İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 3

۞ḀḲḭḃḕṮḭṆḭ ḲḀẏḃḕṮṁḕ ḀṮḕṠḭṁ۞

۞ḀḲḭḃḕṮḭṆḭ ḲḀẏḃḕṮṁḕ ḀṮḕṠḭṁ۞

◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇

ʚɞ

Gücümün sınırlarını keşfetmeyi istemek suçsa, sanırım en büyük günahkar biraz sonra ben olacaktım.. Lanet gibi yapışıp kalacak ve sonları ben yazacaktım. tanrılar dahil her canlının sonunu kendi gözlerimle izleyecektim! Tanrıça ve prenslerin sonunu nasıl getiririm hiç bilmiyorum ama tanrıça ölürse yerine tanrı kral olarak prenslerden biri geçebilirdi. Bunun önüne bir şekilde geçecektim ama nasıl yapmam gerek bilmiyordum. Tanrıçamız sadece onlara ibadet ve kulluk edeni severdi ama en çok da beni severdi. İşte onun en büyük kusuru bendim! Bunun farkında bile değildi..

Ateşin gücü yavaş yavaş her geçen saniye biraz daha artarken, sınırlarımı bilmemek ve ne olacaksa hepsinin üstüne gidip halledebileceğimin gerçeği vardı üstümde. Benim yaptığım bu ateş bizi yakmıyordu ama biri bu ateşin içinde öldüğünde buz gibi soğuk oluyordu bu ateşin içi. İnanıyordum kendime ben bunu yapabilirdim. Korku kelimesini tanımayan ben kendini tanrıça sanan birini yenebilirim, bunun farkındayım. Bir safkan olarak diyorum benim gücüm doğuştan bende olan bir özellik ama onun gücü başkasından ona verilmişti. Başkasının gücünü çalmak suçtur. Benim tanrım tanrı değildi. O bizden de sapkın biriydi!

Victoria bulunduğumuz göz çizili yerden bir veya iki adım gerileyip elini havaya kaldırdı, işaret parmağını da kaldırıp havada yuvarlak çizdi. Çizdiği yuvarlak kendini siyah kapkara sis bulutu ile belli olduğunda o zaman anlamıştım, Zalina gelmeye isteksizdi. Bir işler dönüyor ve bunu hissetmemizi istemiyordu. Biz zaten bunu farkındaydık, bu ayini ancak biz yönetebilir ve bizler dışında kimsenin eline geçemezdi, bunun farkında olan tanrıça kesinlikle kaşınıyordu. Bizi yanında bu yüzden istemiyordu. Victoria şu sözleri söyledi.

"Zalina'ya sesleniyorum. Beni sevmiyor veya istemiyor olabilirsin ama safkan bir büyücüye karşı gelemezsin!" dediğinde şu sözlerle devam etti. "Ay tanrıçası Zalina'ya selam olsun, gücün ve kudretini selamlıyorum. Seni bekliyoruz." dediğinde bir anda kapkara sis bulutu, seyrek saydam su kıvamını alıp genişlemeye başladı. Geçidin boyu iki metreye yakın oldu. Ateşin içinde kimse zarar göremezdi. Benim gri ateşim bir kalkan görevi görüyordu bizim için.

Victoria'nın açtığı geçitte belirli belirsiz karaltılar gözükmeye başladığında Zalina'nın geldiğini anlamıştık. Saydam duvarda zarif ince kemikli uzun bir el içeriye doğru uzatıldığında geçidin yanına gelip elini tuttum ve gelmesine yardımcı oldum. Tanrıça yavaş yavaş içeri girdi. Buraya geldiği anda ateş dışarıda öyle bir parlaklığa ulaşmıştı ki gücünün kudreti buradan, ateşin içinden izlemek bambaşka bir izlenimdi. Ormanın bu görüntü karşısında bu ışığı görenin Zalina'nın buraya geldiğini anlardı.

Zalina; normal insan boyutundan 30 santim bir büyüklüğe sahipti. Saçları kızılın en koyu tonuna sahipti. Onun gibi olmaktan nefret ediyorum ama benim de saçlarım güç kullandıkça zamanla bu tona bürünecekti. Beyaz tenli ve vücudunda ay figürleri olan yara izleri vardı. Bu dönüşümde olan yara izleriydi ve bu yaraların sahibi iyi bilir, bu gücü alanın laneti de kabullendiği anlamına gelirdi. Zalina bu dünyadaki en büyük günahkarlardan biriydi ve bunu kendisi de biliyordu. Bembeyaz elbisesi fazla abartıya kaçmadan özel kumaşla dikildiği ilk bakıştan belli oluyordu. Her yürüdüğünde eteklerinin altından küçük ay parçaları düşüyordu. Bu ay parçalar cadılar için büyük bir nimetti. Kendi iksirlerini güçlendirmek için bu ay parçalarını kullanır ve o taşları yutarak kendi güçlerini tazelerdi hepsi.

Zalina, Victoria'nın yanına yaklaşıp elini omuzuna koydu ve diğer elini tutan ben yavaşça elimi Zalina'dan çektim. Zalina kendi kızını sever gibi Victoria'nın saçlarını sevmeye başladı. İşte yaptığının arkasında durması gerekirken, şimdi ise bir anne şefkati ile sevmeye başlamıştı Victoria'yı. Tanrıça Zalina zarif sesiyle dilindeki zehri Victoria'ya aktarmak ister gibi konuştu.

"Ah kızım, ben asla senden nefret etmem. Böyle düşünme, ben senin annen sayılırım." dediğinde Victoria yüzünde büyük kin ve nefret ile kendini geri çekti. Bu dediğiyle ellerimi yumruk yaptım. Kesinlikle kimi nerden vuracağını iyi biliyordu.

"Sen benim annem değilsin bunu aklına sok zalina! Benim annemi öldürdün! Onun bana verilecek olan gücünü çaldın sen! Sakına annelik gibi kutsal bir vasfı kendinde görmeye kalkma! Eğer şimdi yaşıyorsan, annemin sana verdiği güçler sayesinde yaşıyorsun!" dediğinde alayla sırıtarak Zalina'ya baktı." İntikam soğuk yenir Zalina." dedi ve ellerini bir araya getirip avuçlarında kırmızı ateşi oluşturdu." Ama ben sıcak yemeyi severim!" dedi ve ateş yavaş yavaş yok oldu. Tanrıçanın yüzünü buruşturdu ve tiksinerek baktı Victoria'ya.

"İflah olmaz bir zavallısın Victoria. Eğer Lowell sana yardım etmeseydi güçten düşerek ölecektin. Hoş, annenin yerini bu güçlerle bile dolduramazdın zaten sen!" dediğinde sinirle araya girdim. Artık çok fazla olmaya başlamıştı. ileri gidiyordu ve bizi zaafımızdan vurmaya çalışıyordu.

"Dediklerine dikkat et Zalina! O karşında duran kız, güçlerini çalıp da öksüz bıraktığın bir kız değil! Karşında yepyeni biri duruyor. O kız benim güç ikizim, benim güç kardeşim. Benden sonra gelecek varis! Benim annem artık onun da annesi!" dediğimde Zalina'nın yüzü kıpkırmızı olmuştu sinirden. Dayanamıyordu bu kızın bir işi başarmasına. Victoria'nın annesiyle olan düşmanlığı yüzünden Zalina, o zamanlar küçük olan bu kızı ölümle baş başa bırakmıştı. Onu bulduğumda ölmek üzereydi ve zayıf düşen bir büyücüyü ancak kara büyü kurtara bilirdi. Bende onu benim güç ikizim yapmıştım. Bakmayın benim şimdiki acımasız halime, ben bir zamanlar halkın arasında 'masum prens' diye anılırdım. Ne tuhaf değil mi? Şeytan denen iblis görünümlü ben, bir zamanlar melek kadar saftım..

"Bana diyorsunuz 'annelik vasfını kendinde görme' diye. O kadın nasıl oluyor da görmeye hak kazanabiliyor!" dediğinde alayla dediğini cevapladım.

"Senin yaptığını yapmayarak!" dedim ve ciddiyete büründüm hızla." Neden ayini bizim yapmamıza izin vermiyorsun Zalina?" dedim ruhsuz bir ifadeyle. Yüzündeki ifade birkaç saniye donuklaştı. Baş cadı haklıydı. bunu ancak bizim gibi güçlü biri yapardı. sonra kendine gelip alayla sırıttı.

"Ne oldu? gücüne mi gitti Lowell. Oysa ayin gibi sıkıcı bir dertten kurtuldun diye sevinirsin sanmıştım." dediğinde sabır çeker gibi nefes alıp verdim.

"Ciddi ol Zalina! Benim yanımda böyle konuşmanın yasak olduğunu biliyorsun! Senin boğazını sıkmamak için zor tutuyorum kendimi!" dedim. Kendimi kasıyordum ama bu kasılmalar kendimi durdurmak için değildi. Birinin canını almak için can atan bünyem yapıyordu. Bu kişi tanrıça olsa bile, kan istiyordum!

Sanki bunu demem ile kendini bir nebze de olsa toparlamıştı. Victoria onun bu haline yarım ağız gülmeden edememişti. Çünkü biliyordu bunu dedikten sonra karşı gelen, ölümü daha çığlık bile atamadan ellerimde can vererek ödüyordu. Ve ben içimde 'karşı gelsin!' diye bağıran yanımı susturamıyordum.

"Bunun yapılmasının nedeni, artık sizden bu güçleri yavaş yavaş çekecek olmamızdan kaynaklı. Sizinle olan ilişkimiz kesildi! Kara büyü yapan herkese sizler de dahil verdiğimiz bütün güçleri geri çekiyoruz." dedi ruhsuzca. Şaşkınca ona bakarken Victoria'ya baktım. Hayal kırıklığı ile bakıyordu Zalina'ya. Sonra dümdüz bir surat ifadesi ile cevap verdi.

"Hangi hakla!" dedi ve bir adım atıp Zalina'nın dibine girdi." Her ne kadar bu güçleri kullansan da kullandığın güç senin değil zalina! Onun sahibi benim ve bunu yapmana izin vermiyorum! Söz hakkı sende değil! Güçler sende olsa bile annemin soyundan gelmediğin için asla sende olamaz!" dedi. İşte son nokta buydu. Araya girdim Victoria gibi dümdüz bir suratla.

"Bunu durduracaksın!" dediğimde bana sinirle baktı.

"Bunu durduramam! Karar çoktan verildi. Prensler çoktan size verdikleri güçleri geri almaya başladı. Bu benden çıktı artık, oğullarım bu işe bakıyor. Onlar bile bu karara hemen evet dedi. Size boşuna güç veriyoruz çar çöp oluyor kutsal büyümüz, niye size bir daha güçlerimizi verelim. En büyük hatamız sizler gibi bebeklerin doğmasına izin vermekti. Tanrı bile demişti 'eğer bunu yaparsanız sizlerde bitersiniz' diye. Zamanında onu dinlemeliydim!" dedi haline yakınır gibi halleri vardı ve anlatırken kaşlarını çatıp duruyordu.

"Kendi tanrının lafını dinlemeliydin Zalina!" dediğim gibi harekete geçtiğimde onu yakaladım ve çığlık atmasına izin vermeden boğazına yapıştım. Dişlerimi boğazına geçirip felç etkisi yaratacak olan sıvımı aktardım ona. Bir anda onu o halde omuzlarından tuttuğum gibi ikimizi kara büyü sayesinde havaya kaldırdım. Yükseldikçe yükseldik ve ateşin ağaçlara kadar uzanan ucuna geldik. Ateşin ucu hava sayesinde harlanıyor ve dalga halinde yayılıyordu bize zarar vermeyen ısısı.

Dişlerimi boynundan çekip ona baktım. korkuyla yüzüme bakıyordu. Sadece konuşabilirdi ama o dili tutulmuş gibi şaşkınca bakıyordu. Böyle bakmakta haklıydı ama ondan bazı şeyler öğrenmem lazım. Bu benim için önemli bir olaydı.

"Seni öldürmeden önce bazı sorular sormalıyım Zalina. Bu dediklerim çok önemli!" dediğimde kuşkuyla baktığını hissettim ama felçli olduğundan nasıl baktığını anlayamadım." Gelecekte ben kimi seveceğim Zalina, seveceğim kişi kim ve neden sıklıkla gelecekten kesitler görüyorum!" dediğimde gözlerini baygın ve zorla hareket ettirmeye çalışsa de edememişti. Onun benim gözlerime bakmasını sağlayıp zihnine girdim. Onu hipnotize etmiştim. Zalina konuşmaya başladı.

"Seveceğin kişi safkan vampir, soyunun tek safkan vampiri olmakla birlikte onun hakkında fazla bilgide bilinmez. Soyunu devam ettirmemekle direniyor, Lowell. Rüyalarında gelecekte olacak olan sevdiği adamı görüp durduğu için delirme noktasına gelmemek adına kaçtı. Kendi ırkı bile nerde olduğunu bilmiyor. Öldüğü sanılıyor ama o yaşıyor ve her ay bir kere kendi adına ayin düzenleyip iksir kazanında altın kaynatıp bana sunuyor, kara büyünün gücünü istiyor. Ben bana ibadet edeni severim Lowell, senden sonra Soul, en sevdiğim kulum!" dediğinde duyduklarım o kadar önemli bilgilerdi ki nerden tutsan ipucu önümde beliriyordu. Hemen kendimi toparlayıp Zalina'ya tekrar sordum.

" Zalina, sevdiğin kulun bensem, neden bunu bize yapıyorsun!" dedim hırsla. Hırs her bir hücreme işlenmişti. Her bir dediği altın değerindeydi. Ben bunu asla kaçıramazdım.

"Sizi bitirmem gerek, Soul ve Lowell birlikte olmamalı! Siz dünyanın düzenini bozacaksınız.. Bu aşk yeri de göğü de enkaz altında bırakacak! İkinizde bencilsiniz! Birbiriniz uğruna ölürken başkalarının ne durumda olduğunu önemsemiyor, yanında olmuyorsunuz. En büyük zaafımız sizken, en büyük günahımız oldunuz.. Bunun önüne geçmeliyiz!" dediğinde Zalina'ya hayal kırıklığı ile bakmadan edememiştim.

"Önümüze geçmene izin vermeyeceğim Zalina." dedim ve kollarını tutan elimi serbest bıraktım. O ise havada sıyrılarak hızla yere düşüyordu. Umurumda değildi nasıl olduğu. Saf nefret akıyordu damarlarımda, acayip sinirlenmiştim. Hızla nefes alıp vermeye başladım, sinirden kollarımdaki damarlar hareket edip duruyordu. Hıncımı ondan çıkartmak istiyordum. Yerle bir etmek, onu lanetinden de beter bir hayata sürmek istiyordum. Ellerim saçlarıma çıktığında başımı sıkıştırıp biraz düşünmeye başladım.

Bu böyle olmayacaktı. Tanrılar, büyücüler ve cadıları bir araya getirmem gerekti. Büyücüler ve cadıları hayatlarından etmek ne demekti! Resmen katliam yapmayı planlıyordu tanrılar. Hepsi biliyordu bunu! Kara büyü olmadan yaşayamazdık. Damarlarımızdaki kanın saf kan olmadığını, kara büyünün iliklerimize kadar işlediğini biliyordu hepsi. Bunu düzeltmem gerek!

Havada süzülerek hızla Zalina'nın yanına geldim. Kara büyü sayesinde yaşıyordu ve hala felçliydi. Victoria yanıma ışınlanıp Zalina'nın durumuna baktı. Nefes alıp vermekte zorlanan Zalina'nın durumu iyi değildi ama uzun bir süre bu durumda idare edebilirdi. Victoria'ya zihinsel olarak konuşmaya başladım.

"Laneti devreye sokmaya az kadı victoria. Sabret." dedim ve havada süzülmeye devam eden bedenimi yere indirdim. "Bütün herkesi toplama vakti. Bu katliamı durdurmamız gerek! Resmen neslimizi kurutmanın derdinde hepsi!" dediğimde sinirle devam edecekken benden önce konuştu.

"Havada dediği şey neydi Lowell? Soul de kim? Neden deli bir vampiri öğrenme çabasına girdin ki! Belki senin ruh eşin o değil. Biliyorsun ruh eşini mühürlenmeden kaybeden insanlar delirme noktasına geliyor ve hayatlarını kaybediyor." dediğinde ona olumsuzca başımı salladım.

" Bu delirme değil Victoria, o benim kim olduğumu biliyor. Nasıl biri olduğumu da. Oda benim gibi gelecekten kesitler gördüğü için çıldırma noktasına gelmiş ve kaçmış. Kendini gizlemesi normal değil. Beni bulması gerekti!" dediğimde kuşkuyla bana baktı.

"Bir insan sadece korktuğunda ve uzaklaşmak istediğinde kaçar. Bu vampir hakkında neden bu kadar az şey biliniyor. oysa benim kulağıma bir şekilde gelirdi bu çocuk, Bilmediğim tanımadığım kişi yoktur büyücüler ve cadılarda. Neyden korkuyor Lowell? Neden senden kaçıyor!" dediğinde bunun cevabını bilmek resmen canımı daha çok acıtmıştı. Victoria bana endişeli bir ifade ile bakarken onu cevapladım.

"Bana olan nefretinden dolayı ölmekten korkuyor olmalı Victoria!" dediğimde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Ağzı şaşkınlıktan dolayı açılırken bana cevap verdi.

"Bizler kendi sonumuzu göremeyiz Lowell!"

"Görebiliriz! O bunu görmüş olmalı ki kendi kaderini değiştirmek için uğraşıyor olmalı. Tanrılar da zaten baştan değişmesini istediği için ona yardım ediyor olabilir. Hepsi birer hain!" dediğimde yüzünü eğmişti.

"Herkese haber vermeliyiz. Ben bunu onlara diyemem.. Buna gücüm ermez Lowell! Ben bizim ırkımıza 'sizin ölümünüzü getirmek için toplantı düzenlediler' diyemem. Dilim buna varmaz." dediğinde ona hak vermiştim. Bunu ona yükleyemezdim. Onun da bir sınırı vardı ve duygusal biriydi. Kırılmasını istemiyordum.

"Bunu ben bir şekilde halledeceğim." dedim ve yanına gidip sarıldım. Oda desteğe ihtiyacı varmış gibi hemen kollarını bana doladığında onla uğraşmak adına kıkırdadım ve konuşmayı devam ettirdim. " Güçlerin yakında sana gelecek, nasıl hissediyorsun?" dediğimde kollarını daha sıkı sardı. Omzumda ıslaklık hissedince ağladığını anladım ama durdurmadım. Onun şuan sadece bir limana ihtiyacı vardı. Dayanak istiyordu ve ben ona elimden geldiğince dağ olmak için uğraşıyordum. Onun için kendimi feda etmiştim. Güç ikizim eğer bu güçleri artık istemezse o bırakır ama ben ölürdüm. Bu işe başladıysan bir sonu olmazdı. O bunu bilmiyordu ve yıllardır sakladığım tek sır buydu. Biraz ara verdikten sonra konuşmaya başladı boğuk ve çatlamış sesiyle.

"Korkuyorum, ama daha çok özlüyorum. Annemin güçleri bana geçecek ve onun gibi güçlü olacağım. Annem gibi korkusuz bir büyücü olacağım. Onun istediği gibi bir kız olacağım. O beni yetiştiremedi ama ben kendimi yetiştireceğim!" dediğinde ondan ayrıldım ve siyah gözlerindeki yaşları silmeye başladım. Yanaklarına ellerimi dayadığında konuşmaya da başladım.

"Sen her zaman annen gibi güçlü bir kızdın Victoria. annen senin gibi bir kızı doğurarak, dünyaya getirerek en güzel başarısını ortaya koydu. Belki öldü ama, güçleri uzun bir aradan sonra sahibine yani sana tekrar gelecek. Gurur duymalısın Victoria. Annenin sana verilmesi gereken en güzel hediyesini yakında sunacak sana." dediğimde biraz önce sildiğim yaşlar tekrar akmaya başlayınca tekrar konuştu hüzünle.

"Onu çok özledim.." dedi ve tekrar sarıldı. Bu sefer içli içli ağlıyordu. Hıçkırıklarını bile saklayamamıştı. İçim gidiyordu her ağladığında. Onu sıkı sıkı sarmaya devam ederken bile titriyordu vücudu. Bağırışları ve gözlerindeki yaşlar hem zaferin işareti, hem de hüzünlü bir özlemin getirisiydi. Biz, her zaman hüznü içimize gömerdik. Bunun sonu olmazdı ve olamazdı. onca hüzne rağmen, yaşamak istiyorduk!

onlar bizi düşünmüyorlar, bizi bu gece öldürüyorlardı. unuttukları bir gerçek vardı.

Bizim de bir parçamız, insandı!

Bölüm sonu

1 yorum