Merhabalaaar uzun zaman oldu yazmıyordum dolayısıyla yazmak bir iyi geldi sormayın, uygulama bayağı değişmiş. Beğenip yorum yapıp diğer hikayelerime de bakabilirsiniz öptüümmm ❣️
-----
Bazı insanlar hayatınıza kapıyı çalarak girmez.
Bazıları yalnızca rüyalarınıza girer.
Benimki ikinci türdendi.
"Defne, o dosyayı bugün gönderebilecek miyiz?"
Başımı ekrandan kaldırmadan cevap verdim.
" Teknik olarak evet."
" Teknik olarak mı?"
" Duygusal olarak henüz hazır değilim."
Ofisin diğer ucundan gelen iç çekişi duydum. Patronumun benimle çalışmaya başladığından beri düzenli olarak nefes egzersizleri yaptığına dair ciddi şüphelerim vardı.
Ben Defne Akay. Yirmi altı yaşındayım. Bir reklam ajansında grafik tasarımcı olarak çalışıyorum ve hayatımın büyük bir kısmını başkalarının hayallerini estetik olarak daha çekici göstermeye çalışarak geçiriyorum.
Bir kozmetik markası “özgür kadın” olmak istiyorsa ona pastel renkler veriyorum.
Bir kahve markası “samimi” görünmek istiyorsa el yazısı font kullanıyorum.
Bir adam bana “Ben ciddi ilişki insanı değilim,” diyorsa…
Onu hayatımdan çıkarıyorum.
En azından artık çıkarıyorum.
Eskiden çıkarmıyordum.
Eskiden o cümlenin altında gizli bir anlam olduğuna inanıyordum. Belki korkuyordu. Belki geçmişinde bir şeyler yaşamıştı. Belki doğru kadını henüz bulmamıştı. Ve ben onu iyileştirebilirdim.
Spoiler: Ben değildim.
Yirmi altı yaşına geldiğinizde insan bazı şeyleri öğreniyor. Mesela kırmızı bayrakların dekorasyon malzemesi olmadığını. Bir erkeğin size attığı “Güzelimmmmm” mesajının romantizmle hiçbir ilgisi olmadığını.
Ve en önemlisi…
Birini kurtarmaya çalışmanın aşk olmadığını.
Bu konuda oldukça tecrübeliydim.
Bu yüzden hayatımda hiç kimse yoktu.
Ve bu durumdan gayet memnundum.
En azından birkaç hafta öncesine kadar.
Her şey bir gece gördüğüm oldukça saçma bir rüyayla başladı.
Aslında rüyamın büyük bir kısmını hatırlamıyorum. Rüyalar genelde böyledir zaten. Uyandığınızda her şey son derece anlamlı gelir, yüzünüzü yıkayıp kahve içtikten sonra beyninizin size neden böyle bir şey yaşattığını sorgulamaya başlarsınız.
Ama bazı detayları hatırlıyordum.
Bir evdeydik. Nasıl bir ev olduğunu bilmiyordum. Büyük değildi. Küçük de değildi. Penceresinden içeri sarı bir ışık giriyordu. Mutfakta bir şeyler hazırlıyordum ve arkamdan biri gelip bana sarılıyordu.
Normalde burada romantik müzik falan çalması gerekirdi ama rüyamda duyduğum ilk şey şuydu:
"Yine mi makarnayı fazla yaptın?"
Arkamı dönüp ona bakmıştım.
"Sen de az yiyorsun."
"Defne, dört kişilik makarna bu."
"İleriyi düşünüyorum."
Gülmüştü.
İşte sorun da tam olarak buydu.
Gülüşünü hatırlıyordum.
Sonra birlikte salona geçmiş, koltuğa oturmuştuk. Ben ona bir şey anlatıyordum. Muhtemelen gereğinden fazla konuşuyordum. O ise beni dinliyordu.
Gerçekten dinliyordu.
Rüyadaki en tuhaf şey buydu sanırım.
Bir insanın sizi dinlemesi.
Bir noktada başımı omzuna yaslamıştım. O da hiçbir şey söylemeden elimi tutmuştu.
Ve ben…
Mutluydum.
Öyle büyük, heyecanlı, kalbi yerinden çıkacakmış gibi bir mutluluk değildi.
Daha çok eve dönmüş gibi.
Sonra alarmım çaldı...
Gözlerimi açtığımda ilk yaptığım şey tavana bakmak oldu.
İkinci yaptığım şey ise telefona uzanıp saati kontrol etmekti.
Üçüncü yaptığım şey…
Tekrar gözlerimi kapatıp rüyaya geri dönmeye çalışmaktı.
İşe yaramadı.
Ama mesele bu değildi zaten.
Mesele, rüyada birlikte olduğum adamın kim olduğuydu.
Aras Yalın
Evet.
O Aras Yalın.
Ünlü yönetmen olan.
Filmlerini sevdiğim ama hayatım boyunca hakkında romantik anlamda tek bir düşünce bile geçirmediğim Aras Yalın.
Sabah yataktan kalkıp banyoya giderken kendime bunu birkaç kez hatırlattım.
"Bu sadece bir rüya."
Dişlerimi fırçalarken tekrar söyledim.
"Bu sadece bir rüya."
Kahvemi hazırlarken de.
"Bu sadece bir rüya."
Kahveyi içerken ise telefonumu elime alıp onun son filminin fragmanını açtım.
Bu kısmı açıklamak istemiyorum.
Belki sadece rüyada neden onu gördüğümü anlamaya çalışıyordum.
Belki beynim bana bir mesaj vermeye çalışıyordu.
Belki de gece yatmadan önce izlediğim filmin etkisinde kalmıştım.
Bilimsel açıklamalara açıktım.
Ruhsal açıklamalara ise henüz değil.
O gün işe gittiğimde Ece beni her zamanki gibi masasında kahvesini içerken karşıladı.
"Yüzün neden böyle?"
Çantamı masama bırakırken ona baktım.
"Nasıl?"
"Bir şey yaşamış gibisin."
"Rüya gördüm."
Ece'nin yüzü ciddileşti.
"Kötü bir şey mi?"
Bir an düşündüm.
"Hayır."
Sonra ekledim.
"Sanırım."
Sandalyesini bana doğru çevirdi.
"Anlat."
Bilgisayarımı açmakla meşgulmüş gibi yaptım.
"Çok saçma."
"Defne, geçen hafta bana çocukken konuştuğun hayali arkadaşını anlattın."
"Onun adı Nermin'di ve çok iyi bir dinleyiciydi."
"Rüyanı anlat."
İç çektim.
"Aras Yalın'ı gördüm."
Ece birkaç saniye sustu.
"Yönetmen olan Aras Yalın'ı mı?"
"Başka bir Aras Yalın mı var?"
"Devam et."
"Eee… Sevgilim gibiydi."
Bu kısmı söylerken sesimi biraz alçaltmıştım. Sanki ofisteki insanlar bunu duyarsa Aras Yalın'ın kendisi bir anda ortaya çıkıp beni dava edecekmiş gibi.
Ece gözlerini kırpıştırdı.
"Sevgilin miydi?"
"Rüyada."
"Bu ayrıntıyı özellikle vurguladığın için teşekkür ederim."
"Çok komiksin."
"Ne yaptınız?"
"Normal şeyler."
"Defne."
"Ne?"
"Normal şeyler derken?"
Yüzümü buruşturdum.
"Birlikteydik işte. Evdeydik. Yemek yaptım. Bana sarıldı."
Ece'nin yüzünde yavaş yavaş bir gülümseme oluştu.
"Romantikmiş."
"Değildi."
"Makarnayı fazla yaptığını söylediğini anlattın."
"Rüyadaki en romantik kısmın bu olması beni de endişelendiriyor."
Ece kahvesinden bir yudum aldı.
"Peki şimdi ne hissediyorsun?"
Bu soruya hemen cevap veremedim.
Ne hissediyordum?
Hiçbir şey.
Yani…
Adamı merak ediyordum, hepsi buydu.
Belki daha önce izlediğim röportajlarına tekrar bakmak istemiştim. Filmlerini neden sevdiğimi düşünmüştüm. Rüyada gördüğüm o adamla ekranda gördüğüm adam arasında bir bağlantı var mı diye merak etmiştim.
Ama bu ilgi değildi.
Kesinlikle aşk değildi.
"Hiçbir şey," dedim sonunda. "Sadece çok garipti."
Ece bana pek inanmış gibi görünmedi.
Ben de kendime.
O gün öğle arasında Aras Yalın'ın eski bir röportajını açtım.
Tamamen tesadüfen. Yersen...
Adam yine aynı adamdı.
Uzun boylu, ciddi yüzlü, alışılmış anlamda yakışıklı sayılmayacak biri.
Ama konuşurken…
Nedense onu daha önce hiç fark etmediğim kadar dikkatli dinledim.
Bir soruya cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü. Sonra gülümsedi. Ve ben o an, rüyamda gördüğüm gülüşü hatırladım.
Telefonumu kapattım.
"Bu hiçbir şey ifade etmiyor," diye fısıldadım.
Öğleden sonra ajansın ortak grubuna yeni bir mesaj düştü.
Yeni bir film projesi için teklif alınmıştı.
Yönetmen ve yapım ekibiyle henüz kesinleşmeyen bir görüşme yapılacaktı.
Projenin adı yazmıyordu.
Ama mesajın sonunda küçük bir not vardı.
Yönetmen: Aras Yalın
Ekrana biraz fazla uzun baktığımı fark ettiğimde bilgisayarımı kapattım.
Hayır.
Bu bir işaret değildi.
Hayat bana mesaj göndermiyordu.
Evrenin benim aşk hayatımla ilgili daha önemli işleri olduğunu düşünmek istiyordum.
Bu sadece bir tesadüftü.
Bir rüya.
Bir yönetmen.
Ve henüz başlamamış bir merak.
Hepsi buydu.
En azından ben öyle olduğunu sanıyordum.