İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 1

۞ɢöռüʟ Çɛʟɛռ ʏօʀɢʊռʊ۞

۞ɢöռüʟ Çɛʟɛռ ʏօʀɢʊռʊ۞

⁑﹏﹏﹏﹏﹏✪✭✪﹏﹏﹏﹏﹏⁑

ʚɞ

Kan dolu kadehte elimde dolanan kan kırmızı şarabın iştah açıcı rengini izlerken soluk ten rengime ne kadar yakışsa da, umursamadan önümdeki rahibe kılıklı adamın saçmalıklarını dinliyordum. Her ne kadar yarısından çoğu saçma olsa da kriterler gereği cadılar ve büyücüler ile ilgili olan her sorunla münakaşa halinde olmam gerekirdi. Kara büyücü olan her ırk bizim soyumuzun soy ağacının bir üyesiydi ama her kara büyü kullanan kişi bu ağaca giremezdi. Ben bu soy ağacının en genç nesli ve bu neslin lideriydim. Sorumluluk almak çok zordu ve ben buna hayır demeye kalktığım anda idam fermanım yazılırdı. Ne kadar onlardan güçlü olsam da kendi ırkım uğruna onlar için ölmem bile gerekirdi, bunun farkındayım. Korkak bir insan değilim her ne kadar kara büyü bilen bir büyücü olsam da bu soyumun bana nakşettiği bir değerdi.

Soyum bana "Soyun için doğdun ve soyun için öleceksin!" dese de kusura bakmasınlar ama ben bencil bir varlıktan ibaretim. Önümdeki adam saçma sapan konuşuyordu, daraldığımı hissettiğimde elimi sallayarak soluk tenli adamın havada uçarak ve kapıya çarparak çıkmasını sağladım. Her ne kadar onlar için uğraşsam da onlara acımamı beklemelerine bile izin vermiyorum. Doğamızın kanunu buydu; zayıf olanı kurtaracak yada ezeceksin. Ben genelde ezmeyi tercih ederdim.

Onlara harcayacak bir gram merhamet yoktu içimde.

Bu büyük odanın içinde küçücük ayrıntıydım. Hayatımı sadece yönetmeye adamış bir bedenden fazlası değildim. Sevilmek veya sevgiyi hissettirmek istemezdim. Dost kelimesini bilir, anne şefkatini bile zorla hisseden bir bedenden fazlası olamazdım. Bencildim. Herkesi benliğim uğruna yakabilirdim. sevmek, merhamet duymak yapacak en son işti benim için. hayattan zevk alamayan, kendimi kanlı şarabın bağımlısı yapacak kadar içen biriyim. Soysuz bir adamın oğlu olduğuma lanet edip, oturup bir köşede ağlamayacak kadar da bitiğim.

Çarpılan kapıyı büyüyle kapatıp elimdeki kanlı şarabı masaya koydum. Yorulmuştum ve daha fazla birini çekebilecek gibi hissetmiyorum. Sabahtan akşama hatta akşamdan gecenin sabahının gün doğumuna kadar, sorun kelimesiyle baş başa kalıyorum. Koltuktan kalkıp ellerimi kaldırıp biraz gerindim. Ellerimi indirdiğimde biraz kendime bakmak için aynanın önüne geçtim. Hiç iyi olmadığımı biliyordum ama vücudumun durumunu merak ediyordum.

Aynanın önüne geçtiğimde her geçen gün biraz daha çöktüğümü görmem ile yüzüm düştü. Bu hayatı kesinlikle istemiyordum, hatta bana kalsa bu dünyadan silinmek başka bir evrende doğmak, kolay görevler üstlenmek isterdim. Asıl sorun benim hangi yarım aklımla lider olmayı kabul ettiğimdi. Yatakta keyif çattığım günleri özledim desem yalan olmaz ama işte, hareketsiz kaldığım anda ağzıma sıçan bir bünyeye sahiptim. Hareket benim yaşam enerjimdi.

Yüzümde çok fazla belli olmayan ama bir vampirin bile dikkatini çekecek cinste morarma söz konusuydu. Bunlar beni ayık tutsun diye içtiğim kandan ve uykusuzluktan dolayıydı. Ten rengim olduğundan daha solgundu. İçtiğim kanlar sanki dudağımda birikmiş gibi kıpkırmızı kesilmişti. Gözlerim de içtiğim kanlı şarap yüzünden enerji patlaması yaşamak ister gibi parlasa da gücü bir anda zayıflayıp bir anda artıyordu. Bayılmam resmen an meselesiydi çok kötü durumdaydım. Saçlarıma bile kızıllıklar bulaşacak durumdaydı. Mecburen anneme zihinsel olarak ulaşmak zorundaydım, bu şekilde devam edemiyordum.

Bu soyun tek bir kralı vardı ve bu lider, hayattan bezmişti.

"Anne, yanıma gelmen gerek. Kendimi iyi hissetmiyorum gelirken şifa otlarından getirir misin?"

Annemin geleceğini bildiğim için umursamadan aynanın önünden çekildim ve üstümü çıkardım aynı şekilde pantolonumu da çıkardım ve değerli taşlarla süslenmesini umursamadan odanın herhangi bir yerine fırlattım. Eşyalar hiçbir zaman benim için önemli olmadı istesem büyüyle kendime daha güzellerini bile sunardım. Odamda aynı şekilde değerli altın işlemeler ve zümrüt taşlarının zarif hareketleri olsa da sikimde bile değildi odanın ne durumda olduğu. Dolabın önüne geçip bir pijama altı giyip dolabın önünden çekildim. Kendimi şöyle bir süzdüğümde kaslarımın bile süzüldüğünü görmem bile mutsuz olmama yetmişti. Cidden.. bu işten ne zaman kurtulurum hiç bilmiyorum.

Yatağıma geçip uzandığımda kapı tıklandı ve gir komutunu verdiğimde annem içeri girdi. Birkaç adım atıp önümde eğildi. Bir diğer kural "Önünde bir oğlun olsa bile güçlü olanın önünde eğileceksin!" Ahh biz acımasız bir ırk değiliz sadece güç ve kudretin önünde eğiliriz. Annem her önümde eğildiğinde kendimden utanıyorum. Gücümden utanıyorum. Güç ve kudretin önünde eğilmek kadar iğrenç bir şey yoktu ama annem dışında birisi eğildiğinde, bundan zevk alıyordum. Mesela benim babam eski kral olduğu için onun önünde eğilmek zorundayım, soyuna koyduğumun penisinden çıkmak zorundaydım zaten.. Annem de oğlu bir kral olduğu için eğilmek zorunda.

Yatağın yanına gelip yüzümü avuçları arasına alıp durumuma baktı. Saçlarımı severken cidden onu özlediğimi fark ettim. Anneme bağlı biriyim ve annemsiz bir dünya düşünemezdim. Annem çok hassas bir kadın. Kendi içindeki kara büyü çok zayıf gözlerinde bile büyünün yeşil zarif hareketlerinde zayıf ışıltılar geziyordu. Ne kadar kabullenmek istemesem de annem ölmek üzereydi. Zayıf düşüyor eski yemyeşil ışıltılı gözlerini özlüyordum. Bu aklıma geldikçe gözlerim doluyor ama annemin yanında gözyaşı dökemem. Onu her zaman mutlu etmeliyim. Ben onun tek oğluyum, gurur duyduğu ve kara büyünün soyunun lideri annemin onur kaynağı... Onun için her ilgi ve sevgiyi yapmalıyım.

Annem yanağımı severken elini tutup kırmızı enerjiyi içinde mutluluk ile doldurması için vücuduna yaydım. Anında gözlerindeki parıltılar arttığında annemin de yüzünde tebessüm oluştuğunu gördüm. Annemin her hareketinde zariflik akıyordu. Simsiyah saçlarında ki beyaz tutamlar bile zarifliğini engelleyemiyordu. Oysa 109 yaşında olan bende bile beyaz saçlarımda kırmızı tutamlar söz konusuydu. Bende ki yorgunluk, onun benim yanağımı sevmesi ile mayhoşluk arasında kalsam da konuşmasına odaklandım.

"Bunu yapmaktan vazgeçmiyorsun Lowell, ben iyiyim oğlum beni düşünmene gerek yok her zaman yanında olacağım." Dediğinde inanmasam da onun ince zarif sesine tezat benim yorgun ve orta kalınlıkta sesimle cevap verdim.

"Biliyorum anne, ben sadece seni bu şekilde mutlu etmeyi seviyorum." Dedim. Elleri saçlarımı severken içim gidiyordu.

"Saçlarına karalar düşmüş oğlum. Tel tel kırmızı olmuş. Babana benziyorsun onun da saçları evlendiğimiz zamanlarda saçları tel tel böyle olmuştu. Sana şifalı çay getirmesini istedim Lara'dan. Her ne kadar o kızı sevmesen de bugün sadece o sana bakmaya müsait." Dediğinde yüzüm düşmüştü. Bu adama benzemekten nefret ediyorum.

"Victoria nerde ki anne?" Diye merakla sorduğumda o da biraz yüzünü buruşturdu. Demek bir sorun vardı. Annem sıkkınlıkla nefes alıp verdi ve beni yanıtsız bırakmadı.

"Babası daha fazla bu malikanede çalışmasını istemiyor oğlum. Nedenini bilmiyorum ama babası insan ve insan topluluğu ile bir bağımız olmadığı için uğraşamadım. Onların kararlarına karışamazdım. Zaten bizim ne gibi durumlarda olduğumuzu bilen tek kişi o kız ve Victoria için elimden geleni yapacağım. Onun kötü yola düşmemesi için çabalayacağım." Dediğinde yüzüm düşmüştü. O kız benim tek arkadaşım ve sahip olduğum tek dosttu. Bana bir veda bile edemeden gitmişti ve ne durumda olduğunu bilmemek beni daha da üzmüştü.

"Anne, en azından yarınki gençlik törenine katılmasını sağla. Onunla tek bir veda olmadan gitmesine izin veremem. O benim dostum eğer gidecekse benden en azından her ne olursa olsun, ne düşünürse veya ne durumda olursa, her zaman yanında olacağımı bilmesini istiyorum." dedim asık suratımla. Annemin yüzümün halimi gördüğünde dediğine pişman olduğunu biliyordum ama sevdiğim bir dostumu kaybetmek de bana koyuyordu.

"Bunun için çabalayacağımı bilmeni istiyorum oğlum. O kızı o törene getirmek için elimden geleni yapacağım." dediğinde kapı tıklandı. Annem yanımdan kalkıp başımda dikildiğinde gir komutumu vermiştim. Annemin ayağa kalkmasının nedeni saygıdan ötürüydü güçle ilgili değil. Bir kralı yani beni, istemediğim sürece bana dokunmak yasaktı. Bu kişi annem olsa bile bana çok koyuyordu, annem beni rahat rahat sevemiyordu bile. Kurallardan nefret ediyordum...

"Efendim, şifalı çayınızı getirdim." dediğinde önümde eğilip kalkmıştı. Yüzümdeki nefret ve soğuk ifadeye takınarak ona cevap verdim.

"Başucuma bırak ve hemen toz ol!" dediğimde hızlı hareketlerle bitki çayını dökmeden getirip başucuma koydu ve hemen odadan çıktı kapıyı yavaşça çekmeyi ihmal etmedi. Anneme döndüğümde bana baktığını ve yüzünde küçük bir tebessüm ile yeşerdiğini gördüm.

"O kıza iyi yaklaşmayı huy edinemedin." dedi. Tekrar saçlarımı sevdi ve yorgunluğun getirdiği uyuşkanlık ile gözlerim kapanırken saçıma küçük bir öpücük verip benden uzaklaştı, önünde tekrar eğildi. "Şimdi gitmeliyim oğlum. Sende güzelce dinlen ve duş almayı unutma. Yemeğini düzenli yemeye devam et." Dediğinde aslında gözlerine yorgunluk çöktüğü için gitmek istediğini bildiğimden başımı salladım ve çıkmasına izin verdim.

Yatağımda biraz doğrulup bitki çayına uzanırken bir anda gözlerim karardı.

"Gri gözlerini kan kırmızısı gözlerim bile kirletemedi.." dediğimde gözlerindeki hüzne rağmen beni cevapladı." Sorun gözde değil Lowell sorun büründüğün karakter! Eğer benim yanımda acıma duygusu barındırmayacaksan evimde oturmana izin vermem!"

Bir anda nefes nefese kendime geldiğimde neye uğradığımı şaşırdım. Gelecekten kesitler görmeye alışkındım ama bu sefer gördüğüm kişiyi tanımıyordum. Elimdeki çayı bırakıp düşündüm. Bu her zaman olmazdı ve ben asla birine iltifat etmezdim. Gelecekte ne olacaktı bilmiyordum ama bunu asla engelleyemeyecektim..

❊❉❊

Suyun tezat soğukluğu içime ılık ılık işlerken, aklımda sadece o gelecekle ilgili gördüğüm kesit vardı. Beynimde resmen kahkaha sesleri yankılanıyor, sesin güzelliği karşısında dudaklarımı ısırmadan edemiyordum. Kiminle karşı karşıya geleceğim bilmiyorum ama kalp ağrım onu görmeden sesinin bağımlısı olmuştum. Çocuğun ne yüzünü görebildim nede neye benzediğini. Sadece sesini duymuştum kahkahaları beynimde yankılanıp sesine bağımlı olmaya başlamıştım. güçlüyken bile bitik bedenim onun sesini içimde her duyduğumda tüylerim diken diken oluyordu.

Suyun soğukluğu değil ama içime işleyen sesini merak etmiştim. Onun içinde ve dışında barındırdığı her karesine kadar merak etmiştim. Sesini duymak istedim. Gözleri bana bakarken sevincini hissetmek, dudaklarının her hareketini ezbere bilmek, her hareketini tanımlayabilmek ve o demeden anlayabilmek isterdim. İçimde onu öldürmek ve bebek gibi sevmek arasında kalıyordum. Ona dokunmak isterken ellerimin vücudunda açtığı morlukları ve vücudunda açtığım yaraları düşlemek.. içimdeki iki deli senin adına çatışıyor. Duygusuz bir canavarı peşinde mahkum ediyorsun. Gözlerinden düşen her bir yaşı tek tek izlemek istiyorum. seni suçlarımdan biri yapmak istiyorum. Ben.. kesinlikle iyi biri değilim!

Suya girsem de jakuzinin içindeki elmas taneleri ve lapis lazulinin kum taneleri gibi vücuduma su sayesinde yapışmış parıl parıl parlıyordu. Suya özellikle dökmelerini istediğim beyaz gül yapraklarından bazıları saçıma bazıları ise suyun içinde dans ediyordu. Beyaz saçlarımın arasında tel tel kızıllıklar sinirimi bozuyor olsa da, umursamadan jakuzinin kenarında dinlenmeye devam ettim. Her zaman elime bu fırsat gelmiyordu. Dinlenmenin en iyi yanı da sadece bu güzelim jakuzinin ferahlatıcı etkisiydi.

"Yanına geliyorum Feroxfera. Gece yapılacak olan şenlikte ve ayinde yanında olacağım." dedi Victoria zihinsel yolla. Bunu duyduğumda sevinmiştim. Annem cidden uğraşmış olmalıydı.

"Seni bekliyorum güç ikizim Victoria, yanımda ki özel yerin senin için hep boş kalacak." dedim mutlulukla. Bu kızın tek bir sözü bile beni mutlu etmeye yetiyordu. Şu hayatta beni sadece annem ve Victoria mutlu etmesini biliyordu.

Sudan çıkıp havlumla vücudumu kurulayarak odama gidip bir iç çamaşırı ve pantolon giyip, gömleği üzerime geçirip döğmesini iliklemeden aynanın karşısına geçmiştim. Saçlarımı tarayıp ortadan ayırıp şekil verip, gözlerime koyu kahve lens takıp kot ceketimi giyecekken tekrar aynaya baktım. Kendimi şöyle bir süzdüm de fazla mı ciddi olmuştum. Tekrar üzerimdekini çıkartıp bu sefer dar pantolon ve sonbahar ayının soğuğunu düşünerek boğazlı bir kazak giyip üstüme de deri ceket giyindim. Aynanın tekrar karşısına geçtiğimde bedenimi süzdüm. İşte şimdi olmuştum. Giysi konusunda dikkatli ve takıntılıydım, sinirime denk geldiğinde umursamaz ve önemsemezdim bile..

Odamdan çıkıp kahvaltı için aşağı kata indim. Dün o yorgunluk üstüne dinlenme çok iyi gelmişti ama azda olsa insan hala dünün o monotonluğundan kurtulamıyordu. Annemi ve babamı yemek yemeden beni beklediklerini gördüm. Babamı burada görmek şaşırtıcıydı ama babam sadece anneme güvenmediği zamanlarda burada olurdu. Annemin yapmasını istemediği şeylerden bir tanesi de beni asla sevmemesi ve acımasız bir kral olmam için "Feroxfera" lakabımı layıkıyla yerine getirmemdi. İşte bu yüzden aile kavramında ayrımcılık yapıyordum. Acımasızın da acımasızı olmamı isteyen babama acımıyordum. Onun yanında her zaman yaptığım gibi soğuk davranarak baş uca oturdum ve yemelerine izin verdim. Sofrada ben konuşmadan konuşmak yasaktı. Bunu ben koymuştum artık sırf bazı konuları babamın dahil olmamasını sağlamak için çünkü biliyorum bana istekleri dışında yüzüme bile bakmıyordu. Eğer bakmayacak ve hep istekte bulunacaksa, bende sesini keserim.

Babamı karşımda görmek sinirimi bozarken iştahım kaçmıştı. Sadece su içip masadan kalktım ve oradan uzaklaştım. Evin kütüphanesine girdiğimde huzur bulduğumu hissettim. Beni o ortamdan uzak tutan her şeyi severdim. Aile kavramını sadece anne ve oğul olarak bilip de artı olaya baba girdiğinde afallıyordum. Canımdan kanımdan ama yaptıkları camdan kalbi tuzla buz ediyordu. Hiç istemesem de bir konuda haklıydı. Lider olmak; her konuda eşitlik ve adalet kurmak için acımasız olmak gerekirdi. Ama o, her konuda acımasız olmamı istiyordu. İşte bende bunu anlamıyordum. Bir insan neden her konuda acımasız olmamı ister ki!

Kitaplarda gece yapılacak ayin için büyü ve sözleri zihnime unutmamak adına kazırken, bir anda başıma dünden daha fena ağrı girmişti.

"Canımı acıtıyorsun dur artık!" dedi ağlamakla ağlamamak arasında kalan çocuk. İkimizde bağırarak konuşuyorduk. "Beni neden anlamıyorsun! Seni istiyorum her bir karışını ezbere bilmek istiyorum. Lütfen Soul, bana bir şans ver. Bana o şansı ver ki kırdıklarımı toplayıp kalbimi kalbine karıştırayım." dediğimde Soul ağlamaya başladı ve bana sarıldı." Yoruldum Lowell, beni yoruyorsun. Kalbime ve bana iyi gelmiyorsun.."

Bölüm sonu

9 yorum