Geçmiş zaman...
(Yazar bakış açısı)
Ebrar her zamanki klasik okul sabahlarından birine daha uyanmıştı bugün. Söverek gittiği okula tek gitme sebebi o çocuktu, aşık olduğu çocuk.
Alarmı kapatıp hızla kalktı yataktan. Elini yüzünü yıkayıp giyindikten sonra duraksadı birazcık, normalde annesi her sabah kahvaltı hazırlardı ona, yaşı kaç olursa olursa olsun. Ama bu sabah yoktu. Annesinin odasına girdiğinde uyuduğunu gördü, yan komidinde ağri kesici hap vardı. Yine ağrıları yüzünden ilaç içmişti ve erken kalkamamıştı. Yüzündeki hüzünü saklayıp annesinin yanağına öpücük kondurdu, hemen sonra sessizce çıktı evden.
Kablolu kulaklığını takıp okula doğru yürümeye başladı. Normalde okula gitmek için otobüs kullanırdı ama bu sabah yürümeyi seçti, hava o kadar da soğuk değildi ne de olsa. Yola dalmış şekilde yürürken arabayı fark etmedi, son anda koluna yapışan genç çekti onu kaldırıma. "Manyak mısın kızım?! Arabanın altında püre olacaktın. "
Ebrar kulaklıklarını çıkarıp tam kendini savuncakken gördüğü yüz nefesini kesti. Sevdiği çocuktu bu. Adını öğrenmek için Balım'la beraber kırk takla attıkları çocuk. Normal bir kız ne yapar? Utanıp kızarması lazım değil mi? Malesef Ebrar öyle değil. "Ay ne bileyim ben be! Dalmışım. Sağol yine de tuttuğun için."
Sohbetin daha devam etmeyeceğini düşündüğü için yoluna devam etti Ebrar, fakat şaşırtıcı şekilde çocukta peşine takılmıştı. Sessiz kalmak yerine sohbet açmaya çalıştı. "Ne dinliyorsun? "
"Duman, " Dedi Ebrar. "Duman dinliyorum. "
Sırıtış oldu oğlanın yüzünde. "Ya, hangi şarkısı? "
"Bal."
Kollarını açıp şarkıyı mırıldandi oğlan. "Yavrum, sen benim balımsın. Tadına alışmış canım. "
Yüzü güldü Ebrar'ın. "Biliyorsun."
Kafasını olumlu anlamda salladı çocuk.
Cesaretlenip aylardır merak ettiği o soruyu sordu Ebrar. "Adın ne? "
"Emir, adım Emir. "
Emir, diye geçirdi içinden defalarca. Ne kadar güzel bir isimdi.
Elini uzattı Ebrar, "Bende Ebrar, memnun oldum. "
Uzattığı eli yavaşça tuttu Emir. "İnan bana, ben daha çok memnun oldum, Avukat hanım. "
Kaşları havaya kalktı Ebrar'ın. "Ne?! Sen nerden biliyorsun avukat olmak istediğimi. "
Ellerini cebine sokup omuz silkti Emir. "Azıcık araştırmış olabilirim. "
"Beni daha önceden tanıyorsun yani? "
"Sayılır."
Ben onun adını öğrenmek , yüzünü görmek için uğraşırken o da beni mi izliyordu, diye geçirdi içinden. Aşık mı lan bu bana?
İlerden koşarak gelen Balım hızla Ebrar'ın koluna girerek bir şeyler anlatmaya başladı. Ebrar onu dinlerken Emir'e dönüp "Görüşürüz! " Dedi.
"Ya görüşmezsek? "
"Kader, " Dedi Ebrar. "Kader tekrar çıkarır belki. "
O günden sonra görüşmediler, görüşemediler. Kader çok sonraya sakladı onları belki de. Çocukluk aşkı sandıkları o duygu yıllar sonra yeniden çıkacaktı. Bir Siyahı beyaz yapamazsın belki, ama güneş doğduğunda en koyu gri bile parlar. Kendini yıpratmak yerine doğacak güneşi beklemelisin.
______
İçerden gelen kahvaltı kokusu ile açtım gözlerimi. Ev mis gibi kokuyordu, arkada çalan şarkı takıldı kulağıma, duman mı o?
Yataktan kalkıp çoraplarımı elime aldım, banyoya doğru ilerlerken seke seke giydim çoraplarımı. Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa gittim. Tam tahmin ettiğim gibi Balım sofrayı kurmuş beni bekliyordu. "Günaydın yavru. " Flörtöz tonda söylediğim günaydin güldürdü onu.
"Günaydın, günaydın, gel hadi. " Masaya geçince çayımdan bie yudum aldım. Balım bana farklı bir neşeyle bakıyordu bugün. Anlamsız gözlerle baktığımı görünce konuştu. "Unuttun mu? "
Hassiktir lan! Neyi unuttum ki ben? "Ha, neyi unuttum ki.. "
"Bugün doğum günün salak! " Masadan kalkıp odasına doğru koşturdu Balım. Bugün doğum günümdü doğru ya, eskiden heyecanla beklerdim ama şimdi pek umrumda olmuyordu açıkçası.
İçeri elindeki kutuyla girdi "iyiki doğdun!"
"Yaa, " Kutuyu açıp içindeki hediyeme baktım. Lego seti almıştı bana, bu aralar fazla takık durumdayım legolara. "Ağlarım balım, teşekkür ederim. " Kutuyu kenara bırakıp sıkıca sarıldım Balım'a. Yine her zamanki gibi ilk o kutlamıştı, umursamıyor olsam da doğum günlerinin benim için özel olduğunu biliyordu.
Çalan kapı zili ile mecbur ayrılmak zorunda kaldık. Yaşaran gözlerimi hızla silip kapıya baktım. Elinde çiçek buketi olan bir kurye vardı. "Ebrar hanım siz misiniz? "
Onayladım onu, "Evet benim. "
"Bunlar size. " Elindeki buketi uzattı bana doğru. Çiçekleri alıp kapıyı kapattım, kimseden böyle bir şey beklemiyordum "Balım, bunları sen mi aldın? "
Mutfaktan kafasını uzattı, "Hayır lan brn anladım. " Yanıma gelip inceledi çiçeği. "Not falan var mı? Kimin aldığı yazıyordur belki. "
Üzerinde şarkı sözü yazan nottan başka bir şey yoktu. "Ölmeden son bir defa, belini kavrasam yeter. " Gülümsedim. "Kim gönderdi bilmiyorum ama o kişi beni çok iyi biliyor olmalı. "
Odama geçip çiçeği koyacak yer aradım. Masam o kadar dağınıktı ki, toz konacak yet kalmamıştı. Üzerindeki eşyaları kenara itip güzelce koydum çiçeğimi. Kimden geldiğini bilmesem bile bu küçücük şey gün boyunca neşeli kalmamı sağlamıştı.