İçeriğe geç

YÖNETMEN

Bölüm 2 · 4 dk okuma

YÖNETMEN

Bölüm 2

Eski Bir Defter

----

Ertesi gün Ece, öğle arasında masama geldiğinde elinde iki kahve vardı. Birini önüme bıraktı.

"Şeker yok."

"Teşekkür ederim."

"Bir de önemli bir şey buldum."

Kahvemi elime aldım. "Ne buldun?"

"Aras Yalın'ın yaşını."

Kaşlarımı kaldırdım. "Niye?"

Ece omuz silkti. "Merak ettim."

"Kırk iki."

Bir an ona baktım.

"Nereden biliyorsun?"

"İnternetten."

"İnsanların yaşını araştırmak normal mi?"

"Senin rüyanda sevgilin olmuş bir adamın yaşını merak etmek mi?"

Kahvemi masaya bıraktım.

"Bir kere rüyamda gördüm."

"Sevgilin olarak."

"Detaya girme."

Ece güldü.

"Sen yirmi altıydın değil mi?"

"Evet."

"On altı yaş var."

"Farkındayım."

"Garip."

"Rüyaydı zaten."

Bunu söylerken nedense içimden bir şey itiraz etti.

Rüyaydı.

Sadece rüyaydı.

Aras Yalın'la ilgili romantik bir düşüncem yoktu. Adamı yıllardır yalnızca yaptığı işler üzerinden biliyordum. Filmlerini izliyor, röportajlarını dinliyor ve çoğu zaman söyledikleri üzerine düşünüyordum. Hepsi buydu. En azından düne kadar.

Telefonumu elime aldım ve farkında olmadan Instagram'ına girdim. Ece bunu gördü.

"Bak sen."

"Ne?"

"Hiç."

"Bir şey söyleyeceksen söyle."

"Yok. Ben susuyorum."

Profilinde aşağı doğru birkaç fotoğraf kaydırdım.

Film setleri.

Festival görüntüleri.

Röportajlar.

Kitaplar.

Bir kahve fincanı.

Bir köpek.

Bir şehir manzarası.

Sonra telefonu kapattım.

"Adamın Instagram'ı da sıkıcı."

"Niye bakıyorsun o zaman?"

"Meraktan."

"Tabii."

O gün gerçekten daha fazla düşünmedim.

En azından düşünmemeye çalıştım.

---

Akşam eve geldiğimde uzun zamandır açmadığım bir çekmeceyi düzenlemeye başladım. Bazen insanın hayatında hiçbir şey yolunda gitmiyorsa çekmece düzenlemek çok mantıklı bir seçenekmiş gibi geliyor.

Benim çekmecem de uzun zamandır yolunda gitmiyordu.

Eski faturalar.

Kullanmadığım kablolar.

İki tane tek çorap.

Bir de küçük bir defter.

Elime aldığımda birkaç saniye öylece baktım.

Kapağını tanımıştım.

Açmadığım halde içindekileri biliyordum.

Eski ilişkimden kalan son şeylerden biriydi.

Onunla dört yıl birlikte olmuştuk.

Hayatımda gerçekten sevdiğim ilk insandı.

İlk kez birinin yanında geleceği düşünmüştüm.

İlk kez "biz" kelimesini kullanırken garip hissetmemiştim.

Hatta bir ara evlenmekten bahsetmeye başlamıştık.

Ben işi biraz ciddiye almış olabilirim.

Biraz.

Çünkü yirmi üç yaşında, daha kendi evimde doğru düzgün yemek pişiremeyen ben, ileride kullanırım diye çeyiz hazırlamaya başlamıştım.

Annem bir gün dolabımı açıp bana bakmıştı.

"Defne, bunlar ne?"

"Hiç."

"On tane havlu neden var?"

"İndirim vardı."

Kadıncağız bana birkaç saniye baktıktan sonra gülmüştü.

"Sen evleniyorsun."

"Hayır."

"Evleniyorsun."

"Henüz değil."

O zamanlar bunların hepsi bana çok normal geliyordu. Çünkü geleceğimden emindim.

Ta ki bir akşam onu başka bir kadınla yakalayana kadar.

Kadını tanıyordum.

İşin en kötü tarafı buydu.

Benim arkadaşımdı.

Sevdiğim, güvendiğim, yıllardır hayatımda olan biriydi.

Birlikte kahve içtiğim, doğum gününü kutladığım, sevgilimle tanıştırdığım bir kadın.

O gece onu evinde bulacağımı düşünmüştüm.

Kapıyı açtığımda önce sesleri duydum.

Sonra ikisini gördüm.

Birbirlerine o kadar yakındılar ki, gördüğüm şeyi yanlış anlamanın hiçbir yolu yoktu.

Bir süre hiçbir şey söylemeden kapının yanında durdum.

O an kalbim kırılmadı.

Sanki kalbim, gerçeği benden önce anlamıştı.

Beni fark ettiklerinde ikisinin de yüzündeki ifadeyi hâlâ hatırlıyorum.

Şaşkınlık.

Ve benim için en kötüsü…

Utanç.

Onların değil. Arsızlar.

Benim.

Çünkü ikisine de güvenmiştim.

Sevgilime.

Arkadaşıma.

İkisi de bana ihanet etmişti.

İlişki o gece bitti.

Arkadaşlığım da.

İşim de.

Sonrasında çok ağladım.

Çok öfkelendim.

Sonra hiçbir şey hissetmedim.

En sonunda da kendime bir söz verdim.

Bir daha kimseye bu kadar güvenmeyecektim.

Bir daha birinin geleceğini kendi geleceğimmiş gibi düşünmeyecektim.

Ve kesinlikle bir daha çeyiz hazırlamayacaktım.

Defteri kapatıp çekmeceye geri koydum.

"Geçmiş geçmişte kaldı."

Bunu söylerken sesim bile beni ikna etmedi.

Ama bazı şeyleri tamamen unutmak gerekmiyordu.

Bazen sadece onlarla yaşamayı öğreniyordunuz.

---

Ertesi gün işe geldiğimde masamda yeni proje dosyası duruyordu. Dosyanın kapağında büyük harflerle YALIN FİLM yazıyordu. Altında proje detayları vardı.

Yeni bir sinema filmi.

Yönetmen: Aras Yalın.

Parmağım istemsizce ismin üzerinde durdu. İki gün önce bu isim benim için yalnızca sevdiğim filmleri yapan bir yönetmenin ismiydi. Şimdi ise rüyamda sevgilim olan adamdı. Bu düşünceyle kendi kendime güldüm.

"Çok saçma."

Ece yan masadan bana baktı.

"Ne?"

"Hiç."

"Yine kendi kendine konuşuyorsun."

"Evet."

"İyi."

Dosyanın devamını okumaya başladım. Toplantı Çarşamba günü saat onda yapılacaktı.

Aras Yalın ve ekibi ajansa gelecekti.

Telefonumu elime aldım. Bir an Instagram'a girmeyi düşündüm. Sonra vazgeçtim. Birkaç saniye sonra tekrar düşündüm. Bu kez girdim. Profiline baktım. Yeni bir fotoğraf paylaşmıştı. Bir film setindeydi. Yüzünde o ciddi ifade vardı. Ben ise fotoğrafa gereğinden uzun süre baktığımı fark ettim. Eskiden de yakışıklı olduğunu düşünmüyordum. Şimdi de düşünmüyordum.

Ama…

Bir şey vardı.

Belki duruşuydu.

Belki konuşurken insanın dikkatini kendine çekmesi.

Belki de benim uzun zamandır kimseye bakmadığım bir yerden bakmaya başlamamdı.

Telefonu kapattım.

Henüz ortada hiçbir şey yoktu.

Sadece bir rüya.

Bir merak.

Ve iki gün sonra tanışacağım bir adam.

Hepsi bu.

En azından ben öyle sanıyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.