İçeriğe geç

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 11 · 26 dk okuma

Yüzyılın Acısı (GAY)

Bölüm 11

۞ùмùȡùή άŕşί۞

۞ùмùȡùή άŕşί۞

======== • ✠ • ========

Sözlerim elmas kadar sert midir? Yoksa bir pamuk kadar yumuşak mı? İçimde bir canavar mı yatıyor? Yoksa bir perinin kalbi, benim kalbimin yerine mi atıyor? Kendimi bilmiyordum, yapabileceklerim her zaman beni korkutur. Çünkü başladığım zaman durmam. İçimde yaşayan kim bilmiyorum, bu daha korkutucu! Ölmek istemiyorum. Aldığım sorumluluk hissi ilk kez beni bu kadar içine çekiyor. İlk kez aldığım sorumluluk hissi beni bu kadar gülümsetiyor. Bu dünyaya her zaman farklı bir bakış açısı ile baktım. Her insan veya her topluluk kendince sadece yaşamak istiyorum der. Bana kalsa ben yaşamak istemezdim. Ölmeye zamanım olmadı, ölüm bana gelmeyecek kadar uzak. Bu son değil, hiçbir zaman ölüm bir son olmadı. Aksine başlangıç gibi geliyor.

Her ne olursa olsun, kendini bilmeyen bir insanın sonu nasıl olur bilir misiniz?

Uzandığım yatakta pencereye bakıyordum. Güneş yavaş yavaş karanlığa teslim ediyordu kendini. Dalıp gittiğim düşünceler değildi beni endişelendiren. Hayatımı kendi ellerimle yönetseydim nasıl olurdu bilmem ama olacaklar için endişeliyim. Honour'u saklamam gerek. Yanımda huzurla uyuyan bebek tehlikedeydi. Kimseye emanet etmek istemiyordum. Bu güvensizlik bende hep vardı. Ona en iyi benim bakabileceğime o kadar inanıyorum ki, başkasının ne yapabileceğini düşünmek istemiyorum.

Honour'a baktığımda yerinde kıpırdanıp duruyordu. Yine kaşlarını çatmıştı. Dalıp gittiği rüyalar beni endişelendiriyordu. Elimi alnına koyduğum anda elimi tutmuştu refleksi sayesinde. Bunu bekliyormuş gibi elleri sıkıca parmağımdan bir tanesini tutarken kaşlarını çatmayı bırakmıştı. Bu duruma yutkunmadan edememiştim. Bu bebeğin annesini yanarak ve zihniyle oynayarak ölüme sürüklemiştim. Şimdi bu bebek olanları bilmeden bana bağımlı gibi yapışmıştı. Şahsen benim de onu bıraktığım söylenemezdi. Boy ve yaş farkımız olmasaydı yapışık ikiz sayardım ikimizi de. Yattığım yatakta yan döndüğüm gibi ona biraz daha yaklaştım.

Zaman yaklaşıyordu ve lanet olsun ayrılmak istemiyordum. Ayrıldığım anda endişem ağır basacaktı ve ben hiçbir olaya odaklanamayacaktım. Bu olanların hepsi önemliydi. Beni yıkmak için savaş veren herkes bugün yalnızlığımı izleyecekti. Halkım olsa da olmasa da yine yalnız kalıyordum. Her durumda yalnız savaşmaktan cidden yorulmuştum. Ne destek olan biri oldu, ne de destek olduğum krallıklardan karşılığını aldım. Aslında karşılığı hiçbir zaman umurumda olmadı. Bu karanlıkta bile tek başına olmak bazen cennet gibi. Hiç birlikte çalışmadım bu zamana kadar. Herkes bir istek uğrunda kapımda dikilirdi. Hepsi benim adaletim uğrunda bir ayine kurban olarak gitti. Kaybettiğim her durum şuan yeni fırsatlar oluşturmak için bir adımdı benim için.

Annem vefat etti. İçimdeki yası gizleyemem. Daha yeni acımı toprağa gömsem de, nedendir bilinmez, ihtiyacım olsa bile buradaymış gibi hissetmekten alamıyorum kendimi. Sanki bu olan her bir konuşmayı veya her bir hareketimi biliyor gibiydi. Kötü veya iyi olabilirdim ama ben bir hiç olmayı tercih ettim. Bunların hepsi zamanın bana işlediği izlerdi. Çıkmazın bile bir çıkışını bulurdu annem. Ben onun gibi değildim. Bu bebeğin babası olabilecek miydim, tıpkı annem gibi sahip çıkabilecek miydim? Senin gibi olmak istiyorum anne.

Ortamda bir koku hissettiğimde kaşlarımı çatmıştım. Bu koku Honour'un kokusu değildi. Başka bir kokuydu. Deniz gibi tuzlu bir kokuydu hatta ciğerimi dolduruyordu, tek bir derin kokusu içime işliyordu. Kaşlarımı çatarken dikkatle odaya bakınmaya başladım. Yavaş ve sert bir enerji dalgalanması hissettiğimde bu enerji dalgalanması bana tanıdık gelmişti. Yakından geliyordu bu enerji olduğundan daha sertti. Güçlü olduğu kesin ve kendini gizlemesini iyi biliyor gibiydi. Tanıdıktı ve çıkartamıyordum kime ait olduğunu. Bir anda bu enerji ortadan kaybolduğunda neye uğradığımı şaşırmıştım. Anlık biri gelmiş ve gitmişti. Yanımda parmaklarıma sıkıca tutunan Honour'a baktığımda hala uyuyor olduğunu gördüğümde rahat bir nefes almıştım. Ona bir zarar gelmesin de ne olursa olsun.

Yavaşça elimi çektiğimde tekrar kaşlarını çatmıştı. Bu sefer yanına yeni aldığımız oyuncak ayıcığı koyduğum anda ellerine aldığı gibi sarıldığında, ortaya çok tatlı bir görüntü çıkmıştı. Olduğundan masum durması normal miydi? Ağzını şapırdatmaya başladığında yüzümde bir gülümseme belirmişti, bu gerçekten ben miyim diye düşünmeden edemiyordum. O değil de, keşke vermeseydim eline oyuncağı. Benim ellerimle oynasın o ayıcık ne ki! Sanki sıcak tutacak onu. Benim ellerim daha güzel o ayıcıktan.

Küçücük ayıcığı kıskansam da şimdi bunu düşünmemem gerekirdi. Yataktan hızla kalktığımda bu enerjinin yerini tespit etmeye çalıştım. Enerji ortalarda yoktu. Odanın her bir karışını tarasam da bulamamıştım. Bu enerjinin sahibini bulamadığım için sinir olsam da sırf bebeğime bir tehlike gelecek diye korkmaya başlamıştım artık. İçimde bir huzursuzluk söz konusuydu. Bebeğime tekrar baktığımda yerinde huzurla uyusa da aklım çelinmişti bir kere. Ben bu çocuğu nasıl emanet edecektim. Ellerim alnıma giderken güvenebileceğim tek kişinin maalesef benden şuan kaçıyor olması daha çok sinir etmişti beni. Bu toplantıya da birlikte girecektik ama hanımefendi benim adamlarımdan kaçmakla meşguldü! Alnımı sinirle ovarken sinirden daralmıştım. Bunu yapacağımı biliyordu. Ben böyle bir adamdım!

Bu zamana kadar toplasan, dün geceyi de sayarsak beş ırkı katletmiş durumdayım. Olduğumdan hızlı değişmem ve gelişmem benim suçum değildi. Kendi annemin ölümüne bile iki gün ağlayıp daha fazla üzülememiştim. Belki yanımdaki bebek sayesindeydi ama hiç yokluğunu hissedememiştim. Yanımdaymış gibi hissetsem de onun olmadığını bir yerden sonra kavrayabiliyordum. Beynim benle oyun oynamak için geldi ve oyunlarına kanmadıkça çıldırma noktasına getiriyordu beni. İstemsiz düşüncelerime kafa tutuyorum. Kendi kendime karar verirken bile savaş içinde olmak beni bu gibi olaylara hızlı alıştırmıştı. Sırf bu düşünceler yüzünden sinirden yüzümdeki deriyi tırnaklarımla yüzmek istiyordum. Kendimi birisini öldürürken hayal edip de gerçek sanacak duruma gelmenin neresi mantıklıydı?

Hızlı karar mı vermiştim bilmiyorum ama Victoria'ya ulaşmam gerekti. Benim için değil en azından bu bebek için yardımı dokunsun. Güvenebileceğim tek kişi oydu. Bana yardım etmesini isteyecek kadar düşmüş durumdaydım.

"Victoria, yardımına ihtiyacım var. Biliyorum senin için arama izni çıkardım ama bu durum çok önemli!" dediğim gibi stresten ellerim durmuyordu, ya alnıma gidiyor yada belime yerleşiyordu. Bir umut cevap versin istiyordum. Sana şuan çok ihtiyacım var!

"Bu yaptıklarından sonra cidden benden yardım mı istiyorsun. Sen kendi halkını katlettin! Bunu yapma dediğim halde, Beni daha göremezsin dediğim halde yaptın bunu! Bütün sevdiğim arkadaşlarım, onlarla yaşadığımız her bir hatırayı yaktın Lowell!" dediğinde donup kalmıştım. Ellerim bir anda dururken zar zor yutkundum. Ben içsel olarak duygusuzdum, onlara karşı bir merhamet hissetmedim. Ama o öyle değildi. Bir şeyler hissetmeli miyim? ama adaleti sağlamak için bile acımasız olmamız gerekmez mi? Felç olmuş gibi kalakalmıştım olduğum yerde. Hareket etmek istiyordum ama başımdan aşağıya soğuk su dökülmüş gibi titriyordum. Suyun altında hissederken nasıl üstünde hareket edebiliyorum? Ben ne yapıyorum! Kendimi toparlamak adına zorlasam da olmuyordu.

"Ya aralarından bir kişi kurtulduysa. o zaman ne yapacaksın?" dedim halimi gizlemeden konuşmuştum ona karşı. Karşıdan hızla cevap gelmişti.

"Nasıl?" dediğinde bu cevabı beni güldürürken yatakta bin bir hayale dalan bebeğime bakmıştım ve ona bakarak konuşmuştum.

"Oradaki bir meleği ateşim reddetti. Victoria, o çok şanslıydı. Eğer gelirsen ve istediğimi yaparsan, sana kurtulan kişiyi gösteririm." dediğim gibi bebeğime doğru adımlamaya başladım. Huzurlu uykusunda enerjik bir çocuk olduğundan hem kendini hem de elindeki oyuncağı kıpırdatıp duruyordu. Gri alevlerin efendisiyim, benim ateşimi yönetmene izin veriyorum, Honour.

"Geliyorum Lowell. Eğer orada öyle biri yoksa canını aldım bil!" dediğinde bunun olmayacağını bildiğim için kıkırdamıştım.

"Eğer öyle birisi olmazsa canımı al Victoria!" dediğim gibi cevap gelmeyince sustuğunu anlamıştım.

Bebeğimin yanına oturup onu dikkatle izlemeye başlamıştım. Bana gelen umudum, ateşimin efendisi. Anneni öldürdüğümü duysan beni yine sever miydin? Sevmezdin. Peki öz babanı affeder miydin? Seni büyütemeden başka birine baba demek zorunda olduğun için hayattan nefret eder miydin? Etme Honour. Annen bir suçlu. Benim ateşim masumlara zarar vermez miniğim.

Ellerim alnına giderken hafif hafif okşamaya başladım. Saçları yok denecek kadar az olmasa da ellerime batıyordu. Büyüdüğünde nasıl bir çocuk olacaksın bilmiyorum ama benden nefret ederek büyümeni istemiyorum. Bunu sana nasıl diyeceğim bilmiyorum, yine de bu uğurda savaşacağım! Sana ben bakacağım. Yanımda bir hareketlenme hissettiğimde arkama dönüp gelen kişiye bakmıştım.

Arkası bana dönük bir şekilde ışınlanan Victora'yı gördüğümde olduğum yerden kalkmıştım. O da etrafa bakarak bana dönmüştü. Arkamdaki bebeği görmemişti. Benim yanıma adımladı, bende ona doğru yavaşça yürüdüğümde karşılıklı içsel olarak konuşmaya başladık.

"Kurtulan kişi nerde, Lowell!" dediğinde yüzümdeki gülümsemeyi tutamayıp, kendimden ödün vermeden yüzümü yatağa çevirdiğimde konuşmaya başladım.

"İşte minik bebeğim orada." dediğimde o da arkaya baktığı gibi şaşkına dönmüştü. Yatakta minnacık bir bebek görsem ve bu bebeğe benim baktığımı ben görsem inanmazdım. Hayatın gerçekleri çok farklıydı ve yüze vuran bir senaryo gibiydi. Devam ettim yüzümdeki sırıtmayı bozmadan." Sende biliyorsun Victoria. Benim ateşim masum bir insanı yakmaz." dediğimde yüzümü ona çevirdim ve derin bir nefes alıp verdim. Ona baktığımda bebeğe şaşkınlıkla bakıyordu. Gördüklerine inanamıyor gibiydi. İkimizde bebeğin yanına adımladığımızda yatağın iki yanına oturduk. Gözlerini bebekten çekemiyor gibiydi.

"Kanıtla Lowell. Bu çocuğun o azapta yanmadığını kanıtla!" dediğinde gözlerimi bebekten çekip Victoria'ya baktığımda, ciddi ifadesinden ödün vereden bana bakmaya başladığını gördüm. Bir kanıt görmeden inanmayacağını anlamıştım.

Elimde gri ateşimi oluşturmaya başladığım gibi elimi bebeğin yanağına dayadığımda gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Elimi geri çektiğimde Honour'un yanmadığını gördüğünde ağzı açılmıştı. İnanamıyordu ama bu olmuştu. içsel konuşmayı kesip normal konuşmaya başladım, Honour uyanmasın diye sakin ve kısık sesle.

"Ayin sırasında bir ağlama sesi duydum cılız çığlıkların arasında. Kontrol ettiğimde annesinin yanan bedenine sarılarak içli içli ağlıyordu bu minik beden. Kıyafetleri yanmıştı arbede de ama bedeni sapasağlamdı. Onu ayin alanından çıkartıp uyuttum ve kontrol amaçlı geri gitmiştim. Herkes küle dönüşmüş ve ateş kendini yavaş yavaş saldığını fark ettiğimde, annemi Toprak anaya teslim etme zamanı gelmişti aklıma. Annemin yanına gidip Toprak anayı çağırdım. Annemi bıraktıktan sonra bana öyle bir bilgi verdi ki, dediklerine inanamazsın." dediğimde, elim Honour'un karnına gittiği gibi sevmeye başlamıştım. Onu sevmek cidden bağımlılık gibiydi. Tekrar nefes alıp verdim ve konuşmaya devam ettim." Toprak ana bu bebeğin Zalina'nın torunu olduğunu söyledi. Geçen hafta vefat eden gök prens, bu bebeğin babası. Asıl sorun ortada yasaklı bir ilişki olması. Annesi benim katlettiğim halkımdan biri. Bu bebek öğrenilirse, Honour'u öldürürler! Bana yardım et. Bu bebeği komutan Alex'e bile veremiyorum. Bir zarar gelecek diye ödüm kopuyor!" dediğimde beklentiyle ona bakmıştım.

Düşünceli bir şekilde bebeğe bakıyordu. Ne yapacağını o da benim gibi bilmiyordu. Bu büyük bir sorumluluktu. Ben bu sorumluluğu üstlenmeye razıydım. İyisiyle ve kötüsüyle yanımda olsun istiyordum. Honour ellerimde büyüsün istiyorum, başka hiç bir beklentim yoktu ona karşı. Victoria bakışlarından ödün vermeden bana baktığında, ciddi ifadesinde ne yapacağını bilmediğini sezmiştim.

"Bu büyük sorumluluk Lowell. Bu bebeği kime emanet etmeyi düşünüyorsun?" dediğinde gülümseyerek ona bakmıştım.

"Aklımda senden başka kimse yok. Şahsen kimseye vermeme taraftarı olsam da toplantı yaklaşıyor. Bütün birleşik krallıklar buraya gelecek. Michael burada olsaydı ona güvenip bebeğe bakması için verirdim, maalesef savaşa gireceği için buraya bile gelemeyecek." dediğimde gözlerini büyüterek biraz da bağırarak konuştu.

"Michael savaşa mı giriyor!" dediğinde bağırması yüzünden elimi ağzına kapatsam da Honour çoktan uyanmıştı. Bir anda ortamda ağlama sesi yükseldiğinde, elimi geri çekip bebeği maalesef ayıcığıyla birlikte almak zorunda kalmıştım. Bebeğim korktuğu için ağlarken kucağımda sakinleşmesi adına olduğum yerde sallanıyordum. Arada Victoria'ya sinirli bakışlar atıyordum. O ise bu halime gülerek bakıyordu. Sabır dilensem de daha büyük sorunum vardı şuan.

Bebeğimin sırtını okşayarak olduğum yerde sallanırken, ortama ışıltılı tozları saldım ve Honour'un oraya bakmasını sağladım. Havada sabit duran ışıltılı tozlara hayran hayran bakıyordu. Ellerimle onun karnını severken ağlamaları iç çekmelerine döndüğünde rahat bir nefes vermiştim. Başına usulca öpücük kondurduğumda konuşmaya başladım.

"Ağlama benim güzel bebeğim." dedim ve başına minik bir buse kondurduğum gibi kokusunu içime çekmiştim. O çok güzel bir bebekti. Benim için çok özel bir alana kurulmuştu çoktan. Yanında huzurlu hissettiğim ve hissettirdiğim yavrum. Dudaklarımı başına koyup öylece beklerken, bakışlarım Victoria'yı bulmuştu. Bana hayranlıkla bakıyordu. Gözlerindeki ışıltı ikimizin üzerinde parlıyordu. Fısıldayarak yüzünde hafif bir gülümseme oluşmasını engelleyemeden konuşmaya başlamıştı.

"Senden çok güzel baba olur Lowell. Siz birbirinizi boşuna bulmadınız, bundan eminim." dediğinde şaşkınlıkla dudaklarımı çektiğim gibi ağzım açık ona bakmıştım. Çocuğun derdini düşünmekten bu aklımın ucuna gelmemişti. Yüzüm bir anda yumuşadığında engelleyememiştim gülümsememi. Kucağımdaki bebek anlamsız mırıltılar çıkartmaya başladığında sırtını sıvazlamaya başladım.

"Bundan emin değilim. Annesini hem ateşimle yakarak, hem de zihnini elimde oyuncak yaparak öldürdüm. Büyüdüğünde ailesini sormak isteyecek ve ben bunu ona nasıl diyeceğim bilmiyorum." dediğimde yüzümdeki gülümseme, kırık bir gülümseme oluştursa da, bebeğin sırtını sıvazlamaya devam etmiştim.

"Her işin bir zorluğu var Lowell. Bunu da bir şekilde atlatacağız. Sana yardım edeceğim." dediğinde yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. Bu halimi ilk kez gördüğü için gözünde güzel gelmiş olsa gerek gülümsüyordu.

"Bana kızgın değil misin?" dediğimde düşünür gibi oldu ama sonra toparladığı gibi gülümsemeye devam etti.

"Aralarında değer verdiğim arkadaşlarım olsa da, hiçbiri senden değerli değil Lowell. olan oldu, daha geriye alamayız. Alsak da tarih sayfalarını bozduğumuz için döngüyü bozardık. Seni affediyorum. Sırf bebek için eğer görmeseydim seni öldürmeye kalkardım." dediğinde sessizce kıkırdadım. "hem bu senin ilerleme biçimin. adaletli olmak için hem acımasız, hem de merhametli olmak gerek. seni anlıyorum. orada dönen her bir kurbanın nedenini biliyorum. kimse kimseden masum değildir." dediğinde benim düşünce biçimimi anlayacağını biliyordum.

"Bu bebeği gece için alacak mısın yanına?" dediğimde gözleri bebeğe kaysa da bakışlarında merhameti görmüştüm. İşte bu yüzden güvenebileceğim tek kişiydi. Merhameti iliklerine kadar hissederdi Victoria. Bakışlarına çıkardığı gibi başını salladığında rahat bir nefes almıştım.

"Bakacağım merak etme. Sadece dikkatli gidip gel ki bebeğin babası olsun." dediğinde rahat bir tavırla kucağımdaki Honour'a baktım. Uyuya kaldığını gördüğümde yüzüm yumuşamıştı ister istemez. Ayıcığına sarılı kolları çok tatlıydı ama ayıcığı parçalayıp atma isteği aklımı çeliyordu. Benim minik bebeğim, kollarımın arasında huzurla uyuyordu.

ʚɞ

Aynanın karşısında kendime bakıyordum. Üstümde beyaz gömlek ve dışı saten, klasik, kırmızı renkte, bedenimi tam oturan bir yelek vardı. Altımda ise siyah, bacaklarımı tam saran deri pantolon giyinmiştim. Saçlarımı iki yana ayırarak şekil verdim. Artık saçlarım tam kırmızı olmuştu. Ayinde fazla güç kullandığımdan olsa gerek yeni boyanmış gibi parlıyordu. Gömleğimden ilk iki düğmeyi açmıştım. Ayaklarıma siyah, yeni gibi parlayan rugan ayakkabı giyinmiştim. Son düzeltmeleri yaparken işimi bitirip aynaya baktığımda hazırdım.

Yatakta eğlenen Honour ve Victoria'nın birlikte oynadığını gördüğümde içim cidden rahattı. Bu bebek ikimize gülümsemeyi hatırlatıyordu. Onların yanına gidip konuşmaya başladım.

"Victoria, eğer bebek acıkırsa hizmetliden iste ve yedirirken ılık olduğuna dikkat et. Bez dolapta en alt çekmecede. Uyurken ayıcığı ile uyusun seni rahatsız etmesin. Merhem ve pudra bezin yanındaki çekmecede." dediğinde nefes alıp verdim ve düşünmeye başladım ne kaldı diye. Hatırladığımda konuşmaya başladım." Eğer ağlarsa ve susturamazsan beni çağır oradan sıyrıldığım gibi yanına gelirim. Yada ben gelmeden önce ışıltılı tozları havaya saç, o tozları izlemeyi seviyor her bu tozları saçtığımda izlerken ister istemez susuyor. Eğer uyursa ve kaşlarını çatarsa uykusunda kabus görüyor demektir. Onun düşündüğü ve en sevdiği hayalleri göster." dedim. Sustuğumda bebeğimin yanağına Victoria'nın kucağında otururken ayak üstü öpücük kondurdum. Sulu öpücüğüm ile ellerini kaldırarak neşeli kahkahasını odaya salmıştı. Onun bu tatlı halleri beni bitiriyordu.

"Merak etme, bebeğin güvenli ellerde." dediğinde kucağında sıkıca sarmalamıştı bebeğimi. İçim rahat adımlarla odadan ayrıldığımda kapıyı çekip kapattım. Rahat bir nefes alıp gözlerimi kapattığımda kendimi ışınlamıştım. Gözlerimi açtığımda buluşmamız gereken mekanda olduğumu gördüğümde doğru gelmiştim.

Ortamı incelemeye başlamıştım. Burası sarayın toplantı odasıydı. Büyük odada her yer siyah ve gri ton renk hakimdi. Kasvetli ve ürkütücüydü. Ama böyle olması göz dağı vermek için yapılırdı. Ortada çok büyük bir dikdörtgen masa vardı. Her gelecek olan kişi için özel sandalye konuşmuştu. Duvardaki tablolar servet değerindeydi. Zamanında bu saray için gizli çizilen ve bulunduğunda işkence ve hapisten kaçmak isterken, hayata nefretini kusmaktan yorulan ve intihar eden ressamların çizimleri vardı. Acı sanatının çizimleri diye bu adla anılır değerli tablolar..

Arkamda bir hareketlilik hissettiğimde gelen kişilere baktım. Herkesin burada olduğunu görmüştüm. Komutanın saydığı herkes vardı. Gözlerim Soul'u aradığında Camilanın yanında kimse yoktu. Camila tek gelmişti. ejder kralı da tahmin ettiğim gibi bana geleceğim diyip de gelmemişti. bunu tahmin etmiştim zaten sorun etmezdim savaşa gireceğini biliyordum nede olsa. Yerlerine oturan misafirler ile bende baş köşeye, herkesin önünde tek kişilik olan sandalyenin yaslandığımız yerine ellerimi koyup konuşmaya başladım.

"Kıymetli misafirlerim. Buraya gelirken rahat bir yolculuk yaptınız diye umuyorum." dediğimde vampir kraliçesi, oturduğu yerden usulünü bozmadan gülümseyerek konuşmaya başladı.

"Kusurlar her zaman olur." dediğinde benim ilk geldiğim zamana gönderme yapması ile hazır cevap konuşmaya başladım.

"Emin olun benim yaptığım hiçbir işin kusuru olmaz, bayan Camila." dediğimde gülümsemesi tiksinir bir surat alsa da eski haline geri dönmüştü. Arkadan iki deltadan biri konuşmaya başladı.

"Her ne olursa olsun. Çalışanlarınızın hepsi sınırını bilerek hareket ediyor." dediğinde yüzümde bir gülümseme oluşmuştu.

"Bugün buraya neden geldiğimizi biliyor olmalısınız. Öncelikle gök prensi Gabriel'a sözü veriyorum. Bizden neden güçlerinizi çekmek istediğinizi söyleyin." dediğimde kendini düzeltti ve konuşmaya başladı.

"Gök prensleri ve annemiz Zalina'yla birlikte ortak verilmiş bir karar. Gücümüz sizlere verirken başka canlılara verdiğimiz güç azalıyor. Eşitlik sağlanmıyor ve ayinlerinize ayrı güç harcıyoruz. saygı değer Lowell sayesinde ayinlerin kontrolleri en azından daha çekilir bir durum alsa da bu yine de sorun olmaktan çıkmıyor." dediğinde bu sefer ben konuşmaya başladım.

"Evet, zamanında bu olaylar çok oluyordu ama artık bunun olmayacağına eminim. Bu yüzden güçlerinizi çekmeyin. Diğer halkların mağdur olması herkesin ortadan kalkması demektir. Ben ve Soul bu güçle doğduk ama buradaki diğer safkanlar bizim gibi değil. Hepsi sizden güç alarak hayatlarına devam ediyor. " dediğimde dört element krallığından safkan ateş konuşmayı benim yerime devraldı.

"Emin olun sizin verdiğiniz güç olmadan kimse yaşayamaz. Bu toplu katliam olur, efendim." dediğinde gök prensi Gabriel sıkıntıyla tekrar konuşmaya başladı.

"Emin olun biz her şeyi göze aldık. Güçlerimizi riske atmak istemiyoruz. Kardeşlerim yasta olmasaydı ve burada olsalardı benim dediklerimi derdi hepsi. Bu konuda tek bir çıkış yolu var. Ya bir krallık kendini feda edecek, yada bütün krallıklar bencili oynayıp herkesin ölümüne sebep olacak. Güç paylaşımı yapılamazsa sonunuz ölümden başka bir bitiriş olmaz!" dediğinde vampir kraliçesi araya girdi.

"Sizin yaptığınız da bencillik sayılır. Buradaki herkes kendi halkının refahını düşünerek geldi. Kim bu dünyadan silinmemek için halkını yok eder ki!" dediğinde ben söze girdim.

"Bu dediklerinizin hiçbirine gerek olmayacak, gök prens Gabriel. Ben geçen gece kendi halkımı cahilliği yüzünden katlettim!" dedim dik duruşumla. Herkes bunu dememle şaşkınlıkla bana bakarken tekrar konuşmaya başladım." Lütfen bu konuşmaları tekrar düşünün. Kimsenin bu sorun yüzünden muhtaç duruma düşmesini istemiyorum." dediğimde şaşkınlığı bir kenara attı ve düşünmeye başladı gök prensi Gabriel. Bunun olmasını beklemiyor gibiydi.

"Zaten bütün gücün çoğunluğu sizin tarafınıza işleniyordu. Bu durumda tek tük cadı veya büyücü kaldıysa bu işleri kolaylaştırır. Bu durumda kendi yolunuzu bulmanızı öneririm. Artık bir kral değilsiniz. Bu gibi işlere bulaşabileceğinizi düşünmüyorum." dediğinde kaşlarımı çatmıştım. Düpedüz beni kovmaya çalışıyordu.

"Kendi güçlerim doğuştan bende var ve safkan olmam buraya girmem için yeter de artar. Ben kendi yolumu bulabilecek kapasitedeyim. Bunu düşünecek en son kişisin, gök prensi Gabriel." dediğimde çenesinin kaskatı kesildiğini gördüğümde, yüzümde ukala bir gülüş oluşmasını engelleyemedim. Beni yüzyıllar boyu burada görmeye devam edeceksin gök prensi.

"Neden kendi halkının ölüme sürükledin?" diye bir ses duyduğumda gözlerimi gök prensinden çekip, element krallığından safkan toprak kendinden ödün vermeden devam etmişti konuşmaya." Bir insan neden bunu bilerek yapar ki!" dediğinde başımı sallayarak eğip derin bir nefes alıp verdim. İstediği cevap onun anlamayacağı bir bilgiydi. Bunu ona anlatamazdım.

"Bunu sizlere anlatabileceğimi sanmıyorum, şayet anlayabileceğiniz bir durum olsaydı en başta anlatırdım." dediğimde herkes kaşlarını çatmıştı bu duruma. Erkek vita sakin bir tutumda konuşmaya başladı.

"Emin olun anlayabiliriz bay Lowell. Bizlerde bir krallık yönetiyoruz ve sizler gibi bizlerde bazı düzenbaz ve kaçakçılık gibi işlerin farkındayız. Bence hepimiz dediklerinizi anlayabiliriz." dediğinde bu adamın dediklerine güvenebileceğimi sanmıyordum. Ama bazı konuların farkında olması en azından ona adım atmamı sağlardı. Geride kalanlar için aynı adımlar atabileceğimi sanmıyorum. Hepsi her dediğim bilgide beni suçlu bulabilecek kapasitedeydi.

"Bunu bir gün benim evimde dost ziyaretinde demeyi tercih ederim. Siz iki çiftin gelmesi bizi onurlandırır." dediğimde bu sözlerimden çıkarttığı farkındalıkla etrafa bakmasıyla bozuntuya vermeden konuşmuştu.

"Emin olun size eşimle birlikte gelmek bir onurdur." dediğinde saygıyla ikimizde birbirimize gülümsedik. Gök prensi herkese bakarak genel olarak konuşmaya girdi. Kolundan birini masaya koymuştu.

"Bu dediklerinizi kardeşlerimle birlikte düşünüp size yazılı mektupla rapor göndereceğiz. Ama büyük bir beklentiye girmeyin. Bu duruşmada her türlü bir karar verilebilir." dediğinde kaşlarımı çatmıştım.

"Bu duruşmada ne gibi kararlar verilebilir ki?" dediğimde bakışlarını bana çevirdi ve konuşmaya başladı.

"Yeni bir nesil oluşturmak istiyoruz. Denizkızlarının nesli tükeniyor. Bunun yerine insan neslinden devam ederek bir ırk yaratacağız. Chimera'lar düşünce olarak sizden her zaman bir sıfır önce olacak. Denizde suyun rengine göre uyum sağlayabilecek. Bir nevi renk değiştirebilen bir canlı. Bunun yanında suda renk değiştirse de volkan veya lavın olduğu her alanda yuva kurup yaşayabilen bir canlı olacak. İster eksi yüz isterse en sıcak derecede kaynar suda bile zarar görmeden yaşayabilir. Bu yüzden her duruma hazırlıklı olun. Bu ırk oldukça tehlikeli. İnsanların arasında bu kişiler çoktan seçildi ve bu nesil üreyemediği için insanların yüzde üçü Chimera olarak seçilecek. Ve maalesef en kötü yanı bu nesil gelişim içinde olmayan ve doğduğu anda üç yaşından sonra yirmi yaşına hızla gelişim gösterdiği gibi tekrar göstermeyecek. Akıl yaşı küçük ama düşünce sistemi karmaşık." dediğinde sustu ve sıkıntılı bir şekilde nefes alıp verdi.

"Bunun olmasını annemiz Zalina istiyor. Kimseye bu konuda haber vermek istemiyor ama kendisine bayadır ulaşamadığımız için bilmenizi istiyoruz." dediğinde susmuştu. Zalina şuan benim hapishanemde hücre duvarıyla cebelleşiyor. Gelmek isterse, benim büyümden ve Victoria'nın Zalina'dan emdiği güçlerle gelmek istese bile gelebileceğini sanmıyorum. Denemek bedava! Üzgün bir tonda konuşmaya başladım.

"Bu duruma üzüldüm. Umarım bir gün bulunur." dedim ama cesediyle! konuşmaya devam ettim. "Bayan Calina, bay Soul neden bugün bizlere katılmadı?" dediğimde yüzünde yarım ağız bir gülümseme oluşmuştu.

"Emin olun o burada ve sizleri uzaktan dinliyor. Sadece görmesini bilin yeter." dediğinde gözlerim fal taşı gibi büyümüştü. O buradaysa neden yanımıza gelmiyordu. Ah doğru ya, benim yüzümden. Yüzüm bir anda düştüğünde hemen kendimi toparladım ve konuşmaya başladım.

"Bu toplantı burada bitmiştir. Herkese geldiği için teşekkür ederim. İzninizle gitmem gerek. Sizleri geçirmek isterdim ama önemli bir durum olmasaydı asla böyle yapmazdım. Umarım beni anlayışla karşılarsınız." dediğimde aralarından hiç konuşmayan delta söze girdi.

"Bunu bir kusur olarak görmeyeceğimize emin olabilirsiniz." dediğinde istifimden ödün vermeden tekrar konuştum.

"İzninizle, sizlere iyi geceler dilerim." dediğimde onların önlerinde ışınlandığımda kendimi odamın önünde bulmuştum. Rahat bir nefes verip kapıyı yavaşça açtığım gibi içeri girdim.

Sessiz olmaya özen göstererek içeri girdiğimde ikisini kontrol ettim. İçerisi sessizdi. Yatağa baktığımda ayıcığına sarılı uyuyan Honour ve onun saçlarını seven Victoria rahat bir nefes vermemi sağlamıştı. İkisi de iyiydi ve ben sapasağlam buraya gelmiştim. Victoria beni gördüğünde yatakta dikleşti ve benim karşısına oturmamı bekledi. Yanlarına gidip bende karşısına rahatça oturdum. Uzun bir gece olmuştu ve ben yorulmuştum. Yatağın rahatlığı beni kendine çekiyordu. Sırtımı duvara verip elimi bebeğimin yanağına koydum ve hafif dokunarak sevmeye başladım.

"Yeni ırkı yok etmelisin Lowell." dediğinde bir kulağının bizim konuşmalarımızda olduğunu anlamıştım.

"Beni bu dünyadan sürmek için yapıyor. Aynı Elf'lerde yaptığı gibi. Zalina'dan güçlerini aldığınız gibi onların da devri bitecek. Annelerini köşe bucak arıyor hepsi. Ölüsünü onlara kurban olarak sunmak istiyorum!" dediğimde sinirlensem de kendimi dizginlemek için uğraştım. Ellerim bebeğimi severken ona biraz yaklaşıp yatağa yattığım gibi daha yakından baktım." Bugün Honour sende olduğu için o kadar rahattım ki aklıma bile gelmediniz. Oysa her dakika aklımda olurdu, geldiği günden beri onu düşünüyorum." dediğimde bebeğimin alnına hafif bir buse kondurdum.

"Lowell, sen gittiğinde bir enerji hissettim. Bu bir safkan vampirdi." dediğinde bir anda başımı ona çevirdim. Devam etti konuşmaya." Bir tek bu da değil. O gelen kişi biriyle savaştı. Bizim için burada nöbet tutmuş!" dediğinde daha da şaşırmıştım. Bunun olması imkansız. O beni sevmiyor. Benden nefret ediyor. Bunu o yapmaz duysam bile inanmam. Başımı iki yana olumsuz anlamda salladım.

"Yanlış anlamış olmalısın. Soul benden nefret ediyor. Bunun için kılını bile kıpırdatmaz." dediğimde gözleri cama gittiğinde kaşlarını çatmıştı. Dediklerim karşısında üzüldüğü içindi. Neden üzüldüğünü anlamasam da umursamadım ve bebeğime bakmaya devam ettim. "Ben yokken neler yaptınız?" Dediğimde gözlerini camdan çekip bana baktı. İfadesini düzeltmeyi ihmal etmedi.

"Sen yokken yemek yedi, biraz oynadık. Bezini değiştirdim ve uyuttum. Kendini zor taşıyordu. Çok uykusu gelmişti." dediğinde ikimizde sessizce kıkırdadık. Ellerim karnına gidip okşadığımda şiş olduğunu hissetmem ile kaşlarımı çatmıştım.

"Fazla yedirmişsin. Sonra tuvalete çıkamaz." dediğimde umursamadı sözlerimi.

"Ya bu çocuk, bir zarar görmez abartma." dediğinde daha çok sinirlendim ve sessizce uyarmaya başladım.

"Kendin diyorsun bu daha bir bebek! İki yaşında bile anca ya var ya yok. Kendi hakkında hiçbir bilgi bilmeyen bebek, ne anlasın neyin ne olduğunu!" dediğimde gözlerini devirmişti bana.

"Ne çok büyüttün Lowell. Alt tarafı biraz fazla yedi." dediğinde Victoria ile uğraşmak istemediğim için ayağa kalktım. Yatakta oturmaya devam edersem Victoria kavga etmek isterdi.

"Neyse ben geldiğime göre gidebilirsin artık. Üstümü değiştirip uyumak istiyorum. Çok yorgunum. Her an yere yığılabilirim." dediğimde başını salladı ve yataktan kalktığı gibi konuşmaya başladı.

"O zaman ben gidiyorum. Lowell ne olursa olsun unutma. Kimsenin içinde neler yaşadığını bilemeyiz. Belki de gelen kişi gerçekten o bebeği korumak istedi. Sen bunu düşün, iyi geceler dilerim." dediği gibi gözümün önünde ışınlandığında beni düşüncelerimle yalnız bırakmıştı.

Bunu düşünmek istemiyorum. Duvarımdaki resim bile bunun olmayacağını haykırıyordu. Ondan olan her şey kabulüm olsa bile, yapmasını istemediğim onca davranışı ne yapacağız. Benden onca yıl kaçan Soul şimdi beni tanıyordu. Bir zamanlar inandığım gerçekten ben çoktan ümidimi kestim. Onunla olan her araştırmamda olduğundan daha hızlı düştüm. Ben bu acıyı en başından tatmıştım. Hayatımın kontrolden çıkması artık umurumda bile değil. Aşk her zaman bir yanımda eksik olarak kalacak. Bu saçma ama trajikomik bir gerçek. Bekliyordum, zamanında annem vefat ettiğinde ihtiyacım olduğun anda gelmeni bekliyordum. Bizden olmaz derken bile olmasını istemen, seni anlamıyorum artık. Bu uyuşturucular bile senden daha çok bağlardı beni, bundan sende emin olduğumdan kat kat eminim.

Dolabıma ilerleyip bir pijama altı çıkardım. Üstümdeki her şeyi çıkardım ve sadece pijama altı giyindim. Üstüm çıplaktı ama umursadığım söylenemezdi. Bebeğimin yanına yattığım gibi elindeki oyuncağı kollarının arasından aldım. Kaşlarını çatarken ona elimi verdiğim gibi tuttuğunda kaşları düzelmişti. Ona daha çok yaklaşıp kollarımla bedenini sarmaladım. Bebeğim benim. Sensiz yaşayamam. Başına buse kondurdum. Bebeğim uykusunda bana daha çok yaklaştığında yüzümde gülümseme belirmişti. Elleri ellerimi bırakıp üst bedenime değdiğinde uykusunda sarmak istedi, baktı ki bedenim büyük vazgeçti ve elimi geri aldığı gibi devam etti. Bu yaptığına kısık sesle gülerken onu izlemeye devam etmiştim. Asla sıkılmazdım bu durumdan.

Yerinde kıpırdanıp duruyordu. Fazla hareketliydi. Onun için elimi ondan çektim. Bedenini benim bedenime yapıştırdım ve ben sırt üstü yattığımda onu da üstüme çıkarmıştım. Bir anda olduğu yerde kıpırdanmayı kesti. Sanırım vücudumdaki sıcaklık onu cezbetmişti. Onun bu hali beni eğlendirse de bir elimi düşmesin diye poposunun üstüne, diğer elimi sırtına koydum. Şimdi ikimizde uyumak için fazla rahattık.

"İyi geceler benim miniğim."

ʚɞ

Yüzümde dolaşan o dokunuşlar, bedenimin herhangi yerinde gezintiye çıkan o küçük parmakların hissi. Uyanamıyordum ama hissediyordum. Birisinin yakından nefes alıp verdiğini işitiyordum. Parmakları bebeğimin sırtında olan elime gittiğinde elime olmadan kıpırdandım. İçime kötü bir his düştüğünde daha çok sarmıştım bebeğimi. Alnıma ıslak bir his dokunmuştu. Aynı hissi dudaklarımda da hissettim. Yumuşak ve ıslak dokunuşlar mayıştıran bir özellikteydi. Ellerimin aralarına küçük bir dokunuş hissetmiştim. Çok tuhaftı ama güzel hissettiriyordu. Boynumda nefes alıp verme sesi duydum, huylandırınca boynumu hafif hareket ettirdim.

"Hislerimi açıkça ifade edemem Lowell. senden asla nefret etmem." dediğinde kısık sesini kulağıma dayayarak konuşmaya başladı.

"Düşüncelerimi sana nasıl anlatabilirim? Beni istememenden nefret ediyorum. Yalnızlıktan korkuyorsun. Korkma Lowell. Aşk sandığımdan daha da acı. Ben neden buldukça sinir krizleri tutuyor. Sen beni sakinleştirirsin biliyorum. Sen sevgiye değersin, ama acımasızsın. Korkutuyorsun beni Lowell. Her ne olursa olsun, senin için ölebilirim bebeğim." dediğinde saçlarımı sevdiğini hissettim. Saçlarımın bir tutamını eline alıp yavaşça oynamaya başladı.

"Yakından daha yakışıklısın ve fazla ciddi uyuyorsun. Elinde bebek olmasa içinde merhamet olduğunu unutacağım. Ben asla sana layık değilim. Her türlü haltı yesem de korkuyu iliklerime kadar hissediyorum. Sen hissetmiyorsun Lowell. Korku kelimesi zihninden bile geçmiyor. Korkusuzsun! Sadece yapmaya odaklısın. Bir fırsatta eline geçtiği anda harcarsın. Gözümün önünde onlara acı dediğim halde kılıcınla adamın kellesini kopardın! Bir ayinle kendi halkını katlettiğin gibi kurban olarak sundun. Sen bunları yaparken sana yaklaşmaya korkuyorum. Seni ilk öğrendiğimde nasıl birisin diye o kadar çok araştırdım ki, öğrendiğimde kafayı yer gibi bir hafta buna ağlamıştım." dediğinde nefes alıp verdi. Elini saçımdan çektiği gibi hareket ettirip yaramaz bir biçimde alt karın kaslarıma gitse de, orada durdu ve konuşmaya başladı.

"Seni gözlemliyorum. Yemek yemeyi unutacak kadar düşüncelisin. Kastan bile düşmüşsün. kendine dikkat etmelisin. Yine geleceğim. Lütfen beni affet. Kaçmamı salaklık olarak görebilirsin ama ben korkağım Lowell. Babam beni döverken sustum. Vampirler tarafından reddedilsem bile sustum. Kendi ırkın tarafından kurt adamların tarafına atılırken artık yetmişti. Kafayı sıyırdım Lowell. Bir reddedilme daha kaldıramam. Sen beni ararken bile o kadar çok istemiştim ki yanına gelmeyi. Bu bebek bile benden daha cesaretlidir. Lowell, benim elimi tutabilir miydin? Sallantılı hayatımı merkezin yapar miydim?" dediğinde artık kısık sesi boğuk çıkıyordu. İç çekme sesi duyduğumda devam etmişti.

"Bende korkuyorum. Yalnızlıktan acayip korkuyorum. Ne yazık ki bunu doğduğumdan beri hissediyorum. Ama sevmeyi bana sadece iki kişi öğretti. Yine de bu sevmeyi bildiğim anlamına gelmez bebeğim. Ben sevmeyi bilmem, lowell!" dediğinde dudaklarımda nefesini hissetmiştim. Dudaklarıma küçük bir buse kondurup devam etti.

"Bana aşkı öğret Lowell, iliklerime kadar seni istiyorum!"

ʚɞ

Yavaş yavaş uyanmaya başladığımda, farkındalıkla bir anda nefesim hızlanıp kalbim yerinde tepinmişti. Bu gece yanıma gelmişti. Bana derdini açmıştı. Elimdeki his, karnımdaki kasılma onun dokunuşları, saçlarımı sevdi, alnıma öpücük bırakmıştı, boynumdaki huylanma ve dudaklarıma bıraktığı buseler. Üstümde uyuyan bebeğime baktığımda, benden önce uyandığını ve ellerini göğsümde gezdirdiğini gördüğümde rahat bir nefes aldım. Tekrar gelecekti ama gelmesi neyi değiştirecek. Ben o kadar korkunç biri değilim. Zamanında yaptığım her şey ya halkım içindi yada yapmam gerekti. Benim hayatımı sallandırmaya çalışan çok insan var. Beni öldürmeye çalışan herkesi, kendi kanıyla ayinlere besin diye sundum. Benim kitabımda korkuya dair hiç bir iz bulamazsın. Ama o öyle değildi. Fazla hassastı. Yine de tek ortak noktamız vardı. İkimizde yalnızlıktan korkuyorduk.

Bebeğimi yatağa yerleştirebilmek için yan döndüm ve sırt üstü yatırdım. Ellerimle karnını severken bir anda gıdıklamaya başlamamla ortada şuh bir kahkaha yayıldı. Neşeli sesi beni de güldürürken konuşmaya başladım.

"Sen benden önce mi uyandın. Bu ne şirinlik! Sanki tatlı niyetine yenmek için gelmiş." dediğimde yüzümü yüzüne yaklaştırdığım anda elleri yüzüme gidip itmeye çalışmıştı. Bunu yapması ile daha çok gıdıklamıştım. Neşeli kahkahasını duymak artık sabah rutinim olacaktı. Gözlerindeki ışıltı ve yüzündeki gülümseme yerini her zaman kollasın istiyordum. Şayet bu bebek için her haltımı feda ederdim.

Kapımın tıklatılması ile Honour'dan ayrılmadan gir komutunu verdim. Küçük hizmetli elinde küçük bir notla girdiğinde gözlerimi bebekten çekip nota baktım.

"Lordum. Babanız bunu size vermemi istedi. Bu arada kahvaltı sofrası hazır. Bebeğim maması kahvaltı sofrasında sizi bekliyor." dediğinde alelacele kağıdı bana verdiği gibi odadan çıktı. Onun neden böyle yaptığını anlamamıştım. Normalde saygıyla eğilir yüzüme bile bakmadan çıkardı. Şimdi ise diyeceklerini deyip hızla çıkmıştı. Yanımdaki Honour istemsiz elimi onun tarafına doğru attığım gibi tutmuştu. İki eliyle parmaklarımı tutup çekiştiriyordu. Onun bu yaptığı ilgi istediği içindi. Ellerimle onun göğsünü severken elleri parmaklarımdan ayrılmıyordu. Bir elim onla ilgilenirken diğer elimle kağıda odaklıydım. Kağıdı açtığım gibi okuduğumda bir anda şaşkınlıktan Honour'u seven elim durmuştu.

Bu babamdan bana gelen veda mektubuydu. İki cümleye veda sığdıran babamın son sözüydü. Elimi Honour için hareket ettirirken sinirlerim boşalmak ister gibi başımda ağrı yapmıştı. Kağıdı sinirle bir kenara bırakıp ağrıyan başıma masaj yapmaya başladım. Ondan bu kadarını beklemiyordum. Annem ölür ölmez kendi yoluna bakacağını düşünmezdim. Ben kırk yıl ağlamış gibi bunu dememin neresi farklı bilmem ama sinirime dokunmasını engelleyemiyorum işte. Birbirimizi sevemesek de bu yaptığın adamlığa sığmaz. Yanımdaki bebeğe baktığımda onun bakışları bendeydi. Gözleri bana gülümseyerek bakıyordu.

Şimdilik bunu görmezden gelmeye karar verdim. Şayet peşine düşersem sağ bırakmazdım onu. Ellerime bebeğimi aldığım gibi bu halimizle odadan çıktım. Üstümü değiştirmek için fazla üşengeçtim. Aşağı kata indiğimde mutfağa girdim. Ortada kimsenin olmadığı kahvaltı masasını gördüğümde yalnızlığı iliklerime kadar hissetmiştim. Kollarımdaki bebeği istemsiz daha çok sıkarken yutkundum. Mutfakta çalışan hizmetliye seslendim.

"Artık bebeğin maması dışında, ben istemediğim ve misafir gelmediği sürece yapmanıza gerek yok." dediğimde masadan bebek mamasını aldığım gibi tekrar konuştum." Bana her zaman içtiğim şarabımı getirin." dediğim gibi mutfaktan çıktım. O sofrayı görmek istemiyorum. Terk edildiğim ve kaybettiğim insanların acısını tek bir masada birleştiğim ve konuşmadığım ortamı tekrar görmek istemiyorum. Özleyeceğim tek insan varsa bu da annemdi. Yine de bu hasreti içimden atamazdım. O masayı görmem daha çok özlememe sebep olacaktı.

Kendimi bebeğimle bahçeye attığımda bebeğim güneş yüzü görsün istemiştim. Hep evin içinde ve uykudan başka bir aktivite yapmıyordu. Toprağın üstüne oturttuğum gibi Honour'la oynamaya başladım. Yüzünü güneşe çevirdiğinde şaşkınlıkla bakmıştım. Gözlerini güneşe çevirdiğinde ışıkta maviye dönüyordu.

Benim bebeğim mavinin en güzel tonunu gözlerinde saklıyordu.

ʚɞ

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.