İçeriğe geç

Yine Yeniden

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Yine Yeniden

Bölüm 7

7

Dışarıdan bakıldığında ciddi ve düzenli bir hayatım varmış gibi dursa da aslında tam tersi bir karakterim vardı. İş hayatımda ne kadar disiplinliysem gerçek hayatımda bir o kadar dağınıktım.

Tıpkı şu an odamın savaştan çıkmışcasına dağınık durması gibi

izlediğim dizi heyecanla devam ederken elimi suluğuma attım, ama salladığımda boştu. hadi ama dizinin en mükemmel yerinde durdurup su almaya gidemem.

oflayarak diziyi durdurup kalktım yatağımdan. suluğumu alıp mutfağa doğru ilerledim. Balım mutfakta pasta yapmakla meşguldü. onu görmek gülümsetti beni. "Naber bal? "

"İyi! " dedi neşe dolu sesiyle. "baksana pastama, çok tatlı oldu. "

cidden dediği gibi tatlı olmuştu. dışını açık pembe krema ile kaplamış beyaz süsler eklemişti. "Mükemmel, ne zaman yiyoruz? "

kremadan parmaklamak için uzanan elime vurup geri çekti beni. "Bu bizim değil Ebrar! Ufuk’un. "

O kim lan? daha önce duymadığım bir isim olduğu için şaşırmıştım. "Ulan, " elimi belime atıp anne moduna geçtim. "Ufuk kim lan?!"

ismini duyunca bile gözleri parladı, olduğu yerde sevdâlı sevdâlı süzüldü. "Arkadaşının kitabının basımlasına yardım ediyormuş bu sayede tanıştık, uzun hikaye aslında... " ellerimi tutup küçük çocuklar gibi zıpladı. " Ay Ebrar! çok tatlı biri, hemde yakışıklı, bide saygılı, Allah'ım bayılcam! "

sanki küçük kızım aşık olmuş gibi bir gurur oluştu içimde. Balım'ı o kadar sahiplenmiştim ki, bir anne edasıyla bakıyordum ona. o mutlu olunca dünyalar benim oluyordu, üzülünce de herkesi yakıp yıkmak istiyordum. "Balıım," yanaklarını öpüp sıktım sevgi patlaması ile. "Aşık olmuş lan benim kardeşim. Ee anlat bakalım açıldı mı sana? veya bir umut var mı? "

"Süt! " dedi birden, "Çilekli süt aldı bana."

ciddi bir şekilde salladım kafamı. "tamam, süt aldıysa kesin aşık, başka açıklama olamaz. "

beraber gülerken birden cebimdeki telefonun titrediğini hissettim. çıkarıp baktığımda ekranda gördüğüm isim kalbimin sıkışmasına neden oldu.

babam?

Balım'a gülümseyip çaktırmamaya özen göstererek balkona çıktım, aramayı cevaplayıp kulağıma dayadım. "Efendim baba? "

"hayırsız it! Anneni hergün sor bizi bir gün bile arama. yazıklar olsun. "

ard arda söyledikleri bütün neşemi ağzıma tıktı. emek mi? sen ne zaman emek verdin baba? kendi çabalarımla geldiğim bu yerde onun emeklerini anlatıyordu, babam bir kere bile çabalamamıştı ki benim için... "baba..."

"sıçsınlar babanın ağzına. " dolan gözlerim canımı yaktı.

"baba, ne zaman aradığımda açtın ki? tek bildiğin azar çekip sikip atmak. benimle bir kere bile gurur duyduğunu söylemedin. gördüğün tek kişi kardeşim, bende senin kızınım" hıçkırık kaçtı ağzımdan, hayır ağlamamam lazımdı. "bir kere de gör beni, duy, hissset, yanımda ol nolursun baba."

bir kaç saniyeliğine kesildi babamın sesi. sadece nefes verişini duydum. "Nankörsün." dedi beklemenin ardından. "Nankörsün Ebrar. " ardından kapandı telefonum.

sırtımı duvada dayayıp soğuk balkon zeminine oturdum. Midem bulanıyordu, yine sikmişti neşemi, yine mahvetti beni. tutamadığım hıçkırıklar firar etti ağzımdan, akan yaşlardan göremedim önümü, engel olamadım.

açılan balkon kapısından içeri giren Balım'ı hissettim. soru sormadı, boğmadı beni, sadece yanıma çöküp sarıldı. hıçkıra hıçkıra ağlamalarımın arasında sesler boğuklaşmaya başladı.

Yarım saat kadar orda durduk, konuşmadık sarıldık sadece. En sonunda yavaşça çekilip toparlanmaya çalıştım. “Benim biraz hava almam lazım, dolaşıp gelirim.” Balım beni başıyla onayları. Balkondan çıkıp odama ilerledim, kulaklığımı alıp yerdeki ceketimi giydim üzerime, kulaklığı takıp çıktım evden.

Yaz ayında olmamıza rağmen bugün hava biraz serindi hatta grimsi bir renk almıştı gökyüzü. Ellerimi cebime sokup yürümeye başladım. Serin havayı ciğerlerime doldurmak yaşadığımı hissetmemi sağlıyordu. Sık sık yaşamaktan zevk almadığımı söylesem de hâlâ küçük şeylere mutlu olan bir kalbim vardı, şu serin hava bile gülümsememe sebep olmuştu. Sanırım ne kadar sert bir karaktere sahip olmaya çalışsam da içimde ince ruhlu bir kız vardı.

kafama düşen ıslak damlalar düşüncelerime reklam arası vermemi sağladı. “Bu ne lan?” Elimü kafama atıp saçımı yokladım “ kafama kuş sıçtıysa şuraya çöküp ağlarım yemin olsun.” Kafamı kaldırıp baktığımda kuş değilde yağmur olduğu için şükrettim. Hafifçe çiseleyerek başlayan yağmur hızlanıyordu, özenle düzleştirdiğim saçlarım ıslandıkça dalgalı haline döndü. Üşümüştüm ama devam ettim yürümeye. Telefonum çalmaya başladı, arayan Balım olmalıydı yağmur yağdığı için eve gelmeli söyleyecekti. Telefonu açacak modum olmadığı için hemen geleceğime dair mesaj attım.

İlerde gördüğüm kediyle duraksadım. “Ya, ıslandın mı sen?” Yanına gidiyordum ki ürküp biraz uzaklaştı. Durup geri çekildim. “dur,dur kaçma gelmiyorum.” Olduğum yerde eğilip elimi uzattım ama gelmedi. “hasta olacaksın ama, hadi koş evine.”

Birden yağmur kesildi, lan tanrı bana acıdı da yağmuru mu durdurdu yoksa. Kafamı kaldırdığımda Berke’yi gördüm. Şemsiyesini bana tutuyordu. “kedi değil sen hasta olacaksın şimdi, kalk eve git.”

Kaslarımı çatıp ona baktım aşağıdan. “Cidden beni takip ettiğini düşünüyorum artık. Her gittiğim yerde dibimdesin.”

Omuz silkti. “Belki de kader karşılaşmamızı istiyor.”

“Bence sen beni görmek için götünü yırtıyorsun ve suçu kadere atıyorsun.” Eğildiğim yerden doğruldum.

Kafasını iki yana salladı. “Hayır sen benim yoluma çıkıp suçu bana atıyorsun.” Şuna bak lan bana suç atıyor bide.

Ayağımı yere vurdum hırsımdan, sinirle söylendim. “Boksun sen, git yanımdan.”

Ondan uzaklaşıp iki adım atmıştım ki tuttu kolumu. “Yok gitmiyorum, sende gitme.”

“Ee napcaz yağmurun altına mı beklicez?”

“Doğru lan. “ kolumdaki elini elime indirip yanına çekti beni, şemsiyeyi ikimizin arasında tuttuğunda yürümeye başladık. “burda kalamayız tabiki, evine götürcem seni.”

Onu onaylayıp yanında ilerledim. Eve doğru yaklaştıkça zamanı yavaşlatmak istiyordum, yağmurda yürümek güzel.

Yağmurda onunla yürümek güzel.

apartmanın önüne geldiğimizde zile basıp geri çekildi. “Hadi avukat, hasta olmadan gir evine.”

Nedensiz bir şekilde çocukça inat etmek geldi içimden. Kollarımı önümde bağlayıp itiraz ettim. “Yok, girmicem.”

“Giriceksin.”

“Girmiyorum.”

“Ben girdiririm.”

Güldüm. “Hayır, yapamazsın.”

Şemsiyeyi kapatıp kenara bıraktı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan kucakladı beni. “Oha berke dur.” Beni dinlemeden açılan kapıdan girip merdivenleri kucağında benle tırmandı. Ev kapısının önüne geldiğimizde karşımızda Balım vardı.

“Oha lan!” Dedi Balım inanamayan gözlerle “Emir sen misin.”

Sence tek sorun onun Emir olması mı Balım? “Evet, merhaba.” Ayakkabılarını çıkarıp benimle içeri girdi. Salona kadar ilerleyip koltuğa bıraktı beni. “Bak,” dedi karşıma geçip. “Yaptım.”

Ayağımda kalan ayakkabıları dikkatle çıkarıp ayakkabılığa koydum. “İyi bok yedin mal.” Geri içeri geçip oturdum koltuğa.

Berke kafasını beni kınar şekilde salladı. Balım’a dönüp konuştu. “Bunun ağzı da pek bozuk, bide hiç susmuyor, davalarda da çenesi sayesinde mı kazanıyor bu?”

Sırtımdaki yastığı alıp kafasına doğru fırlattım. “Ben çok konuşmuyorum.” Kapıdan bizi izleyen Balım’a döndüm. “Balım at şunu evden.”

“Ne?” Dedi Berke. “Teşekkür etmen gerekirken evinden mi kovuyorsun? Pes yani.”

Tam hırsla cevap verecekken araya girdi Balım. “Ay yeter be, başım şişti oturun yerinize.”

Annem gibi azarlayan Balım’a boyun eğip sustum. Balım ne kadar sakin sessiz olsa da sinirlenince korkuyordum ondan..

Berke de benim gibi susup oturdu koltuğa. “Siz burda durun ben çay yapıp geliyorum.” Balım bizi yalnız bırakıp içeri geçti.

Oturduğum yerde arkama yaslanıp Sessizce Balım’ı bekledim. O da geldikten sonra çaylarımızı içip havadan sudan sohbet ettik biraz. Sonrasında Berke gitmesi gerektiğini söyleyip ayrıldı yanımızdan.

Kapıyı ardından kapatıp odama doğru ilerlerken Balım seslendi. “Yakışıyorsunuz.”

Yüzümde bir gülümseme oluştu, hislerimden hala şüpheli olduğum için onu yanıtsız bırakıp odama gittim, kapımı kapatıp yatağa bıraktım kendimi.

Yağmur yüzünden hafif boğazım ağrıyordu sanırım yarına hasta olarak uyanacağım. Düşüncelerin yorgunluğula bitti gün.

Bölüm sonu

4 yorum