Minho o geceyi pek hatırlamıyordu, yani detayları... ama yanağında kalan o hafif ıslaklık hissi — işte o hâlâ oradaydı. Jisung’un parmak uçlarında yükselerek verdiği minicik öpücük, beynine kazınmış gibiydi. Yatakta tavana bakarken mırıldandı: “O neydi şimdi?”
Basket takımının antrenmanı normalden uzun sürdü. Minho, her zamanki gibi potaya topu atıyor, ama hiçbiri girmiyordu. Takım arkadaşları şaşkın: “N’oldu lan, sevgilinle mi kavga ettin?”
Minho hemen itiraz etti. “Hayır ya, ne sevgilisi? Saçmalamayın. Bu... şey... Jisung.”
İşte orada durdu cümle. “Sadece Jisung” demesi gerekirken ağzından çıkmadı.
Aynı anda Jisung ise okulun müzik kulübü odasında kulaklıkla şarkı dinliyor, kafasını tempo tutar gibi sallıyordu. Ama gözleri dalgındı. Aklı sürekli aynı sahnede. Ceket, beline sarılan o iri el, o koca omuzlar… ve kendinin içgüdüsel bir şekilde yükselip bıraktığı öpücük. Yaptığı şeye hâlâ inanamıyordu.
Kapı aniden açıldı. Arkadaşı Hyunjin içeri uzandı. “Senin tip bugün ortalarda yoktu. Kavga mı ettiniz?”
“Biz hiç barışmadık ki,” dedi Jisung, ama sesinde bir gevşeklik vardı. Gülümseyerek ekledi: “Gerçi… bazen barışmayı düşünmüyor değilim.”
Ertesi gün okulda buluştular. Koridorda karşılaştıklarında garip bir an yaşandı. Ne Jisung laf attı, ne Minho şaka yaptı. Sadece göz göze geldiler. Bir saniye. Belki iki.
Minho ilk konuşan oldu. “Selam.”
Jisung başını yana eğdi. “Selam.”
Minho, normalde alay edeceği bir şeyi yaptı: sessizce yanında yürümeye başladı. Jisung da durmadı, birlikte ilerlediler. Kimse konuşmuyordu ama sanki bir şeyler konuşuluyordu.
Okulun arkasındaki boş sıraya oturdular. Sessizlik çok sürdü. En sonunda Jisung patladı:
“Bak, ben... o gün... yani, sadece bir... refleks gibiydi.”
Minho başını salladı. “Biliyorum.”
“Yani, duygusal bir anlamı yoktu. Öyle sanırım. Belki biraz. Bilmiyorum.”
Minho döndü. “Benim kafam da karışık.”
Jisung ellerini iki yana açtı. “Ama güzel bir andı.”
Minho gülümsedi. “Evet. Çok güzeldi.”
Bir süre birlikte sustular. Sonra Minho hafifçe, yavaşça Jisung’un eline dokundu. Parmakları sadece değdi. Bir şey yapmadı, sadece bıraktı orada.
Jisung da elini çekmedi.
O an, bir şeyler daha netti artık. Hâlâ kavga ederlerdi. Hâlâ birbirlerini sinir ederlerdi. Ama şimdi aralarında bir başka şey daha vardı: beklentisiz bir yakınlık.
‧₊ ᵎᵎ 🍒 ⋅ ˚✮