۞ƳƛȤƖԼƖƤ ƇİȤİԼMİŞ ƁЄƊЄƝԼЄƦ۞
✎﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏
ʚɞ
"Bana bunu yapmayacaksın değil mi? Kendi canına kıyacak kadar benden nefret etmiyorsun, değil mi?" dediğimde kuru boğazım sözlerimi boğuk çıkartırken dudaklarım kurumuştu. Gözlerim, gördüklerim karşısında titriyordu. inanmak istemiyordum bu yaptıklarına. Gözlerime ruhsuzca baktı. Elindeki bıçağı kalbine doğrulturken hiç tereddüt bile etmemişti. canımı yakıyordu, bunun farkındaydı ama durmuyordu. keskin sözleri içimde kimsenin açamadığı kadar büyük bir yaraya sebep olmuştu. "Kendi canıma kıyacak kadar senden nefret ediyorum!"
Kendimden nefret ediyorum.. Sevdiğimin gözyaşlarını dindiremeyecek olmaktan nefret ediyorum. Gözyaşlarını buhar olup uçurmak isterken, her damlanın sebebi olmak istemek. Onun tek acısı ben olmaktan nefret ediyorum ama tek acısı 'ben' olmak istiyorum. Kendimi lanet ile kutsamak isteyecek kadar bitkin düşmüştüm. Baş ağrılarım artmaya ve gelecekle ilgili kesitler görmek artık çok sık olmaya başladı. Durmuyor ve sık sık karşıma çıkıyordu. Durduramıyordum..
Nefret edilmeye alışkındım. Soyumun ruhsuz adamları tarafından Feroxfera diye anıldım. Acımasız değilken acıma duygumu yitirdim. ben, ben değilim. ben hiçbir zaman böyle değildim. Şimdi ise sevdiğim adam bana nefret kusacak kadar şeytan bir kişiliğe sahibim.. Ben neden böyleyim..
Neden hep nefret edilen kişi benim!
Gece olmuştu ve ben Victoria'yı bekliyordum. Odamın balkonuna ellerimi demirliklere dayamış ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Eğer şimdi böyleysem gelecekte kim bilir nasıl olacaktım. Bu acıya katlanacak kadar mı sevecektim yani? yoksa bu acıyı yaşadıkça onda mı acısını çıkartacaktım? Geleceği gören ben neden bunu tahmin edemiyorum! Neden hiçbir şey yolunda gitmiyor.
Victoria yanıma ışınlanınca halimden ödün vermeden benim gibi ellerini demirliklere yaslayan arkadaşıma baktım. beyaz olan saçlarının uçlarını siyaha boyamış gözlerinde ki kızıllıklar anlaşılmasın diye gözlerine koyu lens takmıştı. Gotik tarzından hiçbir zaman ödün vermeyen kız bugün beni şaşırtmamıştı. Zihinsel yolla iletişime geçmek istediğini anladığımda ilk konuşmayı ben başlattım.
"Bitik görünüyorum değil mi?" dediğimde yüzünü eğmiş benim gibi çekik olan gözlerini kısarak zihinsel yolla cevap vermişti.
"Daha kötü hallerini gördüğümü biliyorsun.." dediğinde kısık sesle güldüm. Kesinlikle biliyordu!
"Ve daha da göreceksin gibi duruyor victoria." dediğimde bana baktı. Kaşlarını çatmıştı. Endişesini dindirmek isterdim ama anlatacaklarım ve yaptıklarım karşısında en azından nasıl devam etmeliyim onun açısından bilmem gerekiyordu. Kendi kararlarım benim hiç işime yaramıyor şuan. Ona ihtiyacım var. Hem de fazlasıyla.
"Sorun ne Lowell? Seni bu hale getiren ne? Endişeleniyorum!" dediğinde hiç düşünmeden cevap verdim.
"Dünden beri gelecekle ilgili kesitler görüyorum. Çok sık oluyor ve beni psikolojik olarak güçsüz düşürüyor." dedim ve biraz soluklanıp devam ettim." Kaldıramıyorum Victoria.. Bana ağır geliyor gördüklerim!" dediğimde endişeyle elini omzuna koyarken beni kendine çevirip sarıldı destek olmak ister gibi. Ellerimi sıkıca beline sararken, birinden görmüş olduğum şefkat ve destekle yüzümü omuzuna gömdüm. Ağlamak istiyordum omuzunda. İçim daralıyor, beynim stres ve sıkıntı yüzünden uğulduyordu. Nefesin daralıyor ve onun yaptığı destek, bana kor ateşin içine su serper gibi içime işliyordu. Bu kızı boşuna güç ikizim yapmamıştım.
"Bebeğim.. Seni bu hale düşürecek kadar ne gördün? Söyle bana? Ne olursa olsun seni dinlerim biliyorsun." dedi bende dediklerinden güç bulup anlatmaya başladım. Biliyorum Victoria, ihtiyacım olan şey senin destekleyici konuşman ve şefkatinden başka bir şey değil.
"Gelecekte ben birini seveceğim Victoria. Ama o benden o kadar korkuyor ki acıma duygusu barındırmadığımı düşünüyor. Benden ve sevgisinden yoruluyor.. Ve en önemlisi kendi canına kıyacak kadar benden nefret ediyor!" dediğimde dayanamadım. İçimde öyle bir fırtına vardı ki gözyaşlarım o fırtınanın eseriydi. Elleri sırtımı severken hıçkırmaya ve iç çekmeye başladım. Ciğerlerim kendimi istemsiz sıktığım için acıyordu ve iç çekişlerim nefes almamı zorluyordu. " Ben acımasız değilim Victoria. Ben sevdiklerim dışında herkese gaddar olabilirim ama asla ona acımasız olamam.. Ben bunu yapamam!" Dediğimde kendini benden ayırdı.
"Hayır, kendine gel! Sen acımasız değilsin Lowell. Aranızda olan olayları bilmeden konuşamayız. Belki sadece sen hata yapmadın oda yaptı ama kabullenmiyor da olabilir? Her şey olabilir. Gelecek bu ve biz sadece kesitlerden gördüklerimizle hareket edemeyiz, olayın aslını bilmediğimiz için asla böyle düşünme!" dedi. Saçlarımı severken gözyaşlarımı da beraberinde silmişti.
"Haklısın ama kendimi düşünmekten alamıyorum işte." dediğimde yüzünde ona yakışan gülümseme ile yanağımı sevdi.
"Bunları asla düşünme, şimdilik sadece keyfimize bakalım. Hem buradan gideceğim biliyorsun. Seni bu şekilde bırakmak istemiyorum Lowell." dediğinde konuyu değiştirmek istedim.
"Sen neden buradan gitmek istiyorsun? Baban neden bu kadar götürmekte ısrarcı." dediğimde yüzü düştü. Gözleri yerdeki parkelerde gezerken üzüldüğünü hissetmiştim. Gitmesini istemiyordum, o benim tek arkadaşımdı aynı zamanda onun da tek arkadaşı bendim. Biz sadece birbirimize yetmeyi öğrenmiştik. ama şimdi ayrılır ve uzak kalırsak yaşayacağımız acıyı tahmin edebiliyordum.
"Off ona hiç girme yaa. Babam burada durmak istemiyor artık. Annemin ölümünden sonra kafayı sıyırdı iyice. Aslında onu anlıyorum ama aradan geçmiş 10 yıl yine de unutamıyor. Ona bir şey diyemiyorum unutmak çok zor olmalı, Onca yılı nasıl unutabilirsin ki zaten. Ben bile özlüyorum ama alışmak zorundayım.." dediğinde nefes alıp verdi. Onun için cidden zor olmalıydı. Elimi omzuna koyup sıvazladım destek olmak istercesine ama geri zekalı arkadaşım ise bana şöyle dedi." Kafayı sıyıran ben değilim mal! Ne bu hareketler." dediğinde omzuna sertçe vurdum. Destek olmak isteyende kabahat. Victoria olduğu yerde tabiri caizse anırırken ben ona gözlerimi devirmekle yetinmiştim.
❊❉❊
Ormanın karanlığında yeşilin en koyu rengine bürünmüş ağaçların eşsiz görüntüsü etrafı sarmıştı. Vahşi hayvanlar bile olacakları hisseder gibi çıt bile çıkarmıyordu, ortamda sessizlik hakimdi. Sis her yandan ayin alanını kapsarken yıldız, yıldızın içinde ters üçgen ve üçgen içinde göz vardı. Biz ayini Victoria ile yıldızın dışında izleyecek ve gerektiğinde ben yön verecektim. Alan büyüktü ama alanın içindeki kasvetli hava hepsinden ürkütücüydü tabi 'normal şartlara sahip bir insan için'. Gecenin üçünde, herkes gecenin karanlığında birbirini enerjimizle hissederken kendimi olduğundan daha güçlü hissetmiştim. Bu kasvetli havada büyücülerin korku ve endişeleri bana güç veriyordu. Biz Victoria ile yeni gelmiştik ayin alanına. Olduğundan daha anormal bir ayin ve büyü enerjisi oldukça zayıftı. Herkes neyden korkuyordu bilmiyorum ama Victoria ve bana içimizdeki şeytana ziyafet veriyordu. İkimizin de gözlerinde lens yoktu, tattığımız korku ve endişe resmen içimizdeki şah damarı kabartıyordu. Bunun neresi şenlik havası bilmem ama ikimize cidden ziyafet havası vermişti. Victoria ve benim gözlerim yakut gibi parlıyordu. İkimizin de gözleri gecenin karanlığında parlak kırmızı yıldız gibiydi.
Gözlerim, yıldızın içindeki çocukların içindeydi. Hepsi büyücülerin içindeki korkuyu sezdikleri için korkuyorlar ve yanındaki çocuktan destek olmak için uğraşıyor olsa da pek işe yaradığı söylenemezdi. Korku, şehvet gibi damarlarımda geziyordu. Victoria zihinsel olarak benle konuşmaya başladı.
"Cadılar ve büyücüler neden bu kadar korkuyor. İçimdeki kor ateşi harlıyor hepsi!" dediğinde iç sesi bile şehvetten boğuk çıkıyordu. Kendini zor tutuyor olmalıydı.
"Hepsini ay tanrıçasına kurban olarak sunmamak için zor tutuyorum kendimi!" dedim kelimeleri hırsla bastıra bastıra konuştum. Cidden.. bunu yapmak istiyorum. Hepsini erimiş altın kazanlarına atıp içine lapis lazuli ve pembe ametis atıp ay tanrıçasına kurban olarak çığlıklarını duyurmak, kurbanlarını ona sunmak istiyordum. Dişlerimi sıkmaktan acımaya başlamıştı. Kalbim o kadar hızlı atıyor, ellerim dediklerimi yapmak için titriyor ve beynimde şimşekler çakıyordu!
"Baş cadı ayini başlatmaya korkuyor olmalı Lowell. Nedenini ona sormalısın!" dediğinde Victoria'ya baktım. Kaşlarını çatmış baş cadıya bakıyordu. şüpheleri vardı bunu hissetmiştim. ay tanrıçası bile victoria'yı güç ikizim yapmak istemediğinden beri tanrısı olarak görmüyordu onu ama her zaman yanımda olup bana destek oluyordu. kimseyi sevmezdi ben dışında, bende o dışında kimseyi sevmezdim. düşüncelerimi bir kenara bırakıp olaylara odaklandım.
Cadılar kara büyü yapamaz; daha çok ayin ve kutsal görevlere bakardı. Cadıların bir kısmı ayin enerjisini kontrol altında tutar diğer iki kişiden biri ayini başlatır, bir diğeri baş cadı ise ayini yönetirdi. Ortama baktım diğer cadılar yıldızların uçlarına yerleşmişti, ellerindeki enerji topları ayini başlatamayacak kadar düşük bir enerji seviyesine sahipti. Yarısından çoğu bitkindi, ortamdaki soğuk ve ürkütücü enerji yüzünden güçsüz düşmüştü hepsi. Büyücüler üç kişi olarak üçgenin kenarlarında yerleşmiş başlamasını bekliyordu korkuyla. Ayini başlatacak olan cadı ise çocukların yanında endişeliydi. Baş cadı ise ayini başlatacak olan cadının yanındaydı ve gözleri renkten renge bürünüyor, güçlü enerjisi ise hislerim yardımı ile enerjiyi kontrol edemediğini gördüm. Korkuyordu ve onun yüzünden ortamdaki enerji bozuluyordu. Ortamdaki güç ve enerji hat safa da bir kontrolsüz ilişki vardı ve bu güç resmen ikimizi besliyordu. Diğer iki cadı ayin için kazanlarda kan ve altın kaynatıyordu kenarda. Bu ikili ilişkide kara gün dostu gibi bir halimiz vardı. Baş cadıya zihinsel olarak konuşmaya başladım.
"Sorun ne baş cadı? Neden başlamadın?" dediğimde renk değiştiren korkmuş gözleri beni bulduğunda önümde eğildi. Yanındaki cadı onun eğildiğini gördüğünde oda eğildi benim için. İkisinin de eğilmesini kabul edip konuşmasını bekledim.
"Kralım, neden bilmiyorum ama birisi ayini bizim yerimize yönetmek istiyor. Buna izin vermiyoruz ama gücümüz tükeniyor. Cadılar zayıf düşüyor içimizde ki cadıların yarısı güçten düşmek üzere! Büyücüler ve kadim sözleri bile işlemiyor. Bu öyle biri ki gücümüz yetmiyor! Çocuklar yetişkin olmak için ilk adımları atamayacak durumda, hepsi korkuyor." dedi ve dolu gözleri ile bana baktı. Yanındaki cadı kendini havaya teslim etti ve biraz yükseldi. Pelerini havada süzülürken bir büyücü de aynı şekilde yanına geldi ve havada birleşerek saydam kalkan kurdular. Durum bu kadar vahim ve tehlikeli bir haldeyse bu ayin yapılamazdı. Victoria bana zihinsel olarak ulaşmak istediğinde ona cevap verdim.
"Durum çok kötü Victoria! Baş cadı ayini bizden başka birinin yönetmek istediğini, cadılar durdurmak istese de güçten düştüklerini ve kara büyünün kadim sözleri bile yönetmek isteyen kişiye karşı koruma sağlamadığını söyledi. Çocuklar yetişkin bir birey olamayacak kadar korkmuş durumda." dediğimde bana ciddiyetle baktığında söze devam ettim." Bu ayini ikimiz yönetmek zorundayız. Diğer herkesi çocuklar da dahil buradan çıkar. Ne dertleri var öğrenelim bakalım. Ay tanrıçasının ve yıldız prensleri karşısında bu hadsizliği yapmak isteyen kim öğrenmeliyiz!" dediğimde hiç tereddüt etmeden herkesi enerjisi ile buradan ışınladı. Bu kadar büyük bir enerjiyi büyücüler istese yapamazdı. Ay tanrısı ve prenslerden nefret etse bile konu ben olunca hiçbir söz dinlemezdi benim arkadaşım. Bütün herkes ışınlanınca küstah bir gülümseme sunmadan edemedim. İşte! Benim safkan gücümün sınırları yoktu. Gücüm sınırsızdı...
Victoria herkesi ışınladığında kalkan da gitmişti. İkimiz de yıldızın ortasına ışınlanıp güçlerimize yoğunlaştık. Volkan gibi patlamak istiyordum, sanki bu günü beklemişim gibi çıldırmak istiyorum ama bunu tanrıçanın yanında yapamazdım. Kendimi dizginlemek zorundayım. Sırf bu yüzden ellerimi sıkmaya başladım, kendimi dizginlemeliyim. İçimizdeki kara büyü yerdeki gözün ortasını yakmaya başladı. Alev ikimizin de boyunu geçerken bizi yakmıyordu. Aksine gücümüze güç katıyordu! Bu kadar ciddi bir olayda sessiz kalmaları sinirime dokunmuştu. Büyücüleri ve cadıları bile güçten düşüren, tanrıça ve prenslere karşı bu hadsizliği yapan kişiyi bulduğum anda onu ortadan kaldıracaktım! Kim ki soyumun tanrıçasına ve prenslerine karşı güç, alaya alınacak söz bile değildi. Bu ayin onların bize kızıl ay ile verdikleri enerjiydi. Kontrol bizler dışında ele alınmayacak kadar büyüktü! Söz konusu mutlak güçtü. Çocuklar bu güç ile cadı veya büyücü olacaktı! Onların hayatları ile oynamalarına izin bile veremem!
Ben bunu diyorum ama ne tanrıçanın kendisini severim ne de prenslerini. Hepsine nefret kusmak istiyorum. Kustukları o sıvılarında boğmak istiyorum. Kendi kanlarında boğulmaları için nelerimi vermezdim..
İçimde, safkan kanımda dolanan kara büyüyü iliklerime kadar hissederken yıldız, ters üçgen ve göz çizili topraktan kan sızmaya başladı ve yavaş yavaş dalga halinde kanın kırmızı ışıltısı etrafa yayıldı. Bir anda ateş tekrar harlandı, yıldız ve üçgen çizili toprağa sıçrayarak alev alev yanmaya başladı. Etrafta korku ve endişenin yerine saf gücün enerjisi yayılmıştı. Alevlerin içindeki bize küçücük bir iz hatta yara bile olmazken işime odaklandım. Kara büyü kullanarak alevleri yönetmeye başladım. Ateşin rengi kırmızıdan bir anda griye kendi öz rengine döndüğünde alandaki enerjimi biraz daha yayıp ateşi ağaçların boyuna kadar uzattım. Grinin bin bir tonu her yere yayılırken ay tanrıçasına bağırarak seslendim.
"Ay Tanrıçası Zalina ve prensleri, duyun sesimi! Ben Feroxfera, safkan büyücü soyunun tek varisi ve lideriyim. söyle bize Tanrıçam, neden başkasını bizim yerimize yönetmesi için gönderiyorsun?" dedim ve ayinin dışında kalan kan dolu kazanı yanıma ışınladım. "Tanrıçam, sizin adınıza kestiğim kurban, bizim için kabul edin." dedim ve kazanı kaldırdığım gibi havaya tüm kanı saçtım. Saçtığım bütün kan ateşle birlikte yanarak küle dönüşüp havaya karıştıktan sonra kazanı yerine ışınladım. "Tanrıçamın iznini istiyorum. Bizi yanına götürecek olan kapıyı aç!" dedim.
Annem burada olsaydı zayıf enerjisinden dolayı ortamdaki boğuk ve saf enerji yüzünden bayılırdı.. Gözlerimi kapatıp açtığımda Victoria bana saf kırmızı ruj sürülü dudağıyla şeytani bir gülümseme ile baktı. İşte o zaman anladım, gözlerim siyaha bürünmüştü. Oda gözlerini açıp kapadığında aynı benim gibi siyah olunca, bende ona aynı şekilde dişlerimi göstererek güldüm.
İşte şimdi, ikimizde daha yeni başlıyorduk.
