Okulun bahçesi her zamanki gibi kalabalıktı. Gruplar çimenlere yayılmış, havanın bahar tatlılığıyla gevşemişti. Jisung, müzik kulübünden Taeyong’la birlikte bir bankta oturuyordu. Taeyong gitarını çalıyordu, Jisung ise ayaklarını sallaya sallaya mırıldanıyordu.
Minho, biraz uzaktan onları izliyordu. Sırtını ağaca yaslamıştı ama gözleri her saniye Jisung’daydı. Her kahkahasında içinde ince bir kıymık batıyor gibiydi. Hele o gitar çalan çocuk güldükçe Jisung başını hafifçe yana eğiyor, o ince boynunu açıkta bırakıyordu...
“Sana ne oluyor Minho?” dedi kendi kendine.
Dakikalar geçti. Dayanamadı. Ceketinin kollarını sıyırıp yürümeye başladı. Adımlarında belli belirsiz bir acelecilik vardı.
Tam Jisung “Bu melodiyi seviyorum,” deyip gözlerini kapatmıştı ki, Taeyong’un gitar sesi aniden kesildi. Çünkü Minho bankın önünde dikilmişti.
“Selam,” dedi Minho, gözleri Taeyong’da.
Taeyong başını kaldırdı. “Selam... şey, bir şey mi oldu?”
“Jisung’u ödünç alabilir miyim?” dedi Minho, sesi kibar görünmeye çalışsa da içinde kıskançlık taş gibi oturuyordu.
Jisung kaşlarını kaldırdı. “Hayırdır? Rehber öğretmen misin?”
“Hayır. Ama biriyle konuşması gerektiğini hisseden biriyim,” dedi Minho ve Jisung’un kolundan tutup nazik ama net bir şekilde onu ayağa kaldırdı. Taeyong şaşkın bakışlarla kalakaldı.
Okulun arka köşesine kadar yürüdüler. Jisung sonunda durdu.
“Ne yapıyorsun sen? Az kalsın çocuğa bozuk atıyordun.”
Minho iç çekti. “Seninle gitar çalarken... fazla yakındınız.”
“Ne olmuş yani?” dedi Jisung, hafifçe meydan okuyarak. “Yakın olamam mı?”
Minho bir an sustu. Gözlerini Jisung’a dikti. Sonra boğuk bir sesle söyledi:
“Çünkü... sinir oluyorum. Çünkü... başka biri seni güldürdüğünde... kıskanıyorum.”
Jisung’un yüz ifadesi bir anda değişti. Gözleri büyüdü ama sonra kısıldı.
“Ne?”
“Evet. Sinir oluyorum. Çünkü seni en çok ben güldürmek istiyorum,” dedi Minho, kelimeleri ilk defa bu kadar açık seçik ve utanmadan söylüyordu.
Bir sessizlik daha. Bu sefer daha yoğun. Aralarındaki hava sanki ağırlaştı.
Jisung bir adım attı, Minho’nun göğsüne yaklaştı. Elleri cebindeydi ama gözleri netti.
“Bunu bir daha söyleme,” dedi.
Minho şaşırdı. “Neyi?”
“Sadece kıskandığını söyleme... başka bir şey söyle.”
Minho gülümsedi. Hafifçe başını eğdi, gözleri Jisung’unkine sabitlendi.
“Seni istiyorum.”
Jisung, parmak uçlarında yükseldi.
Ve bu kez onu yanağından değil — doğrudan dudaklarından öptü.
Kısa, kararlı, sıcak bir öpücük.
Minho’nun elleri yine belinde buldu yerini. O ince kıvrımı kavradı, kendine yaklaştırdı. Tam oturan, sonunda olması gereken bir yer gibi.
Jisung geri çekildiğinde yüzü kızarmıştı ama gülümsüyordu.
“İşte şimdi oldu.”
‧₊ ᵎᵎ 🍒 ⋅ ˚✮