Sevda her yaşta güzeldir. Fakat fazlası da zarardır. 'Birini ne kadar çok seversen o kadar hızlı gider senden.' demişti annem. Bu sözden dolayı mı bilmiyorum ama hayatım boyunca birini sevmekten korktum. Lise yıllarıma kadar. Tam sevdim dedim, olacak dedim, Kahrolası mesafeler ve bilinmezlikler girdi araya. Belki de kader bizi olgun halimize sakladı, çocukça kararlar vermeyelim diye.
Şimdi ne olacaktı? Neden yıllarca yoktu mesela, yada o da beni sevmiş miydi, hislerimiz karşılıklı mıydı? Yoksa kalbim boş umutlar mı besliyordu? Bilmiyorum ve bilinmezlik çok yoruyor insanı.
1 hafta geçmişti onu son görüşümün üzerinden, karşılaşmamıştık bir daha. yine kalp falan bahane edip randevu mu alsam?
salak gömlek alsana direkt, zaten alman lazımdı bahanen olur.
akıllı iç sesim aşırı mantıklı konuştuğu için onu onaylayıp evden dışarı attım kendimi. Gömlek seçmekten de hiç anlamam, nasıl bir şey almam lazım ki?
girdiğim erkek kıyafet mazasında çalışanlardan biri yanıma gelip, "Ne bakmıştınız? " diye sorular sormaya başladı.
"ben... " etrafa bakındım ama bir şey bulamadım. "beyaz gömlek arıyordum, sadece beyaz, yani bilmiyorum farklı bir şeyde olabilir.. tamam ya, beyaz olsun. " önüme getirdikleri bir kaç çeşit gömleğin içinden en beğendiğimi seçip aldım.
Mazadan çıktığımda hava kararmıştı, muhtemelen bu saatte hastanede olamazdı, nerde bulacaktım ki onu?
Elimdeki poşet ile yürümeye başladım. Hafif esen rüzgar okşuyordu saçlarımı. Normalde düzleştirmek için uğraştığım siyah saçlarımı bugün dalgalı bırakmıştım, ne kadar düz saça aşık olsam da dalgalarımı seviyorum.
Kot şortum yüzünden açıkta kalan bacaklarım üşümüştü ama aldırış etmeyip yürümeye devam ettim. Yakınlardan müzik sesi geliyordu, ne kadar seçemesem de haraketli bir şarkıya benziyordu. Kendimce ritme ayak uydurup sallanmaya başladım.
Hava kararmak üzere olduğu için sokaklar çok dolu değildi, olsa bile umrumda olmazdı sanırım. Kenara sinmiş kediyi görünce kaldırıma çöküp kediyi kucağıma aldım, yavru beyaz bi kediydi. "Oy sen ne tatlısın! " Hırpalayarak sevmeme ses etmedi kedi, sanırım hangi delinin eline düştüğünü sorguluyordu. Tüylerini öpünce dudağımdaki ruj üzerine geçti, gülerek telefonumu çıkarıp resmini çektim.
"Biliyor musun kedicik? Ankara'da ya aşık olunur ya da okunur, demişler. Sanırım ben ikisini de yaptım." Bana boş boş gözlerle bakmasına rağmen devam ettim anlatmaya, sanki beni anlıyordu. "Aşık ergenler gibi hissediyorum. Sokak sokak aşk şarkısı söyleyesim var."
Kendi kendimi onayladım. "Evet, bence sokak boyu Duman söylemek lazım." Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu, belki de konsere giderdik beraber, kim bilir.
"Kediyi kırmızıya çevirmişsin sümüklü." Gökte ararken yerde buldum sanırım.
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Bu saate neden tek başıma burda olduğumu sorgular gibi bir yüzü vardı. "Emir, " Dedim. Bu ismini söylemek gelmişti içimden. Bilmiyorum belki o bile değildi-
"Hatırlıyorsun? " Sorgular bir ton vardı sesinde, derinlerde de gizlenmiş bir heyecan sanki.
Çığlık atmamak için kendimi tutup başka yere çektim konuyu, "sence.. " Kediyi bırakıp ayağa kalktım. Üzerimi silkeleyip karşısında dikildim. "Kader cidden ağlarını örüyor mu? "
Gözlerimin içini izledi, derince. Öyle baktı ki bayılacağım sandım. "Bilmiyorum, örüyor mu avukat? "
Omzuna doğru vurdum yavaşça. "Soruma soruyla cevap vermesene ya,"
"Hiç değişmemişsin biliyor musun. Hâlâ o inatçı, sinirli, dikine dikine giden kızsın."
"Ne o, " Dedim sitemkâr tonda. "Kötü mü yani? "
Kafasını iki yana salladı hızla. "Asla, aksine seviyorum bu hallerini. "
Seviyor?
Seviyor mu?!
Heyecandan kızaran yanaklarımı saklamak için yan tarafa doğru döndüm. Lanet olası yanaklarım ufacık şeye kızarıyordu.
Yan sokaktan gelen şarkı sesini duyunce kıpırdandım. "Duman mı o? Gelsene! " Birden eline yapışıp peşimde çekiştirdim. Biraz ilerledikten sonra kendi aralarında grup oluşturmuş şarkı söyleyen gençleri gördüm.
Etraflarında toplanmış birkaç kişi dışında kimse yoktu. Çaldıkları şarkının bitimine denk gelmiştik. "Hey, " Diye seslendim ortada kalan sarışın çocuğa. "Duman çalar mısınız? "
Güldü çocuk. "Ayıp ettin abla, çalmaz mıyız? Ne istersen. "
O kadar şarkının arasından moduma en uygun olanı çıktı ağzımdan. "Köprüaltı."
Çalmaya başladıklarında Berke'ye doğru döndüm. Hangi ara tuttuğunu fark etmediğim elini hala sıkıca tutuyordum. Farkına varınca çekmek istedim ama engel oldu buna. Daha sıkı kavradı elimi.
Yüzünü izlerken kalbim ağzımda atıyordu, bu kadar heyecan fazla bana. "Hangi ismini kullanmamı istersin? " Diye bi soru attım. "İki tane olunca zor oluyor."
"Berke de sen. "
Kafamı sallayıp adını mırıldandım. "Berke.. "
Arkada çalan şarkıyı unutmuştum bile. Sözlerine eşlik etti Berke. "Ölmeden son bir defa, belini kavrasam yeter. "
Kafama dank eden şeyle gözlerim açıldı birden. Olduğum yerde zıpladım. "Oha, oha! Sen mi almıştın o çiçeği? "
Şaşkın halim güldürdü onu, gülüşüyle ısıttı beni. "Hımhım, ben aldım. "
Doğum günümü nerden bulmuştu ki? Gerçi bulması zor olamazdı, azıcık araştırma yeterdi bulmasına. Gecenin kalan saatlerinde beraber şarkı dinlemeye devam ettik. Grubun dağılmasının ardından yürümeye başladık beraber.
Evimin önüne yaklaştığımız zaman gömleğin yokluğunu fark ettim, hadi ama kim bilir nerde unutmuştum. "Amına koyayım ya! Nasıl unuttum! "
İç düşüncelerimi birden sesli söylediğim için anlamamıştı. "Neyi unuttun? "
"Gömlek." Oflayarak nefes verdim. "Gömlek almıştım sana, telafi için."
"Sorun değil, " Dedi sırıtarak. "Yine alırsın. "
Göz devirdim ona. "He bende para sıçıyorum zaten. "
Evin önüne geldiğimizde durup ona döndüm. Ne kadar güzel zaman geçirsek de sonuna gelmiş olmak canımı sıkıyordu. "Teşekkür ederim, her şey için."
"Teşekkür ederim, " Dedi kalbimi coşturan sesiyle. "Varlığın için. "
Her lafa cevabı olan manyak karakterimin buna cevabı yoktu. Hızla arkamı dönüp apartmanın kapısını açtım. Onu ardımda bırakıp merdivenleri tırmandım. Evin kapısını açtığım gibi odamdaki yatağa attım kendimi.
Deli gibi atan kalbime yasladım elimi. "Bu sefer olmasın Allah'ım, çok sevdiğim gitmesin, yalan çıksın annemin sözleri. "
Günün yorgunluğu ile kapattım gözlerimi.

