapmalıydım. İnsanların bizden haberleri olmazdı ama din adamları, papazlar, devlet adamları ve rahipler bilirdi bizim gibileri. Onlarla birlik olup bizim gibileri içlerine karıştırıp en azından normal bir hayat sürmeleri için aralarına karıştırdığım anne ve çocuklara rahat bir ortamda, kimsenin ulaşamayacağı bir huzuru yaşıyordu. Onlar adına sevindiğim tek yön buydu. Bazıları bizim gibi şanssız değildi.

Odama geldim ve üstümü çıkartıp beyaz gömleği giyip altıma siyah bir pantolon giyindim. Mavi ceketim üstünde safirden yapılan arma vardı ve yaka kısmı siyahtı. Onu da giyip aynanın karşısına geçip kendimi süzdüm. Olmuştum.

Elime kristal içki bardağı alıp sürahiden kanlı şarap doldurdum. Bir yudum alırken bu tadı asla unutmayacağımın farkına bir kez daha vardım. İnsanlar kahveyi ayık tutsun diye içerken ben kanlı şarabı ayık tutsun diye içiyordum. İşe yarıyordu da, en azından uzun süre ayık tutuyordu.

Odamdan çıkmak için adım attığımda kapıyı açıp makam odasına ilerlemeye başladım. Elimdeki bardağını sallaya sallaya makam odasına geldiğimde kapıyı açıp makam odasına girdim. Burası da benim odamdı ama büyücülük ve cadılık makamı gibi işleri ancak buradan yürütmek için kullanırdım bu odayı. Her zaman bu odada olmazdı. Güya onlar için önemli olan her şey burada olmalı.

Masama geçip milletin gelmesini beklerken masaya benden önce konulan işlere göz attım. Bir kısmı büyücü okullarından gelen eğitim materyalleri için gelen istekti. Onları kabul edip diğer işlere dikkat kesildim. Diğerleri ise halk için yapılması gereken ayin isteklerinden ibaretti. Bunlardan masum olanları kabul edip diğer riskli olan istekleri reddettim. Son bir tane kaldığında elime alıp dikkatle baktım. Bu bir mektuptu.

İçini açıp dikkatle okuduğumda diğer devletlerden gelen göç etmek zorunda olup da orada mahsur kalan büyücü topluluğundan geldiğini fark ettiğimde kaşlarımı çatmıştım. Benden izinsiz bir şehre gitmek yasaktı ama bunlar başka bir devlete kaçmıştı. Üstelik kaçma nedenleri ise azılı suçluların bulundukları yerlere baskın yapmasıydı. Çok tuhaftı bana hiçbir zaman böyle bir mektup veya bir bildiri gelmemişti. Bu gibi durumların bana denmesi ve gereğinin yapılması gerekirdi.

Bunun olmasını istemeyen birisi tabi ki de saklardı bu durumu. Bir köstebeğimiz vardı..

Ben işlere dalmışken kapım tıklandı. Elimdekileri bırakıp elime kanlı şarabımı aldım ve bir yudum almadan önce gir komutunu verdim. İçeri giren iki rahip ve bir din adamı önümde eğilerek içeri girdiğinde dikkat kesildim onlara. Hepsi sırayla önümde dizildiğinde büyüyle arkalarına sandalye koydum. Hepsi arkalarına baktıklarında sandalyeyi görmüştü ama benim dememi bekliyordu hepsi.

"Oturabilirsiniz. Nede olsa sizlerde bizim büyüğümüzsünüz." dedim saygıdan ötürü. Her ne kadar 100 yaşını geçen ben olsam da..

Hepsi yaşlılığından ötürü yavaş ve savsak bir duruşla oturduğunda bu zavallı hallerine sadece sabırsız bir şekilde bekledim. Beklemekten nefret ederdim ve sanki inadına yavaş hareket ediyordu hepsi. Sonunda oturduklarında rahat bir nefes alıp konuşmaya başladım.

"Burada olmanızın amacını merak ediyorum ama ilk önce rahiplerin başlamasını istiyorum. Sizleri can kulağıyla dinliyorum." dedim yarım ağız ruhsuz bir yüz ifadesiyle onlara bakıyordum. Bu bakışım bile onlara korku salarken tükürüklerini bile zor yuttuklarını buradan izlemek daha bir şevk veriyordu bana.

"Efendim biliyorsunuz ki artık büyücüler de kilise ve diğer din hizmeti verilen yerlere girilmelerine izin veriliyor ama hiçbiri kendi kutsal dinini ibadet edemiyor. Sizden özenle izin istiyorum. Büyücüler ve cadılar da kendi dinlerini özgür bir ortamda ibadet edebilmeleri onların da en büyük hakkı." dediğinde kolumu sandalyenin yaslama yerine koyup elimi çeneme yerleştirdim.

Dedikleri riskliydi. Cadılar ve büyücüler başka bir dini benimsedikleri zaman büyü gibi kavramları unutabilir hatta istemeyebilirdi. Büyü yapmayı istemeyen bir cadı veya büyücü vücudunda kalıcı hasarları kaldıramadan ölürdü. Bu gibi durumlar 40 veya 100 yıl aralığında gençliğiyle yaşayabilen bir ırkı bitirmek demekti. Eğer yapacaklarsa iki işi aynı anda yürütmeyi öğrenmeliydi hepsi. Din adamları benim düşünceli halime bakarken korkmaya başlamıştı. Kırmızı gözlerime bile bakmak korkutucuydu onlara göre.

"Dediklerinizde haklısınız ama bir büyücü veya cadı büyü yapmayı istemez veya bırakmak isterse onlar için kalıcı hasar verebilir. İbadet etmek onların hakkı ama buna bir şekilde izin verebilirim. İbadethanelerde hem büyü hem de kendi ibadetlerini edecekleri bir okul oluşturmak. Ancak böyle izin verebilirim. Eğer dinlerine önem vereceklerse kendi yaşamları için büyüye de önem vermeleri zorunlu iki ders olacak." dedim ve biraz nefeslenmek için bekledim. Boğazım kuruduğu için kanlı şaraptan bir yudum aldım ve derin bir nefes daha alıp devam ettim. " Hepsi farklı din ama aynı büyüyü öğrenecek ve barış ortamı söz konusu olacak. Onların bir arada hareket ettiğini görmezsem işte o zaman bu işi bitirir ve bir daha açmanıza izin vermem konuyu kapatırım. Asla din gibi konulara başvuramazsınız yanımda!" dedim sakin ama cümlelerimde onları bozguna uğratarak.

Din adamı iki rahibe bakarak hüzünle kaşlarını çattı. Bakışlarında başkaları için acıdığını hissedebiliyordum. Biliyordu hem büyü hem de din bir arada gitmezdi ama büyücü olarak doğan ve kanında onlar istemeden genden gene aktarılan bir güç olduğunun farkındaydı. Bu güç onların yaşam sebebiydi. Bu doğaya karışması onun ölüm sebebi olurdu. Yine de sormuştu hüzünle bana.

"Efendim, bunun başka bir çözümü yok mu?" dediğinde aslında bunun masum bir istek olduğunun farkındaydım. Ama herkesin yaşam enerjisi farklıydı. Kimse göründüğü gibi değildi.

"Emrime karşı mı geliyorsun?" dedim ciddiyetle tek kaşımı kaldırarak. Yüzünü eğdiğinde pes ettiğini anlamıştım. İyi bir adama benziyordu. Ama bu tür işlere karışması onun için iyi değildi.

"Hayır efendim. Siz ne derseniz o olur." dediğinde yarım ağız hafif gülmeden edememiştim. Elime kanlı şarabı alıp bir dikişte bitirdim. Eski halime geri dönüp bu sefer din adamına baktım. Bu adamlar genelde yetimhanelerden gelen sorunlar hakkında burada olurdu. Bu seferde bunun için geldiği belliydi.

"Sen ne için geldin peki." dedim ve sandalyeme biraz daha rahat olabilmek için geriye yaslanıp aşağı kaydım. Bacaklarımı rahatlatmak için araladım ve adamı dinlemeye koyuldum.

"Efendim, ben hem yetimhanede eksik olan mali işler ve yiyecek sevkiyatı için gelmiştim. Yetimhane de olan bazı durumlar söz konusu. Çocuklar büyücü ve cadı ırkını istemsiz dışlıyor ve yanlarına almıyor. Bu durumda kendilerine arkadaş edinemedikleri için sosyalleşemiyor. Sizden bir ricada bulunmak için gelmiştim bizdeki bu durumu çözemedikleri için sizden birinin bu sosyal durumu çözmesi için yetimhaneye gelmesini arz ediyorum." dediğinde bu durumun ciddi olduğunun ve bu durumun cidden ayrımcılık yaratacak bir kargaşa olduğunda kaşlarımı çatmadan edememiştim. Çocukların dışlanması demek ikiye bölünmek ve insanlara kin beslemek demekti. Bunun sonu çocuklara zarar verebilirdi. Eğer bu durum artarsa onları ayırmak zorunda kalacaktım.

"En yakın zamanda geleceklerinden emin olabilirsin. Bana bu durum hakkında her gün yazılı bir mektup göndermelisin. Senden durum raporu istiyorum. Aynı zamanda size göndereceğim bir görevliyle birlikte." dedim. Din adamı dediklerimi harfi harfine dinlerken kendime masada her zaman başucumda bulunan sürahiden içki bardağıma kanlı şarap koydum. Sürahiyi yerine koyup kanlı şarabı elime aldığımda adam da konuşmuştu.

"Her şey için teşekkür ederim lordum. Mali ve yiyecek sevkiyatı ne olacak peki?" dediğinde kanlı şaraptan bir yudum aldım ve konuştum isteksizce.

"Onları bir hizmetkara bırak ben ilgilenir size yarın birisiyle gönderirim." dedim. "Şimdi eğer bittiyse sizi odamdan dışarı almam gerek. Nede olsa devlet işleri beklemez." dedim hiçbirini beklemek istemediğim için bir anda hepsini ayağa diktim. Hepsi önümde eğildi ve odadan çıkacakken kapıyı açtıklarında hizmetkar bir bayan içeri girecekken dur konutunu verdim ve dışarıda beni beklemeye başladı. gözlerime kahverengi lens takıp gir komutunu verdim.

Hizmetkar kadın elleri önünde yüzüme bile bakmazken utana sıkıla konuşmaya başladı. Hizmetli elbisesi vücuduna yakışıyordu ama kesinlikle gözüme hitap etmiyordu.

"Efendim, bir isteğiniz var mı diye sormaya gelmiştim." dediğinde utangaçlığı tatlı gelmişti gözüme. Zarif bir kıza benziyordu ama onun ne olduğu ve olacağı gözümde umurum dışı olurdu.

"Bana bayan Jimin'i çağırabilir misin?" dediğimde önümde eğildi.

"Hemen efendim." dediği gibi hızla çıkması bir oldu. Utangaçtı ama tatlı bir kıza benziyordu.

Başımı geriye yaslayıp elimdeki şarabı masaya koydum. Ellerimle başıma masaj yapmaya başladım. Dakika bir gol bir. Başım hemen ağrımaya başlamıştı.

"Ne yani arkadaşın benim yanımda mı çalışıyordu zamanında?" dedim şaşkınlıkla. O bu halime gülerek cevap vermişti. "Evet. Ama bir gün haksızlığa uğramış nedenini demedi bana. Bu olaydan sonra o kadar suskun bir kız oldu ki ona uzakta olduğum için yardım bile edemedim." dediğinde dudağıma öpücük bırakmıştı. "Peki şimdi nasıl?" dediğimde tatlı dudaklarını büzüp. "Bilmiyorum." dese de onu uzun zaman geçtiği için özlemiş olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Gördüklerimle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Elime fırsat geçmişti. Eğer Soul'un arkadaşı burada çalışıyorsa ona ulaşmak için o kızdan yardım alabilirdim. Peki o kız kimdi. Şimdi bütün herkese belli etmeden nasıl sorguya çekecektim ki ben. Bunları düşünürken kapı çaldı. Gir komutunu verdim ve gelen kişinin bayan Jimin olduğunu gördüm. Önümde eğildi ve güler yüzle konuşmaya başladı.

"Efendim, beni çağırtmışsınız. Sorun nedir?" dediğinde elimdeki mektubu aldım ve bayan Jimin'e verdim. Elimdeki mektubu aldığında dikkatle baktı ve bana sordu." Okumamda mahsur olur mu lordum?" dedi. Bende elimle işaret verdim okuması için. Açıp okumaya başladığında kaşlarını çatmıştı her satırı özenle okuyor olmalı ki düşünceli bir ifade vardı yüzünde. Okuması bittiğinde yüzündeki ciddi ifade aynı benim gibi düşündüğünü gösteriyordu.

"Lordum, elinize böyle başka mektup geldi mi? Eğer bu uzun süredir gelen bir durum varsa ve önemliyse içimizde bunun yardımının olmasını istemeyen biri olmalı. Bu köstebek ne zamandan beri var olduğunu kestirmek zor lordum. Ne yapmamı istersiniz?" dediğinde elimdeki kanlı şaraptan bir yudum alıp ciddiyetle cevap verdim.

"Bundan kimsenin haberi olmayacak. İçimizdeki haini bulma görevi sende olacak, bayan Jimin." dedim ve sandalyeden kalkıp onun yanına adımladım. Ayakkabımdaki kısa topuklunun tok sesi yankılanırken odada önünde durdum. Elimi alnına koyup kırmızı enerjimi ona güç olsun diye verdim.

"Emredersiniz lordum!" dediğinde bu iş için cidden biçilmiş bir kaftan seçtiğimi anlamış oldum. Bu kadın herkesten daha becerikli ve gözü pekti. Yüzündeki gülümseme hiçbir zaman eksik olmaz ve bu gülümseme ile her konuşmada kendini belli ederdi.

"Her zaman dikkatli ol. Bu görev belirsiz bir görev. Benim gücümü sınırsız kullanmana izin veriyorum. Oradaki masumları kurtarma görevi de sende olacak. Bu sınırsız güç her zaman sana yardım eder. Görevinde başarılar dilerim, bayan Jimin. "dedim ve yanından uzaklaştım. Kendi masama kalçamı dayayıp ona baktım.

"Sizinle zihinsel olarak her gün rapor göndereceğim." dediğinde başımla onayladım.

"Çıkabilirsiniz bayan Jimin." dediğimde bana gülümseyip önümde eğildi ve odadan çıktı.

Başımı arkaya atıp biraz soluklandım. Bu iş için biçilmiş kaftan olabilirdi ama yalnız göndermek içime kurt düşürmüştü. Gücümü kullanması için vermiş olabilirim. Onu ya kullanamazsa diye endişeleniyordum. Bu gücü herkes kullanamazdı ve sorumsuz bir davranışında bu görevi ondan alırdım. Her ne kadar onları düşünsem de hiçbir zaman sorumsuzluğu tahammül edemiyordum. Verdiği emeklerin boşuna olduğunu düşünen insanlar bile vardı bu malikanede. Ki haklılardı da. Bizim gibiler yaşamamalıydı. Bunun ben bile farkındayım ama her ne kadar yaşamam haksızlık olsa da... Ben yaşamak istiyordum.

Kendimi yaslandığım yerden çekip aynanın önüne geçtim. Kendime bakarken fark ettim. Saçlarımın yarısı kızıl olmuştu. Tel tel olan tutamlar artmıştı ve şimdi beyaz tutamlar tel tel görünüyordu. Duygularımı kontrol edemediğim için güçlerime yansıyor ve bu saçlarımda beliriyordu. Ellerimle kontrol ederken kabullenmek istemediğim bütün her şey yüzüme vurulmuştu sanki. Büyüyordum..

İnsanlar 20 yaşından sonra olgunlaşırken bizler 100-110 yaş aralığında olgunluğa erişiyorduk. Her konuda geç gelişim sergiliyor olsak da insanlardan daha zeki ve çeviktik. İşte bizim gibiler bu yüzden olmamalı. İnsanlar bu güç için kendini parçalarken biz elimizin kirini temizler gibi kullanıyorduk.

Kendimi tekrar sandalyeme yönlendirip oturdum. Elime kanlı şarabı alıp bir yudum aldım. Tam o sırada kapı çaldı. Gir komutunu verip gelene baktım. Gelen kişi rahibe kılıklı asalaklardan biriydi. Boş konuşma yapıp gidecekti. Elimle onu durdurup beklemesini istediğimde dediğime uydu.

"Bugün bu dediklerini dinlemek istemiyorum. Yarın daha ayrıntılı anlatırsın. Bana biraz önce gelen hizmetliyi çağırmanı istiyorum." dedim ve elimi sallayarak gitmesini istedim. Adam dediğime uyarak odadan çıktığında rahat bir nefes aldım. O adamı dinleyecek takati kendimde bulamıyordum.

Bir dakika sonra kapı çaldığında şaşırmıştım. Bu kadar çabuk beklemiyordum. Gir komutunu verdim ve hizmetli kızın içeri girmesini izledim. Yüzüme bile bakmadan önümde usulca eğildi. Cidden masum bir kıza benziyordu.

"Bir isteğiniz mi var, lordum?" dediğinde sesindeki pürüz dikkatimi çekmişti. Ağlamış veya bağırmaktan sesi kısılacak dereceye gelmiş gibi görünüyordu.

Sandalyemden kalkıp kızın önüne geçtim. Hala bana bakmıyordu. Ama bunu sorun edecek değilim bana bakmaması doğaldı. Onun da sorumluluk ve yapması gereken görev bunlar içinde bana bakması yoktu.

"Sana bir konuda soru soracağım ama bunu diğer hizmetkarlardan duymasam iyi edersin." dediğimde yutkunma sesini işittim.

"Bana güvenebilirsiniz efendim." dediğinde uzatma gereği duymadım. Diğerleri değil ama bunun Soul'u tanıdığını düşünüyordum.

"Tanıdığın bir vampir var mı küçük hizmetli." dedim. Anlamadığım bir bakışla yere baktığını gördüm. Bunu neden dediğimi anlamaya çalışıyor gibiydi.

"Evet vardı efendim. Ama uzun zaman önce kendisi vefat etti." dediğinde kaşlarımı çatmıştım. Kimdi bu ölen vampir?

"O vampirin ismi ne küçük hizmetli?" dediğimde gözlerinin dolduğuna şahit olmuştum ama ses etmedim ağlamasına.

"İsmi Soul Moses efendim. Kendisi en yakın arkadaşımdı." Bingo! Buldum seni küçük hizmetli.

Bölüm sonu

1 yorum