Gece ilerliyordu.Bende elimden geldiğince o aptal altı elfin yanına gitmek için hızlı yürüyordum.Ama içimde kötü bir his vardı.Aileme ihanet ediyordum ama bu sadece onların cezalarını çekmeleri içindi başka bir amacım yoktu.Dağın eteklerine giderek yaklaştığımı hissediyordum.Sadece hissediyordum ama etraf karanlıktı o yüzden hiçbir şey göremiyordum.Herkes uyuyordu ve bizim halkımız meraklı bir halktı.Işığı görürlerdi,gördükleri anda bütün herkesin ağzında olurdu.O yüzden kasabanının sınırlarına kadar hiç ışık yakmadım.Sonunda ışığı yakabileceğim bir yere geldiğimde dağa çok yaklaşmıştım.Beş dakika içerisinde dağın eteklerine ulaşmış olurdum.
Yüzümde hafif bir rüzgar hissetim.Hafif ve tatlı bir rüzgar.Sonunda içinde ışıklar yanan o iki evi gördüm.Kalbim hızlanmaya başladı,ellerim terliyordu.Korkmuş olmalıydım ki bu gayet normaldi.Burada bulunduğum süreç boyunca pek hoş şeyler yaşamamıştım.Korkudan elim ayağım titrerken kendimi birden o küçük evlerden birinin önünde buldum.Titreyen elimi kaldırdım ve kapıyı çaldım.Hemen elimi çektim ve bir adım geri attım.Birden gözüme hafif bir ışık vurdu.kapı yavaşça açıldı.Kapıda bir elf belirdi.Uzun boylu,kahverengi saçlı ve bu karanlıkta bile parlayan yeşil gözleri vardı.Yeşil gözleri karanlıkta yakut gibi görünüyordu.Ama birden gözlerindeki o parlaklık söndü ve yerini sinir ve öfke aldı.Fenton beni uyarmıştı ama ben geri dönmüştüm.Bu öfke gayet normaldi.
“Sen…Sen neden buradasın?”dedi sakin ama aynı zamanda öfke dolu bir sesle.
“Kabul,size yardım edicem”dedim yutkunarak.
“Kabul demek?Hızlı bir dönüş oldu.Bende seni gururundan ödün vermeyen biri sanmıştım.Ama gördüğüm kadarıyla öyle değilmiş”dedi alaycı bir sesle.
“Sözlerine dikkat et!Yoksa benim sözlerimde seninkiler kadar keskin olacak zarar gören siz olursunuz”dedim.Ayaklarımın yerden kesildiği hissettim.Arkamda biri vardı.Beynimde birden benim sesimden başka bir ses duydum.
“Fenton seni uyarmıştı.Şu an hayatının hatasını yapıyorsun onu sinirlendiriyorsun.Eğer daha fazla ileri gidersen bu keskinlik sözlerde kalmayacak”dedi ses.Daha doğrusu Skye.
Arkamda kimin olduğunu anladım Wesley vardı.Gülüyordu.Fenton bana gözlerini ayırmadan bakıyordu.Sonra birden bana doğrultulmuş yedi kılıç gördüm.Yedisi giderek bana yaklaşıyordu.Sonra birden gözlerimin kapandığını hissettim.Tam gözlerim kapanırken Fenton’un da yere yığıldığını gördüm.
Gözlerimi açtığımda bağlanmıştım ve her yerim yara içindeydi.Karşımda oturan iki elf vardı.Biri erkekti diğeri ise kızdı.
“Uyanıyor”dedi erkek olan zevkle.
“Sonunda!Prenses bizi çok bekletti”dedi alaycı ve sinirli bir sesle.Gözlerimi tam açamıyordum bir veya iki dakika sonra gözlerimi açabildim.Gözlerimi ilk açtığımda gördüğümden daha fazla yaram olduğunu fark edince çok korkmuştum.Sonra karşımdaki iki elfe dikkatle baktım biri Rowan diğeri ise Phoenix’ti.
“Nerdeyim ben?””dedim korkmuş ve şaşırmış bir sesle.
İkiside cevap vermedi sadece baktılar.
“Cevap versenize!”diye bağırdığım an Rowan eliyle ağzımı kapattı.
“Risk alıyorsun”dedi sakin bir sesle sonra bir bıçak çıkardı ve bana gösterdi.Üzerimdeki yaraları onlar yapmıştı.Güçten düşmem için!
“Çek ellerini üzerimden”dedim sinirli bir sesle.
Phoenix yanıma geldi ve kulağıma yaklaştı.Elini Rowan’a uzattı.Rowan elindeki bıçağı ona verdi.Phoenix bıçağı aldığı an bacağıma soktu.Bağırmaya başladım.Canım o kadar acıyordu ki bacağımın yarısını hissetmiyordum.
“Beni dinle”dedi Phoenix sakin bir sesle ama ben çığlık atmaya ve ağlamaya devam ediyordum.
“Beni dinle!Uslu duracaksın!O zaman hem senin için hemde bizim için daha iyi olur!Anladın mı?”diye bağırdı.Kulağım acımıştı.Hemen sustum.Phoenix bıçağı çekip çıkardı.Yine bir çığlık attım.Sonra Rowan elini bıçağı geçirdiği yere koydu ve birden elinden hafif bir ışık çıktı.Yavaşça acının ortadan kaybolduğunu hissetim.Elini çektiğinde yara kaybolmuştu.Sonradan fark ettim yara zannettiğim yerler kan lekeleriydi.Acı hissetmiyordum.Kafamı kaldırdım ve bana bakan iki elfe baktım ikiside hem korkutucu hemde öldürücü yüzlerdi.
Sonra birden kapı açılma sesi duydum.Birden üçümüzde gözlerimizi kapıya çevirdik.Kapıda mavi göz alıcı gözleri ile Wesley vardı.Beni öyle görünce yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.Benim gözlerimde öfke dolmuştu.Demek sarayda babam gözlerimizin önünde birilerini azarlayıp onları zindanlara hapsederken böyle hissediyorlardı.Öldürme isteği.Her yerimde o zevki hissetmek istiyordum.Ama elim kolum bağlıydı.Üstüm başım kan içindeydi tam bir aciz gibi görünüyordum.Şu an bırak aciz gibi görünmeyi şu anda tam bir acizdim.
Wesley yavaşça bana doğru geldi.Phoenix ve Rowan ayağa kalktı ve geri çekildi.Wesley karşıma geçti ve çöktü.Gözleri ile beni süzdü.Daha sonra gözlerini gözlerime kenetledi.Gözümü kaçırmaya çalışıyordum ama o gözler sanki büyülü gibi bunu yapmama engel oluyordu.
“Selam”dedi mutlu bir sesle ama bu mutluluk iyi bir mutluluk değildi.Resmen onu boğmak istiyordum.Ölümü benim elimden olmalıydı.Kesinlikle gelecekte yapılacaklar listesini bunu eklemiştim ve altını kırmızı mürekkeple çizmiştim.Sonra Wesley yavaşça kalktı ve arkama geçti,ellerimi çözmeye başladı.Daha sonra ayağa kalktı ve Rowan’a işaret yaptı ve Rowan yanıma geldi ve ayaklarımı çözmeye başladı.Her yerimi çözmelerine rağmen hiç hareket etmedim ve öyle boşluğa bakmaya başladım.Sonra bir ses duydum.İlk başta nereden geldiğini anlamadım ama daha sonra benden geldiğini fark ettim.Karnımdan geliyordu,en son dün gece bir şeyler yemiştim.Acaba üstünden ne kadar zaman geçmişti ki bu kadar açtım.
Karnımdaki ses o kadar fazla ve o kadar komikti ki gülmeye başladım.Rowan da gülmeye engel olmaya çalışırken garip ses çıkarınca Wesley ve Phoenix’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.Sonra üçüde kapıya yöneldi ve odadan çıktılar.Onlar çıktıktan sonra gülmemi durdurdum.Ve neler olduğunu düşünmeye başladım.Birde ne yapmam gerektiğini.Kapıyı açık bırakmışlardı,özgür müydüm?Ama buraya kaçmak için gelmemiştim.Onlarla anlaşma yapmak için gelmiştim.Anlaşma yapmak için odadan çıkmam gerekiyordu.
Yavaşça sandalyeden kalktım.Kapıya doğru yavaş ve sakin adımlarla yürümeye başladım.Kapının tam dibinde durdum.Doğru bir karar mı veriyordum?Belkide daha fazla naz yapmayıp saraya dönmeliydim.Ama saraya dönmek içinde anlaşma yapmak içinde bu odadan çıkmam gerekiyordu sonuçta.Sonunda odadan dışarı adımımı attım.Daha sonra zaten kendisi gelmeye başlamıştı.Ama adımlarımın beni nereye götürüyordu bilmiyordum.Kendimi birden alt katta buldum.Ev bomboştu,hiç ses yoktu.Adımlarımın sesi katta yankılanıyordu.Birden bir gölge belirdi.Birden kalbim hızlanmaya başladı.Gözümü gölgeden hiç ayırmadan öyle durmaya devam ettim.Omzumda hafif bir el hissettim.Nazik ama bir o kadarda büyük bir el.Yavaşça kafamı çevirdim.Fenton yanımda duruyordu.Gözlerini bana dikmişti.Aynı Wesley ile olan bakışmaları gibi gözlerimi ondan,o zümrüt yeşili parlak gözlerinden ayıramıyordum.Ne kadar kibar görünsede için çok büyük bir kin ve öfke olduğu o kadar belliydi ki.Ama eğer bu olayların yaşandığını bilmeyen normal bir elf olsaydım onun sinirli olduğunu asla anlamazdım.Bunun anlamamın en önemli sebeplerinden biride babamın asla duygularını dışa vurmamaya çalışması.Artık elflerin nasıl hissettiğini anlamakta ustalaştım denebilirdi.
“Bu rahatlığını kime borçluyuz?”dedi Fenton.
“Rahatlık mı?Senin çok iyi biri olmadığını biliyordum ama kötü bir gözlemci olacağını düşünmezdim”dedim.Sonra aklıma her Fenton’a laf ettiğimde ya da ona bir şey olduğunda olanlar aklıma geldi ve yutkundum.
“Merak etme,bu konuda seni gözlemlemek için yeterince iyiyim”dedi soğukkanlılıkla ve hafiften gülümsedi.Ardından bir şeyler fısıldadı ama duyamadım.Duyamadığımı fark edince duyabilmem için bana yaklaştı.
“Seni yemem prenses,buradaki kimse seni yemez.Tabi uslu durup,sözümüzü dinlersen”dedi ve yavaşça geri çekildi.
“Odan en üst katta bir üst kata çık koridorun sonunda bir merdiven var.Getirdiğin çanta ve yatağın falan orda.Yemek ay en tepeye geldiği an yenir,yani biraz daha beklemen gerek.Evde istediğin gibi dolaşabilirsin güneş tam olarak batana kadar evde kimse olmaz.Ama dışarı çıkman ve perdeleri açıp dışarı bakmak yasak.Anlaştık mı?”dedi ve elini uzattı.Ona döndüm ve bir yüzüne bir eline bakmaya başladım.İlk defa çok düşünmeden hareket etmeye karar verdim ve birden kendimi onunla el sıkışırken buldum.Sonra Fenton yavaşça elimi bıraktı ve görüşürüz manasında kafasını salladı ve kapıdan çıkıp gitti.
O çıkıp gittikten sonra evi dolaşmaya karar verdim zemin kat yani bulunduğum katta bir oturma alanı,o akşamki gibi uzun bir yemek masası ve birde küçük bir mutfak vardı.Üst katta altı tane yatak odası vardı.Üç tanesi kızların odası olmalıydı.Odanın içinde elbiseler ve çeşit çeşit ayakkabılar vardı.Bu üç kız odası yan yanaydı,karşılarında ise üç oda daha vardı onlarda üç erkek elfin odası olmalıydı.Ve aşağı inen merdivenlerin yanında ise beni sandalyeye bağlayıp tehdit ettikleri oda vardı.Sonra aklıma Fenton’un söyledikleri geldi.Hemen koridorun sonuna yürümeye başladım.Koridorun sonunda eğer çok yaklaşmazsanız asla belli olmayacak bir merdiven vardı.Hemen yukarı çıkmaya başladım.Kendimi küçük ama temiz bir odada buldum.Fenton doğruyu söylemişti çantam buradaydı.Küçük ama temiz bir yatak ve köşede küçük bir masa vardı.Masada mürekkep,kalem,biraz kağıt ve birde küçük deri kapaklı bir defter vardı.Evet,oda küçüktü ama iş görürdü.Zaten burada çok kalmayacaktım ve bu altı garip elfinde ömrü çok kalmamıştı.Çünkü ben işimi bitirip buradan ayrıldığım onları öldürecektim.Ordumu alıp altısını da acı çekecekleri şekilde öldürecektim.Bu öfke,bu kin nerden geliyordu bilmiyordum ama hiç kesilmesini dilemeyeceğim kesindi.