İçeriğe geç

YÖNETMEN

Bölüm 3 · 3 dk okuma

YÖNETMEN

Bölüm 3

İlk Karşılaşma

----

Çarşamba sabahı alarmım çalmadan beş dakika önce uyandım. Bu, hayatımda çok nadir gerçekleşen bir olaydı. Genellikle alarmımı üç kez erteler, dördüncüde kendime ihanet etmiş gibi hissederek yataktan kalkardım. O sabah ise gözlerimi açar açmaz saate baktım.

07.12

İlk düşündüğüm şey işe geç kalmadığımdı. İkinci düşündüğüm şey ise Aras Yalın'dı.

"Of."

Yorganı yüzüme kadar çektim. Bu artık normal değildi. İki gün önce rüyamda gördüğüm bir adam, bugün işe erken kalkmama sebep oluyordu. Bilinçaltımın kariyer planlarıma bu kadar müdahale etmesine izin vermemeliydim. Kalktım, duş aldım ve dolabın karşısında gereğinden fazla uzun süre durdum. Sonunda her zamanki gibi giyindim. Siyah pantolon. Beyaz gömlek. Saçlarımı topladım. Aynada kendime baktım.

"Bu sadece toplantı."

Kendime güven vermek için söylemiştim.

"Normal davran."

Aynadaki kadın bana hiç güven vermedi.

---

Ajansa vardığımda herkes olağanüstü çalışkan görünüyordu. Normalde sabah dokuzda ofisteki insanların yarısı kahvesini alıp ekranına boş boş bakarken, o gün herkesin önünde dosyalar açıktı.

Ece yanıma geldi.

"Heyecanlı mısın?"

"Hayır."

"Yalan."

"Biraz."

"Ne giyeceğini on dakika düşündün mü?"

"Yirmi."

Ece güldü.

"En azından dürüstsün."

Masama oturdum.

Toplantıya daha kırk dakika vardı.

Aras'ın Instagram'ına bakmayacaktım.

Bakmadım.

Tam on üç dakika sonra baktım.

Yeni bir paylaşım yoktu.

"Harika."

Telefonu bıraktım.

Saat dokuz elli beşte toplantı odasına geçtik.

Ben bilgisayarımı açarken Ece yanıma eğildi.

"Rüyandaki adam geliyor."

"Kes."

"Tamam."

Kapı açıldı. İlk giren iki kişiyi daha önce görmemiştim. Ardından Aras Yalın içeri girdi. Ve beynim birkaç saniyeliğine tamamen sustu. Fotoğraflarda uzun görünüyordu. Gerçekte daha uzundu. Gerçekten uzun bir adamdı.

Kapının yanında durduğunda odadaki herkesin üzerinden bakıyormuş gibi görünüyordu. Üzerinde koyu renk bir pantolon, açık renk bir gömlek ve siyah bir ceket vardı. Saçları fotoğraflardaki kadar düzenli değildi.

Ve…

Hayır.

Hâlâ yakışıklı değildi.

Bunu düşünmek garip bir şekilde beni rahatlattı. Ama fotoğraflarda fark etmediğim bir şey vardı.

Duruşu.

Adamın öyle bir duruşu vardı ki, odaya girdiğinde herkes istemsizce toparlandı.

Kimse "Merhaba" demeden önce o konuştu.

"Merhaba."

Sesi beklediğimden daha derindi.

El sıkışmalar başladı.

Ben sıranın bana gelmesini beklerken elimdeki kalemi gereğinden sıkı tuttuğumu fark ettim.

Aras önümde durdu.

Gözleri yüzüme geldi.

İlk kez gerçekten göz göze geldik.

Bir saniye.

Belki iki.

Sonra elini uzattı.

"Merhaba."

Elini tuttum.

"Merhaba."

Hepsi buydu.

Ne müzik çaldı.

Ne dünya durdu.

Ne de rüyamda olduğu gibi bana gülümsedi.

Sadece elimi sıktı ve yanındaki sandalyeye geçti.

Ben de oturdum.

İçimden bir ses, "Gördün mü? Hiçbir şey yok," dedi.

Diğer ses ise biraz daha sinsiydi.

"Sesini beğendin."

Onu susturdum.

Toplantı başladı.

Aras projeden bahsederken ekrana değil, çoğunlukla insanlara bakıyordu. Ne istediğini açıkça anlatıyordu. "Afişin çok parlak görünmesini istemiyorum," dedi. "Hikâyenin kendisi zaten yeterince şey söylüyor. Görsel tarafın bağırmasına gerek yok."

Ben not alıyordum.

Sonra bir süre durdu.

"İnsanların afişe bakıp filmin ne anlatmak istediğini hemen anlamasını istemiyorum."

Başımı kaldırdım.

"Biraz merak etsinler."

Bu cümleyi söylerken ellerini masanın üzerine koydu.

"İyi bir hikâye, izleyicisine her şeyi ilk bakışta anlatmaz."

Kalemim bir an durdu.

İşte bu.

Onun filmlerinde sevdiğim şey buydu.

Adam gerçekten böyle düşünüyordu. Sadece röportajlarda güzel cümleler kurduğu için değil. İşine de aynı şekilde yaklaşıyordu. Toplantı ilerledikçe birkaç fikir sunduk. Ben de hazırladığım görsel referansları açtım. Aras ekrana baktı. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Ben içimden ölüyordum.

Sonra bana döndü.

"Bu kısmı siz mi hazırladınız?"

Başımı salladım.

"Evet."

"Renk seçimleri güzel."

Kalbimin hızlanması için bunun yeterli olmadığını düşündüm. Ama hızlandı.

"Teşekkür ederim."

Bir saniye daha baktı.

"Buradaki fikri biraz daha geliştirebiliriz."

"Tabii."

Sonra başka birine döndü.

Toplantı devam etti.

Ben ise birkaç dakika boyunca onun az önce söylediği iki kelimeyi gereğinden fazla düşündüm.

Renk seçimleri güzel.

Bununla ilgili bir insan neden bu kadar mutlu olurdu? Bilmiyordum.

Ama olmuştum.

---

Toplantı yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Herkes yavaş yavaş toparlanırken ben bilgisayarımı kapatıyordum. Aras yanımdan geçti.

Bu kez durmadı.

Ben de durmadım.

Kapıya geldiğinde bir an arkasını döndü.

"Bu arada…"

Hepimiz ona baktık.

"Çarşamba tekrar görüşürüz."

Sonra çıktı.

Ben birkaç saniye kapıya baktım. Ece yanıma geldi.

"Bir şey söylemeyeceğim."

"İyi."

"Hiçbir şey."

"Harika."

"Yalnızca…"

Ona baktım.

"Ne?"

"Adamın sesi gerçekten güzelmiş."

Gülmeye başladım.

"Sus."

"Ben bir şey demedim."

"Dediklerinin hepsini yüzünden okuyabiliyorum."

Ece çantasını aldı.

"Ben çıkıyorum."

Ben de bilgisayarımı kapattım.

Toplantı odasından çıkarken son kez kapıya baktım.

Aras Yalın benim adımı bile bilmiyordu.

Ben ise onun sesini düşünüyordum.

Bu biraz utanç vericiydi.

Ama henüz tehlikeli değildi.

En azından ben öyle düşünüyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.