İçeriğe geç

yin&yang|yoonmin

Bölüm 5 · 19 dk okuma

yin&yang|yoonmin

Bölüm 5

0.4

Min Yoongi, gece karanlığını aydınlığa bırakana kadar gözlerini bir türlü uykuya kapayamamıştı. Kaburgalarındaki ağrılar çoktan geçmiş, fikrince artık iyileşmişti ama göğsüne çöreklenen ağırlık o başını yastığa koyduğu anda nefesini kesiyor, yattığı yerde dönüp durmasına sebep oluyordu. Bir ara kemikli, uzun parmaklarını dudaklarının üzerinde yakaladığında kürklerin arasından çıkıp pencerenin önünde dikilmeye atmıştı kendini. Omega onu ne diye öyle öpmüştü ki?

Otuz yıllık hayatı boyunca belki de ilk kez bir omegadan böyle nahif bir dokunuş aldığından olacak değildi ya bu hali, lakin durup düşünüp bir türlü başka bir şey de bulamıyordu. Onların doğaları böyle değildi, önce gelen böyle dokunuşlar değil onu ilk gördüğü zamanki gibi doyumsuz koklaşmalar, zapt edilemez arzular ve bir türlü birbirinden ayrılamayan bedenler olurdu, kaldı ki Yoongi'nin omegası da böyle dokunuşlarda bulunacak bir yapıya sahip değildi, çok iyi görmüştü bunu.

Kadim Alfa şahidi olsun ki o kendisinde gözlerini açacak mecali bulamadığında bile onu baştan çıkaran, kurdunu uykusundan uyandıran o gardenya kokusundan henüz onu görmeden anlamıştı Kulanlı Park Jimin olduğunu. Bu yüzden kızgınlığında çıkıp da elinde bir bardak sahlep ile geldiğinde hiç şaşırmamıştı onu gördüğüne.

Zaten Park Jimin ona gelmeseydi de iyileşir iyileşmez onun peşine düşecekti alfa ama o gün gelip de onu kokusuyla rahatlatmaya -bunu her düşündüğünde gülüyordu alfa zira faydasından çok zararı dokunmuş olabilirdi ona o gün- çalışarak işini epey kolaylaştırmıştı.

Belki o gün omegayı istediği gibi alamamış, kızgınlığının etkilerini biraz ağırca hissetmiş ve yalnızca omeganım kazağıyla yetinmek zorunda kalmış olabilirdi ama bunun bazı iyi sonuçları yok değildi. Kalçalarını kasıklarına sürtüp durması ya da o istediği rahatlamaya kavuşamayacağının bilincinde olduğundan agresif olan kurduna ensesini sunup durması ve buna rağmen karşılığında ona hiçbir şey yapamayacak olması sinir bozucu olsa da alfayı hızlıca sahiplenmesini de sağlamıştı. Her halükarda Park Jimin hoş bir busenin adamı değil aksine ateşli bir öpüşmeyle alfayı istediği kıvama getirecek bir omegaydı.

Neden yapmıştı ki o zaman bunu? Küçücük bir öpücük bırakmak ve yeni yetmeler gibi kalkıp gitmek pek omegalık bir şey değildi. Bir çıkarı olmalıydı bundan ama neydi? Alfanın aklına gelen hiçbir şey bunun için yeterli bir cevap değildi. Muhakkak alfa bütün gece onu aklından çıkaramasın diye olmalı diye düşünmekte bulmuştu çareyi. Bu, tam da Jiminlik bir hareket olurdu, onu tanıdığı bu kısacık süreçte bile onun diğer omegalardan daha farklı olduğunu görmüştü. Nasıl anlatabilirdi bunu Yoongi bilmiyordu, ilkel belki de en doğru kelime olacaktı.

Ve Yoongi, bunun kurdunu bu kadar etkileyebileceğini bilmezdi. Kokusunun herkesinkinden daha yoğun olmasını ilkin bilerek bastırmasından kaynaklandığını düşünmüştü fakat onunla biraz zaman geçirdiğinde bile anlamıştı ki Jimin kokusunu bilerek bastırırsa bütün dünya alfaların ayaklarının altından çekilip gidebilirdi. Omegalar doğaları gereği ilgi görmeyi severdi fakat Jimin ufak bir dikkat dağınıklığından bile hoşlanmıyor, her zaman ilginin kendi üzerinde olmasını istiyordu. Gördüğü en sahiplenici omegaydı, bir şeylerin ona ait olduğunu göstermekten zevk alıyordu ki bu aralar alfayı sahiplendiği düşünülürse Yoongi'yi eğlenceli günler bekliyordu. Jimin'in giydiği alfa kürkleri bile omegadan başka bir şey kokmuyordu ve Yoongi, kendi üzerine omeganın kokusunu ne zaman bırakmak isteyeceğini gerçekten merak ediyordu.

Alfa, her ne kadar beyaz omegayı sımsıkı sarıp sıcacık tutuyor ve omegadan başka birisi gibi kokmuyor olsa da onun giydiği kürklerden nefret ediyordu. Bir başka alfanın avının ganimetini giymesini de istemiyordu, ona kürkünü verdiğinde tıpkı diğerlerine yaptığı gibi kendi kokusunu da üzerinden silmekle uğraşmasını da. Üzerinde alfanın kokusu kalsın istiyordu. Herkes bilsin istiyordu Min Yoongi, omega Jimin'in kendi kürkünü giydiğini. Kaç farklı kürkün içinde görmüştü onu sahi? Bir gün boz bir kürkün içindeydi, bir günse parlak bir kahverenginin içinde. Çetelesini tutmaya kalkarsa bir şeyleri parçalamak zorunda kalabileceğinden sıkıntıda olurdu. Saymamıştı bu yüzden, neyseki bundan sonra omeganın hangi kürkü giyeceğini çok iyi bildiğinden kurdu oldukça rahattı.

Pencerenin önünden ayrılıp kapının arkasına astığı kürkü alırken güneş çoktan doğmuş, Jimin ile sözleştikleri saat gelip çatmıştı bile. Üzerine kalın montunu geçirirken siyah kürkü de kolunun altına sıkıştırmıştı alfa. Bir gün daha onu başka bir alfanın kürküyle görmemek için omeganın eşiğine kadar çıkmaktan çekinmeyecek, kendi kürkünü onun omuzlarına sarıverecekti. Kokusunu her aldığında yaptığı gibi omega kıvrılacak ve alfa da ona oracıkta yapabileceği her şeyi aklında saymakla yetinmek zorunda kalacaktı.

Yoongi, donmuş toprakların adımları altındaki kıtırtılarıyla beraber omeganın kulübesine yürümeye koyulduğunda sabah ayazı bıçak gibi kesiyordu yüzünü. Güneş doğalı pek vakit geçmediğinden gecenin keskinliği de henüz kırılmamıştı. Omegayı aldıktan sonra öğrendiğine göre bir saat kadar daha bu havada yürüyeceklerdi ve Jimin'in bu konuda neden bu kadar isteksiz olduğunu gittikleri yeri tam olarak görene kadar bilemeyecekti alfa. O an için yalnızca soğuktan tüm omegalar gibi nefret ettiğini düşünüyordu yalnızca. Zira omegalar soğuk bir yürüyüştense sıcacık bir yuvayı ve eğer mümkünse bir alfanın koynunu tercih ederlerdi.

Jimin'in kulübesi, Namjoon'un omegası ile yaşadığı kulübesinin pek uzağında değildi. Tıpkı onunki ve mıntıkanın geri kalanındaki çoğu kulübe gibi etrafı çam ağaçlarıyla çevriliydi. Verandasına kadar taş bir yürüyüş yolu uzanıyor, bir iki basamaktan sonra da eşiğine ulaşıyordu. Omeganın eşiğiydi ve bir gün alfa o eşikten içeriye adımını attığında işler çok değişmiş olacaktı.

Kara bacasından duman çıkan dik çatılı kulübede Taehyung isimli bir omega ile beraber yaşadığını biliyordu Jimin'in, onu evine bıraktığı gece ondan biraz bahsetmişti omega ama alfa onu daha önce hiç görmemişti. Omeganın sevimli kulubesinin küçük verandasında bir bank ve saçağında asılı rüzgar çanları vardı. Alfa, olduğu mesafeden hafif ama bir o kadar soğuk esintiyle narince sallanan çanların sesini duyamayacak kadar uzaktaydı. Kulübenin üzerinde gezinen bakışları pencerelerdeki perdelerin sabahın o saatinde bile açık olduğunu dikkatinden kaçırmamıştı. Bu, Yoongi'yi genç omegaların perdeleri hiç kapatıp kapatmadıklarını düşünmeye itmişti. Koltuğunun altına sıkıştırdığı kürkü düzeltip taş yoldan kulübenin kapısına doğru yürürken bunu düşündüğünden gözleri pencerelere takılı kalmış, bu sebeple de biraz daha yaklaştığında omeganın beyaz saçlı başını camların ardından seçebilmişti. Görür görmez de dudaklarına bir gülüşün yayılmasına engel olamamıştı, omega yollarını gözlüyordu. Bir anda zihnine bu kez ikisinin de tıpkı böyle bir kulübede yaşadığı fikri dolmuştu. Alfa, kucağında bu kürkü değil avını taşıyarak gelecek ve omegada onu aynı böyle yollarda karşılayacaktı. Başını iki yana sallayarak çıkardı düşüncelerini aklından.

Kapı, o verandaya henüz adımını attığında da bu sayede aralanmış, üzerinde kalın, mor bir kazak, boynunda da geçen seferki kırmızı atkısıyla omeganın bedeni bu sayede belirmişti. Gözlerindeki gizleyemediği heyecan alfanın biraz gururunu okşamıştı, omega sahiden de alfanın gelmesini bekliyordu.

"Günaydın Jimin-ah!" diye seslendi omegaya Yoongi, derin, ve henüz yüksek sesle konuşmadığından boğuk çıkmıştı sesi. Ona her Jimin-ah dediğinde olduğu gibi omeganın sağ gözü hafifçe seğirmiş ve dudağının kenarı titremişti Jimin'in. Kuş cıvıltısını andıran bir sesle ona karşılık verirken Yoongi de ona ufak bir tebessüm etmişti.

Jimin'in ipeksi beyaz saçlarını dalgalandıran hafif bir rüzgar estiğinde gardenya kokusu da daha rahat dolmuştu alfanın burnuna. Kurdu, keyifle mırıldanırken zihninin içinde, omeganın yüzüklü parmakları dirseklerine yükselip konmuş, kendisini titreyerek sarmıştı. Sıcacık evinden ayaza çıktığından daha fazla üşümemesi için kolunun altındaki kürkü hemen çıkardı alfa. "Gel." diye kollarının arasına davet etti omegayı, eşikten dışarıya adımını atıp sırtını alfaya döndüğü anda da sarıvermişti bile onu kürke sıkıca.

Alfa, omegayı kendisine çevirmek için acele etmemiş, hemencecik boynunu yana eğip koluna başını yasladığından açığa çıkan ensesine soğuk burnunu yaslamayı ihmal etmemiş, kokusunu içine çekerek ve nefesini ona üflemeyi aksatmayarak kulağının arkasına kadar gelmişti. Omega da kolları arasında kamburlaşıp alfaya biraz daha yaslanmakta bulmuştu çareyi. Bedeninden bir titreme dalgasının geçip gittiğini kalın kara kürke rağmen hissedebilmişti alfa. "Mmm." diye mırıldanmıştı hiç utanmadan yanağını da alfanın koluna sürterek. Dönüp baksalardı eğer omeganın beyaz kurdunun alfanın kara kurduna da aynı böyle dolandığını görebilirlerdi sanki. "Sıcacık."

Alfa, önceki geceki öpüşmelerinden de cesaret alarak omegayı kendine çevirmiş, eğilip dolgun dudaklarını dişleyen omegayı yumuşak ama etkili bir öpüşle ödüllendirmişti. Ne onun karşılık vermesine fırsat verecek kadar uzun, ne de aklından çıkmasına müsaade edecek kadar kısaydı. Usulca ve omeganın görmeyi sevdiği şefkatle dudaklarını okşamış ve geri çekilmişti; omega da onu öpememiş olmanın huysuzluğuyla mızmızlanmıştı.

***

Jimin, kayalar oyularak yapılan basamaklarda Yoongi'nin arkasından yürüyor, arada bir alfanın elini tutan eline asılarak onun kendisine dönmesine sebep oluyordu. Basamaklar daracık olduğundan mağaraya gelirken yürüdükleri gibi sarmaş dolaş değillerdi ve omega şimdiden onunla birbirlerine her fırsatta dolanmaya alışmıştı bile.

"Yavaş çık, senin kadar hızlı olamıyorum." diye sızlandı. İşin aslı Park Jimin yalnızca sızlanmak istemişti, bunun alfanın hızıyla falan alakası yoktu. Omeganın bu sızlanmaları alfayı usandırmıyor aksine onun bu nazlanmaları ile içinin sıcacık olduğunu hissediyordu. Kürkünün yumuşacık tüyleri arasından eline tutunan ele baktı ilkin, ardından eğilip dudaklarına götürdü omeganın beyaz elini. Her ne kadar avcunun içi sıcacık olsa da omeganın parmakları üşümüştü, nefesiyle ısıtmaya çalıştı.

Mağaranın girişine geldiklerinde yüksekte olmalarından mütevellit şiddeti artan rüzgar ikisinin de yüzlerini bıçak gibi kesiyor, saçlarını havalandırıp kamşı gibi yüzlerine indiriyordu. Jimin, alfanın elini bırakmadan adımlarına hız kazandırarak öne geçmiş, alfayı da peşinden sürüklemeye başlamıştı. Ayaklarının altındaki zemin kaygan olduğundan Yoongi adımlarına dikkat ediyor, Jimin düşecek gibi olursa onu yere kapaklanmadan yakalayabilmek için hazırda bekliyordu.

İçeride hararetle yanan bir olduğundan mağaraya girdiklerinde hem rüzgardan kurtulmuşlar hem de biraz sıcak havayla buluşmuşlardı. Jimin, beklemeden ahşap platforma doğru yürümüş, elini Yoongi'den çekmediğinden onu da peşinden sürüklemişti. "Botlarımızı burada çıkarabiliriz. İçerisi sıcak."

Jimin, ancak otururken Yoongi'nin ellerini bırakmış, oturmadan önce küçük elleriyle tahtaların üzerindeki tozları süpürmeye çalışmıştı. Kalçalarını üzerine bırakıp oturduğunda da Yoongi hemen önünde eğilip ondan önce bağcıklarını çözmeye koyulmuştu Jimin'in. Omega buna biraz şaşırmış olsa da içten içe Yoongi'nin onun için bir şeyler yapmasını beklediğin memnun da olmuştu. Bağcıklarını bile açacaksa alfa Jimin'le ilgilenmekten hiçbir zaman yorulmayacaktı ki Jimin'in de bir alfadan istediği en önemli iki şeyden biri bıkmadan usanmadan onunla ilgilenmesiydi. Koskoca Kulan'da - ve hatta iddialı konuşması gerekecekse Yeonhap'ta- Jimin kadar ilgiyi seven bir omega bulmak neredeyse imkansızdı. Bir diğer önem verdiği şey ise herkesin malumuydu ki bunda da tıpkı ilgi meselesinde olduğu gibi sonuna kadar haklıydı beyaz omega.

"Buraya her gün geliyor musun?" diye sordu alfa usulca, uzun bir ayağındaki bağcıkları çözmüş, diğerine geçmeden önce omeganın mavi gözlerine kısık gözlerini kaldırıp bakmıştı. Yol uzun ve kışları epey tehlikeli bir hal alıyordu anlaşılan, omeganın başına bir şey gelmesini istemezdi. Kendisi seve seve ona gelirken eşlik ederdi ama şimdilik boşta olması orada uzun süre kalacağı gerçeğini göz önünde bulundurduğunda kendisine mıntıka işlerinde yardımcı olabileceği bir şey bulmasını gerekiyordu ve bir görevi olduğunda her zaman müsait olamayabilirdi bunun için. Omeganın, hele de bu kadar güzel kokarken, bunca yolu tek başına gelip gitmesini istemezdi. Üstelik geldiği yerde bir mağaraydı ve kızgınlığındaki bir alfaya denk gelmesi durumunda beyaz omega oluşu bile onu koruyamayabilirdi.

"Hayır." diye yanıtladı onu omega, başını iki yana salladığından Yoongi'nin okşamak için sabırsızlandığı saçları savrulmuş, kokusu burnuna kadar taşınmıştı. Alfa, Jimin'in tepkisinden sonra üzerine eğildiği dizini değiştirip omeganın diğer ayakkabısının da bağcıklarını çözmüştü. "Genelde haftada bir geliyorum. Ne yazık ki bazen de daha fazla."

"Buraya gelmeyi sevmiyor gibi konuştun." Alfa, büyük avuçlarının arasına Jimin'in biraz ufak ayaklarını alıp üşüyüp üşümediklerini kontrol etti. Yün çorapları olmasına rağmen biraz üşümüş gibi geldiğinden bırakmadan önce biraz avuçlarının arasında tutmayı ihmal etmemişti.

"Biiliyorsun, Namjoon benim ağabeyim, hayatımın uzunca bir döneminde onunla yaşadım. Hatta Kim Reun'un aramızda pek yaş farkı olmamasına rağmen beni kayırıp yavrusuymuşum gibi davranması da bu yüzden." Alfanın avuçlarındaki ayaklarına dikmişti Park Jimin gözlerini, kalbi tekleyip ritmini bozduğundan soluklanma ihtiyacı duymuştu. Kurdu sakince köşesine çekilmiş, öylece alfayı izliyordu. Onun bile bu konuda diyecek pek bir şeyi kalmamıştı, çok memnundu halinden tıpkı omega gibi. "Bir gece uykuya dalmadan önce konuşmaya başlamışım. Çok da önemli bir şey değil, herkes uykusunda konuşabilir, ben de yorgundum yani. Ama onlara göre normal bir şey değilmiş görü almışım." Jimin, burada başını öne eğmiş, alfanın yüzüne bakmak istememişti, bu olaydan pek hoşlandığı söylenemezdi ama ona sağladığı ayrıcalıklar da yok değildi. Bu yüzden boyun eğiyordu ki zaten isyan edebileceği bir noktasını da henüz bulamamıştı açıkçası. "Bu yüzden o zamandan beri beni sürekli buraya yolluyorlar."

Alfa, Jimin'in iki ayağını da bir eliyle tuttuktan sonra uzanıp onun önüne düşen saçını geriye itti. Omeganın sesi bal gibiydi konuşurken, dudakları biraz büzüşmüş, içini sıcacık edivermişti. O anda elinden gelse omeganın dudaklarını kendi parmakları arasına alıp sıkardı ama bunun yerine ayaklarını serbest bırakıp bedenini onun yanı başına bırakmaktan yana kullanmıştı şansını. Omega da oturduğu yerde biraz daha kayıp onun dizine yaslamıştı dizini. "Ne söylemişsin peki?" dedi diziyle onunkini dürterken.

Jimin, boğazını temizleyerek sesini kalınlaştırmaya çalıştığından bir gülümsemedir gelip konmuştu alfanın dudaklarına. Bir elini gevşekçe Jimin'in arkasına koymuş, diğerini de omeganın dizinde dinlenmeye bırakmıştı. Kendi ayakkabılarını topuklarına basarak ayağından çıkarırken yüzünü korkutucu bir hal aldığını umduğu bir hale sokan Jimin'e dönmüştü tamamiyle. Omega, korkutucu olmaktan çok uzakta, yalnızca alfanın onu öpmek isteyen yanını kamçılayan bir ifadeye bürünebilmişti.

"Kızıl yağmurlar beyaz karları deldiğinde devran dönecek," diye mırıldandı omega. Göz bebeklerini alfanın gözlerinden kaçırıp çenesinin altında biten sarmaşığına götürmüş, çenesine çıkan o küçük yaprağımsı izin ucuna indirmişti. "Bozkurt avdan döndüğünde esaret son bulacak, dağdan inen hainler bir bir yok olacak."

Aslında Jimin gerçekten de düşündüğünün aksine bir görü ile Büyük Beyaz Kurt tarafından kutsanmış, yalnızca onun soyundan gelenlere bahşedilen bu yeti ile hayatı bir anda değişmişti. Üstelik görüsü bu kadar da değildi ama bu noktada daha fazla oyalanmak istememiş, görüsünün detaylarını kendisine saklamak istemişti ilk seferinden itibaren yaptığı gibi.

"Peki ne gördüğünü hatırlıyor musun?" diye sordu Alfa, eli Jimin'in dizinden usulca yukarıya çıkmış, omeganın kucağında duran üşümüş elini kendi avuçları arasına almıştı bu kez. Baş parmağı ile üstünü yavaş yavaş okşuyor, büzüşmeye meyilli dudaklarını öpmeden önce ona biraz zaman tanımaya karar vermişti. "Pek hatırlayamıyorum." diye mırıldandı Jimin, gözleri henüz alfaya dönmemişti.

Doğdukları andan beri onlara öğretilen efsaneye göre kara bir alfanın beyaz bir omegadan olan çocuğu dünyaya bozkurt olarak gelecekti. Yaratılışlarından beri süre gelen bu efsaneye artık kurtların ne kadar inandığından emin değildi Yoongi, ama hala daha her şenlikte, yapılacak her ayinden önce mutlaka anlatılır, bir gün kurtuluşa bu bozkurt sayesinde erecekleri düşünülürdü. Yoongi'ye kalırsa şimdiye kadar dünyaya gelmeyen bu kurt şimdiden sonra da dünyaya gelmeyecekti ve her ne kadar Betalarla aralarında ara sıra bazı sürtüşmeler yaşanıyor olsa da kendisini pek hapis kalmış gibi de hissetmiyordu.

Alfa, omeganın bir şeyi gizli tutmak istediğini gözlerini kaçırmasından anlayabiliyor, kokusunu alabiliyordu ama üzerinde durmak istemedi. Halihazırda beyaz olan teninin bir ton daha attığını fark etmişti, kokusunda korkunun tadını alabildiğinden onu korkutan şeyler olduğunu tahmin edebiliyor, bu yüzden de onu zorlamak istemiyordu.

"Çok mu korkmuştun." dedi alfa sıcacık bir sesle, arkasına yasladığı elini götürüp çenesine yerleştirmişti şefkate ihtiyacı var gibi görünen omeganının. Rol da yapıyor olabilirdi Jimin, emin olamazdı o anda Yoongi ama içinden onunla ilgilenmek, dudaklarında solan gülüşleri yeniden filizlendirmek istediğinden bunu göz ardı ediyordu.

Jimin, bu fırsatı alfaya sokulmak için değerlendirmişti. Çenesinin altında sonlanan ize burnunu sürterek omzuna yaslanmış, buram buram amber kokan sedir kokusunu ciğerlerine sindirene kadar içine çekmişti. Koku bezine biraz daha sürtünerek kaynağından aldığı kokunun iyice soluduğu havaya dağılmasını sağlamaya çalışıyordu. "Dedim ya, pek hatırlamıyorum. Zaten uyanmam da birkaç gün kadar zaman almış. Zaten fazla uyumaktan kötü hissediyordum anlayacağın." Cümlesinin sonlarına doğru yüzünü kaldırıp nihayet gözlerini alfanın kara gözlerine dikmiş, orada alev alev yanan ateşin yansımalarını izlemeye koyulmuştu.

Artık üşümüyordu ama titrediğini hissedebiliyordu omega, bunun onun ödünü koparan görüsünden konuşmalarıyla hiç alakası yoktu. Kurdu, alfanın kokusunu dolu dolu solumasından sebep yattığı köşesinden kalkmış, gerilerek kendisini Jimin'e hatırlatmıştı. Alfayı öpmek için elini onun avcundan kaldırarak oturduğu ahşap platformun üzerine yasladı. Yine de o ellerinden güç alarak yükseldiğinde alfa yüzüzü onun saçlarına götürerek öpücüğünden kaçmıştı, soracakları bitmemişti anlaşılan ya da sadece bir tesadüftü. Park Jimin'in tadını kaçıran türde bir tesadüf.

"İlk görünü ne zaman almıştın?" diye sormuştu usulca. Alfanın elleri cümlesinin hemen ardından Jimin'in alt dudağını yakalamış, onu nazikçe okşamaya başlamıştı. Saçlarına götürdüğü yüzünü kaldırıp yeniden göz göze bakmalarını sağlamıştı sonra, omeganın gözlerini izlemeyi çoktan sevmişti alfa, tıpkı kalın dudaklarını öpmeyi, onu süsleyen gülücükleri zihnine resmetmeyi sevdiği gibi.

"On altı yaşındaydım." Jimin, konuşurken dudaklarının alfanın parmaklarına çarpıp durmasını epey hoş bulmuştu. Omuzlarını silkip cümlesine devam etmeden önce minik bir öpücük bırakmayı ihmal etmemişti. "İlk kızgınlık dönemimin hemen sonrasıydı." Birkaç gün uyanmaması çok da anormal değildi öyleyse. Alfa, omegaların ilk kızgınlık dönemlerini alfalara göre daha ağır ve zorlayıcı geçirdiklerini biliyordu. Üstelik omegası o kadar narin görünüyordu ki onun bu dönemde nasıl da yıpranmış olabileceğini düşünmek bile istemiyordu. İşin aslı alfa, beyaz omeganın adının bir başka alfa ile aynı cümle içinde duymak bile istemiyordu ve bu sürpriz olmasa da düşündüğünden çok daha erken gelip aklına takılmıştı.

"Şimdi kaç yaşındasın Jimin-ah?" diye sordu alfa, yine sesi Jimin'in içini yakıp kavuracak, kalp atışlarını tekletecek kadar sıcaktı. Alfa ona her Jimin-ah dediğinde kalbi heyecanla çırpınmaya başlıyordu göğsünün içindeki kafeste, onun ambere sarınmış sedir kokusuna bulanan solukları ciğerlerine az geliyor, nefesi kesiliyordu. Ayak parmaklarını görmemesini umarak kıvırdı Jimin alfaya cevap vermeden önce, gözlerinin yüzünde geziniyor, ellerinin ayaklarını sarmak yerine şimdi yanağını ve elini okşuyor olmasına sığınıyordu. "Yirmi üç yaşındayım."

Alfanın ince uzun parmakları çenesinin altına indi Jimin'in, eğer engel olmamış olsaydı yeniden alfanın boynuna sokulurdu. Sarmaşık misali tenini süsleyen kara alfa izine burnunu sürter ve belki dudaklarıyla belki bir güzel okşardı. Ama alfa buna izin vermiyor, kendi baş parmağıyla Jimin'in dudaklarını okşadığı yetmez gibi hem sorularına devam ediyor hem de onu öpmüyordu. Hak vermeden de duramıyordu ona Jimin'in bir yanı, alfa onu öpse hemen kucağına tırmanırdı alfanın.

"Her seferinde böyle mi oluyor?" diye ilgiyle sordu alfa, bir yandan omegayı dokunuşlarıyla oyalarken bir yandan da onunla ilgili bilgi almaya çalışıyordu. Bunda ilgiliydi de alfa, bakışlarından belliydi, öylesine, omegayı etkilemek için sormuyordu. Onu merak ediyordu.

"Bilmem." Omuzlarını silkmişti omega, alfanın avcuna biraz daha yüzünü eğdikten sonra devam edecekti sözlerini. Ne de güzel kokuyordu ve ne de güzel okşuyordu alfası onu. O güzel parmakları keşke biraz daha hareketli olsaydı, o mavi damarlı elleri keşke yalnız yüzünde değil de her yerinde dolaşsaydı. Bu tahtanın üzerinde düzleşmeye başlayan kalçalarını sıkabilirdi mesela, sıkıp da kendine bastırabilirdi ve belki düğümüyle biraz Jimin'i memnun etmek isterdi. Yaralı, küçük bir kuş görmüş gibi bakıyordu alfa omegaya, belki onu böyle iyileştirirdi. "Sanmıyorum. Bir daha görü falan almadım. O zaman da, dediğim gibi, ilk kızgınlığımın ertesiydi. Bence bu yüzden uyanamamıştım."

"Yani bunun için endişelenmemize gerek yok mu?" diye sordu alfa, kaşları hafifçe alnında kalkmış, Jimin de sözlerinin etkisiyle kendi kaşlarını onunkilere eşlik ederken yakalamıştı. Alfası -evet bundan önce değildiyse bile Jimin'in alfasıydı artık, kimse buna engel olamazdı- daha aralarında hiçbir şey olmadan nasıl da sahiplenmişti Jimin'i öyle? Jimin de hiç bunalmamıştı bundan hem, alfanın dudaklarının arasından kaçan nefesin kendi dudaklarına bu kadar hızlı çarpması da onu şaşkına çevirmişti. Ne ara alfa ona bu kadar yaklaşmıştı? Kokusu ile beyni de bacakları gibi pelteye döndü diye miydi?

"Benim için endişeleniyor musun?" diye sordu, yüzündeki şaşkınlık hali birazcık bile değişmemişti. Alfa, eğer nihayet onu öpmeye hazırlanmıyor olsaydı avuçlarının arasına alıp bir güzel sıkardı yanaklarını omeganın. Sıkı sıkıya sarardı onu ve Park Jimin gibi bir omega bile sıkılabilirdi onun kollarında olmaktan, o kadar uzun süre tutardı onu göğsünde. Hayır, alfa henüz çok iyi tanıyamamıştı Park Jimin'i.

"Endişeleniyorum tabi." diye mırıldandı alfa, bal gibiydi yine ses tonu, Jimin dudaklarını tatsa o tat kendi ağzına da bulaşır mıydı? Bir kez daha hamle etmeye kalkı alfanın ağzına ama sözlerini duyduğunda dudakları dudaklarına belli belirsiz dokunurken beklemek zorunda kalmıştı. Alfa ona sürekli aklından çıkaramayacağı şeyler vermeye devam etmese olmaz mıydı? Biraz omeganın- ve çoktan onun kara kurduna meftun olan kurdunun- alfayı düşünmeyi bırakması gerekiyordu. "Jimin-ah yemeğini yedi mi?" Dudaklarını dudaklarından uzaklaştırıp çenesine ufacık bir öpücük bıraktı. Jimin neredeyse alfayı görememe pahasını gözlerini kapatacaktı mutluluktan. Daha mutlu olabilir miydi bir alfayla? Sanmıyordu o anda. "Jimin-ah uykusunu aldı mı?" O bal seçen dudaklar bu kez omeganın göz kapaklarını bulduğunda Jimin'in gözlerini kapatmaktan başka çaresi kalmamıştı. Eğer kapatmasaydı alfanın dudaklarının sıcaklığına kalmadan kendi gözlerindeki ateşle yanıp kül olacaktı."Jimin-ah üşüyor mu?" Son olarak soğuk rüzgar suratına vurdukça kıpkırmızı kesilen burnunun ucuna dokunmuştu dudaklar, Jimin de boğazından yükselen o kısık ama bir o kadar da şaşırtıcı inlemeyi zapt edememişti. Alfa, daha elini bile Jimin'e sürmeden ne hallere düşürüyordu öyle omegayı?

"Ben hep üşüyorum." diye fısıldadı Jimin, alfanın dudaklarının bir sonraki durağının dudakları olmasını umarak. "Alfam beni ısıtacak mı?"

Ve umduğu zafere nihayet ulaşmıştı Park Jimin. Alfanın dudakları bir anda onun dudaklarını kavrayıvermiş, Park Jimin daha ne olduğunu anlayamadan da kendini alfanın kucağında buluvermişti. Alfa o gün onu şaşırtıyordu, Jimin'i yalvartmıyor, ondan daha açık açık söylemesini istemeden omeganın istediği her şeyi yapıveriyordu. Belki de omega kendisini o kadar açık ediyordu ki bir kitabı okumaktan farksız oluyordu okunmak.

Alfanın saçlarının arasına parmakları dolandığında Park Jimin henüz sıcak mağaraya girmemelerine rağmen ter içinde kalmıştı bile, belki alfa üzerindeki kürkü çıkarsa, uzun kürkün üzerinden yaslamak yerine güzelim ellerini bizatihi Jimin'in çıplak sırtında, çıplak kalçalarında gezdirse olmaz mıydı? Dudakları usul usul ve tüm tadını çıkarak öpmek yerine biraz daha hoyrat olsa, Park Jimin'i bir an önce soyup altına alsa olmaz mıydı? Eğer isterse Jimin onun kucağında da oturabilirdi.

Jimin'in bir kez daha inlemesi alfanın onu tutan ellerinin sıkılaşmasına, öpüşünün hararetini artırmasına sebep olmuştu. Üstelik alfanın öpüşü ne kadar ağırlaşırsa Jimin de alfanın saçlarını o kadar çok çekip kendine yaslamaya başlamış, alfa ne kadar çok onu sıkarsa, Yoongi'nin kasıklarının üzerinde kaçlarını o kadar hızlı ve bastırarak çevirmeye başlamıştı ki biraz sonra başına geleceklerden haberi yok gibiydi. Alfanın sertliği nasıl pantolonunun altından olabildiğince omeganın kalçalarını zorlamaya başlamışsa omega da kendi sertliği alfanın karnına çarptığında o kadar inlemeye başlamıştı. Bu da bir kısır döngü doğurmaya başlamıştı ki alfa Jimin'in üzerinden nihayet kara kürkünü çıkarmaya karar vermişti. Kürkün yakasından kalayıp bir hışımla omzundan kaydırırken kazağının kolunu da istemeden -ya da isteyerek de olabilirdi- çekiştirmiş, boynunu alabildiğine açığa çıkarmıştı.

Hızla omeganın dudaklarından ayrılıp boynunda ilerleyen dudakları koku bezini bulup emmeye başladığında ufak bir çığlık koyu vermişti omega, Yoongi'den ise hırıltıya benzer duyulması güç bir ses çıkmıştı. Güzel, mavi damarlı elleri Jimin'in ince beline gittiğinde kendini geriye atma, alfaya daha çok dokunacak yer sunma isteğini bastıramamıştı. Yine de alfa onu bedeni geriye eğilmişken yakalamıştı. Jimin'in göz kapakları sanki alfanın ona yaptığı her şeyi daha çok hissetmesini sağlayacakmış gibi mavi gözlerinin üzerine örtülmüştü, alfanın bayık fakat tutkuyla parlayan gözlerini görmesine engel olmuştu böylece de. Dudaklarını ufacık bir an için omeganın boynundan ayırıp gözlerini bedeninde gezdirmiş, belini geriye, alfanın dizlerine doğru kıvırdığından omeganın hafifçe açığa çıkan süt beyazı pürüzsüz karnına temas edince kazağı paramparça etmek ve ona doyasıya bakmakla üzerinde bırakıp ona hemen orada sahip olmak arasında küçük bir karamsarlığa düşmüştü. Üstelik artık sabrının sonuna gelmişti ve kırık kaburgaları - hele de o anda tamamen iyileştiğini düşünüyordu alfa- ciğerlerini parçalasa da umurunda değildi.

Tam da o anda, omega onun o ufacık duraklamasına dayanamayarak kalçalarını inleyerek daha çok alfaya bastırmış, hissetiği sertlikle de bir kez daha inlemişti. Yere basan yün çoraplı ayaklarından güç alarak ve biraz da esnek vücuduna ve dengesine güvenerek kalçalarını havaya kaldırarak bir kez daha alfanın kucağına oturmasından hemen sonra gözlerini aralayıp alfaya baktığında burun deliklerinin genişlediğini görmüş, gözlerinin ise tamamen kapandığını fark etmişti. Jimin'in kokusunu almıştı.

"Park Jimin," demişti alfa, biraz zorlanıyor görünüyordu. İçindeki merhametli, omeganı her isteğini yerine getirmeye, onunla doyasıya ilgilenmeye meyilli taraftan hiç iz olmadığından mağaranın açık ağzından içeriye giren soğuk havayla omeganın üşümesinden değil birilerinin gelip de onları durdurmasından endişe ettiğinden kendini tutmaya çalışıyordu. Alfa sıkıntıdaydı. Eğer ki Jimin'in bunaklar dediği yaşlılardan birinin gelip de onları orada öyle yakalamayacağından emin olsaydı çoktan omegayı yatırıp bacaklarını aralamış olurdu, ama emin değildi ve işinin yarıda kesilmesinden hiç hoşlanmadığından kendinde omegayı biraz daha içeriye götürebileceği gücü bulmaya çalışıyordu. Üstelik burnuna çalınan kokuya bakılacak olursa omeganın o anda bundan başka bir isteği yoktu. "kokunu alıyorum."

Omeganın cevabı ise oldukça basitti ve alfanın neredeyse yüksek sesle hırlamasına sebep olacaktı. "N'olmuş?"

"Omega!" diye uyarırcasına tıslamıştı dişlerinin arasından alfa. Omega ise alfanın derdini anlamış gibi alfanın sabrını tüketecek bir sesle yanıtlamıştı onu.

"Sana inimi göstereceğim."

-----

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.