İçeriğe geç

YİNYANG-İYİLİK&KÖTÜLÜK (1. Kitap)

Bölüm 2 · 3 dk okuma

YİNYANG-İYİLİK&KÖTÜLÜK (1. Kitap)

Bölüm 2

"Ölümlü Tanışma"

Alex çaba sarf etmeden plan yapmayı severdi. “Bildiğim bir restoran var. Askerlerden kaçarken orada saklanmıştım. İyi bir kadın ve hasta kızı işletiyor, yemekleri gerçekten inanılmaz.” Luna Alex’in ipinden kurtuldu ve Felix’in kolunu tutup kalkıp kapıya yöneldi, zavallı Felix ise arkasından sürüklendi: “Hadi gidelim! Ne duruyorsunuz?” dedi. Hepimiz güldük, her zaman böyleydik, birbirimizin ailesi olmuştuk. Alex ile bende kalkıp yanlarına gittik. Herkes pelerinlerini kuşandı... Benim pelerinim çok daha büyük ve uzundu. Bunun nedeni tenim ve saçlarımın rengiydi; tenim Ayı ve Güneşi kıskandıracak kadar parlardı ışıkta. Saçlarım ise gökyüzüne taş çıkartırdı, her zaman ilgi çekerdi… Saçlarımı arkaya atarak pelerinimi giydim, ondan sonra pelerinimi bütün yüzümü kaplayacak şekilde çekiştirdim.

Güneş çoktan Yeraltından çekilmişti. Geceleri Yeraltında bir sürü seyyar satıcılar, yemek arabaları gelirdi meydana. Çünkü bütün suçlular geceleri Yeraltına dönerdi. Araca binmedik; yürümeyi tercih ettik. Ben yüzümü açtım; en azından yuvamda rahat ve korunmasız olmak istiyordum. Burası suçluların mezarlığıydı; kraliyet idam mahkûmlarını buraya gönderirdi. Onlar için burası çöplük ve ölüm olsa da benim için cennetin minik bir köşesiydi. Ben bunları düşünürken bir ses duydum; bir çığlık…

Başım dikildi; sesin nereden geldiğini bulmaya çalışıyordum. Pazar çok sesliydi bu yüzden kimse duymamıştı. Sessizce oraya ilerledim.

Sınırın dibinde birkaç kraliyet askeri hasta kızı sıkıştırmış, rahatsız ediyorlardı, küçük kızın astımı tutmuş olacak ki hem zor nefes alıyordu hem de nereden kaçacağını bilemiyordu. Kendi geçmişim bir anda gözümde canlandı: kanla kaplanmış beyaz odalar, o bilim insanlarının soğuk ama vahşi bakışları… Yumruklarım istemsizce kasıldı. Kontrolün elimden kayıp gittiğini hissettim. Rahatlamak istermişçesine boynumu bir sağa bir sola çevirerek kütlettim. Kontrolü elden bırakamazdım, Noah çok kızardı… O sırada içimdeki canavarım konuştu, sesi alaycı geliyordu… “Beni kontrol edemezsin Astra, hem de şu durumda. Hadi, sadece bırak… Biliyorsun, o zavallı kızın yerinde eskiden sen var-“ özüm sözünü bitirmeden kontrolü ona verdim. Sözlerini tamamlamasını istemiyordum…

Gördüğüm veya hatırladığım şeyler bir gölgeyi andırıyordu. Kemerimden çıkardığım hançer birinin boğazına ilişti; kan geceye karıştı. Arkadaşının bir saniyelik ölümünü gören adamın sonu da gecikmedi. Küçük kız hemen bana koştu. Şaşırtıcı bir şekilde kız bana sarılınca özüm kontrolü bana geri verdi, öylesine, hiç uğraşmadan… Hem küçük kız hem de özüm artık sakinleşmişti; küçük kız daha iyiydi. Ben yere çömelmiş kızı sakinleştirirken bir asker daha göründü— bu sefer başları gelmişti. Hemen pelerinimi geri başıma örtüp çekiştirdim. Bu adam, benim daha önce hacklemeye çalıştığım kişiydi. Yüzümü görmesi ve kendisini hacklemeye çalıştığım kişi olduğumu öğrenmesi benim hayatımı sonlandırırdı. Gözlerine baktığım andaki soğukluğu hala hissediyordum. “İyi misiniz—Oh, burada neler oldu?” dedi çam yarması adam karşısındaki cesedine bakarak. Korumacı bir şekilde küçük kızı arkama aldım, dişlerimi sıktım. “Buraya gece yarısı gelmemeniz lazımdı! Sizin gibiler buraya yakışmıyor!” diye haykırdım. Karşımdaki adamın yüzü ifadesizleşti, sesi keskin bir hançere dönüştü sanki. “Özür dilerim hanımefendi ama böyle bağırmanız uygun mu? Hem zaten iki adamımı öldürmüşken?” dedi cesedi göstererek. Hemen karşı savunma yaptım, sözlerimi asla esirgemezdim. “Pişman mıyım? Hayır. Bir kere daha olsa bir daha yapar mıyım? Kesinlikle evet. Sizin gibilerin soyu kurusun. Şimdi siktir git, bir daha karşıma çıkma yoksa o adamın yerinde sen olursun…” dedim soğuk ama tehditkâr sesimle. Hızlıca arkama dönüp uzaklaştım…

Gece hükümdarlığını sürdürürken kızı annesine teslim ettim ve eve döndüm. Yemek yiyecek enerjim kalmamıştı, sadece uyumak ve o tanıdık yüzü hafızamdan silmek istiyordum. Bu adam bana tuhaf derece tanıdık geliyordu; sanki başka bir hayattan, silinmiş bir anıydı. Bilgisayarımın başına oturup virüsleri temizledim sonra kalkıp duşa girdim. Uzun bir gün olmuştu ve eğer rahat bir uyku istiyorsam kendimi sakinleştirip rahatlatmam lazımdı. Özüm bile kendisini uykunun kollarına bırakmıştı. Duştan çıkıp üzerime kısa siyah bir şort ile bol bir kırmızı tişört geçiriverdim. Sonra tarağımı ve saç ürünlerimi alıp aynanın karşısına oturdum ve yavaşça saçlarıma bakım yapmaya başladım. Saçlarımı severdim. Çocukluğum hakkında hatırladığım tek şey bir kadının, büyük ihtimalle annem, saçlarımı tarayıp örmesiydi… Sonra bende kendimi yatağa atıp uykunun beni almasına izin verdim…

Bölüm sonu

1 yorum

  • Açıkçası 1. Bölümde tahmin ettiğimden daha güzel olmuş yani zaten önceki bölümdeki yorumumda da çok beğendiğimi söylemiştim yani şuan bu yorum bir tık yapmacık gözükebilir ama gerçekten düzeltebileceğin bir şey bulamadım

    1Yanıt