Bürodaki işlerimi hallettikten sonra öğle molası için dışarı çıkmaya hazırlandım. Yakınlarda küçük bir kafe vardı, genelde oraya gider kahve ve tatli ile oyalanırdım. Yine aynı rutini uygulamak için çıktım odamdan. Ayakkabılarımın zeminde bıraktığı tok sesi duymak iyi gelmişti. Çıkan sese odaklandığım için yanıma gelen Selim'i görmemiştim. "Dünya'dan, Ebrar'a. Dinliyor musun beni?! "
Kendime gelip cevap verdim ona. "Duyuyorum Selim. Kulağımın dibinde bağırmana gerek yoktu."
"Ee, nereye gidiyorsun? " Dedi benimle ilerlerken.
Normalde asla sinirli bir insan değilim.. Tamam birazcık agresif olabilirim ama etrafımda dolaşan birileri olmadığı zaman gayette mutluyum. "Ebenin-" Derin bi nefes verdim. "Her zaman ki kafeye gidiyorum. Başka neresi olabilir ki? "
Selim'le aynı büroda çalışıyoruz. Kendisi Savcıydı, sülük gibi bir savcı. Sürekli peşimde dolaşıyordu. Bu beni rahatsız etmiyor ama ümitlenmesini de istemiyorum. Dediğim gibi, aşk bana göre değil.
"Diyorum ki, " Diye söze girdi. "Beraber kahve içsek? " Ağzımı açmama izin vermeden devam etti. "Sadece bir kahve. Lütfen. "
Dirensemde devam edeceği için oflayıp kabul ettim. "Tamam, sadece bir kahve. "
Kafasıyla onayladı beni. "Sadece kahve." Kafeye geçtiğimizde karşılıklı olacak şekilde oturduk masaya. Sakin, küçük, ferah bir mekandı burası zaten böyle olduğu için genelde buraya gelirdim. Kahvelerimiz gelince sohbet koyulaşmıştı. Hayır, tabiki dedikodu değil sadece durum değerlendirmesi yapıyordum. Mekanda çalan şarkıyı duyunca gülümsedi Selim. "Seversin sen." Şarkıya odaklanıp ne çaldığını dinledim.
Teoman - Kupa Kızı ve Sinek Valesi.
Ben bunu sevmem ki. Yanımda kalan sandalye gürültüyle çekilince sıçradım yerimde. Kaşlarım çatıldı hızla, bunun ne işi vardı burda? "Berke? "
"Selam." Bana kısaca selam verip gözlerini Selim'e dikti. "Sana da selam civciv. " Civciv mi? Gelen gülme isteğimi bastırdım.
"Ne işin var burda Berke. Doktor değilmisin sen git ameliyat falan yap."
"Niye, " Dedi bakışlarını tekrar bana çevirip. "Doktorlar da Kahve içemez mi?" Kahve kelimesini bastırarak söylemişti. Ben Berke'ye cevap verecekken Selim hızla kalktı masadan. "İyi günler size. " Arkasına bile bakmadan çıkmıştı mekandan.
Elimi anlıma atıp ofladım. "Al işte amına koyim. Kırıldı. "
"Kırılmadan büyüyemezsin zaten. Bir şey olmaz. " Onun bu rahat tavrına sinir oluyordum ama bunun yanısıra kalbim hızlanıyordu. "Hem sen bu şarkıyı sevmezsin. Duman dinlersin sen." Bunu nerden bilmişti ki? Ağzımdan çıkacakmış gibi atan kalbimi sakinleştirmek dışarı çıkmam lazımdı. "Ben gidiyorum. "
Elindeki poşeti havaya kaldırdı, içindeki benim batırdığım gömleğiydi. "Ama gömlek-"
Kendime hakim olamayıp sesimi yükselttim. "Götüne sok!"
Çantamı alıp hızla kalkınca arkamdan bağırdı. "Avukat hanıma bak, maşAllah çok hanım hanımcık. Harbi sen nasıl avukat oldun? "
Kapıdan çıkmadan geri döndüm hırsla. Yüzünde beni sinir etmenin sırıtışı vardi. "Asıl sen nasıl doktorsun? Elime neşter verseniz ben daha iyisi olurum."
"Senin eline neşter versek hastanın malum yerlerini biçersin bence. " Cevap vermeyip sadece ters ters bakınca devam etti. "Ne? Sadece bir ihtimalden bahsettim. Olma olasılığı büyük bir ihtimal. "
"Sen niye hergün benim karşıma çıkıyorsun ki? Git hasta falan bak alla alla! "
Oturduğu yerden kalkıp karşıma geçti, bu kadar yakın olması kalbime zarardı. "Kader, Avukat hanım. Kader ağlarını tekrar örüyor. "
Yine aynı kelimeyi söylemişti. Kader ağlarını tekrar örüyor. Ne demekti bu? "Anlamıyorum, "
Ellerini cebine sokup dışarı doğru yöneldi. "Yakında anlarsın, " Duraksadı. "Yanı umarım. " Sondaki sözünde kırgınlık hissettim. Neyi anlamıyordum? Daha önce karşılaşmışmıydık onunla? O çıkıp giderken, ben ardında sorular ile kaldım.